Ruşen Çakır ve Özer Sencar tartışıyor: İttifaklar mı, partiler mi, adaylar mı yarışıyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope yayınında Ruşen Çakır, konuğu Metropoll araştırma şirketinin kurucusu ve yöneticisi Özer Sencar ile özellikle muhalefet saflarında bir erken seçim beklentisi bulunurken, partilerin ayrı ayrı mı, Millet İttifakı-Cumhur İttifakı ekseninde mi yarıştığını, seçmenin cumhurbaşkanlığı seçimi için daha çok öne çıkan aday adaylarının davranışlarını mı gözlemlediğini konuştu.

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. MetroPOLL Araştırma Genel Müdürü Özer Sencar’la birlikteyiz ve “Partiler mi yarışıyor, ittifaklar mı?” sorusuna cevap arayacağız. Ama biz bu başlığı attıktan sonra, bazı takipçilerimiz “Yoksa adaylar mı?” diye müdahil olmuştu. Bugün Özer Bey ile bu soruların cevabını araştıracağız. Özer Bey, merhaba.

Özer Sencar: Merhaba, iyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Siz şimdi Kasım ayı MetroPOLL araştırmasından da bazı bölümler paylaştınız. İlginç sonuçlar var. Ama şunu öncelikle vurgulamak istiyorum: Sizin yaptığınız araştırma, bildiğim kadarıyla Kılıçdaroğlu’nun helâlleşme çağrısından ve kur krizinden önce yapılmış bir araştırma, değil mi?

Özer Sencar: Doğrudur, evet.

Ruşen Çakır: Bu araştırmanın sonuçlarıyla ilgili önümde birtakım ilginç noktalar var. Hatta biliyorsunuzdur, muhaliflerden ve vatandaşlardan bazıları size biraz kızıyor. Sizin son araştırmanızın sonuçlarına göre, kararsızlar dağıtılmış haliyle Cumhur İttifakı’nın, MHP ve AKP’nin oyu yüzde 40’ı aşıyor. Onlar daha aşağıda bir oy oranı bekliyorlar. Bu nedenle de size eleştiriler geliyor. Buna ne demek istersiniz? Çalışmalarınızı nasıl yapıyorsunuz? Buna kısaca değinelim, sonra üzerinden devam edelim.

Özer Sencar: Normal istatistik kurallarına göre ve yıllardır sürdürdüğümüz çalışmalardan edindiğimiz tecrübeye göre alan çalışmasını ve analizi yapıyoruz. Biliyorsunuz, daha önce kararsızları dağıtmıyorduk, direkt ham veriyi paylaşıyorduk. Ama okuyuculardan ve partiyle ilişkili arkadaşlardan sürekli “Niye kararsızları dağıtmıyorsunuz?” diye talepler geliyordu. Kararsızları manuel dağıtmanın, yani kişinin inisiyatifiyle dağıtmanın yanlış olduğunu düşünüyorum; ama kararsızların oransal dağıtılması da doğru değil. Çünkü kararsızları oransal dağıttığınızda, büyük partiler daima avantajlıdır, küçük partiler dezavantajlıdır. Ama başka çaresi yok. Yani kararsızları, üzerinde direkt olarak çalışmadan, ham olarak verip, sonrasında kararsızları oransal dağıtmanın daha doğru olduğu, daha dürüstçe olduğu kanaatindeyim. Çünkü araştırmacının inisiyatifi devreye girdiği zaman, araştırmacı birtakım yan sorularla değerlendirmeler yaptığı zaman hissiyatın karıştığı kanaatindeyim. En azından kamuoyunda bunu görüyorum. Yirmi senedir bu işi yapıyoruz ve tecrübemizle, her ay yaptığımız çalışmalarla, birikimimizle en doğru şekilde yapmaya çalışıyoruz. Bu birinci husus.

Aylar arasında bazı oynamalar olabilir. Biz netice itibariyle birkaç bin kişiyle, 55 milyon seçmenin duygu ve düşüncelerini yansıtmaya çalışıyoruz. Bir olay veya bir hâdise, aylık olarak bunu bir miktar etkileyebilir. Mesela bu ay, AK Parti’nin oyu biraz artmış görünüyor. Sebebi, kararsızlardaki bir puanın AK Parti’ye geri dönmesi. Yani Ekim ayında, kararsızlar içindeki AK Parti 9 puandı, Kasım ayında 8’e düştü. Niye böyle bir şey olduğunu tam olarak ölçebilmiş değiliz. Sadece, kararsızlardaki bir puanlık AK Partili,AK Parti’ye geri döndü. Benim verilerden bakarak çıkardığım kişisel sonuç şu: Kılıçdaroğlu’nun bürokrasiye yönelik, “Yasadışı hareket yapmayın, sonra bunun mâliyeti olur” şeklindeki söylemini, AK Partili kararsızların bir tehdit olarak algılayıp geriye döndüklerini düşünüyorum. Kararsızlar içerisindeki AK Partililer, bu tehditlere karşı son derece hassaslar. Muhalefet partilerinin söylemlerine çok dikkat etmeleri lâzım. Tehdit dili, kararsızlar üzerinde muhalefetin aleyhine bir etki yapıyor. 

Ama önce şöyle bir özet yapayım: 2018’deki seçimde AK Parti’nin oyu yüzde 42,6. Bugün, son dört ayın ortalamasını alırsak, kararsızlar oransal dağıtıldıktan sonra AK Parti’nin oyu yüzde 30-32 bandında seyrediyor. Bu ay ekstra bir olay oldu. CHP’de düşüş oldu ve bu düşüş AK Parti’ye kararsızlardan yansıdı. Ama normalde AK Parti’nin oyu son beş ayda yüzde 30-32 bandındaydı. CHP’nin oyu da yüzde 22-24 bandında. Burada, izleyicilerin dikkatini çekmek istediğim husus, AK Parti bugün 2018’e göre yaklaşık asgarî 10,5 puanlık seçmenini kaybetmiş durumda. Ve bu 10,5-11 puanlık kaybın 9 puanı hâlâ kararsızlarda duruyor. Yani, AK Parti’yi ve MHP’yi terk edenler –MHP’de de kararsızlarda 3 puanlık bir terk ediş var– bir başka yere gitmiyorlar. AK Parti’yi terk edenlerin veya AK Parti’den uzaklaşanların sadece 2 puanı diğer partilere dağılmış durumda. Bunun bir kısmı DEVA Partisi’ne, bir kısmı Gelecek Partisi’ne, bir kısmı da başka yere gitti. Dolayısıyla 8-9 puanlık bir kitle, hâlâ kararsızlarda duruyor. Ve ana muhalefet diyebileceğimiz CHP ve İYİ Parti’ye buradan dikkate değer bir akış yok. Bu, muhalefet açısından şöyle bir risk faktörüdür: Eğer Erdoğan, bir şekilde ekonomik nedenlerle terk etmiş bu seçmene ekonomik bir rahatlama getirecek olursa, bunların bir kısmının döneceğinden hiç şüphem yok. Ve Erdoğan bunu çok iyi biliyor. Son bir haftadır hükümet cenâhından yapılan açıklamalarda, asgarî ücretin, memurların, emeklilerin, işçilerin maaşlarında ciddî artışlardan söz ediliyor. Bu gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi bilmiyorum. Ama bu söylem hâkim. Benim kanaatim, Erdoğan’ın mümkün olan bütün boyutlarıyla tam bir seçim ekonomisini uygulayacağı. Yani, boyutları kimsenin hesap edebileceği bir şey değil. Yapılabilir, uygulanabilir bütün boyutlarıyla bir seçim ekonomisi uygulayacak ve AK Parti’yi ekonomik nedenlerle terk etmiş insanların bir miktar geri gelmesini sağlayacak. Bu mümkün. Çünkü bu insanlar; demokrasi adına, hukuk devleti adına, özgürlük adına, adalet adına AK Parti’yi terk etmediler. Ekonomiyi iyi yönetemediği için terk ettiler. AK Partililerin yüzde 50’si, iktidarın ekonomiyi yönetemediği kanaatinde. MHP’de bu yüzde 60-70’e çıkıyor. Dolayısıyla, Erdoğan’ın güçlü bir seçim ekonomisiyle bu insanları geri çekmeye çalışacağını düşünüyorum. 

Gelelim sizin sorunuza: “Partiler mi yarışıyor, ittifaklar mı yarışıyor, adaylar mı yarışıyor?” Bu seçimin iki ana belirleyicisi var: Birincisi, Erdoğan’ın uygulayacağı seçim ekonomisi. İkincisi, Erdoğan’ın karşısına çıkacak olan muhalefet adayının kimliği. Bu ikisi çok belirleyici.

Ruşen Çakır: Burada araya girip konuşacaklarınıza yardımcı olması anlamında şunu sorayım: Siz bu anketi yaptığınızda, muhalefetin adayı belli olmuş olsaydı – kim olduğu önemli değil, ama diyelim ki Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş veya Meral Akşener – böyle bir şekilde sahaya gittiğiniz zaman herhalde çok farklı sonuçlar elde edersiniz, değil mi? 

Özer Sencar: Doğru. Yani aday, kesinlikle birinci derecede belirleyici faktör olacak. Çünkü yarışan, partiler ve ittifaklar değil. Seçimin ana konusu, her şeyi belirleyecek olan konu, cumhurbaşkanlığı seçimidir. Cumhurbaşkanlığını alan, Parlamento’yu almasa bile, devletin yönetimini ele alıyor. Vatandaş da bunun farkında. Yani artık milletvekillerinin Parlamento’da birbirleriyle atışmaktan öteye bir şey yapma güçleri yok. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı seçimi bu genel seçimin asıl belirleyicisidir. Bununla ilgili muhalefetlerde bir şehir efsanesi oluştu: AK Parti ekonomiyi yönetemediği için insanlar onu terk ediyor. Ekonomiyi yönetemediğini herkes biliyor, AK Partililer de biliyor. Ama ekonomiyi yönetmekle, seçim yönetmek çok farklı şeylerdir. Erdoğan’ın, ekibinin zayıflığından dolayı ekonomiyi yönetememesi normaldir. Kendisi ekonomist değil. Ekonomi yönetecek bir altyapısı, bir arka planı yok. Ama Erdoğan, son yirmi beş yılda girdiği bütün seçimleri, birçoğunu da ezici bir şekilde kazandı. Üç tane referandum kazandı. Dolayısıyla Erdoğan, seçim kazanma konusunda Türkiye’nin gördüğü en önemli isimlerden bir tanesidir. 

Şu anda benim gördüğüm bir yanlış algı var: “Erdoğan o kadar yıprandı ki, ekonomi o kadar kötü ki, karşısına kimi koysak kazanır.” Bu söylemi Medyascope’ta da, başka yerlerde de duydum. Bu, fevkalâde yanlış bir düşüncedir. Erdoğan’ın bu zayıf hâli bile çok ciddi bir güçtür. Devlet onunla birlikte. Onun bir seçimi yönetecek çok güçlü bir seçim ekibi var; Süleyman Soylu gibi. Süleyman Soylu, Erdoğan’ın yanındaki kurmaylardan bir tanesi olarak çok özel bir tiptir. Hem Demirel’in çırağıdır, hem Erdoğan’ın çırağıdır. Ve Süleyman Soylu, kendisine “şunu yapalım” denilmeden yapması gerekenleri en iyi şekilde yapabilecek birisidir. Dolayısıyla seçim, birtakım insanların söylediği gibi çantada keklik değil. 

Ruşen Çakır: Bu konuya tekrar döneceğiz. Ben sizin rakamlarınızdan yola çıkarak kendi çıkarımlarımı söylemek istiyorum. Baktığımız zaman, aslında iki ittifak da hemen hemen aynı ve belirleyici olacak olan HDP. Bunda mutâbık mıyız?

Özer Sencar: Doğru.

Ruşen Çakır: Normal şartlarda da HDP’nin muhalefetten yana tavır alacağı bekleniyor. Bunu da herhalde biliyoruz. Ama bu olay bu kadar da çantada keklik değil sanki. Ne dersiniz?

Özer Sencar: Adayın kimliği HDP ve Kürt oylarının miktarını belirleyecek bir faktör. Tek tek sorduğumuzda, HDP’lilerin ve Kürtlerin desteği adaylar arasında değişiyor. “Şu adaya karşı Kürtlerde ilgi daha fazla, bu adaya karşı daha düşük” diyebiliyoruz. Elimizdeki rakamlar bunu bize gösteriyor. Dolayısıyla ben, HDP’lilerin veya Kürtlerin oy vermeyeceği birisinin aday yapılacağını zannetmiyorum. Şu anda Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu, Kürtlerin açıkça reddedeceği isimler değil, destek verebileceği isimler. Sadece, bu üçü arasında destek oranı değişebilir. Bu önemlidir. Bu seçimde bir puan, iki puan bile önemli olacaktır. Kürtler kesinlikle cumhurbaşkanlığı seçiminin belirleyicisi olacaklar. Bunda tartışacak bir şey yok. Dolayısıyla Kürtlerin veya HDP’lilerin oy vermeyeceği bir adayın kazanma olasılığı yok. Hem AK Parti için hem de muhalefet için.

Ruşen Çakır: Son dönemde, Güneydoğu’da araştırmalar yapan arkadaşlarla konuştuğumuzda, bölgede ikinci parti olarak CHP’nin ciddi bir şekilde öne çıktığını ve Kılıçdaroğlu’na sempatinin yükseldiğini söylerler. Siz de buna katılıyor musunuz?

Özer Sencar: Doğru. Çünkü hem Kılıçdaroğlu’nun son zamanlardaki söylemleri hem de 2019’daki yerel seçimlerden bu yana, CHP’nin büyükşehir belediye başkanlarının HDP’liler ve Kürtler üzerine yaptıkları çalışmaları ve insanlara karşı tavırları nedeniyle, CHP’ye olan önyargılar giderek kırılıyor. Bunun önemli miktarda başarıldığını düşünüyorum. Hem Kılıçdaroğlu hem de büyükşehir belediye başkanları bu direnç noktalarını kırdılar. Bu doğru. Güneydoğu’da ikinci partinin CHP olduğu konusunu incelemiş değilim; ama hâlâ, Kürtlerin, kendisini Kürt diye tanımlayanların yüzde 18-20’si, AK Parti’ye oy vereceğini söylüyor.

Ruşen Çakır: Sözünüzü kesiyorum ama, HDP seçmeninin ikinci partisi anlamında söylüyordum. Bölgede tabii ki AKP’nin oyu ikinci sırada geliyor. “Ona vermesek kime veririz?” anlamında diyordum. 

Özer Sencar: O doğrudur. HDP’lilerin ikinci partisi kesinlikle CHP’dir. Burada hiçbir tereddüt yok. 

Ruşen Çakır: Rakamlarda yine dikkatimi çeken hususlardan birisi, İYİ Parti’nin düzenli bir yükselişinin olması. Çok daha yüksek olduğunu söyleyenler de var, ama sizin araştırmanızda, kararsızlar dağıtıldıktan sonra %15 gibi bir rakam çıkıyor. Anladığım kadarıyla İYİ Parti, yükselen yegâne parti. Yeni, sıfırdan kurulan partileri saymıyorum; ama son seçime girmiş olup da oyunu yükselten parti –HDP’de de bir miktar var ama– esas olarak İYİ Parti. Bunu daha önce de konuştuk, ama tekrar vurgulayalım: İYİ Parti, sizin de yakından bildiğiniz bir parti; onların neyi nasıl yaptıklarını veya yapmadıklarını sizinle de çok tartıştığımızı hatırlıyorum. İYİ Parti’de, Meral Akşener’in ötesinde bir parti damgası var mı? Yoksa olay hâlâ Meral Akşener üzerinden mi gidiyor? Bunu çok merak ediyorum.

Özer Sencar: Doğrusunu isterseniz, nasıl AK Parti bir Tayyip Erdoğan partisi ise, İYİ Parti de bir Meral Akşener partisidir. Meral Akşener’in fikir ve hayal dünyasıyla, hedefleriyle, partideki kurmayların birçoğunun beklentileri ve hedeflerinin örtüşmediği kanaatindeyim. Bu dışarıdan bakan birisinin kanaatidir. Dolayısıyla, İYİ Parti son üç yılın reel anlamda oyunu artıran tek partisidir. 2018’de yüzde 10 oy aldı. Şu anda oyu yüzde 15. Yani oyunu yüzde 50 artırdı. Ama yüzde 15’in üstündeki tahminler ve söylemler bence gerçekçi değil. Nitekim bir araştırma şirketi, iki ay üst üste yüzde 18-19 ilan etti, Kasım ayında o ilanını yüzde 14’e indirdi. Dolayısıyla, İYİ Parti seçime girenler içerisinde oyunu yüzde 50 oranında artırmış tek partidir. Ama biz kendi ölçümlerimizde henüz %15,1’i görmedik. Başkaları ne diyor çok da ilgilenmiyorum. Ama hayalci olmamak lâzım, durum bu. Çünkü İYİ Parti de bir Meral Akşener partisidir. Meral Akşener’in hedefi, merkeze doğru taşınmaktır. Eğer şu âna kadar buraya taşınabilseydi, rahatlıkla oyunu yüzde 20’lere çekebilirdi. Ama Meral Akşener’in arkasındaki kurmay ekip, merkeze taşınmak istemiyor, direniyorlar. Bana göre açık bir direnç var.

Ruşen Çakır: Direnişten kastınız, ikinci bir MHP olmak, MHP’nin yerini almak arayışı mı baskın?

Özer Sencar: “MHP’nin yerini almak” aşırı bir tahmin olabilir, ama Meral Akşener’in vizyonuna sahip değiller. Meral Akşener, büyümenin yolunun halka ulaşmanın yolunun, sağda veya aşırı sağda olmak değil, merkez sağda olması fikrinde. Ama partisinin birçok kurmayının bu vizyonu paylaşmadığını ve algılayamadığını düşünüyorum. Ve partinin yüzde 20’lere doğru tırmanmasını engelleyen şeyin, bu kurmaylar olduğu kanaatindeyim. Yoksa Meral Hanım’ın gayretiyle, ekibin tamamı ona uysaydı, birlikte bir vizyon paylaşımı ve emek paylaşımı olsaydı, parti yüzde 20’lere ulaşabilirdi.

Ruşen Çakır: Burada çok ilginç bir olay var: CHP’den ve İYİ Parti’den ayrılanlar. Bana göre, Ümit Özdağ’ın ayrılıp Zafer Partisi’ni kurması Meral Akşener’in lehine oldu diye düşünüyorum. Çünkü Ümit Özdağ’ın söylemleri, sizin söylediğiniz hususta İYİ Parti’nin önünde bir engeldi. O çekilince, merkez iddiasını daha fazla kullanabildiği kanısındayım. Katılıp katılmadığınızı bilmiyorum ama şunu da ekleyeceğim: Sizin rakamlarınızda Memleket Partisi yüzde 2 gözüküyor. Bu açıkçası beni biraz şaşırttı. 

Özer Sencar: İlk bahsettiğiniz konuyla başlayayım: Söylediğinize tamamen katılıyorum. Merkeze doğru yürüyen Meral Akşener’in önündeki engellerden bir tanesi ayrıldı gitti. Onun ayrılması İYİ Parti’ye hiçbir zarar vermedi. Oraya doğru akan oy, sayısal olarak büyük bir rakam değil. O gitsin kendi partisini kursun da söylemini geliştirsin, kamuoyunda destek bulursa bir varlığını ortaya koyar. Ama ayrılması kesinlikle İYİ Parti’nin lehine oldu.

Gelelim Memleket Partisi’ne. Memleket Partisi konusunda “Siz bu adama yüzde 1-2’yi nereden buluyorsunuz?” diye birçok yerden eleştiri alıyorum. Şuna herkes samimiyetle inansın ki, biz alandan bulduğumuz rakamı aynen yansıtıyoruz. Başkaları da söylüyor. Birisi çıkıp “Bizi niye yüzde 1’in altında gösteriyorsunuz?” diyor, sanki biz gösteriyormuşuz gibi. Biz kimseyi bir yerde göstermiyoruz; alandan gelen rakamı aynen yansıtıyoruz. Birincisi, Memleket Partisi lideri üç sene önce cumhurbaşkanı adayıydı ve yüzde 31 oy aldı. İkincisi, herkesin atladığı bir şey, Cumhuriyet Halk Partisi’nin neredeyse dörtte biri, ulusalcı kimlikle kendisini tanıtıyor. Atatürkçü ve sıkı milliyetçi. Yani solcu değil. Onların solculuğu ekstra. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminden, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan veya CHP’li kurmaylardan şikâyet edenlerin gittiği bir yer orası. Sadece orası da değil. Memleket Partisi kısmen İYİ Parti’den de oy alıyor. Hatta AK Parti’den de oy alıyor. Yani o yüzde 1’lik, yüzde 2’lik oy, Muharrem İnce’nin hakiki oylarıdır. Sol kesimin özellikle bu konuda şaşırmasını anlayamıyorum. Sol kesim, kendisini ve çevresini tanımakta fevkalâde özürlü. Memleket Partisi, ulusalcı kitleyi temsil eden bir parti. 

Bir şey daha söyleyeyim: Cumhuriyet Halk Partisi seçmeninin yüzde 35’i Kemal Kılıçdaroğlu’nu beğenmiyor. Oy veriyorlar, verirler. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de verirler, partiye de verirler. Ama “Beğeniyor musun?” diye sorduğumuzda, “Beğeniyorum” demiyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçmeni, diğer partilerden, mesela AK Parti seçmeninden farklı. Orada farklı sesler kendilerine yer buluyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nde gerek gelenek olarak, gerekse eğitim olarak aykırı tipler var. Bir partide aykırı sesler olmasını sağlık alâmeti olarak görüyorum. Partileri ileriye götürecek olanlar, bîat eden, önünde diz çöken insanlar değil, aykırı insanlardır. Memleket Partisi’nin oyu gerçekten yüzde 1’in üzerinde çıkıyor. Dört aydır sürekli olarak yüzde 1’in üstünde. Kararsızları dağıttığınızda da yüzde 2’ye ulaşıyor.

Ruşen Çakır: Araştırmanızda, yeni parti olarak DEVA Partisi yaklaşık olarak %3 görünürken, Gelecek Partisi diğer partilerin içerisinde kalmış; yüzde 1’in altında gözüküyor. Aralarında bir fark olduğu belliydi de, DEVA Partisi, ilk çıkışında bayağı bir etki yaratmıştı; bunu daha önce sizinle konuştuk. Ama belli bir yerde geldi tıkandı sanki. Yine de bu hâliyle yüzde 3. Aslında yeni bir parti için bir etkisi olduğunu gösteriyor sanki. Yanılıyor muyum? 

Özer Sencar: Doğru söylüyorsunuz. Çünkü burada Ali Babacan’ın etkisi var. Ali Babacan’ın AK Parti içerisindeki ekonomist kimliğinin bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Biz prensip olarak yüzde 1’in altında olanları “diğer”in içine atıyoruz. En son yaptığımız Kasım ayı araştırmasında, Gelecek Partisi’nin oyu yüzde 0,7 idi. Buna kararsızları da dâhil ederseniz, yüzde 1’in üstüne çıkar. Ama ham oylarda yüzde 1’in altında olduğu için “diğer”in içine atıyoruz. Gelecek Partili arkadaşlara, dostlara da bunu söylüyorum: “Niye bizi yüzde 1’in altında gösteriyorsunuz?” diye düşünmesinler. “Biz niye yüzde 1-2’nin üstüne çıkamıyoruz?” diye kendi kendilerini sorgulasınlar. 

Son altı yıldır, yani 2015’ten bu yana, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kararsızlar dağıtılmadan ham oyu yüzde 18-22 arasında değişiyor. Hiç yüzde 25’i görmüyor. Altı yılda bir defa yüzde 24’ü görmüş. Hangi olaydan dolayı olduğunu hatırlamıyorum. Bu önemli bir soru. “Niye oyumuz artmıyor?” diye CHP kendisine sorsun. İktidar partisinin oyu, yirmi yıllık iktidarından sonra, 10-12 puan kaybetmesinden sonra, ekonomiyi bu kadar başarısız olarak yönetmesinden sonra, hâlâ yüzde 30’larda duruyor ve muhalefet partisi de çıkıp 30’u zorlayamıyor. İktidar partisinin sorununu biliyoruz: Ekonomiyi yönetemiyorlar. Yönetişim sorunu var. Dış politikada da başarısızlar. Yani başarılı oldukları bir alan kalmadı. Peki, bu kadar yıpranmış iktidara rağmen, muhalefet partileri niye 20’lere, 30’lara, 35’lere çıkamıyorlar? Bu soruyu onlar kendilerine sormalılar. “Niye bizi düşük gösteriyorsunuz?” diye bize sormasınlar. Geçen akşam Gelecek Partili bir arkadaş, “Niye bizi 1’in altında gösteriyorsun?” diye bana mesaj atmış. Ben göstermiyorum, siz 1’in altındasınız. Lütfen kendinizi denetleyin. Bana gelip “Niye biz 1’in üzerine çıkamıyoruz?” diye sorsalar, onlara söyleyecek şeylerim var. Ama onlar bunu sormuyor.

Ruşen Çakır: Özer Bey, MHP meselesine gelelim. En son seçimde şöyle hesaplar söylenmişti ve yanılmıyorsam siz de katılıyordunuz: “MHP’den İYİ Parti’ye giden oldu, ama AKP’den de MHP’ye gelen oldu” gibi bir geçişkenlik söylenmişti. Ama sizin bulgularınıza göre, şu hâliyle baktığımız zaman, MHP’den gidiyor ama MHP’ye bir yerden bir şey gelmiyor gibi. Siz de başta belirttiniz: MHP’deki kararsızlar bir yere gitmiyorlar, ama kararsız duruyorlar. Buradaki esas belirleyici husus, artık MHP’nin de ekonomideki kötü yönetimin sorumlusu olduğu bilinci mi?  

Özer Sencar: Evet, MHP’de böyle bir şikâyet var. AK Parti seçmeninden daha fazla şikâyetçiler. Ama MHP seçmeninde, partilerine karşı güçlü bir gönül bağı var; kızsalar da, küsseler de orada duruyorlar. Mesela sosyal medyaya bakıyorum, “MHP yüzde 7 de olsa barajın altında” yazılıyor. MHP barajın altında kalmaz. Hele hele 7 olduğunda hiç kalmaz. Çünkü MHP, insanların gençlik yıllarında, çocukluk yıllarında gönül verdikleri bir yer. Bu insanlar 80 yaşına da gelseler, MHP’nin barajın altında kaldığını gördüklerinde AK Parti’yi, CHP’yi, diğer partileri terk eder, yine gider MHP’ye oy verirler. Bu çocuklukta kazanılan ve mezara giden duygular. Nitekim 2018 seçiminde, İYİ Parti girdiği ilk seçimde yüzde 10 oy aldı ve bunun 6,5-7 puanını MHP’den aldı. Ama aynı MHP’ye, AK Parti’den de 6,5-7 puanlık oy geldi. Yine gelir. MHP’liler seçim öncesi, oylarının 5 olduğunu görseler, baraj da değiştirilip 7’ye düşürülse, kararsızlardaki AK Parti ve İYİ Parti’deki MHP’lilerin bir kısmı gelip MHP’yi barajın üstüne çıkarır. Buna hiç şüphem yok.

Ruşen Çakır: İttifaklara gelelim. Cumhur İttifakı’nın ne olduğunu biliyoruz. Millet İttifakı’nın ne olduğunu tam bilemiyoruz. Çünkü işin içerisinde CHP var, İYİ Parti var, Demokrat Parti var. Saadet var mı, yok mu belli değil. Gelecek ve DEVA hâlâ muallakta. Bu belirsizlikte çok basit bir gerekçe var: “Bu ittifak seçim ittifakı. Ortada bir seçim olmadığı için bu, bugünün meselesi değil” yaklaşımı söz konusu. Buna katılıyor musunuz? Şu anda ittifakı oluşturup, birlikte hareket ediyor olsalar, bu oylar daha artar mı? Yoksa tam tersine düşer mi? Ne dersiniz? 

Özer Sencar: Siyasal partiler kararlarını kendileri verirler elbette. Ama ben aralarındaki bu anlaşmazlık görüntüsünün kamuoyuna intikal ettiğini ve hepsine zarar verdiğini düşünüyorum. Muhalefetin bütününe zarar veriyor. Bana göre bunu engelleyen şey de, başkan adayının belirlenmemesidir. Çünkü herkes başkan konusunda farklı şeyler söylüyor. Belki yüz yüze geldiklerinde birbirlerine bunu söylemiyorlar, ama ben hem bilgi olarak biliyorum hem de bu kişileri tanıdığım için söylüyorum: Başkan konusunda uzlaşamazlarsa “Millet İttifakı” diye bir şey olmaz. Ve Erdoğan’ın da en çok isteyeceği şey, bu ittifakın dağılmasıdır. Bu ittifakı dağıtacak olan şey de, bu partilerin liderlerinin, birlikte karar verecekleri ve ittifak edecekleri bir başkan adayıdır. Bunu beceremezlerse, seçime kendi başlarına girerler. Açık ve net söyleyeyim: Ben birtakım muhalefet çevrelerinin, aydınların paylaştığı o şehir efsanesini paylaşmıyorum. Eğer başkan adaylığı konusunda kendi aralarında uzlaşamazlarsa, Erdoğan önümüzdeki beş yılın da başkanıdır. 

Ruşen Çakır: Burada şu senaryo da var: “Herkes kendi adayıyla girsin, ilk turda nasıl olsa %50+1 olamayacak. En çok oy alan muhalefet adayı ikinci turda nasıl olsa kazanır” akıl yürütmesi var. 

Özer Sencar: Bu, Erdoğan’ın tam isteyeceği bir şeydir. Bu, ittifakın oylarının dağılmasına sebep olacak bir şeydir. Çünkü ittifakın CHP dışındaki diğer unsurlarının neye itiraz ettiklerini ve neye karşı olduklarını CHP’nin görmesi lâzım. Bir itirazları varsa, bunları gidermesi lâzım. Ben olduğunu biliyorum. Bu insanları tanıdığım için biliyorum. Dolayısıyla burada ustalık, yol göstericilik, CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na düşüyor. Kılıçdaroğlu’nun bu insanlarla birlikte başkan adayını belirleme konusunda geç kalmaması lâzım. 

Bakın, ilginç bir şey söyleyeyim: Eğer Erdoğan’ın ve partili yetkililerin açıkladıkları asgarî ücret ve işçilere, memurlara, emeklilere verilecek ekstra zamlar beklenenin üzerinde bir rakam şeklinde gelirse, bu, insanları kısmen rahatlatacak. Bir süre sonra da enflasyonu şu andaki yüzde 50’lerden, yüzde 60’lara, yüzde 70’lere çıkaracak. Ama enflasyonun yükselmesi üç-beş ay sonraya yansır. Rahatlama hemen başlar. Parayı aldıkları gün insanlar rahatlar. Ve Erdoğan, seçim kanununda yapılmış veya yapılmamış değişiklikleri dikkate almadan, bu rahatlamanın hemen sonrasında baskın seçim yapar. Erken seçim değil. Baskın seçim. Topyekûn seçim görürüz. 

Ruşen Çakır: Topyekûn derken, yerel yönetimleri de mi katıyorsunuz?

Özer Sencar: Artık hayal gücünüzü kullanın.

Ruşen Çakır: Bir şey sormak istiyorum: Meral Akşener’in “Ben başbakanlığa adayım” çıkışı sizce pozitif bir etki mi yarattı, kafaları mı karıştırdı? Ne dersiniz?

Özer Sencar: Meral Akşener çok akıllıca, çok stratejik bir davranış gösterdi. Çünkü Meral Akşener “ben adayım” deseydi bile, Erdoğan’ın karşısında kazanma şansı yoktu. Çünkü Kürtlerle barışamadı. Türkiye’de yüzde 20 civarında Kürt seçmen var. Bunun yüzde 12’si HDP’de. Bu şekliyle cumhurbaşkanlığı seçimine girse, yüzde 20 seçmenin bir puanını bile alamazdı. Dolayısıyla Meral Akşener çok akıllıca bir tavır gösterdi, “Ben bu tartışmanın ve bu meselenin dışındayım” dedi ve başbakan olmak istediğini söyledi. Bu ona, başkan adayını belirleme konusunda da bir güç verdi. Şu anda başkan adayını kim belirleyecek? Bana göre Kılıçdaroğlu değil, Meral Akşener belirleyecek. Meral Akşener’in kabul etmediği bir kişinin aday olması doğru değil, mümkün de değil. Ama aday olursa, kazanması da mümkün değil. Meral Akşener, “Ben bunu istemiyorum, bunu uygun bulmuyorum” dediği anda, o kişinin seçimi kazanma şansı yok. Meral Akşener bir önceki seçimde Abdullah Gül’ü nasıl diskalifiye etti? “Adayım” dedi ve Abdullah Gül çekildi. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi, Meral Akşener’in kabul etmeyeceği bir adayla seçime giderse, çok büyük yanlış yapar. Hem kendisine karşı, hem topluma karşı. 

Ruşen Çakır: Yine spekülatif olacak, ama biliyoruz ki Saadet Partisi’nde rahmetli Oğuzhan Asiltürk, partiyi Cumhur İttifakı’na taşımaya çalıştı. Hem başaramadı hem de ömrü vefâ etmedi. Yaşasaydı da herhalde başaramayacaktı. Ama orada gördük ki, Erdoğan, oyu ne olursa olsun, Cumhur İttifakı’na katılabilecek kişilere kapısını açmış durumda. Böyle katılımlar olma ihtimali var mı?

Özer Sencar: Var. Oranı, muhalefetin adayıyla ilgili. Şu anda, Saadet Partisi seçmeninin üçte ikisi Millet İttifakı’ndan yana. Biz bunu görüyoruz. Tamamı değil. Dörtte biri de Cumhur İttifakı’na sempati duyuyor. Dolayısıyla yekpâre bir şekilde bir yerden bir yere gidemez. Oğuzhan Asiltürk’ün o davranışı da olmayacak bir hesaptı. Öldü gitti, artık bir şey demeyeyim. Şu anda partide hâkim olan kişi Temel Karamollaoğlu’dur. Oğuzhan Asiltürk bana göre parti dışından gazel okuyordu. İnsanların ona sevgi ve sempatisi vardı, ama siyasal kararları aşağıya doğru indirebilecek gücü yoktu. Şu anda Temel Karamollaoğlu’nun, cumhurbaşkanı adayı hariç, Millet İttifakı dışında bir tavır sergileyeceğini düşünmüyorum. Saadet Partisi’nin 1,5 puanlık oyları var. Cumhurbaşkanı adayında uzlaşamazlarsa, açık ve net söylüyorum, 1,5 puanın 1,4 puanı Erdoğan’a gider. Hiç şüpheniz olmasın. Hatta tamamı gider.

Ruşen Çakır: Özellikle AKP’den kopan partilerde, gerek Davutoğlu’nda, gerek Babacan’da, daha çok, Bahçeli’ye vurma yaklaşımı var. Hatta Ahmet Davutoğlu birtakım tevile muhtaç sözler de etti. AKP’den kopan partilerin, Erdoğan’la tekrar bir yakınlaşma ihtimalini görüyor musunuz? “Esas sorun Bahçeli” yaklaşımıyla bir yakınlaşma olabilir mi? 

Özer Sencar: Hem Babacan’ın tavrı hem de Davutoğlu’nun tavrı, hedef kitlesi olarak AK Parti’den ayrılan seçmenleri tercih ettikleri için, AK Parti’ye vurmuyorlar. “Atına vurmayan palanına vururmuş.” Aslında vurmak istedikleri, Devlet Bahçeli değil, Erdoğan. Ama Erdoğan’a vururlarsa, AK Parti’den uzaklaşan insanların Erdoğan sevgileri yüksek olduğu için, onları kaçıracakları endişesini taşıyorlar. Bu tamamen yanlış bir strateji. Onların, MHP’yi ve Devlet Bahçeli’yi vurmaları, Erdoğan’ı ıska geçmeleri, hedeflerinden sapmalarına neden olur. Yanlış bir beklenti. AK Parti seçmeni, kararsızdakiler bile, bu iki partiye iyi gözle bakmıyorlar. Ali Babacan’ın aldığı 2-2,5 civarındaki oyların çoğu AK Parti kökenli değil. Merkezdeki gençlerden, daha önce oy vermemiş, ama AK Parti etkisinden uzak insanlar. Ama Davutoğlu bu kitleye ulaşamıyor. Davutoğlu’nun bütün oy potansiyeli AK Partililer. Onun yüzde 1’in üzerine çıkamamasının sebebi bu. Hedef kitlesi olarak AK Parti’den uzaklaşanları belirlemiş. Bu yanlış bir hedef kitle. Babacan bu konuda daha az hatalı davranıyor. Konuşmalarıyla, tavırlarıyla “Ben AK Parti’nin devamıyım” demiyor. “Ben merkeze yürüyen bir partiyim” diyor. Dolayısıyla, AK Parti dışından insanların ilgisini ve güvenini çekiyor. Biz bunu ölçüyoruz. “Ekonomiyi mevcut liderler içerisinde hangi lider düzeltir?” diye sorduğumuzda, Erdoğan yüzde 30’un üzerinde çıkarken, Babacan yüzde 7-9 arasında çıkıyor. Bu ülkenin ekonomisini başarılı bir şekilde on yıl yöneten bir teknokrattan söz ediyoruz. Ne derece başarılı o da ayrı bir konu. Bugün sorduğumuzda, Erdoğan yüzde 30 çıkıyor, Babacan yüzde 9 çıkıyor. Dolayısıyla, DEVA ve Gelecek partilerinin liderleri nerede hata yaptıklarını, neyi eksik yaptıklarını düşünsünler. Benim kendilerine tavsiyem, AK Parti’den niye ayrıldıklarını, ayrılış gerekçelerini ve AK Parti’deyken yapmaları gerektiği halde yapmadıkları şeyler varsa, onun özeleştirisini yapmaları. O özeleştiriyi yapamazlarsa, oyları böyle kalır. Çünkü insanlar itimat etmiyor.

Ruşen Çakır: Özer Bey, söylediklerinizden şöyle bir toparlama yapacağım. İki temel şey söylüyorsunuz: “Erdoğan seçim ekonomisine gidebilir ve baskın seçim yapabilir. Türkiye’de Cumhuriyet tarihinde seçim kazanmayı en iyi bilen isimlerden birisidir, bunu hiç yabana atmamak lâzım” diyorsunuz. Bu bir. İkincisi de, aday meselesinin en belirleyici husus olduğunu ve muhalefetin bunu belirlemekte çok geç kalmaması gerektiğini, herkesin mutabık olabileceği bir ismin, olabildiğince hızlı bir şekilde açıklanması gerektiğini söylüyorsunuz. İyi özetledim mi?

Özer Sencar: Çok iyi özetlediniz. Çünkü beklenenden erken bir seçim olacak. Eğer seçim ekonomisi uygulaması başlarsa, ben, erken seçim değil, baskın seçim bekliyorum.

Ruşen Çakır: Evet. Muhalefetin de, adayını, geciktirmeden ama ortak bir mutabakatla, Kürtlerin de itiraz etmeyeceği ve oy vereceği bir ismi bir an önce açıklaması gerektiğini söylüyorsunuz.

Özer Sencar: Bunu sağlamaları lâzım. Baskın seçimde muhalefetin çıkaracağı adaylar seçime hazırlanamazlar. Topyekûn seçimde hem paranın, hem vaktin, hem insan kaynağının gerekli olduğu bir seçimden söz ediyoruz. Türkiye’de 260 bin küsur sandık var. Belki 300 bindir, bilmiyorum. Bu ne demektir, biliyor musunuz? Muhalefetin, güvenebileceği, seçim için sandık başına koyacağı en azından 600-700 bin adam demektir. Bu kolay bir iş değil. Ama İstanbul’da yaptılar ve sonuç aldılar. İstanbul’da seçimin kazanılmasının sebebi, İmamoğlu’nun sandıklara sahip çıkması ve her sandıktan çıkan ıslak imzalı sandık tutanağının elinde olmasıdır. Eğer o sandık tutanaklarının dörtte biri veya beşte biri elinde olmasaydı, İmamoğlu şu anda CHP’de sadece bir adamdı.

Ruşen Çakır: Özer Bey, çok teşekkürler. Yine çok doyurucu bir yayın oldu. Çok sağolun, çok teşekkür ediyoruz. 

Özer Sencar: Umarım kimseyi kızdırmamışımdır. Sürçülisan ettiysek de bağışlasınlar. Çünkü siyasetten bir beklentim yok. Hissettiğim gibi açıkça konuşuyorum. İncittiğim birileri olduysa kusura bakmasınlar. 

Ruşen Çakır: Sizin mesleğiniz de, bizim mesleğimiz de, insanların hepsini tatmin etme imkânı olan meslekler değil. İşimizi yapmaya devam ediyoruz ve devam edelim. Çok sağolun.

Özer Sencar: Çok güzel. İşimizi yapmaya devam edeceğiz. 

Ruşen Çakır: MetroPOLL Araştırma’nın Genel Müdürü Sayın Özer Sencar’la konuştuk. Kendisine çok teşekkür ediyoruz. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus