TİHV Akademi, Türkiye’de “Güvenlik tehdidi” söylemini araştırdı- Rapora göre Erdoğan ve AKP güvenlik tehdidi söylemi yaratarak iktidarlarını koruyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Akademi, Türkiye’de Güvenlikleştirme Söylem Pratikleri: Bileşenler, İşleyiş ve Sonuçlar raporunu yayımladı.  Rapora göre Türkiye’deki iktidar ağının yeni bir yönetim şekline dönüştürdüğü güvenlikleştirme söylem ve pratikleri, herhangi bir konunun güvenlik tehdidi olarak tarif edilip, güvenlik gündemine eklemlenmesiyle başlıyor. Bu noktada tehdidin gerçek olup olmamasının hiçbir öneminin olmadığına dikkat çekilen araştırmada, güvenlik tehdidinin kurgusal olduğu ve söylem içinde inşa edildiği tespitine yer verildi.

“’Tehdide’ yönelik olağanüstü önlemler meşrulaştırılıyor”

Rapora göre iktidarın söylem olarak inşa ettiği “Güvenlik tehdidi” kamusal alandaki herhangi bir kişi ya da konunun tehdit olarak konumlandırılmasıyla başlıyor ve böylelikle hakkında acil önlem alınması bakımından mutlak bir önceliğe sahip oluyor. Raporda güvenliğe ilişkin kaygıların siyasi öncelikleri belirleyerek, devletin rutin siyasi düzenini ve işleyişini bozan politikaların geliştirilmesine yol açarak sorunun çözümüne yönelik olağanüstü yöntemlerin benimsenmesini meşrulaştırıyor. Raporun odak noktası olarak seçilen ve Türkiye’de 2015 sonrası sivil alanın kapanışını örnekleyen hak ihlallerinin açık örneği olarak tanımlanan dört vaka şöyle sıralandı:

Osman Kavala’nın gözaltına alınıp tutuklanması sonrasında yeniden gündeme gelen Gezi davası, 31 Mart seçimleri sonrası HDP’li yerel yönetimlere atanan kayyumlar, “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklaması sonrasında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyelerinin yargılanması ve Cumhuriyet gazetesindeki MİT tırları ile ilgili haber nedeniyle yargılanan gazeteciler davası.”

“Tehdit olmayan meseleleri güvenlik sorununa dönüştüren Erdoğan ve AKP hükümeti”

Rapora göre 2015 sonrası Türkiye’sinde toplumsal alanda güvenlik sorunu olmayan pek çok meseleyi “savaş” ve “terör” diline aktaran, özellikle hak temelli çalışmalar yürüten örgütler, savunucular, muhalif siyasetçiler ve gazetecileri düşman ilan ederek güvenlik tehdidine dönüştüren işleyişin temsilcileri ve uygulayıcıları, başta AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP mensubu politikacılar oldu. Raporda, AKP hükümetindeki politika yapıcılar ve karar alıcıların kurumları hedef gösterip onlar yönelik olağanüstü tedbirler koydurduğuna dikkat çekildi. Yapılan araştırmada bu durumun örneklerinden biri olarak kamuoyunca “MİT tırları vakası” olarak bilinen olaya ilişkin Cumhuriyet gazetesinde 29 Mayıs 2015 tarihinde yayımlanan “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” başlıklı haberi yapan gazetecilere yönelik başlatılan süreç gösterildi.

“Söyleme ‘iktidar ağı’ tarafından işlerlik kazandırıldı”

Raporda güvenlikleştirme söyleminin mevcut siyasi yapıyı sürdürmek için kurulan ortaklıklar bağını da içerdiği söylenerek şu tespite yer verildi:

Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Süleyman Soylu gibi iktidar seçkinlerinin siyasal toplumsal-sembolik açıdan ağırlıkları elbette ki şüphe götürmez ve sivil alanın kapatılmasındaki rolleri son derece belirginken, burada göz ardı edilmemesi gereken; güvenlikleştirme söylem ve edimlerinin üretiminin, onlara yaygınlık kazandırılmasının, çoğaltılması ve yeniden üretiminin bir ‘iktidar ağı’ tarafından işlerlik kazandırıldığıdır.“

“İktidar yanlısı medya, güvenlikleştirme söylemini manipülasyonla kuruyor”

Rapora göre siyasi iktidar Türkiye’deki medyanın neredeyse tamamını kontrol altına almış olmasına rağmen iktidarın politikalarını eleştiren, kamudaki işleyişin aksaklıklarını görünür kılan medyayı ve gazetecileri susturmak için tedbirler aldı. Yaptırımların Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Basın İlan Kurumu (BİK), İletişim Başkanlığı gibi idari yapılar aracılığıyla uygulandığı bilgisine yer verilen raporda, medyanın güvenlikleştirme söylemini olağanlaştırdığı tespitiyle birlikte güvenlikleştirme söylemindeki rolü şu sözlerle anlatıldı:

Türkiye’deki iktidar yanlısı medya, güvenlikleştirme söylemini yalnızca güvenlikleştiren aktörlerin beyanlarını dağıtmak ya da yaygınlaştırmak suretiyle değil, aynı zamanda onların yeniden üretimini gerçekleştirerek de yapılandırmaktadır. Ancak bugün gelinen noktada merkez işlevini giderek yitirmiş olan medya, konumuz açısından artık hakikati sunma ve bilgi verme özelliğini kaybetmiş, güvenlikleştirme söyleminin manipülasyon ve kara propagandaya varacak şekilde dezenformasyon ile kurulmasına, aynı meselenin başka bağlamlara ve anlam alanlarına aktarılarak yeniden kodlanmasına ulaşan bir üretim stratejisini benimsemiştir.”

Raporun tamamına bu adresten ulaşabilirsiniz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus