Dosya haber: 24 Ocak kararlarından günümüz ekonomik krizine uzanan süreç

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Meryem Zelal Direkçi-Özgecan Özgenç

Neoliberal ekonomik politikaları uygulamaya koyan 24 Ocak İstikrar Programı ile sosyal devlet ortadan kaldırılarak dışa açılma, ihracatı artırma ve kamuda özelleştirme amaçlandı. Türkiye ekonomisini köklü bir dönüşüme zorlayan 24 Ocak Kararları’nın etkisi 42 yıldır sürüyor. Başbakanlık Müsteşarı olarak 24 Ocak Kararları’nı hazırlayan Turgut Özal, 12 Eylül 1980 darbe hükümeti tarafından ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı görevine getirildi ve ekonomik dönüşümde en önemli rolü üstlenen isim oldu. Göreve getirildikten sonra kararları uygulamaya koyan Özal, o dönemde “Ekonomide öyle kararlar alıyoruz ki bu kararlardan geri dönüş olamayacak” demişti. Program ile başlayan özelleştirmelerin, 1986-2020 döneminde toplam tutarı 70.4 milyar doları buldu. Bu oranın yüzde 89’luk kısmı AKP döneminde gerçekleştirildi. 2013 yılında elektrik dağıtım şirketleri ve hidroelektrik santrallerinden yapılan özelleştirme ile bugünkü kabaran faturalara gelindi.  

24 Ocak Kararları ve bugüne etkisi 

Türkiye, 1980 yılları öncesinde döviz sıkıntısı ve enflasyon başta olmak üzere tarihinin en ciddi ekonomik sıkıntılarını yaşadığı bir dönemden geçiyordu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Türkiye ekonomisinin yönetimini 5 Aralık 1979 tarihinde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevine getirilen Turgut Özal’a verdi. Özal, Türkiye’deki ekonomik istikrarsızlığı gidermek, üretimin azalması ve karaborsacılığın oluşması gibi nedenlerin ortadan kaldırılması, kamu harcamalarının sınırlandırılması, ücretlerin düşürülmesi, serbest döviz kuru gibi ekonomik önlemler için Türkiye tarihine geçen 24 Ocak Kararları’nı yazdı. Özal’ın 24 Ocak Kararları, işçi sınıfı ve halktan gelen tepkiler nedeniyle istenildiği gibi uygulanamadı. Kararların uygulanabileceği toplumsal, siyasi ve iktisadi zemin ancak askeri darbe ile elde edilebildi. 

12 Eylül 1980’de bir askeri darbe gerçekleştirildi ve beş kişiden oluşan Milli Güvenlik Konseyi  (MGK) kuruldu ve ülke bu cuntanın aldığı kararlarla yönetilmeye başlandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun, emir komuta zinciri içinde ülke yönetimine el koydu. 

12 Eylül darbesi yapıldıktan kısa bir süre sonra Özal, emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu’nun başbakanlığında kurulan hükümette ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak görevlendirildi. 1979’da dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in talimatıyla hazırlanan 24 Ocak Kararları, askeri darbenin hemen ardından iktisadi rota değişikliğinin, sosyal devleti ve sosyal hakları ortadan kaldırmak amacıyla kabul edilen neoliberal ekonomi politikaları grevsiz, toplu sözleşmesiz, kitlesel tepkilerin olmadığı bir ortamda sorunsuz uygulanma ortamına kavuştu. 

24 Ocak Kararlarının uygulanma amacı

1960’lı yıllarda iç pazarı esas alan, korumacı, ithal ikameci ekonomi politikaları benimseniyordu. Türkiye’nin ekonomi politikalarında köklü bir değişiklik yaratan 24 Ocak Kararları ile dışa açılmayı ve ihracatı artırmayı hedefleyen, sermaye çıkarlarını önceleyen, sosyal hakları ve kamunun ekonomiye müdahalesini reddederek, özelleştirmelerin önünü açan uygulamalara gidildi.

“24 Ocak İstikrar Programı” adı altında uygulamaya konulan kararlar ile devletin yerini özel kesimin alması, ekonomide makro ve mikro dengelerin belirlenmesinde idari kararların yerine, fiyat mekanizmasının geçerli olması amaçlandı. Bu temel amacın gerçekleşmesi için mal ve faktör piyasa fiyatlarına müdahalelerin kaldırılması gerekiyordu. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) dahil tüm kamu kesimi daraltılacak ve özel girişim teşvik edilecekti. İthalatta serbesti sağlanacak ve yabancı sermaye teşvik edilerek, fiyat rekabeti tesis edilecekti.

Kararların uygulandığı 1980-1983 yılları 

24 Ocak Kararları ile Türkiye’de kısa vadeli amaçlar belirlemek ile birlikte özellikle uzun vadeli hedeflere yönelme çabası öne çıktı. Özellikle 1980-1983 yılları arasında yürürlüğe konulan ve IMF ile imzalanan “standby” anlaşması çerçevesinde belirlenen önlemler şunlardı:

  • Para arzının kısılması ve “serbest faiz”e geçilmesi
  • Türk Lirası’nın yüksek oranda devalüe edilmesi,
  • Kamu harcamalarının kısılması, bütçe açığının küçültülmesi,
  • KİT ürünlerine açıklarını kapatmaları için zam yapma yetkisinin verilmesi,
  • Sübvansiyonların asgariye indirilmesi ve fiyat kontrollerinin azaltılması,
  • Esnek döviz kuru uygulamasına  geçilmesi,
  • Yabancı sermaye girişini hızlandıracak önlemlerin alınması,
  • İhracata dayalı sanayileşme özendirilirken, ihracata (vergi, ucuz kredi ve döviz kullanım kolaylıkları) sürekli destek verilmesi

24 Ocak İstikrar programında hedeflendiği gibi para arzı artış oranı ilk üç yılda giderek azaltıldı. Bunda Merkez Bankası (MB) kredilerinin önceki yıllara oranla daha az kullanılması etkili oldu. Bankalar sistemi aracılığı ile kaynak yaratılmaya başlanmasıyla, kamu kesimi yerini özel sektöre bırakmaya başladı. Bu kararlarla birlikte 1980’de yüzde 107,2 olan enflasyon oranı 1981’de yüzde 36,2’ye, 1982’de ise yüzde 25,2’ye düştü.

Banker ve bankaların batışı

Yabancı sermaye yatırım sahalarının genişletildiği Türkiye, bu dönemde istikrar ve finansal liberalizasyon politikalarını eşzamanlı uygulamaya ve faizleri serbest bırakmaya (faizleri bankalar belirliyordu) başladı. Sıkı para politikaları neticesinde bankerler ve küçük bankaların faiz yarışı 1982 yılında liberalizasyon sonrası ilk finansal krize sebep oldu. Yaşanan krizin ardından birçok banker ve birkaç küçük banka battı.            

Para önemli ölçüde devalüe edildi. Bir yıl içinde iki katına çıkarılan dolar rakamı, 24 Ocak 1980’de tekrar artırılarak 47 liradan 70 liraya çıkarıldı. 1987 yılı sonunda ise bin lira dolaylarına ulaştı. İhracatta artış yaşandı. 1979’da ulusal gelirin yüzde 3,4’üne inen ihracat, 1980’lerde devamlı olarak yükseldi ve 1987’de bu oran yüzde 16 oldu.

Programla ithalat özgür bırakıldı, vergiler indirildi, teminatlar düşürüldü ve fiyatların denetimi ortadan kaldırıldı. Kamunun ürettiği malların fiyatları yükseldi. Yabancı sermaye teşvikleri artırılırken, faiz oranları serbest bırakıldı, döviz satışları serbestleştirildi.

24 Ocak Kararları, 12 Eylül ve işçi hakları

12 Eylül darbesiyle uygulanma imkanı bulan 24 Ocak Kararları sonrasında işçi sınıfının sendikalaşma, ücret düzeyi, iş güvencesi ve kıdem tazminatı gibi birçok hakkı elinden alındı. 

Kasım 1983’te Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi (ANAP) tek başına iktidara geldikten sonra emek karşıtı neoliberal politikalarını uygulamaya devam etti. 24 Ocak Kararları’nın yaratmış olduğu sonuçlara karşı işçiler greve gitti. Darbenin yapıldığı 12 Eylül 1980 tarihinde 14 işkolunda, 178 işyerinde, yaklaşık 54 bin işçi grevdeydi. 

Darbeden sonra işçilere grev yasağı getirildi ve kurulan Yüksek Hakem Kurulu (YHK), toplu pazarlık hakkını ortadan kaldırarak, toplu iş sözleşmelerinde yetkili tek organ haline geldi. Mart 1980’de genel kurulunu gerçekleştiren ve işçi sınıfını “mutlu azınlık” olarak nitelendiren Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK), sendikal haklar ve grevlere dair belirlediği ilkeler, YHK ve ardından yapılan 1982 Anayasası’nda hükme bağlandı. 1961 Anayasası’nın sendikalaşmanın önünü açan hükümlerinin aksine, 1982 Anayasası ile sosyal devlet yaklaşımından uzak ve toplumu değil sermayeyi ve devleti korumayı amaçlayan bir yaklaşım benimsendi.

Kıdem tazminatına tavan uygulaması getirildi ve asgari ücret ile bağı koparıldı. İşçilerin yıllık ikramiye hakkı sekizden, dörde düşürüldü. Kıdem tazminatı ve ikramiyelerin yasal olarak sınırlandırılması ile toplu sözleşmelerle artırılmasının önüne geçildi. 1982 Anayasası’nın bu sınırlamaları günümüzde hâlâ yürürlükte.

AKP dönemi ve 24 Ocak Kararları, neoliberal ekonomi modeli

12 Eylül askeri darbesiyle uygulanma imkanı bulan 24 Ocak Kararları, özelleştirme ve devletin ekonomiden çekilmesi politikası sonucunda kamu işletmeleri ve malları satılmış ve kamu istihdam politikası değiştirilmişti. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidarda olduğu dönemde kamunun piyasadan tasfiyesi sürdü ve özelleştirmeler en yüksek oranlarda gerçekleşti.  

24 Ocak Kararları’nın ardından, bugüne kadar yapılan özelleştirmelerin yüzde 89’u AKP döneminde yapıldı. Özelleştirme düzeyi, 1986-2002 döneminde toplam 8 milyar dolar iken, 2003-2021 döneminde 62 milyar dolara yaklaştı. 1986-2020 döneminde gerçekleştirilen özelleştirmelerin toplamı 70.4 milyar doları buldu. Türkiye’nin özelleştirme gelirlerinde rekor seviye 2013 yılında 12.5 milyar dolarla kaydedildi. 2013’te özellikle elektrik dağıtım şirketleri ve hidroelektrik santralleri özelleştirmeleri öne çıktı. Son dönemde döviz kurundaki hareketlilik ile birlikte elektrik ve doğalgaz faturalarında yaklaşık yüzde 100’lük bir artış yaşandı.  

Dış borç

1970 yılında Türkiye’nin brüt dış borcu 2.7 milyar dolardı ve o yılın Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının (GSYH) yüzde 15,8’ine tekabül ediyordu. 1980 yılına gelindiğinde ise Türkiye’nin brüt dış borcu 19,1 milyar dolar, borcun GSYH içindeki payı ise yüzde 27,8 civarındaydı. 2021 yılının ilk çeyreğinde ise Türkiye’nin brüt dış borcu 430.7 milyar dolar, GSYH’ye oranı da yüzde 59,1 olarak açıklandı.  Bu oran, 2020 yılının dördüncü çeyreğinden sonra bakanlığın açıkladığı veriler göz önüne alındığında hâlâ en yüksek oran. 2021’in ikinci çeyreğine dair açıklanan güncel verilere göre Türkiye’nin brüt dış borç stoku 446,3 milyar dolar olurken, bunun GSYH’ye oranı ise yüzde 58,3 oldu.

Alım gücü-İşçi hakları

1982 Anayasası ile yürürlüğe giren kıdem tazminatına tavan uygulaması ve yıllık en fazla dört ikramiye kuralı AKP döneminde de devam ediyor. Diğer yandan sendikalaşma oranı 1980’de yaklaşık yüzde 40 iken, 2021 yılında bu oran yüzde 14’e düştü. 

1978’de kişi başına milli gelirin yüzde 3,4 üzerinde olan asgari ücret, aradan geçen 42 yılda, kişi başına gelirin yüzde 40-45 altına düştü. DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR), tarafından açıklanan verilere göre ise 2019 yılı üçüncü çeyreğinde GSYH içinde yüzde 32,9 olan işgücü payı, 2021 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 29,8’e geriledi.

2022 yılı için geçerli olacak asgari ücret 4 bin 250 TL olarak açıklandı. Ancak artan döviz kurunun etkisi ile alım gücündeki düşüş, açıklanan asgari ücret rakamını 2022 yılının açlık ve yoksulluk sınırının altında bıraktı. 2022 yılı için dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 4 bin 924 TL, yoksulluk sınırı ise 15 bin 13 TL olarak belirlendi. 

Doların serüveni 

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Türkiye arasında rahip Andrew Brunson krizinin yaşandığı 2018’de dolar 3.79 TL seviyesindeydi. Dolar, Brunson’ın tahliye talebinin reddedildiği 18 Temmuz’da 4.79 TL’ye çıkarak yılın en yüksek seviyesine ulaştı. 

1 Ağustos’ta ABD, rahip Brunson davası nedeniyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e yaptırım uygulama kararı aldığını açıkladı ve kararın ardından dolar 5 TL’nin üzerine çıktı. İki ülke arasında karşılıklı yapılan hamlelerle ABD, Türkiye çelik ve alüminyum ithalatına gümrük vergisini artırma kararı aldı ve bu karar hemen uygulamaya koyuldu. 13 Ağustos’ta alınan karar sonucunda dolar kuru, tarihi zirvesi olan 7.24 TL’yi gördü. Ekim 2018’de Brunson’ın serbest bırakılmasının ardından dolar kuru yeniden 5 lira seviyesine indi.

2020 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınıyla ekonomilerde kapanma nedeniyle sorunlar baş gösterdi. Bu süreçte merkez bankaları teşvik ve genişleme politikalarına yöneldi. Dolarda dönem dönem yükselişler görülürken, kasım ve mart aylarında ekonomik uygulamalardaki değişikliklerin ardından dolar yeniden yükselişe geçti. Merkez Bankası’nın müdahalelerinin ardından bir miktar gerileme sağlansa da, 2020 yılına 5.95 seviyesinden başlayan dolar yıl sonunda 7,43 TL oldu.

2021 yılı döviz açısından çok çalkantılı bir yıl oldu. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz indirimi ısrarı ve Merkez Bankası’nın eylül ayından itibaren faiz indirmeye başlaması dövizi tırmandırırken, 18.4 lira düzeyini gören dolar, Erdoğan’ın “kur korumalı mevduat” açıklamasıyla gevşedi ve yılı 13,25 seviyesinde tamamladı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus