MHP’de etkin görevlerde bulunmuş yedi kişi ihraç edildi – Atila Kaya: ”MHP’den ihraç edilen, millet egemenliğini tek adam sultasına dönüştürmek isteyenlere direnme azmidir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ankara siyaseti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışına bir hafta kala Milliyetçi Hareket Partisi’nden (MHP) ihraçlarla bir anda hareketlendi. MHP’de etkin görevlerde bulunmuş yedi partili, Merkez Disiplin Kurulu Kararı (MDK) ile ihraç edildi. İhraçların altında MHP içinde bir süredir yaşanan başkanlık sistemi-parlamenter sistem tartışması yatıyor. İhraç edilenler MHP’nin Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP)verdiği destekten şikayetçi ve başkanlık sisteminin Türkiye’yi “tek adam diktatörlüğüne” götürdüğünü savunuyor. 

MHP’de etkin görevlerde bulunan, genel başkan yardımcılığı, ülkü ocakları başkanlığı, milletvekilliği yapmış olan Nazif Okumuş, Ahmet Malkan, Ali Şanalmış, Ali Baykan, Atila Kaya, Suat Başaran ve Tahsin Eren’in partiden ihraç edildikleri açıklandı. İhraç kararını açıklayan MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, “Döneklik, vefasızlık, disiplinsizlik, ahlaksızlık, aylaklık, fitne ve tefrikaya meyyal olmak gibi kötü huylara malik kişiler; partimizde ve teşkilatlarımızda asla barınamamışlardır” dedi.

MHP’den ihraç edilenler arasında yer alan eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı ve eski milletvekili Atila Kaya, manifesto niteliğindeki uzun açıklamasında “MHP’den ihraç edilenin sadece ben olduğumu düşünen hata eder. MHP’den ihraç edilen; Türk milliyetçiliğinin, milliyetçiliği rabiacılığa ve millet egemenliğini tek adam sultasına dönüştürmek isteyenlere direnme azmidir” görüşünü dile getirdi. 

Ayrılığın temelinde ne yatıyor?

MHP ve Ülkücü camiayı çok iyi bilen ve aynı ekolden gelen bir kişi, MHP’de ihraçlarla yaşanan ayrışmanın nedenlerini Medyascope’a şöyle anlattı:

“Hikaye oldukça eskiye dayanıyor. İhraç edilenler 1997’de Alpaslan Türkeş’in ölümünün ardından yapılan kongrede Tuğrul Türkeş’e karşı Devlet Bahçeli’yi desteklemişlerdi. İlk kırılma Bahçeli’nin 2001’de erken seçime giden yolu açan açıklaması olmuştur ama destekleri devam etmiştir. 15 Temmuz’dan sonra başkanlık sistemini getiren anayasa değişikliği sürecinde bu ekip ayrı bir platform kurmuş ve değişikliğe ‘hayır’ demişler ve muhaliflikleri tescillenmiştir. Bu süreçte ‘Başkanlık sistemi Türkiye’ye uygun değildir, diktatörlüğe gider’ demişlerdir. 

Partide şu anda üç farklı klik var ama seçmen ve delege tabanında hiçbirinin gücü yok. İhraçların arkasında genel başkan yardımcıları Semih Yalçın ve onunla hareket eden İzzet Ulvi Yönter var. Partide ayrıca genel sekreter ve genel muhasip çevresinde de bir yapılanma var. Bunlar Bahçeli’ye sadakat dışında birbiri ile anlaşamaz.

Bu ihraçları Bahçeli sonrasına bir hazırlık olarak nitelemek de çok doğru değil. Bir genel başkan arayışına girildiğinde kurulacak masada yer almak istedikleri için bunlar yapılıyor. Ama böyle bir durum ortaya çıktığında ihraç edilenlerin masaya dahil olmayacağını sanmak doğru değildir. Partiden atılmakla hukuki olarak önleri kesilmek istenmiş olabilir ama siyasi olarak bu mümkün değildir.”

“Kafkaesk ihraç saçmalığı”

Atila Kaya ihraç sonrasında yaptığı yaptığı yazılı açıklamada “Ben ülkümü asla yitirmedim; onu sarayda arayanlar, yitirdiklerinin hal beyanında olanlardır” görüşünü dile getirdi. Kaya’nın açıklamalarında ana başlıklar şöyle:

“Bu Kafkaesk ihraç saçmalığı karşısında elbette savunma yapmayacağım; eylemlerini ülkücü akıl ve vicdan karşısında savunması gerekenler bu ipotekli iradenin sahibi ve onun emirber neferleridir; siyasi ümmetçiliğe karşı Türk milliyetçiliğinin doğal reflekslerini sergileyen birini, milliyetçilik temeli üzerine kurulmuş bir partiden atmak isteyenlerdir.”

“MHP’yi AKP’ye muhtaç hale getirenler de, bu desteğin bedelini ülkücülüğe en uzak ve onur kırıcı şekilde ödeyenler de beni ihraç edenlerdir.”

“MHP yönetimiyle, onların koşulsuz AKP destekçileri ile başlayıp benim partiden ihracımla sonuçlanan süreçteki ayrılığımız ideolojiktir.”

“Robert Michels’in ‘Oligarşinin Tunç Yasası’nı (*) kavramlaştırmasının üzerinden bir asırdan uzun süre geçmesine rağmen hâlâ Türkiye’nin en acil sorunu (diğer sorunlarında çözümünü engellediğinden) başta siyasi partiler olmak üzere, her tür örgütteki oligarşik yapılanmadır.MHP’deki oligarşik yapı devleti temsil makamlarını devlete meydan okuma mevzileri olarak gören ve cumhuriyet düşmanlığını dışa vurmakta beis görmeyen İhvancı bir iktidarı destekler hale getirmiştir.” 

“AKP geçmişteki bütün kusurları FETÖ’ye yıkıp kurtulma peşinde. Ülkücülerin de buna inanmasını istiyor.”  

“Bir de Erdoğan’ın ülkücülerin bulunduğu çizgiye geldiğini savunanlar var; neymiş o çizgi? Milli davanın Doğu Türkistan yerine Kudüs olması mı? İslamcıların bile gündemine Hamas’tan sonra giren Filistin hangi ara Türk illerinin yerine ikame edilir oldu?” 

“AKP’nin referansları, yapılanması ve icraatları Türklüğün bekasını korumak misyonuna sahip olduklarına dair göstergeler içermemektedir.” 

“MHPnin “beka uğruna” desteklediği AKP, başta “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olmak üzere, politikalarını hayata geçirebilmek için toplumu iki kampa ayırmakta beis görmemiş, bunun için elinden geleni yapmıştır. Bir milleti, yarısını ‘hain, terörist’ diye yaftalayarak, düşman kamplara ayırmak mıdır onun bekasına hizmet etmenin yolu?”

“İnsanların bir kısmı “Allah, din, iman” diyerek zenginleşiyorken, bir kısmı fakirleşiyorsa; bekaya yönelik en büyük tehdit, insanların bir kısmının din, siyaset ve hukuku araçlaştırarak diğer insanları sömürmesidir.”

“Ne var ki, insanların açlığı, yoksulluğu, işsizliği, hak ve özgürlüklerinin gasp edilmesi, eğitimin dinileştirilmesi ve niteliksizleştirilmesi, liyakat esasına göre yapılandırılması gereken devlet kurumlarının üçer beşer maaş alan yandaşlarla doldurulması, yöneticilerin ahlaki zaaflarının milli güvenlik sorununa dönüşmesi, hukukun siyasetin emrine verilmesi, AKP müteahhitlerinin sadece halkı değil doğayı da sömürmesi, sanatın, felsefenin, bilimin boğulmak istenmesi-belli ki- Cumhur İttifakı için ülkenin bekası ile ilgili değildir.”

Oligarşinin Tunç Yasası nedir?

Alman sosyolog Robert Michels tarafından ortaya atıan Oligarşinin Tunç Yasası’na göre karar vericiler, doğrulanmak ihtiyacı içinde olduklarından dolayı, destek elde etmek için bilgiyi manipüle etmektedir. Liderin etrafındaki insanlar doğru bilgiyi (nüfus sayımları, propaganda gibi) engellemektedir. İktidar gücü gerçekleri görmeyi engel olmaktadır. Mesela, bir kişi sadece halihazırda iktidarda olması sebebiyle seçilebilmektedir. Başarısızlığına rağmen sırf kendi temsilcileri olduğu için, kendi seçim bölgesinde takdir edilmektedir. Gerçek halkın gerçek ihtiyaçları rol oynamamaktadır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus