Erdoğan için tek çıkış: Parlamenter sistem

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Erdoğan’ın, yapılacak ilk seçimden yeniden cumhurbaşkanı (başkan) olarak çıkma ihtimali her geçen gün azalıyor. Dolayısıyla her şeyi birden kaybedeceği başkanlık sisteminde ısrar yerine, iktidarı başkalarıyla paylaşma ihtimali olan parlamenter sistem daha çok işine yarayacaktır. Peki bu geri dönüşü yapabilir mi?

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler. Fatih Altaylı salı günü Habertürk internet sitesinde –artık gazete yok biliyorsunuz– bir yazı kaleme aldı ve bir senaryodan bahsetti: Parlamenter sisteme geçiş senaryosu. Diyor ki: “Bu Ankara’da iş çevrelerinde de çok konuşuluyor. Anayasa Mahkemesi’ne muhalefetin başkanlık sistemiyle ilgili yaptığı itirazlar var, ama mahkeme bu itirazları bugüne kadar görüşmedi. Birdenbire görüşecek ve başkanlık sisteminin Anayasa’ya aykırı olduğunu ilan edecek ve bu değişikliği iptal edecek. Hal böyle olunca, başkanlık sisteminden vazgeçmeyeceğini defalarca ilan etmiş olan iktidar partisi, “Hay Allah! Bak şu olana, tam biz Türkiye’nin önünü açacaktık; ama Anayasa Mahkemesi engelledi. Ne yapalım? Hukuk karşısında boynumuz kıldan ince” diyerek yeniden parlamenter sisteme dönecek. Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak kalacak ve hemen seçime gidilecek. AK Parti tek başına iktidar olmaya yetmeyen bir oranla bile olsa birinci parti çıkacak, sistem parlamenter olacağı için de İYİ Parti’nin de olabileceği bir koalisyon ihtimaliyle AK Parti iktidarın parçası olacak” diye devam ediyor. En sonunda da diyor ki: “Bu senaryodan bir film çıkar mı, izleyici toplar mı bilmem, ama yazanlar var.” 

Şimdi, bu senaryonun gerçek olamayacağı sonradan hızlı bir şekilde anlaşıldı; zira Anayasa Mahkemesi’ne muhalefetin hiç böyle bir başvurusu yok; hatta iktidar başvurmasını bekleyip muhalefetle dalga geçmiş ve Kılıçdaroğlu da “Boşuna dalga geçiyorsunuz, başvurmayacağız” diye açıklama yapmış. Fatih Altaylı bir gün sonra yazdığı yazıda zaten bunların palavra olduğunu, palavraları deşifre etmek için bu yazıyı kaleme aldığını söyledi; dalga geçmek için yazdığını söyledi, birtakım gazetecimsi grubun kaynaksız, asılsız dedikodularına, spekülasyonlarına cevap vermek için yazdığını söyledi. Neyse, bu işin başka bir kısmı; ama ben okuduğumda, ilk okuduğumda, önüme çıktı sosyal medyada, aklıma gelmedi, tabii ki “Anayasa Mahkemesi’ne CHP başvurmuştu herhalde” diye düşündüm ve gerçek olacak gibi değil ama böyle bir senaryo olabilir diye düşündüm; ama başvuru olmayınca bu açığa düştü. Fakat şunu özellikle söylemek istiyorum, zaten bu yayını yapma amacım da bu, başlığı da bu şekilde koydum: “Keşke böyle bir şey olsa” diyordur Erdoğan bence. Yani keşke birisi, kendisi değil ama birisi, Türkiye’yi başkanlık sisteminden geri döndürse ve AK Parti tekrar bir şekilde iktidarın parçası olabilse ya da muhalefette olsa bile –ki muhalefete düşerse herhalde ana muhalefet partisi olur–, muhalefet yapmanın imkânları olabilse…

Mâlûm, başkanlık sisteminde şu an Meclis’in hemen hemen hiçbir etkisi olmadığı için, muhalefetin yaptığı itirazların, şunun bunun pek bir anlamı olmuyor; her şey Başkan ve etrafındakiler tarafından kotarılıyor. Erdoğan yarın seçimi kaybettiği takdirde –ki şu haliyle bakıldığı zaman kamuoyu araştırmalarında Erdoğan’ın kaybetme ihtimali çok yüksek olarak gözüküyor, Erdoğan ya da iktidar partilerinin yani iktidar koalisyonunun ortak adayı kim olursa olsun kazanma şansı pek yok gibi gözüküyor–, böyle bir durumda ne oluyorlar? Tamamen sistem dışına atılmış oluyorlar; şu anda muhalefetin olduğu gibi hiçbir etkileri olmuyor. Meclis’teki sayıları zaten çok fazla değil; ama çok fazla olsa da Cumhurbaşkanı, kararnamelerle Meclis’in çıkarttığı yasalardan daha etkili olabiliyor. Cumhurbaşkanı dediğime bakmayın, aslında bu bir başkanlık, Başkan söz konusu. Dolayısıyla Erdoğan aslında kendi bindiği dalı kesti; çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi, en son örneğini 2015 Haziran seçimlerinde gördüğümüz gibi, tek başına iktidara gelemese bile normal şartlarda birinci parti olabiliyordu. Bundan sonra olabilecek mi? Açıkçası çok emin değilim; ama olabiliyordu ve bugün bir seçim olacak olsa yine AKP’nin birinci parti çıkma ihtimali hayli yüksek, ama tek başına hükümet kurma ihtimali yok. Dolayısıyla böyle bir durumda, Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini, nasıl Erdoğan zamanında cumhurbaşkanı olarak Ahmet Davutoğlu’na verdiyse, bugün de Cumhurbaşkanı her kimse –diyelim ki Erdoğan– AKP’nin Genel Başkanı her kimse –diyelim ki Numan Kurtulmuş–, onu görevlendirecek, o da bir koalisyon kurmaya çalışacak ve dolayısıyla en azından bu bir tür geçiş dönemi olabilecek, ya da muhalefete geçecek. Diyelim ki AKP birinci parti çıkıyor, ama diğerleri onunla koalisyon yapmıyor; bunun üzerine Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener ve diğerleri –her kimse onlar–, birlikte hükümet kuruyorlar, ama burada AKP bir koalisyon karşısında ana muhalefet partisi olarak ve yanına MHP’yi de alarak belki iktidarı bayağı zayıflatabilir; bir de bu iktidarın cumhurbaşkanlığı ayağında da Erdoğan olduğu düşünülürse. Yani, Fatih Altaylı’nın ilk kurduğu andan itibaren yanlış olan senaryosu keşke doğru olsaydı diyecektir Erdoğan. Bu saatten sonra bu olabilir mi? Bence hâlâ böyle bir ihtimal var; ama her geçen gün bu ihtimal hızlı bir şekilde azalıyor. Bir kere buna, Erdoğan’ın şu andaki ortakları çok fazla izin vermiyorlar, yanaşmıyorlar; çünkü örneğin MHP, artık parlamenter sisteme dönülmesi durumunda çok çok daha etkisiz bir parti olacak. Yani şu haliyle baktığımız zaman, oylarının düştüğü gözüküyor; oyları çok düşmese bile onun önümüzdeki dönemde iktidar koalisyonunda yer alma durumu çok zayıf olacak ve tabanını ve kadrolarını tutmakta çok ciddi bir şekilde zorlanacağını düşünüyorum. Bu, tabii ki esas olarak İYİ Parti’nin lehine olacak; yani MHP’den İYİ Parti’ye çok ciddi kayışlar olabilir. 

Şu hâliyle MHP, hiçbir şey üretmeden, hiçbir şey söylemeden hâlâ belli bir gücü muhafaza ediyorsa, onu da iktidarın bir parçası olması sayesinde ediyor. Artık MHP, muhalefette varlığını sürdürme şansını en azından bir süreliğine iptal etmiş durumda. Dolayısıyla başkanlık sistemi, şu sistem, Başkan’ın yani Erdoğan’ın MHP’ye mecbur olduğu bu sistem Bahçeli’nin arayıp da bulamayacağı bir sistem. Dolayısıyla bunu korumak istiyor. Bunun dışında da iktidara bir şekilde destek verenlerin tercihlerinin şu haliyle başkanlık sistemi olduğunu kabul etmek lâzım; çünkü açık söylemek gerekirse Erdoğan eski gücünde değil, Erdoğan eskisi kadar etkili değil. Her yere hâkim bir Erdoğan yok ve anlaşıldığı kadarıyla, son günlerdeki görüntüler de bunun işaretlerini veriyor, anlaşıldığı kadarıyla artık onun denetimi dışında devletin birçok alanı var ve bu alanlarda birçok kişi rahatlıkla at koşturuyor olabilirler, koşturuyorlardır. Şu hâliyle, on yıl önceki Erdoğan olsaydı bile, aslında Türkiye gibi büyük bir ülkenin her şeyini, neredeyse bütün bürokratlarını, her bir şeye kararnamelerle karar veren bir Cumhurbaşkanı var; ama şu hâliyle bakıldığı zaman, burada çok ciddi kaçakların olduğunu ve bu kaçakları gerçekleştirenlerin hâlinden çok memnun olduklarını düşünüyorum. Bu sistemden çıkılması durumunda, Parlamento’nun etkili olması durumunda, bakanların hepsi olmasa bile, büyük çoğunlukla doğrudan milletvekilleri içerisinden çıkması durumunda, olaylar çok daha farklı bir şekilde denetime tâbi olacak. En azından iktidar partilerinin yöneticileri ve yerel yöneticilerin denetimine tâbi olacak. 

 Şu hâliyle bakıldığı zaman aslında, biz çok otoriter, çok güçlü, her şeye hâkim bir Erdoğan görüyoruz; ama her şeye hâkim olamadığı ayan beyan ortada ve onun bu hâlinden memnun olan, birbirinden farklı, belki birbirine zıt, birbirine düşman çok yapı var ve onlar bu sistemin sürmesini istiyorlar; ama Erdoğan eğer siyasette, partisinin ve kendisinin ömrünü uzatmak istiyorsa, bu başkanlık sisteminden bir an önce kurtulması lâzım. Başkanlık sisteminden Erdoğan’ın kurtulması lâzım ama, tabii ki öncelikle de Türkiye’nin kurtulması lâzım; çünkü başkanlık sistemi, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyet’le beraber bu ülkede inşa edilen ne kadar kurum varsa, başta Parlamento olmak üzere her şeyin içini boşalttı, işlevsizleştirdi. Özellikle son dönemde Avrupa Birliği sürecinde Avrupa’ya uyum bağlamında hayata geçirilen özerk, bağımsız kurumların da hepsi bir anlamda etkisizleştirildi, iğdiş edildi. Merkez Bankası bunun çok çarpıcı bir örneği; ama en önemli olaylardan birisi de tabii ki yargının tamamen siyasetin denetimine, kontrolüne girmiş olması. Başkanlık sistemi Türkiye’ye çok büyük bir kötülük yapıyor, kötülük yapmaya devam ediyor; ama ilginç tarafı, bu sistemi hayata geçiren kişinin de onun en yakın destekçilerinin de iktidardaki ömürlerini acayip bir şekilde kısaltıyor. 

   Düşünsenize; Erdoğan 2002 sonunda iktidara geldi, bütün o kritik dönemlerde iktidarda kalmayı bir şekilde becerdi — ta ki 2015’e kadar. Ne zaman ki sonra başkanlık sistemine geçildi, 2015 Haziran’ı aslında yolun sonunun geldiğini gösteriyordu; ama Erdoğan bir manevrayla bunu erteledi ve başkanlık sistemini kendisi için bir çıkış olarak gördü, ama bunun bir çıkmaz sokak olduğu çok kısa bir süre içerisinde, kendisi için de bir çıkmaz sokak olduğu anlaşıldı. Şu hâliyle bakıldığı zaman %50 + 1 oyu alan her şeyi alıyor, onun dışında kalanlar hiçbir şeyi elde edemiyor ve yirmi yıl boyunca ülkeyi yönetmiş, her şeyi kontrol etmiş, her şeye hâkim olmuş bir yapının, bir kişinin birdenbire bütün bunlardan yoksun olduğu bir döneme geçilecek. Artık kaçınılmaz olarak buraya gidiyor Türkiye. Dolayısıyla burada oyunun bozulması lâzım; ama Fatih Altaylı’nın yazdığı gibi oyunu bozmasına yardımcı olabilecek, muhalefetin Anayasa Mahkemesi’ne itirazı gibi şeyler de yok. Dolayısıyla Erdoğan’ın yapabileceği tek şey, bir şekilde muhalefetle o güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda anlaşmak, onlarla mutabık kalmak ve bir şekilde bununla kendisinin siyasetteki ömrünü ve partisinin siyasetteki ömrünü uzatmak, uzatmaya çalışmak; fakat şunu da özellikle vurgulamak lâzım: Bu çıkış geçici bir süre için, belki çok az bir süre Erdoğan’ın iktidarda kalmasını uzatır; ancak bu aşamadan sonra başkanlık sisteminden dönmüş bir Erdoğan, dönmek zorunda kalmış bir Erdoğan’ın zaten halk desteği her geçen gün azalıyor, Erdoğan’ın ve onun partisinin siyasî ömrünün çok uzun olmayacağını kestirmek çok kolay. 

    Ne olacak? Başkanlık sistemi sürerse, ilk seçimde ister Erdoğan olsun ister başka birisi olsun, Cumhur İttifakı’nın adayı büyük bir ihtimalle büyük bir hezimet yaşayacak ve bu hezimetin sonucunda Türkiye zorlu bir restorasyona girecek ve bu zorlu restorasyon sürecinde, bu geçiş sürecinde iktidar ve onun ortakları, yandaşları, hepsi çok büyük bir panik içerisinde ellerindeki her şeyi kaybettiklerini, adım adım kaybettiklerini görecekler ve sonrasında vaat edildiği gibi bir güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönülecek olursa, o sistemde Adalet ve Kalkınma Partisi’ne çok fazla bir yer kalmayacak ve büyük bir ihtimalle, bana göre İYİ Parti Türkiye’de pekâlâ –bu gidişle tabii ki, şu hâliyle bugünden bakıldığında– Türkiye’nin yeni birinci partisi olmaya aday ve onun güçlendiği oranda AKP’nin ve hatta MHP’nin zayıflayacağına tanık olacağız. Şimdi, “Amma uçuyor!” diyebilirsiniz, ama tamamen düşündüklerimi söylüyorum. Eğer Erdoğan kendi rızasıyla parlamenter sisteme geçişe yanaşırsa, bütün bu süreçleri biraz geciktirebilir, fakat bunun sonunda da orta vadede AKP’nin siyasî geleceğinin kalacağını sanmıyorum ve AKP’nin de bir zamanların Doğru Yol ve Anavatan Partisi gibi yavaş yavaş eriyeceğini ve etkisini kaybedeceğini düşünüyorum; ama şu hâliyle bakıldığı zaman Erdoğan için en az zararı veren –artık kaybetmesi bence mukadder–, en az kayıpla atlatabileceği, belli ölçülerde kazanımlarını koruyabileceği, zamana yayabileceği sistem parlamenter sistem, ama kendisinin razı olduğu bir parlamenter sistem. Kendisine rağmen Türkiye’nin parlamenter sisteme geçmesi durumunda çok fazla şansı olacağı kanısında değilim. Bunu yapar mı? Bir ara çok konuşuluyordu; hatta ben bazı yayınlarda bunları söyledim, söylemeye çalıştım, kulis bilgisi olarak söylemeye çalıştım. Aslında yerel seçimlerin ardından Erdoğan böyle bir noktaya gelmek üzereydi bence; ama Bahçeli ondan önce davranıp Cumhur İttifakı’nı, onun telaffuz ettiği Millet İttifakı yerine Cumhur İttifakı’nı öne çıkararak Erdoğan’ın o çıkışının önünü kesmişti. Erdoğan’ın hâlâ bir gücü varsa bunu yine deneyecektir, ama son günlerde tanık olduğumuz görüntüler Erdoğan’ın artık bu gücü, bu çok önemli değişiklikleri bizzat, her türlü riski göze alarak, gerektiğinde birileriyle mücadele ederek, kıran kırana mücadele ederek büyük değişiklikler yapabilecek bir siyasetçi görüntüsü çizmiyor Erdoğan. Dolayısıyla artık olayı bir şekilde oluruna bırakmış gibi bir hâli var. Bir de şöyle bir soru var, bitirmeden önce şunu söyleyeyim: “Erdoğan’ın siyasette iyice etkisinin azaldığı bir dönemde güç kazanan yapılar, özellikle de İYİ Parti, güçlendirilmiş parlamenter sistem yerine var olan başkanlık sisteminin bir süre daha güçlü bir şekilde sürmesini tercih edebilir mi?” diye ortaya provokatif bir soru atayım ve burada noktayı koyayım. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus