Yoksa Cumhur İttifakı dağılıyor mu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Barajın yüzde 7’ye indirilmesi kime yarayacak? Erdoğan’ın Bahçeli’ye artık ihtiyacı kalmadı mı? Yoksa Cumhur İttifakı dağılıyor mu? Ruşen Çakır yorumladı.

Yayına hazırlayan: Tuğbanur Toprak

Merhaba, iyi günler. Yayının başlığı: “Yoksa Cumhur İttifakı dağılıyor mu?” Cevâbı baştan vereyim: Bildiğim kadarıyla hayır. Ama burada yayını bitirecek değilim; üzerinde konuşmaya değer bir konu, daha önce değişik meselelerle gündeme geldi. Cumhur İttifakı kurulduğundan beri hep bir şekilde, “Ömrü uzun olmaz” düşüncesi vardı. Bugün yine tekrar bir şekilde gündeme geldi; mesela Fehmi Koru kişisel blog’unda bu konuda bir yazı yazdı. Biz de dün (23 Mart) kendisini ana haber bültenine, “Güne Bakış”a çağırdık ve orada anlattırdık neden böyle dediğini. Bu, arada sırada gündeme geliyor. Şu hâliyle bakıldığı zaman bunun üç nedeni var. Birincisi, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin değişik zamanlarda birdenbire ittifaklarını bitirmesi, koalisyonları ya da birlikte hareket ettiği kişilerle yolunu ayırması diyelim, sicili var. Her an Bahçeli’nin bir şekilde ittifakı bozabileceği, hattâ ülkeyi erken seçime götürebileceği beklentisi birilerinin aklında hep var ve geçmişten gelen bir şey. Birinci husus bu. 

İkinci husus, benzer sayılır bir şekilde, Erdoğan’ın 20 yıl içerisinde sürekli müttefik değiştirmesi. Öyle oldu ki, bir zamanların düşmanları şimdi müttefiki oldu, bir zamanların müttefiki şimdi düşmanları oldu. Bir de tabii ki kendisiyle berâber hareket eden, partisinin içerisinde, kuruluşunda ve değişik aşamalarında önemli yerlere gelmiş birçok kişiyi de tasfiye etti ya da kendisine rakip kıldı. Dolayısıyla Erdoğan’ın pragmatizmi; duruma göre, konjonktüre göre işbirlikleri yapıp çok kolay politika değiştirebilmesi ve bundan çok da fazla rahatsız olmaması, tabanının da büyük ölçüde ona uyum sağlaması. Şöyle şeyler pek olmuyor: “Ya Reis, dün böyle diyordun şimdi böyle diyorsun, biz de zorlanıyoruz.” Zorlandıkları olabilir, ama pek şikâyet de etmiyorlar, sâdık tâkipçileri onunla berâber devam ediyorlar. Şu hâliyle, bir süredir daha önceden değişik şekillerde eleştirdikleri, hatta dalga geçtikleri, hakaret ettikleri Devlet Bahçeli’nin ne kadar saygın bir siyâsetçi olduğunu söylüyorlardı. Yarın öbür gün pekâlâ Bahçeli’yle yollarını ayırabilir. Bu sefer de “Bahçeli, aslında…” diye başlayan cümleler kurabilirler. Yani bir Bahçeli’nin sicili var, bir de Erdoğan’ın sicili var. 

Bir diğer husus da, Meclis’teki Anayasa Komisyonu’ndan şu son geçen Seçim Yasası Tasarısı’nda  % 7 barajı var, daha doğrusu barajın % 10’dan % 7’ye inmesi var. Ve akla MHP geliyor. MHP’nin oylarının % 10’un altına düştüğü söyleniyor kamuoyu araştırmalarında ve barajın MHP için % 7’ye düşürüldüğü yolunda birtakım spekülasyonlar var. Halbuki Cumhur İttifakı seçime birlikte girerse AKP ile % 7’ye herhangi bir ihtiyâcı olmayacak MHP’nin. İttifak % 10 barajını geçeceği için MHP de geçmiş sayılacak. Dolayısıyla buradan hareketle, “% 7 MHP için yapılmıştır, ittifakta MHP’nin % 7’ye ihtiyaç yok, dolayısıyla MHP ayrı seçime girecek, onun için % 7’ye indiriliyor” gibi bir yaklaşım var. Ben bunun da çok kaydadeğer bir yaklaşım olduğu kanısında değilim; ama bu üç olay birleşince, tabii buna başka birtakım hususlar da ekleniyor: Erdoğan’ın son dönemde daha az konuşup, Bahçeli’nin çok daha fazla konuşması ve Bahçeli’nin çıtayı sürekli yukarıya çekmesi meselesi var. En son Furkan Vakfı olayında bu oldu. Biraz önce meselâ Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu bir açıklama yaptı. Adana olaylarından hareketle Erdoğan’ın sessizliğini eleştirip, Bahçeli’nin polis saldırısına, polisin işkence görüntülü müdâhalelerine sâhip çıkmasını eleştirdi ve Erdoğan’ın da sessiz kalmasını eleştirdi. Oradan hareketle de Erdoğan’ın Bahçeli ve Süleyman Soylu’nun vesâyeti altında olduğunu ileri sürdü. Bunu ilk defâ yapmıyor. Ali Babacan da bunu yapıyor. AKP’den ayrılmış birçok kişi, hattâ AKP’nin içerisinde değişik konumlarda olan –özellikle Kürtler’de bu var, Güneydoğu’daki AKP’liler ya da büyük şehirlerde olmakla birlikte Kürt olan AKP’lilerde– bütün sorunların esas olarak Bahçeli’den kaynaklandığı, Erdoğan’ın Bahçeli’den kurtulması durumunda AKP’nin tekrar ilk yıllardakine döneceği, dönmesi gerektiği gibi bir beklenti dillendiriliyor. Fazlasıyla nostaljik bir beklenti. Yani Erdoğan Bahçeli’den kurtulursa ne yapacak? “Yeni arayışlara girecek; yeni arayışlara girerken ilk göreceği kişiler de eski yol arkadaşları olacak” şeklinde bir akıl yürütme var herhalde. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan, eski milletvekilleriyle bir araya geldiğinde de orada onları geri çağırmıştı. Ama burada söz konusu olan, onun toplantısına çağırdığı milletvekillerinden ziyâde, kendisine rakip partiler kurmuş olan eski AKP’liler. Onların içerisinde Erdoğan’ın Bahçeli’den kopması durumunda kendilerini hatırlayabileceği düşüncesinin olduğunu zaman zaman görüyoruz.

Bir diğer husus da Erdoğan’ın son dönemde diplomatik olarak Batı’yla tekrar iyi ilişkiler kuruyor gibi olması ya da Batı’nın Erdoğan ile tekrar ilişki kuruyor olması. Bunun da Cumhur İttifakı’yla berâber yürüyemeyeceği gibi bir düşünce var bazılarında — ki bunun da çok isâbetli olduğu kanısında değilim. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Evet, birçok neden var Erdoğan’ın Bahçeli’den ya da Bahçeli’nin Erdoğan’dan kopmasını mümkün kılabilecek; yani yarın bir şekilde kavgalı-dövüşlü ya da sâkin bir şekilde yollarını ayırdıkları zaman, “Ayrıldık, çünkü…” diyebilecekleri birtakım hususlar var. Ya da dışarıdan bakanların, “Ayrıldılar, çünkü…” diye peş peşe sıralayabilecekleri birçok husus var. Ama unutmayalım: İlk bir araya geldikleri zaman da birbirleriyle çok farklı yerdeydiler ve birbirlerine karşı çok sert saldırıları vardı; buna rağmen bir araya geldiler. Şu hâliyle bakıldığı zaman önümüzde şöyle bir realite var: AKP + MHP ve buna Büyük Birlik Partisi de galiba dâhil, Meclis’te kaç milletvekili çıkarırlar bilinmez –özellikle bu son Seçim Yasası düzenlemesiyle birlikte–, fakat %50+1 oyla adaylarını –ki muhtemelen Erdoğan olacak– seçtirebilme şansları çok çok zayıf ve giderek de azalıyor, böyle bir olay var. Dolayısıyla Erdoğan’ın iktidarda kalabilmek ve bir kez daha seçilebilmek için MHP’ye ek olarak başkalarına da ihtiyâcı var. 

Şimdi buradaki mesele: MHP’ye ek olarak birini ya da birilerini bulması kolaya benzemiyor. Daha önce İYİ Parti ile bunu denediler. Önce Bahçeli çağırdı, sonra Erdoğan çağırdı; ama Meral Akşener net bir şekilde bu çağrıları reddetti. Kimse şu hâliyle Cumhur İttifakı’nın yanına gitmek istemiyor; çünkü gittiği zaman tam anlamıyla bir koltuk değneği durumuna düşeceklerini ve bir hastayı yataktan kaldırmak için çağrıldıklarını düşünüyorlar. Dolayısıyla yanına birisini çekebilmesi pek mümkün gözükmüyor dışarıdan. Bunun yerine ne yapıyor Erdoğan? Daha çok muhâlefeti bölmeye çalışıyor, muhâlefetin bir araya gelmesini engellemeye çalışıyor ya da muhâlefet partilerinin içerisinden türeyen partilerin sayısının ve güçlerinin artması için elinden gelen ne varsa yapıyor vs.. Ama Erdoğan Bahçeli’yle yollarını ayırması durumunda, o zaman birileri kendisiyle yeni bir ittifak için pazarlık edebilir. Tabii ki bu teorik bir şey, böyle bir ihtimâli düşünmek mümkün ve pragmatist Erdoğan da bunu pekâlâ dönem dönem aklından geçiriyordur. Bana göre özellikle yerel seçimlerin ardından bunu ciddî bir şekilde kendi gündemine aldığı kanısındayım — bir şey bildiğim yok, akıl yürütüyorum. Zaten herkes akıl yürütüyor, bildiğini söyleyenlerin çoğu da zaten bir şekilde akıl yürütmeler ya da birilerinin dolduruşuna gelmelerle bunu yapıyor. O tarihten bu yana, ki onu yaptığı andan îtibâren bir şekilde dile getirir gibi oldu “Türkiye İttifakı” lâfıyla, ama hemen Bahçeli tarafından susturuldu ve Cumhur İttifakı da tekrar ısrarcı oldu. O Türkiye İttifakı denilen şeyi Erdoğan tekrar gündeme getirebilir; ama onun bugün olabileceği kanısında değilim, çünkü yani kendisinin zayıfladığı ortada, kendisinin güç kaybettiği ortada, MHP’nin de güç kaybettiği ortada. Bu arada “% 7 barajı MHP için düşünüldü” diyenlere şunu söyleyeyim: Son kamuoyu araştırmalarına göre MHP’nin % 7’yi alabileceğinin de çok kesin olmadığını vurgulamak lâzım. % 7’yi niye getirmişlerdir peki? Bana kalırsa illâki çok derin nedeni olmayabilir; baraj yıllardır böyle, biraz indirmiş oldular ve böylece demokrat oldular. Barajı üç puan indirerek. Bir diğer husus da, belki muhâlefetteki nispeten az oy alan partilere ilginin artmasını sağlamak için; çünkü % 10 barajıyla, birçok partinin zâten % 10 barajını geçme ihtimâli baştan yok; dolayısıyla ittifaklar içerisine yönelecek. Biraz inmiş bir baraj onlara birazcık özgüven verebilir diye düşünmüşlerdir; ama % 7 de, bu hâliyle kimseye, “Ben o zaman tek başıma seçime girerim” duygusu vermez. Bir diğer spekülasyon da –bu tam bir spekülasyon tabii–, HDP’nin hep % 10 civârında olduğu varsayılır ve HDP’nin baraj altında kalmaması için birilerinin çok yoğun bir şekilde HDP’ye destek anlamında da olsa oy verdikleri rivâyet edilir. Bunun bir kanıtı olduğu kanısında değilim, ama böyle bir rivâyet var. & 7’ye inmiş bir durumda HDP’nin zâten barajı geçmesi kesin olacağı için, o kadar HDP’ye sâhiplenme olmaz diye düşünüyor da olabilirler. Ama tekrar söylüyorum, bu çok spekülatif. 

Şu hâliyle baktığımızda Erdoğan’ın tabii ki seçim kazanabilmek için birtakım desteklere ihtiyâcı var. Fakat işte, hep aynı hikâyeye geliyoruz, aynı olaya geliyoruz: Şu anda karşısında, kendisini çok ciddî bir şekilde zorlayan bir muhâlefet yok. Koşullar zorluyor, ekonomi özellikle zorluyor, çok ciddî bir kriz var. İnsanların rahatsızlıkları çok daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Fakat bunların, “Artık Erdoğan’dan bıktık, muhâlefet ne güne duruyor? Şimdi bir de onları deneyelim” noktasına henüz gelebilmiş değil. Yani şu anda Erdoğan kendini, yangından önce son çıkış aşamasında görmüyor bence. Dolayısıyla bugüne atfedilen meselenin Cumhur İttifakı’nı dağıtacağı beklentisinin an îtibâriyle çok uygun bir zaman olduğu kanısında değilim. Şu anda böyle bir âcil durum yok. Tam tersine benim bir süredir ısrarla vurgulamaya çalıştığım, dış politikada Ukrayna Savaşı’yla berâber oluşan ortamdan Ankara’nın bayağı istifâde eder gözükmesi öne çıkıyor. Bugün Erdoğan NATO Zirvesi’nde. Orada bir önceki NATO Zirvesi’ne kıyasla daha fazla ilgi göreceğini hepimiz baştan biliyoruz, ilk işâretler o yönde. Biden ile ayaküstü konuşması, şakalaşması vs.. Böyle bir yerde, Erdoğan kendisine bir güç topluyor düşüncesinde. Şu hâliyle bakıldığı zaman o günün bugün olduğu kanısında değilim. 

Bahçeli’ye gelecek olursak; şimdi, unutmayın, Kemal Can hep bunu vurgular: İlk başta Bahçeli’ye ve MHP’ye nasıl bir muamele yapıldı? “Erdoğan’ın koltuk değneği, Erdoğan’ı kurtarma gibi bir misyonu var” dendi. Onun dışında, “Bu da kendini kurtarıyor böylece” diye bir hava yaratıldı. Daha sonra bunu söyleyenler, şimdi Cumhur İttifakı’nın gerçek patronunun Bahçeli olduğunu ileri sürmeye başladılar. Bahçeli’nin son dönemde yaptığı çıkışların hemen hemen hepsi düz bir çizgi üzerinde gidiyor. O da tamâmen otoriterliği sonuna kadar benimsemiş, tek yol olarak görmüş, hattâ otoriterlikten totaliterliğe doğru gidişin sözcülüğünü yapıyor. En ufak bir meselede bile –toplumsal, siyâsî herhangi bir meselede bile– dozu alabildiğine artırıyor ve insanlara, özellikle muhâlefet cenâhında yer alan insanlara, “Yok artık” dedirtecek cümleler kurdurtuyor. Yani “Anayasa Mahkemesi lağvedilsin”den, “Türk Tabipleri Birliği kapatılsın”a kadar, ya da Süleyman Soylu’nun bile “Ya, bu kadarı da fazla oldu galiba” dediği olayın ardından, Adana’daki polislerin alnından öpmeye kadar. Bütün bunları alabildiğine yüksek sesle söylüyor ve iktidârın da sınırını çiziyor. Şimdi özellikle AKP’den yakın zamanda kopmuş kişiler Erdoğan’ın Bahçeli tarafından çizilen bu dar çerçeveden rahatsız olduğunu ve buradan çıkması gerektiğini düşünüyorlar. Düşünüyorlar, ama daha çok sanki umuyorlar ya da benim o tâbirimle: “Ummak istiyorlar.” Erdoğan’ın bu çizilen dar alandan memnun olmaması, bundan rahatsız olması mümkün olabilir. Ama bu rahatsızlığın onu bu süreci, bu ittifakı sonlandırmaya sevk edeceği kanısında değilim. En azından o gün bugün değil. Dolayısıyla başa dönecek olursak: Cumhur İttifakı bence dağılmıyor. Ama bu, dağılmayacağı anlamına gelmez. Cumhur İttifakı’nın dağılması için Millet İttifakı’nın çok güçlü bir şekilde gündemi ele geçirmesi ve Türkiye’yi peşinden bâriz bir şekilde sürüklemesi gerekir. Henüz o noktada değiliz.

Bitirmeden sizlerden bir kez daha Medyascope’a sâhip çıkmanızı, destek vermenizi ricâ ediyorum; çünkü gerçekten Türkiye’de bağımsız gazetecilik yapmak için izleyicilerin, okuyucuların, dinleyicilerin doğrudan desteğine ihtiyâcımız var. Hepimizin, biz ve bize benzer az sayıdaki özgür gazetecilik yapmak isteyenler için. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus