Erdoğan rakibi ve halefini seçti: Ekrem İmamoğlu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İçişleri Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) işe alınan bazı çalışanların “terör örgütleriyle iltisaklı” olduğu yönünde ihbar, şikâyet ve tespitler üzerine özel teftiş başlatıldığını duyurdu. Ruşen Çakır, önümüzdeki seçimlerde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu rakip seçtiği görüşünde.

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

İyi haftalar. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Türkiye’ye yepyeni bir gündem armağan ettiler: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan özel terör teftişi. İçişleri Bakanlığı talîmâtıyla ve sosyal medyadan duyurulan bir soruşturma başlatıldı — bunun tabii ki bir yığın saçma yönü var. İçişleri Bakanı, Türkiye’deki mevcut terörist sayısını 160 civarında açıklamıştı, bugün de tekrarladı onu, ama belediyede 500’ün üzerinde terörle iltisaklı kişi olduğu iddiasını dile getirdi. 

Bütün bunlar aslında iktidarın ne kadar âciz bir durumda olduğunu, İstanbul seçimlerini kaybetmeyi –ki yaklaşık 1000 gün oldu yanılmıyorsam– hâlâa sindirememiş olduklarını gösteriyor, ama tek başına bu değil, bunun da ötesinde şeyler var. Bu, önümüzdeki dönemde kimlerin yöneteceği meselesinde yapılmış bir hamle, Erdoğan tarafından yapılmış bir hamle.

Birbirinden çok farklı boyutları var. Örneğin, Erdoğan’ın zamanında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan bir şiir okuduğu bahanesiyle alınması olayı var yıllar önceden –tabii ki o geliyor akla– ya da yine 2000-2001 gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne 28 Şubat sürecinde ordudan atılmış bazı kişileri istihdam ettiği gerekçesiyle açılan soruşturmayı da akıllara getiriyor. Bunların hepsi var bir kenarda; ama esas olarak tabii ki burada önemli olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ziyâde, tabii ki belediyenin kendisini ama özel olarak da Ekrem İmamoğlu’nu hedef alan bir saldırı.

Tabii, burada ilginç olaylar var. Ekrem İmamoğlu gibi Süleyman Soylu da Trabzonlu. Erdoğan da Trabzon değilse bile Rizeli, ama damadı Trabzonlu — kendi de Trabzonlu gibi bir anlamda, en azından Karadenizli, Doğu Karadenizli. İkinci olarak, Süleyman Soylu yakın bir zamana kadar biliyorsunuz Türkiye’de istikbâli en parlak siyâsetçilerden birisi olarak görülüyordu ve Erdoğan sonrası dönemin ismi olarak geçiyordu. AKP-MHP birlikteliğinin veya AKP’nin ya da MHP’nin lideri olacağı söyleniyordu; ama uzun bir süredir artık böyle bir iddiası kalmadı. Erdoğan da yaklaşık 20 yıllık iktidarının bence son demlerini yaşıyor. 

Onların düştüğü bir yerde, yerlerine ilk akla gelen isimlerden birisi olan Ekrem İmamoğlu’nu hedef alıyorlar. Bunun için, hedef almanın nedenleri arasında kişisel birtakım meseleler varsa da hiç şaşırmamak lâzım; çünkü onlar giderken İmamoğlu geliyor. “Geliyor gelmekte olan” sözü, şu anda İmamoğlu için çok geçerli bir husus ve giderayak ona zarar vermek ve onun gelişini engellemek istiyorlar. Benim anladığım bu; ama bunu yaparken tam tersine Ekrem İmamoğlu’nun önünü açıyorlar. 

Bugün, Süleyman Soylu’yu izlemişseniz görmüşsünüzdür, Soylu, yaptığı işlemi ve suçlamaları doğru dürüst savunamadı bile. Anladığım kadarıyla, daha başlar başlamaz bunun ellerinde patlayacak bir silâh olduğunu hissettiler. En azından o kadar siyâsî deneyimleri var; ama bir yola girildi ve o yolda belli ki esas ısrarcı Erdoğan. Bunun hukukla alâkası olmadığını biliyoruz— ki işin başında, bugün Ekrem İmamoğlu da onu söyledi, bütün işe alımlar da Adalet Bakanlığı’nın bilgisi dahilinde oluyor. İçişleri Bakanlığı’nın da açacağı soruşturma, aslında Adalet Bakanlığı’na açılmış gibi oluyor. Bu olayın hukukla çok fazla bir ilişkisi olmadığını kesin bir şekilde biliyoruz ve çok bâriz bir şekilde Ekrem İmamoğlu’nun önü kesilmek isteniyor, ama önünü kesmek isterken önünü açmış oluyorlar.

Muhâlefet ne zamandır, biliyorsunuz, “Kim cumhurbaşkanı adayı olsun?” bunu tartışıyor, aslında tartışmaya da korkuyor. Önde gelen tartışmalardan birisi: “Seçim tarihi belli olunca mı açıklansın, yoksa belli olmadan mı açıklansın?” Herkes değişik vesilelerle bu konuda görüş dile getiriyor. Kemal Kılıçdaroğlu, kendisinin aday olabileceğini, ortak aday olarak gösterilirse bundan onur duyacağını söyledi. Belediye başkanlarının aday olması fikrinin çok da isâbetli olmadığını, belediyeleri böylece AKP’ye bırakmış olacaklarını, dolayısıyla bunun iyi bir fikir olmadığını söyledi; hattâ daha yeni bu fikrini de tekrarladı — yanılmıyorsam dün söyledi.

Mansur Yavaş adaylığa alenen tâlip olmadı ve kendisinin belediye başkanlığında ısrarcı olduğunu söyledi; ama Ekrem İmamoğlu hep bir açık kapı bıraktı, onun istediğini biliyoruz, kendini oraya hazırladığını biliyoruz ve şimdi bu hazırlıklara çok ciddi bir doping etkisi geldi: Erdoğan İmamoğlu’nun önünü kesmek isterken onun önünü tam anlamıyla açıyor. Hattâ öyle ki, bazıları Erdoğan’ın bilerek böyle yaptığını düşünüyor. Yani, rakip olarak kendisine İmamoğlu’nu tercih ettiğini ve dolayısıyla bu hamleyi bu nedenle yaptığını düşünenler var. Doğru olduğunu sanmıyorum; çünkü bu yaklaşım, Erdoğan’ın her yaptığının bilinçli, tamâmen irâdesiyle, çok düşünülüp taşınılmış, ince elenip sıkı dokunmuş hamleler olduğunu sanıyor, ama uzun bir süredir, yani belli bir zamandır, Erdoğan’ın hamlelerinin geçmişteki Tayyip Erdoğan’dan çok farklı bir şekilde alelacele ve reaktif olduğunu, genellikle de sonuç alamadığını, hattâ krizini daha derinleştirdiğini görüyoruz.

Örneğin Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanı seçilmesini kabul etmemesi ve seçimi tekrarlaması. Çok büyük bir hezîmet yaşadılar. O hezîmeti yaşamadan önce çok kişi, “Erdoğan bunu tekrarlatıyorsa kesin alır” dedi. Bunu diyenler şimdi de diyor ki: “Erdoğan burada Ekrem İmamoğlu’nun elini güçlendireceğini biliyor, demek ki Ekrem İmamoğlu’nu güçlendirmek istiyor, karşısına onu çıkartmak istiyor”. Kimin yerine? Meselâ Mansur Yavaş’ın yerine. 

Açıkçası, gördüğüm kamuoyu araştırmalarında İmamoğlu’yla Mansur Yavaş neredeyse aynı oranlarda gözüküyorlar ve birçoğunda da İmamoğlu önde. İkisinin arasında pek bir fark olacağını sanmıyorum. Bugün seçim olursa, hani çok bildik tâbirle, İmamoğlu da Mansur Yavaş da muhâlefetin ortak adayı olarak çıkarsa, kişisel görüşüm, hissiyatım, ikisi de kazanır; ama şu hâliyle bakıldığı zaman, bu süreç böyle devam ederse, İmamoğlu’na bu kumpası, devletle ilgili kumpası kurmaya ve bunu birtakım sonuçlar elde etmeye –diyelim ki bu teftişin ardından çok ciddi soruşturma, ceza dâvâları, hattâ belediyeye kayyum atama ki sanmıyorum, ama nedense kötümserler daha seçildiği andan îtibâren İstanbul’a, hattâ Ankara’ya ve Adana ile Antalya’ya da kayyum atanacağını beklediler, olmadı; bu sefer de olacağını sanmıyorum–, ama diyelim ki en kötü ihtimâle kadar gitse de bütün bunlar, çok büyük bir hata yapmadığı takdirde Ekrem İmamoğlu’nun işine yarayacaktır.

Çok büyük bir hata nedir? Alttan almasıdır. Yani, “Bu kadar da acımasız olmayın” anlamına gelecek çıkışlar yapmasıdır — ki bunu daha önce yapmadı. Bugünkü açıklamasında da yapmadı, bundan sonra da yapacağını sanmıyorum. Ekrem İmamoğlu, normal bir pozisyonda hareket ettiği halde, kendisine devlet tarafından ne yapılırsa yapılsın siyâseten her geçen gün daha da güçlenecektir. Ne kadar çok mağdur edilirse gücü o kadar çok artacaktır — tıpkı zamanında Erdoğan’ın olduğu gibi. Başlığı, “Erdoğan rakibini ve halefini seçti” diye verdim. “Rakibi” derken, tabii ki cumhurbaşkanlığı seçiminde eğer kendisi aday olursa –normalde olması bekleniyor; ama yine de belli olmaz, büyük bir ihtimalle olacağını varsayıyoruz–, karşısına Millet İttifakı’nın adayı olarak bu gidişle bütün rezervleri kaldırarak, bütün aday adaylarının şanslarını azaltarak Ekrem İmamoğlu’nu çıkartmış oluyor ve bu hâliyle de halefi derken cumhurbaşkanlığındaki, ya da yeni tâbirle başkanlıktaki halefini de belirlemiş oluyor. 

Burada, Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının hızlı bir şekilde belirginleşmesinden Erdoğan’ın nasıl bir çıkarı olabilir? Hiçbir çıkarı olacağını sanmıyorum. Ekrem İmamoğlu’nu nasıl yıpratabilir? Ellerinden geleni şu âna kadar yaptılar, bundan sonra daha fazla yaparlar, belki yeni yeni birtakım suçlamalarla ortaya çıkarlar; ama bütün bunların hepsi, açıkçası kamuoyunu iknâ edecek şeyler olamayacaktır, hiçbiri olamayacaktır ve her yeni suçlama, her yeni saldırı onu daha da güçlendirecektir.

Yani, birilerine biraz abartı gelebilir, ama hani Ekrem İmamoğlu kendi uğraşsa bu kadar lehine bir durumu yaratamazdı açıkçası, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Diyelim ki bu soruşturma ya da başka soruşturmalarla ona devlet bir kumpas kuruyor, diyelim ki belediye başkanlığını da elinden alıyor, en geç bir buçuk yıl içerisinde seçim olacak bu ülkede ve bir buçuk yıl sonra normal şartlarda ülkede yönetim değişecek ve böyle giderse de bu ülkenin yönetiminin başına, Erdoğan ve Süleyman Soylu’nun yaptıkları bütün ayağını kaydırma hamleleriyle elini güçlendirdikleri Ekrem İmamoğlu gelecek ve o geldikten sonra –ya da bir başkası, ama şu hâliyle bakıldığı zaman Ekrem İmamoğlu gözüküyor–, o zaman bugün yapılan bu tasarrufların hiçbir geçerliliği olmayacak; hattâ bugün bu tasarrufu yapanların her biri, soruşturma emrini veren, soruşturmayı yapan, buradan birtakım sonuçlara varan, eğer olay yargıya intikal ederse burada verilen talîmâta göre hareket eden vs. herkes yeni dönemde herhalde bu yaptıklarından sorumlu olacaklar. Zamanında nasıl Erdoğan’ın ayağını kaydırmak istemişlerse ve kaydırmak istedikleri yerde tam tersine önünü açmışlarsa ve o operasyonu yapan bütün aktörlerin her biri Türkiye’de siyâsetten ya da bürokrasiden tasfiye olmuşsa, benzer bir şeyin bugün için de geçerli olduğu kanısındayım.

 O tarihte, Erdoğan için “Muhtar bile olamaz” denmişti ve ilginçtir, Erdoğan’ın siyâsete geri dönüşü Deniz Baykal’ın açık desteğiyle gerçekleşmişti ve o tarihte nasıl bir şey yapılmıştı? Siirt’te Erdoğan apar topar milletvekili yapılıp, daha sonra başbakan yapılmıştı. Demek ki, Türkiye’de demokrasinin içerisinde, muhalefetin de dâhil olduğu süreçlerle, desteklerle, zamanında yapılmış gayri hukukî, gayri meşrû siyâsî operasyonların, kumpasların telâfîsi mümkünmüş. Bunu Erdoğan örneğinde görmüştük. Ekrem İmamoğlu’nun da başına birtakım çorapları sistem örecek olursa, sistemin yeniden yapılanması hâlinde bu çoraplar telâfî edilecektir. Bunu özellikle en iyi bilenlerden birisi de herhalde Erdoğan’dır.

 Erdoğan’ın meşhur sözü vardı biliyorsunuz, Refah Partisi’nin de sloganıydı: “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” — ve kendisi için bu gerçekleşmişti. Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı andan îtibâren de bu sözün tekrar geçerli olabileceğini hatırlatmış ve Ekrem İmamoğlu’nun Türkiye’de şu anda önü en açık siyâsetçi olduğunu söylemiştik; ama şu âna kadar, bu kumpasa kadar; yani terörist istihdam iddialarına kadar… “Eh, ne yapalım? Bize ihbar geldi, biz de terörle mücadele ediyoruz” diyen bir İçişleri bakanımız var ve bunu yaptığı yer de önce sosyal medya. Neyse, bununla Ekrem İmamoğlu’nun önünü kapatmak istediler, kapanacak gibi gözükmüyor ve Erdoğan nasıl İstanbul’dan Türkiye’ye geldiyse, şu anda aynı şekilde Ekrem İmamoğlu’nu istemeye istemeye kendi yerine yetiştiriyor. 

Bu olay olmasaydı ne olacaktı? Biz hâlâ, “Acaba muhâlefet adayını ne zaman belirleyecek? Belirlesin mi belirlemesin mi? Belediye başkanlarından aday olsun mu olmasın mı?” sorularını konuşuyor olacaktık. Şu hâliyle baktığımız zaman, diyelim ki Erdoğan ve Süleyman Soylu İmamoğlu konusunda geri adım attı… Ne olacak? İmamoğlu boyun eğmedi ve geri adım attırdı olacak, ona yazacak. Ya da geri adım atmayıp sonuna kadar götürdüler ve İmamoğlu’nu ve başkalarını, belediye çalışanlarını mağdur ettiler… Bu sefer ne olacak? Aynı şekilde, mağdur edilmiş, haksızlığa uğramış, hakkı gasp edilmiş birisi olarak, tıpkı ilk seçimi kazandıktan sonrası gibi daha güçlü bir şekilde gelecek. 

Sonuçta, şu hâliyle Erdoğan ve Soylu’nun bu oynadıkları oyunda kazanma ihtimalleri bence hiçbir şekilde yok ve Ekrem İmamoğlu da çok büyük bir hata yapmadığı müddetçe buradan çok kazançlı çıkacak. Bu saatten sonra, muhalefetin tabii ki yine aday isimleri gündemde olacak; “Kılıçdaroğlu olur mu?” diyeceğiz, “Mansur Yavaş olur mu?” “Hiç beklenmedik bir isim çıkar mı?” diyeceğiz, ama o Pitbull olayından sonra, Erdoğan yarattığı bu gündemle Türkiye’de muhâlefetin en büyük krizlerinden birisini de kısa yoldan çözmüşe benziyor. Tabii, siyasette her an her şey değişebilir, bu ihtimâli hep akılda tutmakta yarar var; ama an îtibâriyle Ekrem İmamoğlu muhâlefetin cumhurbaşkanı adayı ve ilk turda seçimi kolaylıkla kazanabilecek bir isim olarak karşımızda duruyor. Onu yıkmaya çalışırken onu yükselttikleri için de herhalde Süleyman Soylu ve Recep Tayyip Erdoğan siyâsî kariyerlerinin en büyük hatalarından birisini yapmış olarak tarihe böyle bir not düşmüş olacaklar. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus