İBB Kadın Dayanışma Evi’nde kalan kadınlar anlatıyor: “Bu benim için özgürlüğümü ele almak gibi”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İstanbul’da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na ve yerel yönetimlere bağlı 19 kadın sığınma evi bulunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kadın Dayanışma Evi de bunlardan biri.

Erkek şiddetinden kurtulup başvurdukları bu sığınma evlerinde kadınlar sosyal, psikolojik ve hukuki destek alıyor, yeni bir hayata hazırlanıyor. Kadınların beraberindeki çocuklarına bakım ve eğitim desteği de sağlayan merkezin önceliği, istihdama yönlendirmek ve meslek kazandırmak.

Kadınların sığınma evlerine başvurmak için arayabileceği numara ise 444 80 86. İBB Kadın Destek Hattı, 7 gün/24 saat açık ve Kürtçe, Türkçe, Arapça, İngilizce olmak üzere dört dilde hizmet veriyor.

İBB Kadın Dayanışma Evi’nin temel ilkesi gizlilik. Bu nedenle buradaki kadınların da yetkililerin de adı gizli tutuluyor. 40 oda kapasiteli sığınma evlerinde kalabilmek için güncel bir şiddet öyküsü aranıyor. Ancak darp raporu koşulu yok, kadının beyanı esas alınıyor ve öyküsüne göre bir çözüm planı belirleniyor.  

“Burada hiyerarşik ilişki yok”

Kadın Dayanışma Evi’nde konuştuğumuz İBB Kadın Daire Hizmetleri Müdürü Şenay Gül, “kadınların burayı kendi evleri gibi benimsemelerini istediklerini” söyledi ve “Burada kadınlarla hiyerarşik bir ilişki kurmuyoruz. Feminist bir bakışla bir ilişkilenme gerçekleştiriyoruz. Yapmaya çalıştığımız şey, psikolojik sağaltımı sağlayabilmek” dedi.

Koronavirüs salgınıyla birlikte şiddet vakalarının arttığını ve birçok kadının psikolojik şiddet gördüğünün farkında olmadığını söyleyen Gül, şöyle devam etti: “Bizim arzumuz kadınların şiddet görmemesi ve çok fazla sığınak açılmaması. Fakat bu da bir gerçek! Kadınların, şiddet sarmalına dönmemesi için bu gibi destekleyici merkezlere çok fazla ihtiyaç var. Mevcuttaki sığınma evlerinde güçlendirici çalışmalar yapılamıyor çünkü çok kalabalıklar.”

Nasıl bir yer?

Peki, sığınma evleri nasıl bir yer? Bir yetkili, bu sorumuzu “Burada meslek edindirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz. Çocuklar okula gidiyor. 12 yaş üstü erkek çocukları da anneleriyle kalabiliyor. Kreş var, kadınlar iş bulduklarında çocuklarını buraya bırakabiliyor. Hukuksal süreçler hızlı ve katılımcı bir şekilde ilerletiliyor. Aslında kadın sığınağını şöyle düşünebiliriz: ‘Kadın eşine de dönse, kök ailesine de dönse burası kadının hayatını gözden geçirebileceği bir yer.’ Biz bu gözden geçirme için aslında bir kapı açıyoruz, hak savunuculuğu yapıyoruz. Onlara alternatifler sunup somut çözümler geliştiriyoruz” diye yanıtladı.

“Bizim 6284’ümüz var”

Bir diğer sorumuz da “Türkiye’nin, cumhurbaşkanı kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği 20 Mart’tan bu yana şiddet vakalarında artış gözlendi mi? Kadınlar kendilerini güvende hissediyor mu?” oldu.

Yetkili, buna “Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini kabul etmiyoruz, bizim 6284’ümüz var, biz buna sarılıyoruz. Hak savunuculuğunu kadın örgütleriyle, baroların ve kadınların desteğiyle sürdürüyoruz” yanıtını verdi.

Kadın Dayanışma Evi’ndeki kadınların öyküleri

Sığınma evinde kalan altı kadınla konuştuk. Hepsi fiziksel ya da psikolojik şiddete sistematik olarak maruz bırakıldıklarını anlattı. Tamamı kaldıkları evlerden parasız, aniden ve kaçarak ayrıldıklarını söyledi. Yıllarca şiddete uğradıkları o evlerde kalmalarının nedenleri ise aynıydı: “Çocuklarımı almadan gidemem.”

“Türkiye’de böyle çok kadın var”

Yaşadığı köyde hayvancılık yapıyordu. İki çocuğu var. Çalışıyor. Öyküsünü şöyle anlattı:

“Eşim ben buraya gelince kuzenimle evlendi. Oradayken de aileme gitmem için beni sürekli döverdi. Evliliğimiz kuzenimi tanıyana kadar iyi gidiyordu, sonra onunla evlenmek istedi. Ben ona ‘Git, evlen, ne yapıyorsan yap ama ben köyde kalayım’ dedim. Çünkü hayvanlarım vardı, ev yemekleri yapıp satıyordum. Çalışıyordum yani. Buraya kız kardeşimin yanına geldim. Kız kardeşim de çocukları istemeyince polise gittim. Ben okumadım. Çocuklarımı okutmak ve onları meslek sahibi olarak görmek istiyorum. Bana özgüven veren çocuklarım. Şimdi işe başlayacağım. Çalışayım, çocuklarıma bakayım. O bana yetecek. Türkiye’de böyle çok kadın var. Ben bir de doğu tarafındanım. Bu kararı aldığım için çok mutluyum. Eşimden çöp dökmeye giderken bile korkuyordum, başörtüm düzgün mü değil mi? Mesela benim kayınvalidem hâlâ şiddet görüyor kayınbabamdan.”

Kadınlar, sığınma evindeki atölyelerde meslek öğreniyor.

“Hep ‘Yapamazsın’ denildi”

Evlendiği erkekle doğuda bir yerde yaşıyordu. Dört çocuğu var. Öyküsünü şöyle anlattı:

“Psikolojik şiddetten kaçtım. Araştırdım, burayı buldum. Üç aydır da buradayım. Geçen sene de boşanmak istedim eşimden, çocuklarımla tehdit ettikleri için bir sene daha bekledim, sonra dayanamadım, intihar ettim. İntihar sonucunda psikiyatri servisine yatırıldım, sığınak talebinde bulundum. Doğudan kendi imkanlarımla geldim. Bir hafta kuzenimde kaldım. Sonra araştırmalara başladım: Ne yapabilirim, nereye gidebilirim?

Hep, ‘Yapamazsın, edemezsin’ denildi bana. Şimdi kendimi güzel ifade edebiliyorum ama toplum içinde suspus oluyorum hâlâ. Burada psikolojik tedavi görüyorum. Sığınakta bana en iyi gelen şey güvende olmam, her türlü desteği görmüş olmam. Kendimi önemli, özel gibi hissediyorum. Genelde öyle olmadığımı düşündüğüm için en önemlisi bu.”

“Artık yalnız değilim”

Beş yıl önce boşandığı erkeğin şiddetine maruz bırakıldı. İki çocuğu var. İşe başlamak üzere. Öyküsünü şöyle anlattı:

“Ağustostan beri buradayım. İBB’nin çağrı merkezi ALO153’ü arayarak geldim. Televizyonda gördüm, bir arkadaşım da tavsiye etti, buraya geldim. En önemlisi, kendimi güvende hissediyorum, ölüm korkum yok. Biliyorum ki artık yanımda destekçiler var ve yalnız değilim. Hem de seninle hemen hemen aynı sorunu yaşayan insanların olması güzel. Kadınların ölümü beklememesi, kendileri için bir adım atması görmek çok güzel.”

“Ben güçlü bir kadınım, ‘Son çarem bu’ dedim”

Sığınağa geldiği günden beri çalışıyor. Yanında iki çocuğu var. Kendi işini kurmak istiyor. Öyküsünü şöyle anlattı:

“Buraya şiddetten kaçıp geldim. Bu benim için hayatımı değiştirmek, özgürlüğümü ele almak gibi bir şey. Ben birkaç kez denedim bunu, çok kez çıktım o evden. Annemin evine gittim, eltimlerle konuşmuyordu, onların evine gittim. Ya geldi dövüp geri aldı ya da ailemin evini kırıp döktü. Aslına bakarsanız, evden son çıktığımda hiçbir şey yaşamadım. Her seferinde ya dayak oluyordu ya polis, bu sefer hiçbir şey yaşamadım. Ben de bir anneden doğdum ve benim de bir hayatım var, öyle değil mi? O evde çocuklarım iyi bir yere gelecek diye düşünmedim. Çocuklarım benim gibi olmasınlar istedim. Aslında ben güçlü bir kadınım ama insanı yaşadıkları yıpratıyor. ‘Benim son çarem sığınma evi’ dedim. Burası için polisler çok korkutmuştu. Karakola gitmişim, şiddet görmüşüm, yüzüm gözüm mosmor… Polisler bana, ‘Sığınma evine gitme’ diyor. ‘Orada psikolojisi bozuk kadınlar var, sizin çocuklarınız ne hale gelir?’ deyip birkaç kez geri çevirdiler beni. Bu sefer ben ya olacak ya olacak dedim. Burada güvendeyim, evde kalsam çocuklarım aklımda olacak. Burada bizimle ilgileniyor, konuşuyorlar ve yapabileceğimizi söylüyorlar.”

“Yapacağıma inanıyorum”

Dün (23 Kasım) işe başladı. Bir çocuğu var. Açıktan üniversite okuyor. Öyküsünü şöyle anlattı:

“Eşimin kıskançlıkları yüzünden buradayım. Beni çok kısıtladı. İçeri, dışarı, evin perdesine kadar… Kayınpederime, kaynıma karşı… Aile binasıydı, evlerine gidemezdim, terasa çıkamazdım. İki kere fiziksel şiddet gördüm, sekiz sene sürekli olarak da psikolojik şiddet altındaydım. Sabrettim ‘Belki düzelir’ diye diye. Sonra da kendime bir yol çizmek istedim ve şu an buradayım. Eve dönmeyi düşünmedim, düşünmüyorum. Çalışıp biraz para biriktireceğim ve ev tutacağım. Bazen dışarı çıkıyorum, beş lira bile harcamak istemiyorum. Masa başında çalışmayı çok istiyorum. Öyle bir işimin olmasını, okumayı istiyorum. Ev tutacağım, işe gireceğim, eve gelince ders çalışacağım, KPSS’ye gireceğim. Yapacağıma inanıyorum.”

“Bir kadın ‘153’ü ara’ dedi”

Üç gündür çalışıyor. Yanında üç çocuğu var. Öyküsünü şöyle anlattı:

“Eşim altı ay önce kanserden vefat etti. Ailesi önce iyi davranıyordu, sonra baskı yapmaya başladılar. ‘Dışarı çıkma’, ‘Şunu yapma’, ‘Bunu yapma’ dediler. Çocuklarımı benden alacaklarını söylediler. Çocuklarım baskılara, benim ağlamalarıma dayanmadı artık, ‘Babam olsaydı böyle olmazdı’ diye ağladılar hep. Ben de çocuklarıma kıyamam zaten. Kaçmaya karar verdim. Ben yabancı vatandaşım, buralı değilim. Artık ayrımcılık mı diyeyim, ne diyeyim… Haksızlık olunca kaldıramadım yani. Evden hiçbir şey çıkarmadım ama üç çocuğumu aldım. Üzerimde sadece devletin verdiği dul maaşı vardı. Üç gün pansiyonda kaldım ama dördüncü gün zorlamaya başladı, hesap yapmaya başladım. Oradaki temizlikçi kadın ‘Kızım, sen nereye kadar burada kalacaksın? Devletin sığınağı var. 153’ü ara’ dedi. Çocuklarım ‘devletin oteline gideceğiz’ diye öyle mutlu oldu ki, anlatamam. Burada çocuklarımı okula kaydettirdim, işe başladım. Sanki hayatımız normale döndü. Buraya gelirken endişem vardı. Ya eşimin ailesine haber verirlerse, ya gizliliğim kalkarsa, ya bilgi giderse… Buraya gelince ikna oldum. Buraya başvurmayı düşünen kadınlar kesinlikle korkmasınlar.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus