Kılıçdaroğlu birinci tekil şahıs konuşarak yanlış mı yapıyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ruşen Çakır, bugün (6 Aralık) TBMM Genel Kurulu’nda başlayan bütçe görüşmelerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adına konuşma yapması beklenen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun attığı son adımlarla iktidar partilerini rahatsız ettiğini vurgulayarak, “Birinci tekil şahıs konuşarak yanlış mı yapıyor?” sorusu üzerinden değerlendirmelerde bulundu.

Yayına hazırlayan : Kubilayhan Kavrazlı

Merhaba, iyi günler. Bugün ikinci kez karşınızdayım. Şu sıralarda ya da biraz daha geç bir vakitte bütçe görüşmelerinde Kemal Kılıçdaroğlu CHP adına konuşacak. Ve orada bayağı bir hazırlanmış olduğu söyleniyor. Meclis’te birtakım gerginlikler de olabilir. Zira Kemal Kılıçdaroğlu artık iktidar partilerini, yani AKP ve MHP’yi çok ciddi bir şekilde rahatsız ediyor. Eskiden de rahatsızdılar, ama yani şöyle söyleyeyim: Eskiden de onu dillerine doluyorlardı, ama çok da rahatsız oldukları söylenemezdi — özellikle Erdoğan’ın. Şimdi, gerçek anlamda –belki sert kaçacak ama– Kılıçdaroğlu artık canlarını acıtıyor, böyle bir realite var. Bunun bir ayağında, iktidarın zaten kendisinin kaybediyor olması var; diğer yanda da artık gündemi muhalefet belirliyor ve burada da muhalefetin içerisinde Kemal Kılıçdaroğlu özellikle öne çıkıyor, bâriz bir şekilde öne çıkıyor. Özellikle de evinden yaptığı o beyaz gömlekli kısa videolarıyla Kılıçdaroğlu’nun çok ciddi bir şekilde topluma seslendiğini, Erdoğan’ı doğrudan muhatap almadığını, ondan dolaylı bir şekilde bahsettiğini, ama çok somut birtakım mesajlar verdiğini –özellikle bürokratlara yönelik uyarısı başlı başına bir olaydı biliyorsunuz, bunu devamı başka şekillerde geldi– ve bundan Erdoğan’ın çok ciddi bir şekilde rahatsız olduğunu görüyoruz. 

Ne yapıyor Erdoğan? Bu videoları biz gazeteciler alıyoruz, koyuyoruz, kullanıyoruz — işimiz bu. Erdoğan grup toplantılarında bu videolardan kesitler yayınlayıp ona cevap vermeye çalışıyor. Bu, başlı başına zaten bu videoların etkili olduğunu bize gösteriyor. Son olarak Mersin mitingi. Bu miting de aslında çok olağanüstü bir miting değildi. Görüyorsunuz şu anda: Tabii ki bayağı bir kalabalık vardı, ama bu miting hakkında Mersin Valiliği’nin verdiği rakamlar… Rakamlar, biliyorsunuz yuvarlak rakamlar değil küsuratlı rakamlar. CHP’lilerin dediği gibi: Sanki bilet satmışlar ve saymışlar gibi. Erdoğan’ın sürekli bu mitinge cevap vermeye kalkması, mitingdeki kalabalıkla ilgili ya da orada Kılıçdaroğlu’nun söylediklerinden hareketle ve onu dengelemek için kendisinin de Siirt’te bir tür miting yapması… Bütün bunlar aslında inisiyatifin Kılıçdaroğlu’nda olduğunu bize gösteriyor. Öyle ki, şahsen ben de baktım YouTube’daki sayfama. Son dönemde aşırı şekilde Kılıçdaroğlu yayını yapmışım. “Aşırı” dememin nedeni, daha önceki dönemlere göre fazla olması. 

Bunu abarttığım için yapmıyorum; bunun bir karşılığı olduğu için yapıyorum. Eskiden Kılıçdaroğlu hakkında yaptığımız yayınların gördüğü tepki ya da izlenirlik ile kıyaslandığı zaman ciddi bir artış var. Hem Kılıçdaroğlu hakkında daha fazla konuşuyoruz, hem de bu konuşmalarımız daha fazla dikkat çekiyor. Bu açık bir realite. Bunu kabul etmek lâzım.

Burada da tabii ilginç olan bir husus: Kamuoyu araştırmalarında CHP’nin oylarında çok büyük bir yükselme görünmüyor; buna karşılık muhalefet içerisinde İYİ Parti’nin daha başarılı olduğu gözüküyor, oylarını artırdığı gözüküyor. Bunu da bir ilginç not olarak düşmek lâzım. Kılıçdaroğlu bir CHP lideri değil de genel olarak muhalefetin lideriymiş gibi konuşuyor ve bundan, muhalefetteki herkes kendi payına düşeni alıyor ve kendi partisine de çok fazla bir pay sanki düşmüyor. Şimdi buradan Kılıçdaroğlu’nun üslûbuna gelmek istiyorum. Gerçekten ilginç bir durum. Kılıçdaroğlu son dönemdeki konuşmalarında, evindeki yaptığı yayınlarda diyelim, videolarda –grup toplantıları tam öyle değil–, en son Mersin mitinginde de hep 1. tekil şahıs konuşuyor. Yani diyor ki: “Ben size şunu getireceğim. Sözüm olsun şunu yapmadan gitmeyeceğim. Şunları şunları geride bırakacağım.” Tabii hep pozitif şeylerden bahsediyor. Yoksullukla mücadele, özgürlük, demokrasi vs. gibi; ama “Ben” diyor. “Ben yapacağım” diyor. İşte burada kafalar karışıyor. 

Bizim arkadaşımız Edgar Şar, Medyascope’un hafta sonu yazılarında, bu cumartesi günü Kılıçdaroğlu’nu İnce’ye benzetti. Acaba İnce gibi mi oluyor? İnce’nin böyle bir şeyi vardı biliyorsunuz seçim öncesinde. “Ben, ben” dedi ve çok başarısız oldu — hani en yumuşak ifadeyle. Benim o dönemdeki yayınlarımı hatırlayanlar olacaktır, çok da tepki almıştım. Ama şimdi baktığım zaman, az bile demiş olduğumu görüyorum. Kılıçdaroğlu ikinci bir İnce mi oluyor? Açıkçası çok emin değilim. Onun 1. tekil şahıs konuşuyor olmasının bazı yönlerden rahatsızlık verici olduğu kesin. Ama bunu birazcık deşmek lâzım. Şimdi, Erdoğan’a karşı çıkıyorsanız, Erdoğan’ın tek adam yönetimine karşı çıkıyorsanız, sizin kolektif bir şey vaat etmeniz lâzım. Yani “Erdoğan bir kişi, ben ondan daha iyiyim” diyerek yaptığınız bir yarışı baştan aslında kaybetmezseniz bile, kazansanız da kaybetmiş olursunuz bana göre. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu, eğer kendisini Erdoğan’ın rakibi olarak çıkartıyorsa ve bu nedenle “Ben” diyorsa, çok büyük bir yanlış yapıyor. 

Burada yapılması gereken: “Erdoğan bir şahıs, tek adam rejimini inşa etti ve bunu sürdürmek istiyor; ama biz onun yerine ortak aklı kullanacağız, ortak bir iktidar paylaşımı yapacağız ve ülkeye çoğulcu demokrasiyi yeniden getireceğiz” iddiasını dile getirmektir. Ve bu anlamıyla bakıldığı zaman “Ben” demek çok ciddi bir şekilde sakıncalı. Fakat “Biz” dediği zaman kimi kastediyor? Ortadaki “Biz” karışık. Henüz şekillenmedi, hep bunu konuşuyoruz. Muhalefet kimlerden oluşuyor? Bir blok var mı, oluşacak mı? Gelecek ve DEVA partileri, Saadet Partisi ne yapacak? HDP ne olacak? HDP, muhalefet blokunun içinde mi olacak? Yoksa her zaman olduğu gibi adı konmamış bir örtülü müttefik mi olacak? Bütün bunlar belirsiz. Ve CHP’nin kendisi de belirsiz aslında… CHP’nin hâlâ bir “Biz olma” sorunu var. CHP’nin içerisinde hâlâ birtakım sorunlar var. Burada tabii şöyle bir notu düşmekte yarar var: Muharrem İnce, ayrılıp kendi partisini kurarak çok ciddi bir şekilde CHP’yi rahatlattı. Hele İnce kalmış olsaydı ve kimi zaman ulusalcılık kimi zaman başka şeylere arkasını dayayıp yaptığı eleştirilerini sürdürüyor olsaydı, CHP adına birilerinin “Biz” diye konuşması çok daha zorlaşacaktı. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun şu aşamada “Biz” dememesinin objektif bir zemini var gibi. Henüz o “Biz” şekillenmedi. Bir diğer husus, Kılıçdaroğlu’nun ciddi bir şekilde bir özgüven sorunu vardı. Bunun nedeni de CHP genel başkanı olduktan kısa bir süre sonra yarattığı umudu yerine getirememiş olması ve girdiği seçimlerde hep başarısız olması, partisini belli bir düzeyin ötesine getirememesi, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi bir ucube projeye sahip çıkması ve orada bir şekilde CHP’nin bütün birikimini o anlamsız çatı adayı olayında harcaması gibi birçok sorun vardı. 

Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun bir güven test etmesi, artık kazanan bir lider olarak ortaya çıkması gerekiyor. Ve bu anlamıyla “Biz” diye vurgulamayıp kendini çok fazla öne çıkarmasını belli ölçülerde mâkul görmek mümkün. Kılıçdaroğlu böyle diyerek Erdoğan’ı doğrudan muhatap almayıp hep kendisinden birtakım vaatlerde bulunmasına Erdoğan’ın çok daha fazla öfkelendiğini anlıyoruz. Çünkü her şeyden önce bir özgüven gösteriyor. Şunu yapacağım, bunu yapacağım dediğiniz zaman, kendinize güvendiğinizi gösteriyorsunuz ve bu da Erdoğan’ı ve Bahçeli’yi çok ciddi bir şekilde rahatsız ediyor. Bu anlamıyla da “Ben” demesinin bir bilinçli tercih olduğunu ve bir anlamıyla da isabetli olduğunu düşünüyorum. Fakat tekrar başa dönecek olursak: İnsanlar artık “Erdoğan gitsin yerine daha iyi birisi gelsin” istemiyor. Erdoğan, Türkiye’ye çok ilginç ve kötü bir deneyim yaşattı. Ve bu deneyimden sıyrılmak istiyorlar ve bunu sıyrılırken de Erdoğan’ın karşısına bir ortak aklın, kolektif bir yapının, farklı görüşlerden de oluşsa bir ortak arayışın çıkmasını bekliyorlar. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun bütün bu süreç içerisinde böyle devam edecek olursa –anladığımız kadarıyla bu bir süredir bu çok net bir şekilde bence gözüküyor– Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı adaylığına bayağı bir niyetli. Bunu anlıyoruz. Bunda ısrar ediyor ve bu videolarda –ki bu videoları yapması da bu adaylığın bir parçası– “Ben” diye konuşuyor olması da bence bunun bir uzantısı. Yani bir cumhurbaşkanı adayı olarak ya da başkan adayı olarak kendini kamuoyuna sunuyor Kılıçdaroğlu. Ama bunun bir yerde tadında kalması ve “Ben” demeye devam etse bile bunun yanında başkalarını da göstermesi gerekiyor. 

Yani şöyle bir noktaya doğru evrilmesi gerekiyor: “Şunu yapacağım ve şu arkadaşlarımla birlikte yapacağım” diyebilmesi gerekiyor. Şu hâliyle kimse Kılıçdaroğlu’nun tek başına Türkiye’nin bu sorunlarını çözmesini beklemiyor. Kendisi de herhalde beklemiyor; ama kişisel vaatlerde bulunuyor. Bu karşı tarafı rahatsız ediyor olabilir. Ondaki özgüven kendisini sevenlerde de bir güven duygusunu güçlendiriyor olabilir; ama gerçekçi bir senaryo değil. Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı adayı olabilir; bu gidişle kazanabilir de. Öyle gözüküyor, gidişat o yönde. Hele bu şekilde giderse, iktidar sözcüleri Kılıçdaroğlu’nun arkasından böyle nefes nefese koşmaya, ona cevap yetiştirmeye devam ederlerse, yani onun propagandasını yapmayı sürdürürlerse pekâlâ olacak bu. Ama Kılıçdaroğlu’nun bir yerde durup artık “Ben”in yanına bir “Biz”i de katması gerekiyor. Bunu yapabilmesi için de hem onun çabası, hem de o “Biz”i oluşturacak olan diğer aktörlerin, siyasî partilerin, liderlerin, diğer önemli kişi ve kurumların kendilerini ortaya atması gerekiyor ve o birlikteliği verebilmeleri gerekiyor. Şu hâliyle bakıldığı zaman, geçiş dönemine özgü bir 1. tekil şahıs kullanımıymış gibi geliyor bana. Eğer o bloku oluştururlarsa –ki seçim kararı ile beraber oluşacağı söyleniyor, ama bence çok gerçekçi bir yaklaşım değil; daha önceden oluşması gerekiyor, orada hâlâ sıkıntılar olduğunu görüyoruz– o blok oluşursa, kaç kişiyle, kaç partiyle oluşursa oluşsun orada Kılıçdaroğlu başkalarıyla beraber yan yana konuşup, orada istediği kadar “Ben” diyebilir. O “Ben” dedikçe insanlar orada “Biz”i görebilir. Çok tekrar oldu ama özetle şu hâliyle Kılıçdaroğlu, “Biz” diye konuşsa bile o “Biz”in kim olduğu belli olmadığı için o söyledikleri bir anlamda havada kalacak. Bu şekilde bir müddet daha sürmesinde açıkçası çok fazla sakınca olmayabilir. Erdoğan’ın verdiği, Bahçeli’nin verdiği tepkilerden bunun, bu stratejinin pekâlâ işe yaradığını ve rakiplerinin, iktidar ortaklarının canını yaktığını görüyoruz. Şu aşamada akılcı bir stratejiye benziyor; fakat sürdürülebilir bir strateji olarak görmüyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus