Murat Sağman ve Ruşen Çakır tartışıyor: Ekonomi düzelebilir mi? 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Murat Sağman ve Ruşen Çakır, ekonominin durumunu ele aldı. “Kur korumalı mevduat uygulaması işe yaradı mı?”, “Vatandaş yastık altı altınlarını neden çıkarmıyor?” sorularına yanıt aradı.

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Ekonomist Murat Sağman konuğum. Anlamadığım konularda kendisine önemli sorular soracağım. Eğer ben anlarsam, ekonomiyle ilişkiniz ne olursa olsun, siz de anlarsınız diye umuyorum. Murat, hoşgeldin.

Murat Sağman: Hoş buldum Ruşen Abi, teşekkür ederim. 

Ruşen Çakır: Yazdığın Borsada Oynanmaz kitabını gösterelim. Kitabı karıştırınca şunu görüyorsunuz: Borsada Oynanmaz diye bir kitap ve kitabın önsözünü Borsa Başkanı yazmış. Kitabı adamın aleyhine yazmışsın, önsözü nasıl yazıyor? 

Murat Sağman: Borsa İstanbul Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Korkmaz Ergun, bu kitabı kendisine sunduğum zaman, “Tabii ki ilgilenirim” dedi. Çünkü aslında aynı şeyleri, borsanın bir oyun yeri olmadığını, bir yatırım yeri olduğunu düşünüyoruz. O kitapta bunu anlatmaya çalıştım. Sağolsun kendisi de çok destekledi ve önsöz yazdı. Ülkemizde borsa biraz bir oyun olarak gözüküyor. 

Ruşen Çakır: Şu anda da işler iyi gitmiyor. Oyunda kaybediliyor, değil mi? 

Murat Sağman: Kaybetmek göreceli tabii. O anda kaybedebilirsiniz, ama aslında bir yatırım olarak görürseniz, uzun vâdede bir getiri sağlayabiliyorsunuz. Özellikle gelişmiş ülkelerde bunu görüyoruz. Türkiye’de de görüyoruz. Eğer sabrederseniz ve doğru şirketlere yatırım yaparsanız, bir getiri sağlama ihtimâliniz yüksek. Bir de, önemli olan, varlığı dağıtmak. Ülkemizde şöyle bir şey var: Hepsini tek bir yere yatırım yapıyoruz ve çok kısa vâdede hemen para kazanmak istiyoruz. Bu bir kere ya da iki kere olabilir. Uzun vâdede çok zor. Uzun vâdede, varlıkları dağıtıp, yatırım mantığıyla bakıp, uzun vâdede beklemek gerek. Bunun formülü bu. 

Kitapta, Amerika’da, Fransa’da, Türkiye’de çalıştığım bankalarda, aracı kurumlarda, portföy yönetim şirketlerindeki deneyimlerimi aktarıyorum. Hem eski bir bankacı ve para yöneticisi ya da aracı kurum analisti olarak, hem de yatırımcı gözüyle deneyimlerimi iletmeye çalışıyorum. İnşallah 6. baskıya girecek. Umarım faydalı olur. 

Ruşen Çakır: Ben her ne kadar Boğaziçi Ekonomi’de kayıtlı olup sonra atıldıysam da, bu işlerden çok fazla anlamıyorum. Şunu görüyoruz: Türkiye’de bir kriz var. Kur krizi de yaşandı ve hâlâ bir şekilde yaşanıyor. Enflasyon yüksek. Şirketlerimizin değeri düşüyor. Yabancılar borsa üzerinden çok ucuza hisse senetleri alabiliyorlar ve Türkiye’deki mevcut halka açık özel sektör kurumlarının değerinin düştüğüyle ilgili haberler görüyoruz. Bu doğru mu? Doğruysa neden?

Murat Sağman: Doğru. Şu anda Borsa İstanbul’daki şirket değerleri çok düşük. Kendi tarihimize göre de düşük. Çok teknik detaya girmek istemiyorum; ama dolar bazında bakmak gerekiyor. Dolar bazında baktığımız zaman, bizim en yüksek gördüğümüz 5,1 cent. Endeks bölü dolar kuru yapıyoruz. Bugüne geldiğimizde, 1,70-1,80’lerdeyiz. Yani döviz bazında çok ciddî değer kaybetmişiz. Ayrıca, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin ortalamasına göre de %25-30 civarında iskontodayız şu anda. Bu da hem kurun çok yükselmesi, Türk lirasının çok değer kaybetmesi, hem de ülkenin makro görünümünden kaynaklanıyor. Burada en önemlisi yabancı yatırımcının son yıllarda Türkiye’yi terk etmesi. Şöyle bir rakam vereyim: Eskiden Borsa İstanbul’un %65-66’sı yabancıların elindeydi. Bugün bu oran %40’ın altına indi. 

Ruşen Çakır: Akla şu geliyor, bilmeyen birisi olarak soruyorum: Bu kadar değeri düşmüş şirketler varken niye gelip almıyorlar? Güvenmiyorlar mı?

Murat Sağman: Birincisi, güven sorunu var. İkincisi ise kur. Yabancı yatırımcı borsada nasıl yatırım yapıyor? Elindeki dövizi TL’ye çeviriyor. TL’yle gelip yatırım yapıyor. Fakat son dönemde kurda o kadar volatilite (dalgalanma) gördük ki… Örneğin, bir yatırımcı, kur Eylül ayında 8 TL iken Borsa İstanbul’a yatırım yapmış. 8 TL olan kur şimdi 18 TL’ye çıktı. Şu anda 14,80’lerdeyiz. O yatırımcının gözünde Borsa İstanbul’da yapacağı kazanç, kur yüzünden tamâmen silinmiş oluyor ve kur zararından dolayı para kaybetmiş oluyor. Yabancı yatırımcı özellikle kur tarafında güven ve istikrar ister. O yüzden, son dönemde yabancı çıkışı daha çok makro sebeplerden dolayı yaşandı.

Ruşen Çakır: Güven meselesinin işin başı olduğunu biliyoruz ve orada da insanlar, ekonomiyi kimlerin yönettiğine bakıyor, değil mi? Tanıdığı birisi mi diye bakıyor, CV’sine bakıyor, yaptığı açıklamalara bakıyor. Türkiye’de bir önceki Bakan Lütfi Elvan ekonomi çevrelerinde bilinen bir isimdi. Kariyerinde de vardı, ama o yürütemedi, affını istedi. Yerine yardımcısı Nurettin Nebati geldi. Onun bir ekonomist olmadığını biliyoruz.

Murat Sağman: Kendisi de söyledi zâten.

Ruşen Çakır: Ama ilgisi var. Söylediği şeyler de, genellikle bir ekonomistin söyleyeceği şeyler değil de, daha çok iyi niyetli bir siyâsetçinin söyleyeceği şeyler. Sen bu çevreleri iyi biliyorsun, dışarıdaki insanların gözüyle Türkiye’deki ekonomi yönetimine baktığın zaman o güven sorunu artarak sürüyor mu, yoksa bir iyileşme gözlüyor musun? 

Murat Sağman: Ben şu anda uluslararası firmalara, büyük holdinglere danışmanlık veriyorum. Bâzen yönetim kurulu danışmanlığında, bazen de yönetim kurulundayım. Bir güven sorunu var, bu net olarak gözüküyor. Türkiye’ye sermâye girişini sağlamaya çalışıyoruz, yabancı yatırımcılarla görüşüyoruz, Türkiye’yi ve makro görünümünü anlatıyoruz. Buradaki bence en büyük soru işâreti: İstikrar. Bir istikrarsızlık var. Özellikle 19 Mart’tan sonra iş tamâmen değişti. 

Bence Türkiye ekonomisinin en büyük kırılma noktası 19 Mart 2021’dir. Yani Sayın Naci Ağbal’ın görevden alındığı gecedir. Çünkü o dönemde, bir önceki Kasım’dan Mart’a kadar bir güven inşâsı başlamıştı. Bunu çok iyi görüyorduk. Toplantılarda, katıldığımız yönetim kurullarında, yabancı yatırımcılarda, benim danışmanlık verdiğim yabancı firmalarda, bunu net olarak görüyorduk, bir güven inşâsı vardı. Biraz önce Borsa İstanbul’u konuşuyorduk. Türkiye’ye tahvil yatırımı yapan yabancı bir yatırımcı, bir gecede %30 değer kaybetti. Bir gecede… Kur %10 yükseldi, aynı zamanda da borsa iki taban yaptı. Tahviller %20 yükseldi. Çok ciddî kayıplar yaşandı. Niye görevden alındığını hâlâ bilmiyoruz. Bir gecede oldu. Şimdi yatırımcı bunu görünce, buraya gelmekten imtinâ ediyor. 

Bence burada bakanların ismi önemli değil. Artık bu yeni sistemde, sâdece Sayın Cumhurbaşkanı her şeyin başı. Onun için bence artık isimler üzerinde durmanın hiçbir anlamı yok. Onu net olarak görüyoruz.

Ruşen Çakır: Ama bir zamanlar vardı.

Murat Sağman: Bir zamanlar vardı. Hattâ ben o gece bir yayında şuna benzetmiştim, futboldan bir örnek vereyim. Önemli bir futbol haftasındayız. Dün Beşiktaş derbisi vardı, bu hafta da Barcelona maçımız olacak. Şöyle düşünün: Maç iyi gitmiyor, son on dakikada, teknik direktör en iyi iki oyuncusunu sahaya sürüyor. Ben öyle bir benzetme yapmıştım. Sayın Lütfü Elvan ve Sayın Naci Ağbal da öyleydi.

Ruşen Çakır: Ve oyunu çevirmeye başlamıştı.

Murat Sağman: Ve oyunu çevirmeye başladı. Ama bir gecede Sayın Ağbal gitti, daha sonra da Lütfi Elvan gitti. Gitme sebepleri de aşağı yukarı belli: Sayın Cumhurbaşkanı ile aynı doğrultuda olmadıkları için gittiler. Zâten aynı doğrultuda olmayanlar gidiyor. Onun için artık isimler çok da önemli değil. Çünkü farklı düşündüğünüz zaman zâten kalamıyorsunuz. Şu anda, Cumhurbaşkanı ile aynı düşünenler görevde.

Ruşen Çakır: Perşembe günü Merkez Bankası toplanacak ve yine “Fâiz sebep, enflasyon netîce” olayından hareketle, dışarıdan, anlamayan birisi olarak, fâiz artırımı beklenmiyor diye biliyorum. Ama geçen sefer olduğu gibi sabit tutulur diye bir öngörü var. Şimdi normalde sizlere göre artırması gerekiyor, değil mi?

Murat Sağman: İndirmemesi gerekiyordu. Biz aylardır söylüyoruz. Bu fâiz indiriminin bizi buralara getireceğini aylardır uyarıyoruz. 

Ruşen Çakır: Dolayısıyla şimdi artırması gerekiyor diyorsun.

Murat Sağman: Bir miktar artırsa en azından bir güven gelecek. Artık ortodoks politikalara dönüldü. Ben Twitter hesabımda da hep paylaşıyorum: Şu anda bir ekonomik modelin deneyini yaşıyoruz. Aslında yeni bir ekonomik modelle iktisadı yeniden yazıyoruz. Şu anda yaptığımız bu. Fâizi düşürerek enflasyonun düşmesini bekledik — ki zâten öyle bir teori yok. Fakat bu modelin ana hedefi cârî açıktı ve turizmden beklenen gelirlerdi. Rusya ve Ukrayna olayı, işi tamâmen bozdu. Daha gecikmeli olacak sıkıntılar daha öne alındı. 

Turist sayısı az olacak. Savaşın nereye gideceğini hiçbirimiz bilmiyoruz. Ben hiç bilmiyorum. Bilenler varsa da, çok zor. Demek ki bizim o cârî açıktan cârî fazlaya geçmemiz çok zor olacak. Bir de biz enerji ithal ediyoruz. Petrol fiyatları çok yükseldi; enerji, doğalgaz, emtia fiyatları çok yükseldi. Bunun için fâiz artırımından başka çâremiz kalmadı. Eğer biz bu enflasyonu durdurmak istiyorsak, çok yüklü bir fâiz artırımı yapmamız lâzım. Ama aynı zamanda da, gelecek sene, sizin daha uzmanı olduğunuz konu olan “seçim” geliyor. Seçim döneminde de böyle yüklü fâiz artırmak da çok kolay değildir. Ekonominin büyümesini istersiniz. 

Ruşen Çakır: Ama bir taraftan da seçimi kazanabilmesi için veya seçimden en az zararla çıkabilmesi için de ekonomide birtakım düzeltmeler yapması gerekiyor. Çok garip, iç içe geçmiş durumlar…

Murat Sağman: Enflasyon ancak sıkı bir para politikası ve sıkı mâliye politikasıyla düşer. Sıkı para politikası dediğimiz şu: Yüksek bir fâiz olacak. o fâizle vatandaş TL’den dövize dönecek, dolarizasyon tersine dönecek, kur aşağı gelecek, bir de yüksel fâize talebi azaltacaksınız. Ama bir taraftan seçim kazanmak için talebi de artırmanız lâzım. İnsanlar tüketecek, harcayacak, daha çok kazanacak. Sıkı mâliye politikası çok kolay değil. Tasarruf edeceksiniz, daha az para dağıtacaksınız. Seçim dönemlerinde çok zor. Gerçekten çok zor bir durumdayız. Hem enflasyonun yükseldiği hem de büyümenin tehlikede olduğu bir durum, en istenmeyen durumdur. Ona stagflasyon deniyor. Hem durgunluk hem enflasyon var. 

Şu anda Türkiye’de enflasyon var. Sâdece Türkiye’de değil, dünyada da durgunluk riskiyle karşı karşıyayız. Böyle bir risk var. İşimiz çok zor. Tabii enflasyon düşecek deniliyor, ama enflasyon öyle kendiliğinden düşmüyor. 

Ruşen Çakır: “Enflasyon düşecek” demenin dışında, son günlerde şöyle bir hava da var: “Bir müddet böyle olacak, bu yılı böyle geçireceğiz.” Sanki kısa vâdede, daha önce dile getirilen vaatlerden de artık imtinâ ediliyor. 

Murat Sağman: Enflasyon olmuş %55, önümüzdeki bir iki ay içerisinde de %60-65’e gidecek. Sene sonunda düşecek, o kesin. Çünkü baz etkisi var. Geçen sene, 2021 Aralık’ta, enflasyon %13 çıktı. Bu Aralık’ta enflasyon 3 puan artsa bile, otomatik olarak 10 puan düşecek. Ama Aralık’ta hangi seviyede olacağımızı bilmiyoruz. 

“Enflasyon her yerde var. Yurtdışında var, bizde de var” diye bir söylem var. Doğru. Ama ben şöyle özetliyorum: Bizim enflasyonun üçte biri dışarıdan, üçte ikisi de tamâmen bizden, bizim yaptığımız bu para politikası hatâlarından kaynaklanıyor. Naci Ağbal görevde kalsaydı, bugün durum ne olurdu? Naci Ağbal’ın görevden alınmasının birinci yılına yaklaşıyoruz, birkaç gün sonra tam bir yıl olacak. Ben oturup bir hesap kitap yaptım: Bugün dışarıdaki gelecek enflasyon yaklaşık %20-25 arasında, yani yarı yarıya olacaktı.

Ruşen Çakır: Ne yapacaktı o?

Murat Sağman: Fâizi %19’a yükseltmişti ve geçen senenin sonuna kadar %19’da kalıp, son iki ayda muhtemelen 3 puan fâiz indirecekti. Piyasa bunu fiyatlamaya başlayacaktı. Niye? Çünkü enflasyon inecekti. Enflasyon, %19-20’lerden %15’e inecekti. Fâizi de %19’dan %16-17’ye indirecekti. Kur muhtemelen 9’larda olacaktı. Kırılma noktası diyorum, onun için sebebini söylüyorum.

Ruşen Çakır: Senin gördüğün bu kadar bâriz bir şeyi başkaları da görüyor. Bir siyâsetçi veya ülkeyi yönetenler nasıl görmüyor? 

Murat Sağman: Belki de görülüyor, ama kararı bir kişi veriyor. Bence bütün iktisatçılar bunu söyler. Zamansız ve aceleci olarak fâizi düşüreceğin zaman, kurun yükseleceğini herkes bilir. Arkasından enflasyonun geleceğini de bilir. 

Ruşen Çakır: Çözüm önerisi olarak gündeme getirilen “Kur Garantili Mevduat Hesabı” var. 

Murat Sağman: KKM deniyor: “Kur Korumalı Mevduat Hesabı”.

Ruşen Çakır: Kur Korumalı Mevduat Hesabı… Onun bir nefes aldırdığını iddia ettiler. Ne derece doğru bilmiyorum.

Murat Sağman: Doğru.

Ruşen Çakır: Ama şimdi, savaşın da etkisiyle kur yine zıpladı. Şu anda dolar 14,8 TL civarında. O gün hesabı aktaranların, o korumadan istifâde ettiklerini görüyoruz. Onlara o parayı kim veriyor?

Murat Sağman: Bizler vereceğiz.

Ruşen Çakır: Sıradan vatandaşlar verecek yani.

Murat Sağman: Evet,vergilerden toplanacak. Zâten bütçede fiyatlanmamıştı. Problem olan şu: Fiyatlanmadı ve ne kadar çıkacağı bilinmiyor. Çünkü kurun nereye gideceğini bilmiyoruz. Bu sanki anayasada bir madde gibi oldu. Bütün dünya fâiz artırıyor. Bizde fâiz artırımı istenmediği için… Enflasyona karşı savaşmak için para politikasının devrede olması lâzım. Bizde fâiz konusu Merkez Bankası’nın elinden alındığı için ve artık bağımsız olmadığı için, başka formüller arandı. Bu, formüllerden bir tânesi, evet, kısa vâdede yangını söndürdü; çünkü böyle bir ürün gelmeseydi kurun nereye gideceğini bilemiyorduk. Vatandaş orada döviz almak yerine, TL’de kalıp, döviz yükselmesine karşı kendisini garantiye aldı.

Ruşen Çakır: Ama burada da tamâmı değil, bir kısmı.

Murat Sağman: Şöyle: Banka bir fâiz veriyor, o fâizi geçerse aradaki farkı alıyor. 

Ruşen Çakır: Vatandaşın hepsi yapmadı demek istedim. 

Murat Sağman: Hayır. Hepsi değil, bir kısmı yaptı. Şu anda konuşulan rakam 500 milyar TL’nin üstünde. Az bir rakam değil. Fakat buradaki risk, tamamen Hazine’ye kaydı. Hazine’de böyle bir bütçe de yok. Çünkü geçen senenin bütçesi zâten onaylanmıştı. Bunlar kısa vâdeli önlemler.

Benim düşüncem şöyle: Muhtemelen “Biz bunu Haziran’a kadar götürürüz” gibi bir plan vardı. Rusya-Ukrayna savaşı olmasaydı, tarihî bir turizm sezonu bekleniyordu. Konuşulan rakamlar 35-40 milyar dolar gibi rakamlardı. O döviz girişiyle birlikte kur aşağı inecekti, o kur aşağı inince enflasyon da aşağı inecekti. Böylece KKM devreden kalkacaktı. Yıl sonuna kadar devam edecek. Böylece Hazine’nin üstünde çok ciddî bir risk teşkil ediyor. Kurun nerede olacağını bilmiyoruz. Merkez Bankası müdâhale ediyor. Şu anda kamu bankaları da devrede ve kuru baskılamaya çalışıyorlar.

Ruşen Çakır: Sözünü keseceğim kusura bakma. Yine dışarıdan bakan ve çok bilmeyen birisi olarak zaman zaman okuyorum: Elindeki kuru, sıcak parayı kontrol etme imkânlarının azaldığı, hatta eksi olduğu gibi söylemler duyuyorum. Onlar tam olarak nedir? 

Murat Sağman: Merkez Bankası’nın rezervi yok. Negatif rezervde dediğimiz, zâten rezervi tüketmiş, borç parayla kura müdâhale ediyor demek. Şu anda şirketlerden aldığı %25 ihracat bedeli var. KKM’den gelen bir miktar var. O miktarlarla, Merkez Bankası ve kamu bankaları müdâhale ediyor. Ama bunlar geçici. Bir hasta var, Aspirin’le idâre ediyorsunuz. Ama asıl teşhisi koymanız, müdâhale ve tedâvi etmeniz lâzım. Enflasyon ancak bu şekilde düşecek. Geciktikçe, maalesef tedâvisi çok daha zor olacak. 

Ruşen Çakır: Sözünün bir yerinde, “Dünya enflasyonla mücâdelede fâiz artırımı yapıyor” dedin. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin fâiz artırımına gitmesi bekleniyor, yanılıyor muyum?

Murat Sağman: Evet. Avrupa yıl sonunda, son çeyrekte yapabilir. İngiltere iki kere artırdı, bir kez daha artırabilir. Amerika uzun zamandır ilk defâ bu hafta fâiz artıracak. Yirmi beş baz puan artıracak ve muhtemelen sonra da devam edecek. Gelişmekte olan ülkelerin neredeyse hepsi fâiz artırıyor: Brezilya’nın fâizleri tek hâneliden ikiye katlandı, 10’un üzerine çıktı. Enflasyonla ancak sıkı bir para politikasıyla mücâdele edebiliriz. Biz tersini yaptık. Onun için enflasyon konusunda dünyanın ilk 10’una girdik. Türkiye’deki en büyük sorun enflasyon. Enflasyon düşmedikçe, diğer sorunların çözülmesi çok zor olacak. Şu andaki önlemleri tamâmen geçici olarak görüyorum.

Ruşen Çakır: Yine bir formül çıktı, ama sonra çok fazla konuşulmadı. Aslında çok eski ve bildik bir formül: “Yastık altı” formülü. Bunu da Kur Korumalı Mevduat Hesabı’nın ardından bayağı büyük bir heyecanla dile getirdiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı başbakanlık dönemlerinden beri biliyorum, hep bunu söyler. Ama olmuyor. Hattâ tam tersine, son dönemde sanıyorum ki insanlar ne olur ne olmaz diye yastık altına daha fazla kaynak aktarıyorlar. Güven meselesinden dolayı. Yanılıyor muyum? 

Şöyle de bir şey var: Olsaydı, en azından iktidar yanlısı medyada, altınını bozdurma kuyruğu gibi şeyler görürdük. Ortada hiçbir şey yok.

 Murat Sağman: Ben aynı zamanda Finans Okuryazarlığı gönüllüsü ve Finansal Okuryazarlık ve Erişim Derneği Yönetim Kurulu üyesiyim. Biz bu konuları devamlı aramızda tartışıyoruz. Bazı rakamlar veriyoruz. Aslında yastık altındaki parayla para kaybediyorsunuz. Çünkü bir fâiz yok, getiri yok. Bunun aslında vatandaş için olumsuz olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Ama yastık altındaki rakamları piyasaya getirmeden önce, niye yastık altına gittiğini tespit etmek gerekiyor. Aynı biraz önceki enflasyon gibi… Niye yastık altında? O sorunu tam olarak anladıktan ve onu çözdükten sonra onu sisteme alabilirsiniz. 

Ruşen Çakır: Güven, değil mi?

Murat Sağman: Güven. Başka bir şey değil. Niye yastık altında? “Yarın bir şey olur, bankaya bir şey olur. Bir gece bir kararnâme çıkar. Bir savaş olur…” Tamâmen güven. Vatandaş kendisini daha rahat hissediyor. Elinin altında. Onun için ancak siz o güveni inşâ ettikten sonra bunu yapabilirsiniz. 

Aslında bunu dolarizasyonda da gördük. Bir rakam vereyim: Dolarizasyon şu an %55-60 arasında gidip geliyor. 2001 krizinde de %60’tı. 2011’de %27’ye indi. Vatandaşın yarısı dövizini bozdu, yastık altı piyasaya geldi. Ama ne oldu? 2011-12’den sonra vatandaş tekrar dolarize oldu ve tekrar yastık altına döndü. Onun için özellikle yastık altı konusu, tamâmen güvenle geri gelebilecek. O güven inşâsını yaptıktan sonra, sisteme çok hızlı gelecektir. Yastık altındaki varlıkların, size reel olarak, özellikle enflasyona karşı hiçbir şey kazandırmadığını anlatmaya çalışıyoruz.

Ruşen Çakır: Ama vatandaş, “Kaybettirmiyor da” diyor. Öteki türlü, parayı başka bir yere koyarsa, o paranın uçabileceği duygusu var. Çünkü bankalar battı bu ülkede.

Murat Sağman: Onu güven için yapıyor, bir getiri için yapmıyor. Ama o güveni inşâ ettikten sonra, o yastık altı, ekonomi için de çok faydalı. Düşünsenize, ekonomiye bir kaynak giriyor. Meselâ, bankalar o kaynağı kredi vermek için kullanacak. Onun için ciddî önemli bir kaynak.

Ben hep şunu söylerim: Türkiye ekonomisinin 450 milyar dolar borcu var. Çok olumsuz konuşanlar var: “Türkiye ekonomisi buradan çıkamaz, batıyor…” Ben kesinlikle katılmıyorum. Türkiye ekonomisi, o borcu bir iki adımla çok rahat ödeyebilecek kuvvette. Yastık altındaki konuşulan rakam 150-200 milyar dolar. Türklerin dışarıda da bu kadar parası olduğu söyleniyor. Bunun yarısı zâten sisteme girse çok şey düzelecek. Mâliyetler aşağı inecek, bir kaynak yaratılacak… Sâdece güvenin gelmesi lâzım. O para var. Sisteme girmesi lâzım.

Ruşen Çakır: Yaniiş siyâsette düğümleniyor. 

Murat Sağman: Evet.

Ruşen Çakır: O zaman şöyle söyleyelim: İktidar, önümüzdeki seçime kadar durumu olabildiğince az kazayla götürmeye çalışacak. Ama iktidarın değişmesi durumunda, her şey hakîkaten düzelecek mi? “Burada irrasyonel bir şey yapılıyor, liyâkatli, işten anlayan insanlar gelecek ve işler düzelecek.” Bu, bu kadar kolay mı?

Murat Sağman: Çok kolay değil. Bu, kolay gibi gösteriliyor. Ben problemi sistemde görüyorum. Bu sistemin değişmesi lâzım. Sistemde, kurumların kendi kendilerine karar verebilmesi, oraya en liyâkatlı insanların gelebilmesi lâzım. Çünkü mevcut sistemde kararı bir kişi alıyor. 

Ruşen Çakır: Onu değiştirirlerse… 

Murat Sağman: Katıldığım birkaç uluslararası toplantıda da bunu açıkça gördüm. İnanılmaz bir sermâye geleceğini görüyorum. Türkiye’ye çok ciddî ilgi var. Covid sonrasında, Türkiye çok ciddî politik, jeostratejik bir noktaya geldi. Ben Ukrayna-Rusya görüşmelerinin Antalya’da yapılmasını da çok olumlu buluyorum. Dış politika anlamında bunlar bize puan kazandırıyor. Siyâsetle ilgili yapılacak birkaç stratejik hamleyle, bize çok ciddî sermâye geleceğini söyleyebilirim. Bunu ben kendim görüyorum. Çünkü Türkiye hem ucuz, hem yeri çok iyi, çok iyi bir reel sektörü var, genç bir nüfusu var. 

Avrupalı’nın kendi ülkesinde büyüme sıfır, belki %1-2. Türkiye’de %5-10 ise neden buraya gelmesin? Çok basit. Avrupa’da bir ülke düşünün: İtalya da var, Almanya da var, Polonya da var. Orada biri %1 büyüyor, biri %2 büyüyor. Türkiye %5-10 büyüyorsa, bir miktarını buraya getirecek, böylece toplam büyümesi de yükselmiş olacak. Onun için o adımlar atılırsa çok olumlu olacağını düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Murat çok sağol. Güzel bir söyleşi oldu. Ben bile anladım. Yayından önce kendisine de anlattım; ben de bir zamanlar oynamaya kalkmış ve tövbe etmiş birisi olarak söylüyorum: Murat Sağman’ın Borsada Oynanmaz kitabı gerçekten güzel. Adı da uygun olmuş. Türkiye’de ekonomi düzelir mi? Tabii ki her işin başı dönüp dolaşıp güven meselesine geliyor. Murat Sağman’a çok teşekkür ediyoruz. Size de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus