HDP ile sol parti/grupların “Üçüncü İttifak”ı ne durumda?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) çağrısıyla 18 Ocak’ta Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Emek Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu bir araya geldi. Ruşen Çakır bu görüşmeyi değerlendirdi ve “HDP ile sol parti/grupların ‘Üçüncü İttifak’ı ne durumda?” sorusuna yanıt aradı.

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler. Bugün ikinci kez karşınızdayım. Bu yayını zâten önceden düşünüyordum, fakat Alevîlik meselesini Erdoğan’ın dün geceki açıklamasıyla yapma ihtiyâcı hissettim. Sol ittifak ya da üçüncü ittifak, demokrasi ittifakı –her neyse–, bunun üzerine izleyicilerden de çok soru geldi. Ne oluyor, nasıl oluyor? Burada yeni bir odak şekilleniyor mu?

Ben de biraz araştırdım, taraflarla görüştüm; içinde yer alan, almayı düşünen ya da almakta tereddüt edenlerle görüştüm ve birtakım şeyler kafamda netleşti; ama kafamdaki görüntünün çok net olduğunu söyleyemem çünkü hâlâ belirsiz çok nokta var. 

Önce baştan alalım: 18 Ocak’ta HDP’nin çağrısıyla Ankara’da 8 grup bir araya geldi. Grup diyorum, çünkü bunların hepsi parti değil, sırasıyla okuyayım: Emek Partisi var, Emekçi Hareket Partisi var, Halk Evleri var, HDP zâten var, Sosyalist Meclisler Federasyonu var, Türkiye İşçi Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Türkiye Komünist Partisi. 8 oluşum partisi. Sol Parti katılmadı. Sol Parti’nin katılmama gerekçesi, seçim durumu belli olmadan bu tür şeylere girmeyi –kabaca söylüyorum, hızlı bir şekilde–, yani  çok da zamanlı bulmadıklarını söylüyorlar.

Bu toplantıda bir yazılı açıklama ortaya çıktı; “Ortak mücâdeleyi sürdürmeyi, bu mücâdelenin zeminlerini çoğaltmayı ve güçlendirmeyi, ortak mücâdele konularını belirlemek, bunları hayâta geçirmeye yönelik içerik, yöntem ve takvim oluşturmak için düzenli görüşmelere devam etmeyi; mevcut katılımla kendini sınırlamayan, ortak mücâdelenin Türkiye’nin bütün demokratik sol sosyalist ve devrimci güçlerini kapsayacak şekilde genişletilmesini hedeflemeyi karar altına aldık” diye bir açıklama oldu ve 26 Şubat’ta ikinci toplantı yine Ankara’da olacak; ama edindiğim izlenimlere göre ilk toplantıya katılan TKP katılmayacak. İlk toplantıya katılmayan Sol Parti’nin de katılması galiba mümkün olmayacak; onlar da katılmayacak.

Dolayısıyla burada, HDP dışında kamuoyunun birazcık bildiği, son günlerde çıkış hâlindeki TİP ile EMEP var. EMEP’in bir girişimi var biliyorsunuz, o hâlâ bir şekilde sürüyor sanki. Sol grupları/partileri arasında bir koordinasyon oluşturmak, bir sol câzibe merkezi yaratma meselesi. Bu, aslında tüm sol partilerin/grupların hep bir şekilde akıllarında olup, dönem dönem denenip başarılamamış bir şey. EMEP’in çağrısıyla, TKP’nin ve Sol Parti’nin de dâhil olduğu bir şekilde bir şeyler sürüyor; ancak o temaslar HDP’nin yaptığı çağrının bayağı bir gölgesinde kalmış durumda. 

Şimdi, burada şöyle bir sorun var — çok sorun var da, ilk aklıma gelen sorun: Bu ittifak neyin ittifakı? Seçimin herhalde; ama ilk toplantıda seçim meselesi konuşulmamış. Seçim meselesinin konuşulmamasının da birçok nedeni var; bir kere seçimin ne zaman yapılacağı belli değil, seçim kanunu belli değil, ittifak meselesinde AKP-MHP işbirliğinde birtakım oylamalar yapılır mı yapılmaz mı belli değil; bir diğer husus da tabii çok önemli: HDP’nin durumu belli değil. Normal şartlarda bir sorun yok; ancak kapatma davası söz konusu biliyorsunuz. Bir şekilde yargının bağımsız olmadığı ülkemizde her an her şey mümkün.

Normal şartlarda baktığımızda, bu gruplar/oluşumlar içerisinde seçime katılmaya hak kazanmış olan partiler, HDP dışında EMEP, TİP, TKP ve Sol Parti. Dolayısıyla bunlar HDP’siz de kendi başlarına seçime girebilirler isterlerse; ama dediğim gibi, ilk toplantının gündemi seçim olmamış. Hedef seçim belli ki; Millet İttifakı diye bir ittifak var ve bu ittifaka HDP’nin çağırılmayacağı kesin, öyle gözüküyor. Sol partilerin de çağırılmayacağı düşünülüyor, onu da görüyoruz. Dolayısıyla üçüncü bir ittifakın aslında zemini mümkün.

Normal şartlarda, HDP dışında bu partilerin hiçbirisi var olan seçim barajını –inse bile, yani yediye falan deniyor, %7’ye– aşabilecek partiler değil. Dolayısıyla Meclis’te temsil edilmek istiyorlarsa ittifak içerisinde yer almaları câzip olur, eğer bir ittifak içerisinde olabilirlerse. İttifakın da farklı farklı yöntemleri var.

Daha öncesinde HDP ve ondan öncesindeki partiler, biliyorsunuz değişik gruplardan, kimi zaman Kürt oluşumlarla, ama daha çok sol oluşumlarla, hattâ Alevî gruplarla seçim öncesi birtakım görüşmeler yapıp onlara kontenjanlar ayırdılar. Belli sayıda milletvekili, HDP’li olmamakla birlikte Halk Evleri’nden ya da nasıl söyleyeyim, Alevî topluluklarından ya da sol hareketlerden, bâzı sol hareketlerden –meselâ bir ara EMEP’ten vardı– kişiler, HDP ya da önceki partilerin listelerinden, kontenjandan gösterildiler, kazanabilecek yerlerde gösterildiler ve girdiler.

Bunların büyük bir kısmı HDP’de kaldı; ama son gördüğümüz, Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşu olayında gördüğümüz gibi, önce Erkan Baş ve Barış Atay ayrıldı, Türkiye İşçi Partisi’ni kurdular, daha sonra Ahmet Şık da yine HDP’den ayrıldı, o da onlara katıldı; bir de CHP’den Sera Kadıgil katıldı, 4 milletvekiliyle Meclis’te dikkat çekici çalışmaları var Türkiye İşçi Partisi’nin ve şu aşamada, demin de söylediğim gibi yer yer HDP’den daha fazla dikkat çektiklerini söylemek mümkün.

Şimdi, diyelim ki bu partiler HDP’nin başı çektiği ittifakla beraber seçime girdiler; ya onlara kontenjan ayrılacak ya da kendileri –ki ittifak yasasında bu mümkün– kendi adaylarıyla ittifak üzerinden girecekler ve dolayısıyla adayları seçtirebilmek için de belli oyu tutturabilmeleri lâzım. Bu çok riskli bir şey, ama anladığım kadarıyla Türkiye İşçi Partisi bu konuda çok kararlı. HDP’yle ittifak hâlinde girmeleri durumunda bile kendi adaylarını göstereceklerini düşünüyorum, edindiğim izlenim o yönde ve özellikle büyükşehirlerde, çok milletvekili olan yerlerde, kendi adaylarından milletvekili seçilecek kişilerin olacağına inanıyorlar. Bu önemli bir iddia. Bu öngörü ne derece isâbetli bilmiyorum, ama Türkiye İşçi Partisi kendine ciddî bir şekilde güveniyor.

Ama bunların hepsi pek bugünün meselesi olmuyor; çünkü daha önde seçim meselesi yok. Özellikle, ilk toplantıya da katılmayan Sol Parti, anladığım kadarıyla seçim ittifakına tamâmen kapılarını kapatmış değil; fakat şimdiden, daha ortada seçim yokken HDP ve diğerleriyle berâber görülmekten imtinâ ediyor. Orada öteden beri yaşanan, sol ile HDP arasındaki ilişkide yaşanan sorunların günümüzde tekrar kendini gösterdiğine tanık oluyoruz; o da, bâzı sol gruplar, partiler, oluşumlar, HDP’nin güdümünde, onun korumasında –artık hangi kelimeyi seçerseniz seçin–, öyle bir imaj veriyor olmaktan rahatsızlar, öyle bir imaj vermek istemiyorlar.  

Şimdi, Sol Parti’yi daha önceki ÖDP’nin devamı olarak biliyoruz. ÖDP ilk kuruluşunda çok sayıda farklı grubun, sol grubun, çevrenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştı; ama ilk başta yarattığı heyecan zamanla azaldı ve daha çok geçmişin bir sol hareketinin esas taşıyıcısı olduğu bir partiye dönüşmüş durumda ve o hareket de HDP gölgesinde siyâset yapıyor olmayı pek sindirecek gibi değil gördüğüm kadarıyla.

Benzer bir şeyi TKP için de söyleyebiliriz. Her ne kadar bu TKP’nin tarihsel TKP’yle bir organik ilişkisi olmasa da, bu ismi benimseyerek kendilei bir anlamda bir tarihi de üstlenmiş oldular ve benzer bir olayı Türkiye İşçi Partisi için de söyleyebiliriz. Bunlar aslında solun içindeki tartışmalı konular, bitmeyecek tartışmalar tabii ki ve dolayısıyla solun değişik grupları arasında HDP’yle nasıl ilişki kurmak gerektiği konusunda çok değişik eğilimler var. Birilerinin çekiniyor olmasında, esas olarak demin de dediğim gibi HDP’nin gölgesinde görünme kaygısı öne çıkıyor. 

Görüşüp ettiklerime baktığımda, Türkiye İşçi Partisi’nin ve EMEP’in bir şekilde HDP’yle birlikte seçime gireceği kesin gibi, anladığım kadarıyla. Daha önce zâten EMEP’in böyle bir deneyimi var; Türkiye İşçi Partisi de, demin bahsettiğim gibi var olan dört milletvekilinden üçü HDP listelerinden seçilmiş olduğu için zâten HDP’yle hukuku olan bir parti. 

Sol Parti ve TKP muallakta ve sanki bugünden bakıldığında olmayacakmış gibi gözüküyor; fakat yine de seçim tarihi belli olduktan sonra ve koşulları, yasası vs. belli olduktan sonra, bu pozisyonlar değişebilir. Tabii burada, Millet İttifakı’nın nasıl şekilleneceği de önemli. Ne tür mesajlar vereceği de önemli.

Tabii burada ilginç bir durum var. 18 Ocak’ta toplanan üçüncü ittifak bileşenleri, bir sonraki randevuyu 26 Şubat olarak verdiler; sonra da, mâlûm, cumartesi gecesi yapılan 12 Şubat toplantısının ardından, 28 Şubat’ta yeni buluşma kararı çıktı. Dolayısıyla iki gün öncesinde, 26 Şubat’ta HDP öncülüğünde sol partilerin buluşacak olmalarının ayrı bir anlamı var; fakat çok sorun var. Örneğin ilk buluşmanın fotoğraflarına bilmiyorum baktınız mı; hiç heyecan verici fotoğraflar değil. Çok protokolü andırıyor; yani bir büyük masa etrafında yan yana duran çok sayıda insan var. Çekilen fotoğraflar, daha sonra cumartesi akşamı altı liderin verdiği fotoğrafla kıyaslanamaz bile. Bir kere ayakta değiller, oturuyorlar. Biz de o fotoğraflardan kullanacağız bu yayınla ilgili sayfamızda. 

Burada bir mesâfe var. Anlaşıldığı kadarıyla bu toplantı aslında duyurulmadan yapılacak bir toplantıymış, orada bir şeyler karışmış, bir yerlerde –Mezopotamya Haber Ajansı yanılmıyorsam– ilk haberi vermiş, ondan sonra bu fotoğraf çekilmiş. Nasıl bir fotoğraf verileceği konusunda da hâlâ sorunlar olduğu söyleniyor — ki bu da başlangıcın sanıldığı kadar heyecanlı ve hazırlanılmış bir başlangıç olmadığını bize gösteriyor. 

Şu hâliyle bakıldığı zaman, herkes kendi gücünü ve diğerlerinin gücünü ölçmekte, kafasını toparlamaya çalışmakta. Temeli atılmış, hazırlığı yapılmış, hani çok argo deyimle “zımba gibi” bir ittifak henüz ortada yok. Bu, olmayacağı anlamına gelmiyor. Her halükârda biliyoruz ki HDP kendi başına bir sorun olmadan barajı aşar; ama HDP ve öndeki partilerin hepsinin öteden beri, yanlarında başkalarını da bulundurmak, yani “Türkiye Partisi olma” iddiası diye bir arayışları var ve bu arayış sonucunda da başvurabildikleri adres, sol, sosyalist gruplar, partiler oluyor. 

Bunun tabii ki birçok nedeni var. Öncelikli nedeni zâten HDP’nin de, yani Kürt hareketinin de genel olarak, esas olarak soldan doğmuş olması. Abdullah Öcalan ve arkadaşlarının ilk ortaya çıkışı da öyle. Uzun bir süre de dillerine hâkim olan, bayraklarında var olan –orak-çekice varıncaya kadar– bir sol gelenek var ve hâlâ o hareketin içerisinde, legal ve illegal olan yapıların içerisinde de sol söylem çok ciddî bir şekilde var; kendini sosyalist, komünist olarak tanımlayan çok öne çıkmış figür var, ama bu hareket sâdece bunlardan ibâret değil. 

  Harekete büyük ölçüde sol, sosyalist düşüncenin ve o tür aktörlerin damgasını vurduğu muhakkak; ama sadece bundan ibâret değil, aynı zamanda olayın içerisinde çok ciddî bir Kürt ayağı var. Dolayısıyla, buradaki ilişki o kadar, dışarıdan sanıldığı kadar kolay olmadı, olmuyor. Bu sefer de HDP yine yanına çekmek istiyor. “Sol, sosyalist olmayan başka partiler, gruplar HDP’yle berâber hareket etmeye meyleder mi?” diye bir şey soracak olursak, ortada böyle bir şey yok. Buna meyleden hareketler, partiler çıkarsa HDP kapılarını onlara açar mı? Açıkçası, olmadığı için bilemiyorum; ama pekâlâ düşünebilir de, fakat HDP’nin dönem dönem yaptığı, özellikle seçim öncelerinde yaptığı bu tür çağrılara cevap verenlerin, en azından tartışmak için cevap verenlerin sol sosyalist çevreler olduğu da bir gerçek.

Sonuçta buradan herkesin çok gönüllü, şevkli, heyecanlı bir şekilde katılmadığı; yani bir anlamda mecbûriyetten oluşan –tamâmı böyle olmasa bile birçok aktör için bu geçerli–, oluşturulmak istenen bir ittifak söz konusu ve muhtemelen bu ittifak eksiklerle ve yeni katılımlarla seçim belli olduğunda kendini gösterecek; fakat burada özellikle şunun altını çizmek lâzım: Milletvekili seçimleri için yapılan bir ittifak bu. 

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusu henüz hiç gündemde değil. HDP’nin ne yapacağı daha belli değil. Yani HDP, ilk turda kendi adayını mı çıkaracak? Ya da ittifak yapmak istediği bu oluşumlarla birlikte bir ortak cumhurbaşkanı adayı arayışına mı girecek? Bunları henüz bilmiyoruz. Ya da şu da olabilir tabii ki: Millet İttifakı onların benimseyebilecekleri bir ismi aday gösterirse, belki de ilk turda aday göstermeyecek; ama normalde beklenen, HDP’nin kendi başına ya da diğer bileşenlerle birlikte bir aday göstermesi, ikinci turda da Cumhur İttifakı’nın adayı muhtemelen Erdoğan olacak, ikinci tura kalması durumunda –ki HDP kendi adayını gösterirse muhtemelen ikinci tura kalır–, o zaman Erdoğan’ın karşısındaki adayı destekleyecekler ve diğer sol partilerin de büyük ölçüde böyle yapacaklarını düşünebiliriz. Nitekim yerel seçimlerde çoğu böyle bir pozisyon almıştı; hattâ bâzıları, meselâ Sol Parti’den Alper Taş CHP’den de belediye başkan adayı olabilmişti.

Evet, üçüncü ittifakın çalışmaları sürüyor. Çok heyecanlı, çok gümbür gümbür bir arayış yok. 26 Şubat’taki toplantı belki bunu değiştirir. 26 Şubat’taki toplantının ardından da orada konuşulanlar, oradaki gelişmeler, yeni katılanlar, katılmayanlar vs. bütün bunlardan hareketle onu da daha sonra ayrıca değerlendiririz; ama şu hâliyle bakıldığı zaman üçüncü ittifakın olacağı kesin, ama sanki biraz mecbûriyetten olacakmış gibi.

Halbuki, cumartesi günü ortaya çıkan fotoğrafın ardından, “Adını Koyalım”da Kemal’in söylediği gibi, “yalnız” bir Kılıçdaroğlu figürü vardı ve o fotoğraf aslında sağ bir fotoğraftı. Yani CHP var, ama onun dışındaki beş parti de sağ parti ve Türkiye’de özellikle yaşadığımız ekonomik koşullar göz önüne alınırsa, solun önü bence çok ciddî bir şekilde açık. Dolayısıyla da ciddî bir fırsat var. Bütün bu partiler, kişiler, oluşumlar bu fırsatı değerlendirebilirlerse, önümüzdeki seçimlerde çok dikkat çekici bir başarı gösterebilirler; ama şu aşamada baktığımızda, 18 Ocak toplantısı ve 26 Şubat’a yönelik hazırlıklara baktığımızda, çok büyük bir coşkuyu görmek şu aşamada mümkün değil.

Türkiye İşçi Partisi bunu kendi başına birazcık yapmaya çalışıyor, o anlamda dikkat çekti. En son İstanbul’da düzenledikleri bir faaliyette de bu gözükmüştü; ama onlar daha çok yeni bir parti; dinamizminin özellikle genç kuşakların çok ilgisini çektiği muhakkak, fakat seçim bambaşka bir olay, onu biliyoruz. Bakalım 26 Şubat’ta neler olacak? Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus