Ruşen Çakır ve Levent Gültekin tartışıyor: Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı kim olacak? Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması olası cumhurbaşkanlığı adaylığını etkiler mi? Öcalan yeniden aktör olur mu?

“Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı kim olacak?”, “Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması olası cumhurbaşkanlığı adaylığını etkiler mi?”, “Öcalan yeniden aktör olur mu? Ruşen Çakır ve Levent Gültekin, Medyascope yayınında tartıştı.

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Levent Gültekin stüdyomuzda. Kendisiyle, ağırlıklı olarak muhâlefetin seçim stratejisini konuşacağız. Levent, hoşgeldin.

Levent Gültekin: Merhabalar, hoşbulduk. İyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Seninle her yayınımız Türkiye’deki kutuplaşma gibi oluyor. Çok beğenen, çok kızan, bir de ortada kalanlar oluyor… Gri alana hitap etmeye çalışalım. Bugün daha çok muhâlefeti konuşalım. Hep konuşuyoruz da, yine de bir şeyler gelişiyor. Seçime bayağı az zaman kaldı. En geç bir yıl içerisinde seçim olacak.

Levent Gültekin: O artık kesin.

Ruşen Çakır: En geç bir yıl içinde, belki de erken olacak. Ama muhâlefete gelmeden önce, Öcalan meselesine bir değinelim. Biliyorsun Öcalan konusu tekrar gündeme geldi. Önce Yıldıray Oğur bir yazı yazdı. Sonra Abdulkadir Selvi köşesinde yazdı. Âile görüş izni için başvurdu. Zâten mâlûm, Erdoğan’ın “Edirne’nin hesâbını İmralı soracak” diye bir sözü vardı. O zamandan beri beklemedeydik. İktidar sanki yerel seçimde deneyip de hiçbir şey elde edemediği Öcalan üzerinden, Kürt seçmeni muhâlefetten uzak tutmak, mümkünse kendi yanlarına çekme hamlesini yapmaya çalışıyor. İkinci tura kalırsa, “muhâlefete oy vermesinler” hesâbı… 

Levent Gültekin: Belki de bütünüyle sandıktan uzak tutmak… O da bir yöntem — muhâlefetten bütünüyle uzak tutmayı başaramazlarsa. Zâten HDP seçmenini muhâlefetten uzak tutma veyahut iktidârın yanına çekme şansları yok. Ama hem son zamanlarda giderek sıklaşan HDP’ye yönelik operasyonlarla, hem Öcalan’la ilgili ortaya yeniden çıkan bir şey yapma çabalarıyla, yanına çekmese bile belli ki HDP seçmenini bir şekilde muhâlefetten uzak tutma çabası var. Ama bu, dediğim gibi iki türlü: Bir tânesi, sandıktan da uzak tutabilir. Zâten HDP seçmeninin önemli bir kısmı sandıktan uzak kalırsa, Erdoğan’ın o siyâsî projesi anlam kazanıyor. HDP seçmeninin uzak kalması durumunda katılım %70’lere düşecek demektir. Zâten şu anda anketlere baktığımızda, kararsızlar dağıtılmadan AK Parti ve MHP’nin oyları %30-32 bandında gözüküyor. Eğer katılım %70’lere düşerse, zâten o, otomatik olarak %50 durumuna geliyor. Çünkü %35 ile %50 alacak demektir. Belki biraz da muhâlif seçmen arasında adaya îtiraz anlamında sandığa gitmeme durumu var. Veyahut gençler arasında sandığa gitmeme durumu biraz yaygın. 

Benim tahminim şu: Otoriter yönetimli birçok ülkede benzer bir yöntem uygulanıyor. Hem muhâlefete olan öfke ve protestolar sebebiyle, hem de HDP gibi bir partinin seçime sokulmaması, engellenmesi veya başka gerekçelerle, sandığa gitme oranı düşüyor. Meselâ Kandil veyahut Öcalan, “Bunların ikisinin de bize bir faydası yok, ikisinin de canı cehenneme” yaklaşımıyla ortaya çıkarlarsa, belki HDP seçmeninin tamâmı olmasa bile bir kısmını sandıktan uzak tutabilirler diye düşünüyorum. Başka bir şey olabilir mi? Olabilir. Sonuçta devletin bütün imkânları iktidârın elinde. Öcalan’la nasıl bir pazarlık yapacaklar, neler vaat edebilecekler? 

Ruşen Çakır: Orada şöyle bir husus var: Bugün bir tanıdığıma, olabileceğini söyleyen birisine sordum. Klâsik “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma” meselesi… HDP seçmeninin oyunu almak ya da en azından sandığa gitmemesini sağlamak… Ama bunu yapmak için de bir şeyler vaat etmek ya da vaat eder gibi yapmak… Bu sefer, seçime altı ay ya da bir yıl kala Erdoğan’ın, “Kürt meselesi var. Bunu bir şekilde çözüyoruz, çözeceğiz” gibi şeyler söyleyebileceğini sanmıyorum. Ama söylemesi durumunda, kendi tabanından çok ciddî bir kayıp olmaz mı? 

Levent Gültekin: Olmaz. Ben Erdoğan’ın tabanının, Erdoğan’dan bağımsız hareket edebildiğini zannetmiyorum. Öyle bir kayıp olsa, İsrail’le dost olurken, İsrail’le düşman olurken, Suudi Arabistan’la dost olup düşman olurken, Mısır’la düşman olurken, olurdu.

Ruşen Çakır: Ama onlar dış politika. 

Levent Gültekin: Ama içeride de bunu muhtemelen şöyle yapmayacaktır: Bu adamın elinde bir devlet var. Medya var, büyük ve önemli bir güç. Bir konuşma yaptığında yirmi beş kanal yayınlıyor. 

Ruşen Çakır: Ama kimse izlemiyor.

Levent Gültekin: O ayrı. Bu tip liderlerin manipüle etme güçleri daha yüksek. Bir de biliyorsun, devleti kullanıyor. Devlet, burada yeni bir durumla karşı karşıya. Suriye’de şöyle şeyler oluyor, böyle şeyler oluyor. Kendi tabanı zâten eriyebileceği kadar erimiş. Çıplak çekirdek…

Ruşen Çakır: Kaybedecek bir şey yok diyorsun.

Levent Gültekin: Senin dediğin anlamda, “Bir dakika ya, bunlar yine Kürt sorununa döndü. Ben artık Tayyip Erdoğan’dan uzaklaşıyorum” duygusunun oluşacağına ben ihtimal vermiyorum. Onlar bir şekilde, “Muhtemelen devlet burada yeni bir karar aldı. Türkiye’nin çıkarını böyle görüyorlar, böyle hareket ediyorlar” diyorlar. Erdoğan bir sabah kalkıp “Ben Öcalan’la yeniden barış sürecine giriyorum” demeyecek. Topluma bundan daha bağımsız bir gerekçe oluşturacaktır. Hatırlarsan, yerel seçimlerden sonra yaptı: “Artık Türkiye ittifakını kuracağız” dedi. Buna benzer, sanki yeni bir dış saldırı varmış, üst akıl varmış, içeride birlik oluşturmamız gerekiyormuş, bu sorunu halletmemiz gerekiyormuş gibi bir yaklaşımda bulunabilir. Ben bunun hem AK Parti hem MHP tabanında tepki oluşturmayacağını düşünüyorum. Yeni seçmen getirir mi getirmez mi orası tartışma konusu.

Ruşen Çakır: Peki, Öcalan sence böyle bir şeye yanaşır mı?

Levent Gültekin: Öcalan ne alacağına bakar. Sonuçta içeride. Epeyce yaşı ilerlemiş, hayâtının epeyce ileri bir aşamasında somut bir şey almaya bakacaktır. Somut bir şey aldıktan sonra, Öcalan için Türkiye’deki demokrasi, hukuk, özgürlükler önemli değil. Sadece Öcalan da değil. Kürt hareketinin genel aktörleri de meseleye böyle bakıyorlar. “Biz alacağımıza bakalım, alacağımızı önemseyelim” diyorlar. Kasırga kitabımda da yazmıştım: Şimdi adını vermeyeyim; Kürt hareketinin çok önemli aktörlerinden birisi, ben ve Selahattin Demirtaş bir gün masada oturuyoruz. Selahattin Demirtaş’a, “Ya sen ‘Biz seni başkan yaptırmayacağız’ cümlesiyle çok büyük yanlış yaptın. Bize ne adamın başkan olup olmayacağından? Bizim, Kürtler olarak alacağımıza bakmamız lâzımdı” dedi. 

Kürtler’in bir kısmı kendilerini Türkiye’den ya da Türkiye’deki sistemden, demokrasinin ve hukukun yokluğundan bağımsız zannediyorlar. Yani Türkiye’de demokrasi yoksa, hâlâ kendilerinin bir şey alarak Kürtler’e bir özgürlük alanı açabileceklerini zannediyorlar. Türkiye’de hukuk yoksa, onlar bazı pazarlıklarla bu hukuksuzluğu giderebileceklerini zannediyorlar. Halbuki şunu görmeleri lâzım: Türkiye’de hukuk yoksa Kürde de yok, toplumun diğer kesimlerine de yok. Demokrasi yoksa, demokrasinin olmadığı bir yerden barış çıkmaz. Demokrasinin olmadığı yerden Türkiye’de elli yıllık sorununun çözümüne dönük bir adım olmaz. Gelen adımlar, muhtemelen Öcalan’a verilecek neyse, ya rüşvet olacaktır ya Türkiye’de seçimi kazanmak üzere bir adım olacaktır. Kalıcı bir adım olmayacaktır. Çünkü Türkiye’de Kürt sorununun çözümü, güçlü bir toplumsal barışla sağlanabilir. Toplumsal barışı zehirleyen, her gün milliyetçiliği empoze eden, toplumu birbirine düşmanlaştıran bir iktidardan, Kürt sorununun toplumda barışçı bir karşılık bulmasını sağlayacak adımı beklemek bana göre hayal.

Ruşen Çakır: HDP seçmeni de çok politize bir seçmen. Herhalde bizim bu gördüğümüzü onlar çok daha net görecek. 

Levent Gültekin: Biliyorsun, seçmen ne kadar çok politize olursa, o kadar çok manipülasyona açık demektir. 

Ruşen Çakır: Öyle midir?

Levent Gültekin: Çünkü siyâsetçilerin ağzına çok fazla bakıyorlar demektir. Dikkat edersen, şu anda sanat yok, edebiyat yok, roman yok; hepimiz bütünüyle siyâsetçilerin ağzına bakıyoruz. O yüzden toplumun manipüle edilmesi çok daha kolay. Diyelim ki insanlar Ekrem İmamoğlu’na hayran, onu izliyor. Mansur Yavaş’a hayran, onu izliyor. Meral Akşener’e hayran, onu izliyor. Meral Akşener’in edebileceği bir cümle, o tabanı çok çabuk farklı bir istikamete yönlendirebilir. Ben HDP seçmeninin de, HDP’li siyâsetçilerin eliyle çok çabuk yönlendirilebileceklerini, politize olmanın böyle bir dezavantajı olduğunu düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Açıkçası ben, Selahattin Demirtaş dışında, şu anda ne Kandil’in, hattâ ne İmralı’nın, hele şimdiki HDP yönetiminin, o seçmeni belli bir güzergâha yönlendirebileceğini düşünmüyorum. Daha doğrusu şöyle: Zâten gittiği yolu târif ediyorsa oradan devam edersin. Ama gittiği bir yerden alıp, buraya taşıyabilecek güçte olduklarını açıkçası sanmıyorum.

Levent Gültekin: Ben de aynı kanaatteyim, ama biz bugünün şartlarında bakıyoruz. Meselâ yarın nasıl bir operasyon çekilecek? İnsanların öfkesi nasıl kabartılacak? Eğer böyle bir şey yapılacaksa, bunları bilmiyoruz. Diyelim ki Doğu’da ve Güneydoğu’da öyle işler yaptılar ki, HDP seçmeni öfkeli hâle geldi ve o öfke, PKK eliyle de, Öcalan eliyle de, çok çabuk istismar edilebilir. Normal rasyonel bir siyâsî düzlemde Selahattin Demirtaş’ın etkisi bana göre de diğerlerinin hepsinden çok daha fazladır. Selahattin Demirtaş’ın, iktidârın lehine olabilecek, iktidârın işine yarayabilecek bir yaklaşım içinde olmasını teknik olarak ben de beklemiyorum, kimse de beklemiyordur. Şu anda muhalif pozisyonu en aklıselim koruyan ve sürdüren Selahattin Demirtaş, durup dururken “Kürtler’in kazanımları bunu gerektiriyor” deyip, iktidarın lehine bir adım atmayacaktır. Çünkü dikkat edersen, Selahattin Demirtaş’ın son bir yıldır içeriden yapmış olduğu bütün açıklamalarda, mesele, kendi düzleminde artık Kürt meselesi olmaktan çıkmış. “Türkiye ortak devletimizdir”den tut, bir röportajın tamâmında belki bir-iki tane Kürt kelimesi ya geçiyor ya geçmiyor. Daha çok demokrasi, insan hakları, hukuk, tek adam rejiminden kurtulma birinci öncelik olduğu için, Demirtaş’ın bu işin dışında bırakılacağı bir öfke ortamı yaratılabilir. Bunu sâdece bir tahmin olarak söylüyorum.

Ruşen Çakır: O zaman diğer konumuza yine Demirtaş üzerinden geçelim. T24 için yazdığı yazıda  Erdoğan’ın adaylığını îlân etmesiyle ile ilgili “Bir ihtimal daha var” diye bir değerlendirme yaptı. Bence yazının en çarpıcı bölümü oydu. O da neydi? “Erdoğan adaylığını açıkladı, ama seçime çok kısa bir süre kala ‘Aday değilim’ deseydi, çok büyük bir fiyasko olurdu. Şimdi açıkladı, ama sonra bir bahaneyle pekâlâ çekilebilir” gibi bir akıl yürütme yaptı. Çok da çarpıcı bir akıl yürütmeydi. Böyle bir ihtimâli sen görüyor musun?

Levent Gültekin: Sen görüyor musun?

Ruşen Çakır: Görüyorum.

Levent Gültekin: Peki. Sen gör, ben de görmemiş olayım. Şöyle söylüyorum: Bizim muhâliflerin en büyük sorunlarından biri, Erdoğan’ı yeterince tanımıyor olmaları. 

Ruşen Çakır: Bana bunu yapmayacaktın. Ben muhâlif değilim, gazeteciyim.

Levent Gültekin: Siyâsî partileri kastediyorum. Erdoğan seçimde aday olmayacak, seçimden uzak kaçacak gibi bir hava görüyor muyuz? Meselâ bize bir yıl önce sorsalardı, buna “İhtimal dâhilinde” diyebilirdim. Çünkü bir yıl önce, bütünüyle kaybettiğini fark etmiş, basın toplantısında insanların sorularına irticâlen cevap verecek durumu kalmamış, soru-cevâbı bile sürdürebilecek dirâyetini kaybetmişti. Ama sonra bâzı olaylar oldu, bana göre sağlık meselesi değildi. Erdoğan’ın durumu kurtarma çabasıydı. Oradan geri dönüşü yok. Dünyada hiçbir otoriter lider… Meselâ, birinden dinlemiştim, şu örneği anlatayım: Mısır’da Hüsnü Mübarek dönemi, Abdullah Gül, Mısır’ı ziyâretinde. Devlet erkânı toplanıp Abdullah Gül’e gidiyor. Gül’e diyorlar ki, “Biz iknâ edemiyoruz, siz Hüsnü Bey’e söyleseniz, bu seçimde, yerine oğlunu aday gösterse, bu iş kansız belâsız hallolacak. Bu seçimde lütfen geri çekilsin.” Abdullah Gül de çok kibar bir şekilde, sâdece “Daha mı iyi olur?” demiş. Hüsnü Mübarek “Kesin kazanıyorum” havasındaymış. Otoriter liderler gerçeklikten kopuyorlar. 

Ruşen Çakır: Levent, yine örneği Abdullah Gül’den verdin, “Abdullah Gül propagandası yapıyor” diyecekler. Birazdan konuşacağımız konularda yine bir şeyler söyleyeceksin, “Levent Gültekin, Abdullah Gül’ün adaylık propagandasını yapıyor” diyecekler.

Levent Gültekin: Abdullah Gül propagandası meselesi aslında çok acayip bir mesele. Kasten yapıldı, ne yazık ki sırf sözümün etkisinin kırılması için bilinçli atılmış bir iftirâdır. 

Ruşen Çakır: O zaman geçelim. Sen, Erdoğan’ın bir anlamda kendisini toparladığını söylüyorsun. 

Levent Gültekin: Sebebini de birazdan söyleyeceğim. 

Ruşen Çakır: Anladığım kadarıyla, bunu da kendi gücünden değil, muhâlefete bakarak yaptığını düşünüyorsun.

Levent Gültekin: Birkaç tâne.

Ruşen Çakır: Anlat.

Levent Gültekin: Bu son gelişmelerle böyle okuyorum. Suudi Arabistan Kralı geliyor, değil mi?

Ruşen Çakır: Veliaht-Prens.

Levent Gültekin: İsrail Cumhurbaşkanı geldi. 

Ruşen Çakır: 23 Haziran’da İsrail Dışişleri Bakanı gelecek.

Levent Gültekin: Erdoğan, bundan bir buçuk yıl öncesine göre psikolojik olarak bayağı bir yıkıntıdaydı. Yürüyemez haldeydi, sözlerini toparlayamıyordu. İnsanlar genelde onun sağlık sorunu olduğunu düşünüyordu. Ben ise özgüvenini kaybettiğini ve seçimi kaybedeceğini fark ettiğini düşünüyorum. Bu benim okumam, ne kadar doğrudur bilemem. Ama sonuçta, siyâseti okuyarak yorum yapıyoruz, değil mi? Türkiye, İsrail’le Amerika’nın ve Suudi Arabistan’ın oluşturduğu İran karşıtı Sünnî bloka girmeyi uzun zamandır reddediyordu. Hattâ biliyorsun, bir ara Suudi Arabistan’la berâber ortak ordu kurma meselesi vardı, sonra oradan bütünüyle çekildi. Mısır’la da, Suudi Arabistan’la da arasını bozdu. 

Bence, Tayyip Erdoğan döndü ve muhtemelen Sünnî bloka girmeyi kabul etti. Bunun üzerine Birleşik Arap Emirlikleri Prensi Türkiye’ye geldi. Birleşik Arap Emirlikleri Prensi’nin gelmesi çok önemli bir târihî dönüm noktasıydı. Ardından, İsrail Cumhurbaşkanı Türkiye’ye geldi. Şimdi Tayyip Erdoğan Suudi Arabistan’a gitti. Mısır’la arayı düzeltiyor. Son zamanlarda İran-İsrail arasındaki ilişki giderek gerginleşiyor. Neredeyse savaş tamtamları çalmaya başladı. Benim tahminim, Erdoğan’ın, İran’a karşı oluşturulan Sünnî bloka girmesi karşılığında, muhtemelen İran meselesini halledene kadar, bir dönem daha varlığının devam etmesi taraftarı olduklarını düşünüyorum. Ne kadar sağlarlar ayrı mesele. Biz Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gitmesini “üç kuruş para istemek” olarak yorumluyoruz. Mısır’la niye barışma çabasına girdi? Bizim Mısır’la ciddî bir ticârî ilişkimiz de yok. Ama bir yandan, Mısır’la barışma çabası var. İsrail’le apar topar ilişkilerin düzeltilmesi ve İsrail Cumhurbaşkanı’nın Türkiye gelmesi. Ben, bütün bunların, İran’a karşı kurulan o koalisyona Türkiye’nin evet dediğini, bunun karşılığında alacağı yüklü bir yardımı ve parayı Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın organize ettiklerini, bunun Erdoğan’a kendi içinde bir güç devşirmesini sağladığını ve aynı yaklaşımın, içeride muhâlefeti de dizayn ettiğini düşünüyorum. Erdoğan’la bir dönem daha… 

Ruşen Çakır: Bu söylediklerine çok fazla îtirazlarım var, sabaha kadar konuşuruz. Ama şunu söyleyeyim: Her şey bir yana, bir tânesini söylemeden edemeyeceğim. İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri’nin hiçbir şekilde Erdoğan’a güvendiğini sanmıyorum. Erdoğan’sız bir Türkiye’yi tercih ettiklerini düşünüyorum. Zâten yaptıkları açıklamanın hemen hemen hepsi o: “Erdoğan bize geldi, biz de alabileceğimiz kadarını alalım” mantığıyla bakıyorlar. Eşit bir ilişki kurmak isteyeceklerini sanmıyorum. 

Levent Gültekin: Peki İran-İsrail savaşı giderek kızışıyor mu?

Ruşen Çakır: Onların hepsi daha yolun çok başında.

Levent Gültekin: Hayır, meselâ şöyle düşün… 

Ruşen Çakır: Giremez. Erdoğan böyle bir şeyin içerisinde açık bir şekilde saf tutamaz. 

Levent Gültekin: Hatırlıyorsan Suriye Savaşı’nda açık bir şekilde İran şeytanlaştırıldı. Biz bir anda Türkiye’de Şiîlik üzerinden İran düşmanlığı gördük. Ve Suriye’de açık bir şekilde o Sünnî blokun yanında oldu. 

Ruşen Çakır: Ama Levent, bunlar İsrail’le berâber, İran’a karşı mücâdele etme gibi açık, net bir olay değil. Söylediğin olay, eğer İran’a yönelik olarak Körfez ülkeleri, Mısır artı İsrail bir şey yapacaksa, bu kanlı olur. 

Levent Gültekin: Suriye’de de oldu.

Ruşen Çakır: Ama onlar çok dolaylı. Neyse…

Levent Gültekin: Yani Suriye’de yapılanın bir benzeri orada olduğunda, Türkiye, nasıl Suriye’de İsrail’in, Amerika’nın, Suudi Arabistan’ın yanında durduysa; belki bu kadar açık olmamak, en azından karşıtlık yapmamak kaydıyla, Sünnî bloku meşrulaştırma işlevi görmez mi?

Ruşen Çakır: Yok. Şu anda hâlâ nükleer müzâkereler sürüyor. Neyse…

Levent Gültekin: Sonuçta, önümüzdeki günlerde bunu göreceğiz. 

Ruşen Çakır: Erdoğan, senin dediğin gibi buna güvenerek yapıyorsa kazanma şansı %1 bile varsa, onu da kaybetti demektir bence. Muhâlefet neyi yapmıyor, neyi yanlış yapıyor? Erdoğan’ı nerede rahatlatıyor? Daha doğrusu öyle bir şey var mı?

Levent Gültekin: Muhâlefet neyi yanlış yapıyor? Bir kere, aday tartışması çok yanlış gidiyor bence. Dikkat ediyorsan, muhâlefet kendi içerisinde kimlikler, mezhepler, inançlar üzerinden bir tartışma sürdürüyor. Kendi içerisinde. Daha iktidar hiç buna başlamamış… Bir isim geçtiğinde “Kürtler ona oy vermez” diyorlar. Başka bir isim geçtiğinde “Sünnîler ona oy vermez” diyorlar. Üstelik muhâlefet diyor. Diyelim ki muhâfazakâr kökenli bir siyâsetçinin adı geçtiğinde…

Ruşen Çakır: Abdullah Gül.

Levent Gültekin: Yok, Abdullah Gül değil, herhangi biri — ki Abdullah Gül üzerinden sürdürülen kampanya da ortada. “Atatürkçüler, Alevîler, solcular ona oy vermez” diyorlar. Dikkat et, muhâlefet kendi içerisinde korkunç bir tartışmayla kendi kendini öğütüyor. Kemal Bey’in adaylığı olduğunda mezhep tartışılıyor, Mansur Yavaş’ın veya Meral Akşener’in adaylığı söz konusu olduğunda, “Kürt seçmen orada olmaz” deniliyor, Neredeyse Irak gibi, Sünnîler, Alevîler, Kürtler diye bir şeye gidiyor… Bir kere böyle bir sorun var.

İkincisi, benim okumalarım ve biraz da bilgilerime dayanarak bunu söylüyorum: İktidar, muhâlefetin adayını da belirlemeye çalışıyor. Ben bunun, biraz Kemal Bey üzerinden sürdürüldüğünü düşünüyorum. Kemal Bey’in bir yıl kadar önce şöyle bir konuşması var: “Asla parti liderleri aday olmayacak. Aday, mutlaka partiler üstü olacak ve organizatör görevi görecek. Çünkü biz, partili cumhurbaşkanına karşıyız” dediği bir açıklaması var. İzleyiciler Google’da arayıp bulabilirler. Tam da bu söylediğimin üzerine, İsrail Cumhurbaşkanı’nın ve Birleşik Arap Emirlikleri Prensi’nin gelmesiyle berâber, Kemal Bey’de bir söylem değişikliği de başlıyor. Dikkat edelim. Kemal Bey, “Asla parti liderleri aday olmayacak” aşamasından, bir anda, “Ben”demeye başlıyor ve Kemal Bey’in adaylığı artık neredeyse kesin gibi şu anda. Peki, bu bugün mü kesinleşti? Hatırlıyorsan, ben seninle burada bir program yaptığımda, Kemal Bey’in aday olduğunu söylemiştim. Sen de “Yok, daha çok su kaldırır. İhtimal dâhilinde değil” demiştin. Ben, adaylığın çok önceden kesinleştiğini, sâdece kamuoyunun hazırlandığını düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Burada kesinleşti derken, bir mutâbakatın adayı olarak mı kesinleşti diyorsun?

Levent Gültekin: Evet. 

Ruşen Çakır: Yani Meral Akşener’in, Temel Karamollaoğlu’nun…

Levent Gültekin: Ben, Meral Akşener’in “Ben cumhurbaşkanlığına aday değilim” lâfının, Kemal Bey’in adaylığının önünü açmak üzere söylendiği kanaatindeyim. Bugün de buraya gelirken bir cümlesini okudum. Bir belediye başkanı “Adayımızsın” dediğinde, “Hayır, ben aday değilim. Başbakanlığa adayım” demiş. Başbakanlığa adaylık ne demek ben anlamıyorum Ruşen. Sen anlıyor musun ne demek?

Ruşen Çakır: Anlıyorum da, şöyle: Ben Akşener’i Sakarya gezisinde izledim. “Başbakan Akşener” diye bağırıyorlar, anons ederken “Başbakanımız” diye anons ediyorlar. Ama yapılacak olan seçim başbakanlık seçimi değil. 

Levent Gültekin: Başbakanlık yok. 

Ruşen Çakır: Yok işte.

Levent Gültekin: Bir de, teknik olarak önce muhâlefetin sistemi değiştirecek bir çoğunluk alması lâzım. Diyelim aldılar, diyelim sistemi değiştirdiler. Doğası gereği seçime gidecekler, birinci parti gelecek. 

Ruşen Çakır: Bence o zaman gelir.

Levent Gültekin: Meral Akşener? Emin misin?

Ruşen Çakır: Eğer AKP bu seçimi kaybeder ve bir çözülmeye girerse, bundan en çok İYİ Parti istifâde eder. 

Levent Gültekin: Peki, diyelim ki AKP’nin orada %26’lık muhafazakâr bir seçmeni var, onlar nereye gidecekler? Diyelim ki AKP’den koptular, İYİ Parti’ye mi gidecekler? 

Ruşen Çakır: İlk olarak İYİ Parti’ye giderler.

Levent Gültekin: Acaba? Babacan değil, Davutoğlu değil, Saadet değil… Hayır, ben öyle bakmıyorum. 

Ruşen Çakır: Anlaşamıyoruz.

Levent Gültekin: Ama şunu söyleyebilirim: Şu anda başbakanlık hedefi sâhici bir hedef değil. Ben biraz bilgiyle, biraz yorumla, bunun iki anlamı olduğunu söylüyorum: Bir tânesi, Kemal Bey’in önünün açılması üzerine söylenmiş bir söz olduğu. İkincisi, anket şirketi başkanlarından birinden dinledim, adını vermem doğru olmaz: Meral Hanım “Ben cumhurbaşkanı adayı değilim” dedikten birkaç ay sonra bir anket götürüyor, diyor ki: “Meral Hanım, iddianızı anketlerde kaybettiniz. Çünkü cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildiğiniz an, parti tabanında bir boşluk oluştu ve bu, size oy kaybını berâberinde getiriyor. Tabanınıza bir hedef koymanız lâzım.” Ben başbakanlık sözünün biraz parti tabanını motive etmek üzere söylenmiş bir söz olduğunu da düşünüyorum. Ama şunu biliyorum: Devlet ve bâzı odaklar, Millet İttifakı’nın adayını organize ediyorlar. Orada Kemal Bey’i çok fazla istiyorlar. Kemal Bey’i organize eden isimleri az çok biliyorum. Şimdi isim söylemek çok doğru olmaz. Ben, Kemal Bey’in, Babacan veya Davutoğlu olmasa bile en azından Meral Hanım’la bir mutâbakat olmadan… ki ben hem Demokrat Parti’yle hem Saadet Partisi’yle, “Kaç milletvekili verilecek?” anlaşmasının yapıldığını da duydum. Bendeki bilgiler, masadaki dörtlüde, yani CHP, İYİ Parti, Saadet ve Demokrat Parti’de, Kemal Bey’in adaylığının net olduğu. Demokrat Parti’ye ve Saadet Partisi’ne verilen milletvekili sayısı da belli.

Ruşen Çakır: Milletvekilliği mi, bakanlık mı?

Levent Gültekin: Milletvekili.

Ruşen Çakır: Ama milletvekili seçimle geliyor.

Levent Gültekin: Demokrat Parti’den kaç kişi CHP’nin listelerinden aday olacak? Saadet Partisi’nden kaç kişi CHP’nin listelerinden aday olacak? O anlamda söylüyorum. Orada Kemal Bey’in adaylığına mutâbakat var. Ama özellikle şunu söyleyeceğim: Kemal Bey, böyle bir mutâbakat olmadan adaylığını bu kadar ileri aşamaya taşımazdı zâten. Bir taraftan “Ben adayım” konuşması yaparken, öbür taraftan “Altılı masadan çıkacak” cümlesi çelişkili bir cümle.

Ruşen Çakır: Levent, bir dakika. Sözlerini unutma da… Bir mutâbakattan bahsettin ve “devlet” dedin. 

Levent Gültekin: Devletin biraz itmesiyle berâber diyorum.

Ruşen Çakır: Yani devlet derken, şu anda Erdoğan’ın kontrol ettiği bir devletten mi bahsediyorsun, Erdoğan’ı da aşan bir yapıdan mı?

Levent Gültekin: Ben, Kasırga kitabım ortaya çıktıktan sonra Ankara’ya gittim. Devlette çok üst düzey bürokratlık yapmış biriyle kitabı konuşuyorum. Ona kitapta ortaya çıkan tablodan söz ettim. Uzun uzun sohbet ettik. Sonra kendisine, buradan çıkınca Kemal Bey’e gideceğimi söyledim. “O zaman benden Kemal Bey’e bir mesaj iletir misiniz? Çok severim kendisini, çok selâm söyle” dedi. “Tabii” dedim. AK Parti döneminde üst düzey bürokratlık yapmış biri. “Bana ‘10 tane Tayyip Erdoğan mı, 1 tane Kemal Kılıçdaroğlu mu?’ diye sorsalar, tereddütsüz 1 tane Kemal Kılıçdaroğlu’nu seçerim. Birbirimizi çok severiz. Lütfen ona mesajımı iletir misin?” dedi. “Nedir mesajınız?” diye sordum. “Şu anda Kemal Bey’e devletteki birçok isimden ‘Lütfen aday ol. Biz seni destekliyoruz. Bu sefer sen kazanacaksın’ mesajları gidiyor. Kemal Bey’e çok selâmımı söyle, o gelenlerin tamâmının Erdoğan’ın kontrolünde olduğunu bilsin.” Ben bunu Kemal Bey’e de aktardım. Bunu niye söylüyorum? Hem devletten hem “devletle irtibatlı” CHP içindeki bâzı isimler, yoğun bir şekilde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını…

Ruşen Çakır: Yani “Erdoğan’ın tercihi Kemal Kılıçdaroğlu” diyorsun. 

Levent Gültekin: Hiç tereddütsüz. Bunun iki nedeni var: Bir tânesi, bu iş CHP-AKP yarışına dökülecek. Ben bunu yıllardır söylüyorum. Bu seçimin AKP-CHP yarışına dökülmemesi gerekiyor. Hattâ AKP-İYİ Parti yarışına da dökülmemesi lâzım. Bu, bir partiler yarışı değil. Bu, “Demokrasi mi, tek adam rejimi mi?” “Hukuk mu, hukuksuzluk mu?” karârının verileceği, ülkenin kader seçimi. Buna indirmenin yolu, partiler üstü, biraz daha mâkul, böyle bir geçiş süreci, bütün partilere “aman” deyip toparlayabilecek bir aday olması kanaatindeydim ilk gün. 

İkinci nedeni, Kemal Bey’in Alevî inancına sâhip olmasının muhâlefet içerisinde yarattığı bir tartışma var. İktidar daha bu tartışmaya başlamış değil. Memlekette korkunç bir yoksulluk, korkunç bir yolsuzluk ve korkunç bir tahrîbat var. Muhâlefet savunma psikolojisinde. Alevî birinden niye cumhurbaşkanı olmasın? Tabii ki olur, bence de olmalı. Cumhurbaşkanı da olur, başbakan da olur. Olmalı da, bu ayrı. Ama muhâlefeti, doğası gereği savunmaya iten bir pozisyon. O savunma, ister istemez seçimi bu psikolojiye de sokacaktır. Bu, berâberinde iktidârın kullanacağı ayrı argümanları da getiriyor. Zâten kendi içerisinde, “filan olmasın Kürtler oy vermez, falan olmasın Sünnîler oy vermez…’’

Ruşen Çakır: Alevîlik meselesini daha önce seninle de, Ahmet Şık’la da konuştuk. Ben geçenlerde Meral Akşener’in Sakarya gezisini izlerken gördüm. O anda bilmiyordum, yoldaydım, bakmamıştım. Hani İYİ Parti milletvekili İbrahim Halil Oral, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusunda bir açıklama yapmıştı. Akşener, ilk gittiği ilçede, birdenbire bu konuda bir açıklama yaparak Alevîler’den özür diledi ve halktan iyi bir tepki aldı. Açıklamayı yaptığı yer küçük bir ilçe. Ama o ilçede Alevî yok, varsa da tek tük. Hattâ Akşener’e gidip, “Burada bu meseleyi konuşmanızın sebebi nedir? Bu ilçede Alevî yok” diye sordum. O da yanıt olarak, “Ben mesajı oraya verdim ve o açıklamayı yapan arkadaşımızın adını da özellikle verdim” dedi. Sonra aynı gün, Temel Karamollaoğlu bu konuyla ilgili çok net bir açıklama yaptı. Bence, özellikle Meral Akşener için, bu açıklamayı yapmasa, “Niye yapmadı?” demezdik, ama yaptı. 

Levent Gültekin: Ne yaptı? 

Ruşen Çakır: Açık açık özür diledi. 

Levent Gültekin: Neyin özrünü diledi? Tiyatro oynamaktan vazgeçmemiz lâzım. Alevîler’den özür dilenecekse, Çorum Katliamı, Sivas Katliamı, bunca yıldır yapılan ayrımcılık, bir tane vali olmaması… Alevîler’den bunlar için özür dilenmesi gerekir. Meral Hanım neyin özrünü diledi? 

Ruşen Çakır: Partisindeki arkadaşının yaptığı açıklamalar yüzünden. 

Levent Gültekin: Ne dedi arkadaşı?

Ruşen Çakır: “Alevî’den cumhurbaşkanı olmaz” dedi. 

Levent Gültekin: Hayır, öyle demedi, adama haksızlık etmeyelim. Üslûbu sorunlu, evet, o ayrı. Şöyle dedi: “Benim açımdan sorun yok. Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevî kimliği tartışma konusu olabilir. Bunun yarattığı riski, endîşeyi dikkate almamız lâzım.” Bu kadar. Bu özürlük bir durum mu? Tekrar söylüyorum: Meral Hanım Alevîler’den özür dileyecekse, bu ülkede, içinden geldiği geleneğin Alevîler üzerinde yarattığı acılar yüzünden özür dilemesi gerekir. 

Ruşen Çakır: O ayrı bir şey. 

Levent Gültekin: Ruşen, tekrar söylüyorum: Devlet bir şekilde Kemal Bey’in adaylığını istiyor. Bu adaylığın önünü açacak her sözün, her cümlenin, toplumda… Yanlış anlaşılma olmasın. “Kemal Bey aday olmasın” anlamında söylemiyorum. “Yüzde yüz kaybedecek” anlamında da söylemiyorum. Böyle bir îtirâzım yok. 

Ruşen Çakır: Tam da bu mesele işte. 

Levent Gültekin: Ben öyle bakmıyorum. Benim söylediğim şey şu: Devlet böyle bir çaba içerisindeyse, biraz şüpheyle bakmamız lâzım. Yoksa Kemal Bey aday olabilir, belki kazanabilir, belki kazanamaz. Ama şunu söyleyeyim: Bu seçim Türkiye açısından çok önemli. Bu seçim, Türk toplumunun demokratik refleksini test etme seçimi değil. Bu seçim, “Acaba toplumda Alevî karşıtlığı var mı yok mu?” deme seçimi de değil. Bu seçim, toplumda Kürt alerjisinin olup olmadığını ölçme seçimi de değil. Toplum, bu tahrîbat süresince demokratik kültürünü, hassâsiyetlerini kaybetti. Doğru mu?

Ruşen Çakır: Eh. 

Levent Gültekin: Epeyce kaybetti. Kutuplaşma ile beraber, birbirine tahammül edemez hâle geldi. Böyle bir dönemde, böyle bir seçimde, “Alevî biri cumhurbaşkanı olmayacaksa, sırf Kemal Kılıçdaroğlu Alevî olduğu için oy vermeyecekse vermesinler” mi diyoruz? Gerçekten böyle bir durumda mıyız? Yoksa “Önce bu insanları bu hastalıklı yapının içinden çıkarmamız gerekiyor” mu dememiz gerekiyor? “Aday olmasın” anlamında söylemiyorum. Diyelim ki Kemal Bey’in yüzde 99 kazanma ihtimâli var. Yüzde 1 ihtimal de, bu tartışmaların büyüyüp bir karşılık bulma riski var. Bence asıl tartışma, muhâlefet bu riski almalı mı, almamalı mı? Bence asıl tartışma bu. Bu risk alınacaksa ne karşılığında alınmalı? “Niye bu riski alıyoruz?” sorusunu kendimize sormamız lâzım. Mesela bu riski milyonlarca yoksula sormamız lâzım. Yüzde 1‘lik bir risk var. İktidar, elindeki devlet gücüyle muhâlefeti, mezhep, inanç, kimlik üzerinden…

Ruşen Çakır: Sözünü kesiyorum kusura bakma, çok güzel söylüyorsun da, “Orada yüzde 1’lik bir risk var” derken, onun dışında gösterdiğin adaylar, yüzde 100 kazanıyor mu?

Levent Gültekin: “Yüzde 1’lik bir risk var” dediğim şey, Kemal Bey’in kaybetme riski meselesi değil. İktidârın bunu manipüle etmesi ve bunun toplumda karşılık bulma riski. Yoksa,”Diğer adaylar yüzde 100 kazanır, Kemal Bey yüzde 100 kazanır veya kazanamaz” demiyorum. Meselâ benim bir defom var, ya da muhafazakâr geçmişim seküler kesimde negatif bir etki uyandırıyor. Seküler kesim haklı olarak, AK Parti’ye öfkesinden dolayı, muhâfazakâr kimlikli bir siyâsetçiye öfkeli. “Seküler kesim nezdinde bu riski alacak mıyız, almayacak mıyız?” Ben bunu söylüyorum. 

Ruşen Çakır: Ama o zaman da bütün seçeneklerin, birtakım çevrelerin etkisi yüzünden…

Levent Gültekin: Bu ülkede 83 milyon insan var Ruşen. Bu ülke, tam da bu yüzden sadece 4 ismin arasına sıkıştırıldı. Aday yaratılabilirdi, yaratmadılar. Pırıl pırıl insanlar var. CHP’nin tabanında pırıl pırıl, genç, demokrat, hiçbir defosu, hiçbir bagajı olmayan insanlar var. İYİ Parti’de, milliyetçilik bagajını taşımayan, toplumun farklı kesimleriyle diyalog kurabilecek insanlar var. 1 yıl önceden, bunlar aday olarak yaratılabilirdi — “Adayımız budur” demeden. Programlara çıkarılırdı, liderler onlara atıf yapabilirdi. İnsanların kafasında, “Galiba filan kişiyi aday yapacaklar” düşüncesi belirirdi. Ama aday yaratmadılar. Türkiye son iki yıldır, “Ekrem İmamoğlu mu aday olacak? Mansur Yavaş mı olacak? Meral Akşener mi olacak? Kemal Bey mi olacak?” diye dört ismin arasına sıkıştırıldı. Sonra bir tânesi “Ben yokum” dedi, diğer ikisi elendi; insanlar haklı olarak, “Başka aday mı var?” aşamasına geldi. Ben de bu 1-1,5 yıldır, insanları “Kemal Bey’den başka aday var mı?” duygusuna getirme çalışması yapıldığını düşünüyorum. Bunun bilinçli yapıldığını, buna bazı muhalif aktörlerin dâhil olduğunu düşünüyorum. Kazanır, kazanmaz o ayrı. Ama oyun oynamasınlar. Kemal Bey’i aday yapmak isteyenler kimlerse çıksınlar o riski alsınlar. Arka planda yapamazlar bunu. Niye riski alsınlar diyorum? Başarı da onların hânesine yazılsın, başarısızlık da. 

2023 sabahı kalktığımızda, “Kim yaptı bunu bize?” deme hakkımız yok. Kim Kemal Bey’i sabah akşam aday olması için motive ediyor bilelim. Bunları şimdi değil, Kemal Bey adaylığını îlân ettiğinde tek tek yazacağım. Ben isimleri biliyorum. 

Ruşen Çakır: Bâri yayından sonra bana söyle. 

Levent Gültekin: Söyleyeceğim. Ben o isimleri yazacağım. Ama şu anda adaylık îlân edilmediği için bir polemik başlatmıyorum. Adaylık îlân edildiğinde, şu, şu, şu isimler 1,5 yıldır Kemal Bey’in adaylığını pişirdiler. Kazanma durumunda kahramanlık pâyesi bu arkadaşların olsun, ama Allah muhâfaza, olur da seçimin kaybedilmesi durumunda, bunu kimlerin organize ettiğini bilin diye yazacağım. Meral Hanım açıktan destekleyebilir, buna îtiraz etmem. “Kemal Bey adayımızdır” diyebilir. Ama “Ben cumhurbaşkanı adayı değilim” deyip, sanki kafasında yokmuş, Kemal Bey’in adaylığını desteklemiyormuş gibi davranıp, o masadan yeni bir karar çıkacakmış gibi toplumu hazırlama yaklaşımından çıkmalılar. Eğer Kemal Bey’le kazanacaklarına gerçekten inanıyorlarsa, o zaman mertçe ortaya çıkıp topluma, “İktidârın böyle bir niyeti, arzusu olsa da, biz Kemal Bey’le bunu kazanabiliriz. Sonuna kadar onu destekleriz” diyebilmeleri lâzım. Şimdi yıpranır diye aday açıklamıyorlar. Artık Kemal Bey ortada zâten. Nasıl yıpranacak?

Ruşen Çakır: Muhtemelen, Temmuz ayı başında İYİ Parti’nin ev sahipliğindeki Altılı Masa toplantısının ardından, hattâ ev sâhibesi olarak Meral Akşener adayı açıklayacak diyenler var. Bekliyor musun?

Levent Gültekin: Meral Akşener’in Kemal Bey’in adaylığını açıklayacağını ben de duydum. Yani Kemal Bey’in adaylığını açıklayacak olan, Meral Akşener olacak. Ama ev sâhibi döneminde mi olur, Eylül’de mi olur, Kasım’da mı olur, târihini bilmiyorum. Meral Hanım’ın, benim de tanıdığım birkaç kişiye, “Kemal Bey adayımız. Sorun yok” dediğini biliyorum. 

Ruşen Çakır: Erdoğan’ın gerçekten Kılıçdaroğlu’nun adaylığını çok istediğini mi düşünüyorsun? Rakip olarak yani. 

Levent Gültekin: Evet. Sâdece Erdoğan’ın değil, bütün devletin. 

Ruşen Çakır: Bütün devletin mi?

Levent Gültekin: Evet. Bizim henüz bilmediğimiz bir oyun kurulduğunu düşünüyorum. O oyunun ne olduğunu göreceğiz. Başarır ya da başaramaz, tutar ya da tutmaz, bundan bağımsız söylüyorum. Biz şu anda sanki normal, demokratik bir seçim olacakmış ve Kemal Kılıçdaroğlu ile Tayyip Erdoğan yarışacakmış gibi bakıyoruz, değil mi? Ama biz 2015 Haziran- Kasım seçimleri arasında olanların hiçbirini tahmin etmedik. Hattâ olaylar olmasına rağmen, seçim sonucunda 14 puanlık bir değişim olacağını tahmin etmedik. Bombaların bu kadar etki edeceğini, toplumu bu kadar paniğe sürükleyeceğini hiçbirimiz görmedik. İktidârı bu kadar istediğine göre… Bunu, sâdece mezhep üzerinden kurarlar anlamında da söylemiyorum. Bu hiç tartışılmayabilir de. 

Ruşen Çakır: Orada iki husus var. Herhalde ilk düşündüğün şey şu: Kılıçdaroğlu aday olursa, en az kazanma şansı olan aday. Yani tercihleri iki türlü olabilir. Birincisi “Kılıçdaroğlu’nu yenme ihtimâli daha kuvvetli” diye düşünülebilir. İkincisi de: “Yeni cumhurbaşkanı o olursa, bizim için daha iyi olur” düşüncesi. 

Levent Gültekin: Sence devlette böyle biri var mıdır?

Ruşen Çakır: O zaman ilk seçenekte kalıyoruz. 

Levent Gültekin: Devlette böyle biri kalmadı. 

Ruşen Çakır: Şunu demek istiyorum: Kılıçdaroğlu’nu o kadar empoze etmelerindeki tek neden, seçimi kazanmama ihtimâlinin daha yüksek olması. 

Levent Gültekin: Evet. Bana “Kemal Bey mi, Ekrem İmamoğlu mu, Mansur Yavaş’ın mı kazanma şansı daha yüksektir?” diye sorsan, bununla ilgili bir yorumum yok. Diyelim ki anketlerde Mansur Yavaş görünüyor. Ama Mansur Yavaş’ın vitrine çıktığında nasıl bir sınav vereceğini bilmiyoruz. Van’daki “İnşallah” sözüyle bile ilgili bir açıklama yapma durumunda kalması, yani onunla ilgili endîşem var. Ekrem İmamoğlu’nun, kendi ayağına sıkacak yanlışları seçim sürecinde de sürdürür mü konusunda da endîşem var. Peki, Kemal Bey onlardan fazla oy alabilir mi? Alabilir. Bizim baktığımız yerden öyle görünebilir. Ama bizim bilmediğimiz şey, iktidârın ne kurduğu. Nasıl bir manipülasyon yapacağı, niye Kemal Bey’in aday olması için bu kadar örgütlü bir çalışma yapıldığı ve bu örgütlü çalışmada bâzı muhâlif aktörlerin niçin gönüllü rol aldıklarını bilmiyoruz. 

Tekrar söylüyorum: İktidârın kurduğu oyun tutmayabilir. Bu da bir ihtimal. Ben “İktidar bir oyun kurdu, Kemal Bey aday olursa yüzde 100 kaybedecek” demiyorum. Ben oyunun ne olduğunu bilmiyorum. Muhâlefetin, ‘”Bu riski almalı mıyız almamalı mıyız?” diye düşünmesi gerekiyor. “Almalıyız” diye düşünebilirler, saygı duyarım. Kapı kapı dolaşırız. Yeter ki muhâlefet, “Biz düşündük taşındık: Bu risk alınmalı. Kemal Bey en doğru isim” desin. Tamam. Ama bunu topluma deklare etsinler. Arka kapı diplomasisinden vazgeçsinler. Sanki istemiyormuş gibi yapıp organizasyon yapmaktan, toplumu Kemal Bey dışında başka biri olmazmış duygusuna hazırlama stratejisini yapmasınlar.

Ruşen Çakır: Zâten seçime en fazla 1 yıl kalmışken yepyeni bir isim ortaya atmak… herhalde…

Levent Gültekin: Geçti zâten. Bence bu bekleniyordu Ruşen. Ben, bu adaylık konusunun kasten 3-4 isim arasına sıkıştırıldığını, diğer ikisinin, yani Ekrem Bey’le Mansur Bey’in zâten bir şekilde tasfiye edildiğini düşünüyorum. 

Ruşen Çakır: Çok net bir soru: İkisi de açık açık “Bizim genel başkanımız zâten aday olduğunu söylüyor. Biz tabii ki aday değiliz” diye bir açıklama da yapmadılar. 

Levent Gültekin: Yapmazlar, çünkü üzerlerinde çok baskı var. Bazı bilgileri paylaşamıyorum. O kadar çok insanla konuşuyorum ki. Şu anda muhâlefetin içerisinde milletvekili olan, genel Başkan yardımcısı olan birçok insan bana, “Evet Levent, böyle bir oyun kuruluyor” dedi. Ben Ekrem Bey’in de, Mansur Bey’in de benzer bir endîşe içerisinde olduğunu düşünüyorum. Burada Kemal Bey’e haksızlık etmeyeyim. “Kemal Bey bu oyunun içindedir” anlamında söylemiyorum. Kemal Bey’e, bir şekilde, “Kazanacaksın” cesâreti veriliyor. “Arkandayız, kazanacaksın. Devlet senin yanında. Biz bu adamdan kurtulacağız” yaklaşımı çok fazla. Buna bâzı muhâlefet liderleri ve bâzı siyâsî aktörler de destek veriyor. Özellikle CHP içerisindeki o isimler, Kemal Bey’e, “Bu iş bitti. Siz kazanıyorsunuz. Sizin aday olmanız lâzım” duygusunu veriyor. Mansur Bey’i çok bilmiyorum, ama Ekrem Bey’in üzerinde çok baskı olduğunu düşünüyorum. “Sakın geri adım atmayın. Bu oyunu bozacak bir yöntem bulmamız gerekiyor” baskısı çok yoğun. O yüzden de bu isimler kendilerini bağlayıcı bir söz etmekten uzak duruyorlar. “Evet, Kemal Bey artık aday. Kusura bakmayın artık biz yokuz” demek istemiyorlar. Çünkü son dakikaya kadar, özellikle devlet ağırlıklı yapının kurduğu bu oyunu belki bozabiliriz diye düşünüyorlar. 

Yanlış anlaşılmaması için tekrar tekrar söylüyorum: “Bu oyun kesin kuruldu, Kemal Bey kaybedecek” duygusu değil. Kemal Bey aday olabilir, kazanabilir, sonuç alabilir, bunlar ayrı. Ama burada böyle bir oyun var ve bu oyun tutarsa, “Kaybeder miyiz kaybetmez miyiz?” konusunu herkesin hesâba katması gerektiğini söylüyorum.

Ruşen Çakır: Yavaş yavaş toparlayalım diyeceğim, ama sana katılmadığımı söylersem, programı 1 saat daha uzatmak gerekecek. Açıkçası ben şöyle düşünüyorum: Erdoğan başta olmak üzere, devlette onunla birlikte hareket eden isimlerin en son isteyeceği ismin Kılıçdaroğlu olduğunu tahmin ediyorum. 

Levent Gültekin: Evet, bence de. 

Ruşen Çakır: E şimdi bir dakika yani, ne oluyoruz? Deminden beri başka bir şey söylüyorsun. 

Levent Gültekin: Ama tam tersi, onu söylüyorum. 

Ruşen Çakır: Nasıl?

Levent Gültekin: Gidenler Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olsun diye gitmiyorlar Ruşen. 

Ruşen Çakır: Ne diye gidiyorlar?

Levent Gültekin: “Kazanacaksınız, biz yanındayız” diyerek aday olmasını motive etmek üzere gidiyorlar. Bu, istemek değildir. Sadece sâhaya sürmektir. 

Ruşen Çakır: Peki, ama kazanırsa?

Levent Gültekin: İşte demek ki kazanamayacağını düşünüyorlar, onu söylüyorum. 

Ruşen Çakır: Ama çok büyük bir hesap hatâsı olabilir. 

Levent Gültekin: O ayrı. Kumar oynuyor olabilirler. Onlar açısından düşün. Ne kaybedebilirler ki? Diyelim ki Millet İttifakı’nın 4 adayının da kaybetme ihtimalleri var. Onlar, kendilerince bir kumar oynayıp, kendilerine göre yenebilme ihtimâli en yüksek olanı zorluyorlar; öyle düşün. Bu yüzde 100 tutar anlamında değil. “Zâten kaybedecekler. Belki yüzde 2 ihtimalle bunu tutabiliriz” duygusu anlamında söylüyorum.

Ruşen Çakır: “Nasıl olsa kaybediyoruz. Bari öyle birine kaybedelim ki sonra çok büyük sorunlar yaşamayalım” diye düşünebilirler. Onun için de Kılıçdaroğlu yerine bir başkasının seçilmesini…

Levent Gültekin: O zaman şöyle bir şey söyleyeyim: Devlet içerisinde Tayyip Erdoğan döneminin bittiğini ve Erdoğan’ı kesin olarak gönderme kararını vermiş olan bir yapı varsa, onların adayı Kemal Kılıçdaroğlu olmaz. Daha garantili, yüzde 100 kazanacak bir aday üzerine oynarlar. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın eline, yüzde 1 de olsa bir risk vermek istemezler. Yani “Nasıl olsa kaybediyor. Bari Kemal Bey olsun” değil; “Evet, biz Tayyip Erdoğan’dan kurtulmaya karar verdik. Bunu en sağlam şekilde yapalım. Çünkü bürokrasi onda, devlet onda, polis, yargı, toplum onda, en sağlam şekilde halledelim” diye bir şey yaparlar. Bana göre o aday muhtemelen Ekrem İmamoğlu olur. Orayı daha tercih ederler anlamında söylüyorum. Ama devlet görünümlü şahıslar tercîhini başka birinden yana koyuyorsa, ona şüpheyle bakarım. Umarım ben yanılırım. Umarım böyle bir oyun yoktur. 

Ruşen Çakır: Çok esrarengiz şeyler konuşuyoruz. 

Levent Gültekin: Ben sâdece şuna dikkat çekiyorum: Muhâlefet bu riski, bu oyunu hesâba katmalı, buna göre hareket etmeli. Yine aday olarak Kemal Bey’i îlân edebilirler; bunda hiç sorun yok. Ama bunu açık yapsınlar. Bir de, bütün riskin Kemal Bey’in sırtına yüklenmesinden de çok tedirginim. Muhâlefetin diğer liderleri uyanıklık yaparak bütün yükü ve bütün riski Kemal Bey’ yüklüyorlar. 2023 seçim sabahı kalktığımızda, Allah muhâfaza, diyelim ki seçim kaybedildi; Kemal Bey’in alacağı tepki korkunç olacaktır. Ben buradan uyarıyorum, o risk sâdece Kemal Bey’in riski değil, o altılı masanın riski olacak. Hiç kimse saklanmasın. Kemal Bey’i kimler aday yaptıysa, en az Kemal Bey kadar bu işin sorumlusu olacaklardır. Bunu bilmeliler ve ona göre hareket etmeliler.

Ruşen Çakır: Peki. Halk TV meselesi ne oldu?

Levent Gültekin: Belki de kitaptaki el yedi. Ben orada programa başlarken, kanalın patronuna şunu söylemiştim. Kendisiyle iyi bir hukukumuz var. Sağ olsun hiçbir gün beni arayıp, “Niye böyle konuştun, niye böyle söyledin?” demedi. Arada bir sert üslûbumla ilgili şakalaşırdık. Ben de ona söylerdim. “Ama Levent bu kadarı da ağır olmadı mı?” derdi, ben de, “Haklısın biraz fazla ileri gittik” derdim. Bu minvalde bir konuşmamız olurdu. Ben orada programa başlarken, “Ben kendimi biliyorum. Bir süre sonra muhtemelen benimle ilgili üzerinde çok baskı olabilir. Çok baskı olursa beni satma, sadece ‘Levent artık devam edemiyoruz’ de, ben anlarım” demiştim. Baskı nereden geldi bilmiyorum. Bir gün dedi ki: “Bu format çok sıkıntı yaratıyor. Formatı değiştirelim. Siz bir vedâ edin. Eylül’de yeniden bakarız” dedi. Biz de vedâ ettik. Ben baskının CHP’den geldiğini düşünüyordum. Fakat Kemal Bey beni aradı, çok öfkeliydi. Çok net ve öfkeli bir tavır koydu. “Bizden seninle ilgili kim aramış ve baskı yapmışsa, ben isim istiyorum lütfen” dedi. Bu kadar net. Anladım ki işin içerisinde CHP yok. Ama dün yine kanalın patronuyla oturup sohbet ettik. O, Eylül’de yeni bir formatla başlamamı istiyor. Ben de zâten bütünüyle kanaldan kopmuş değilim, öyle bir duygum yok. Yani “Beni susturdular” filan diyecek bir yapım yok. Az çok o dengeleri bilirim. Sonuçta bize imkân sunuyorlar, çıkıp konuşuyoruz. Halk TV o formatın etkili bir tartışma yarattığını söyledi. Dün buluştuk kanalın patronuyla. “Sen de düşün ben de düşüneyim. Eylül’de yeni bir format bulursak devam ederiz” diye anlaştık. Şu anda kanalla ilişkimiz bu.

Ruşen Çakır: Tamam o zaman, ben de Medyascope’un patronuyla konuşup, yayına çıkarıp çıkarmayacağımıza karar vereyim… Sordum, çıkabilirmişsin. Bizde öyle bir şey yok biliyorsun. Sen Medyascope’un ilk ânından îtibâren buraya çok büyük katkılarda bulundun. Bâzen sâyende çok ekmek yiyoruz, bâzen çok lâf işitiyoruz. Olacak böyle.

Levent Gültekin: Kaderimiz bu artık. 

Ruşen Çakır: Özgür olmak böyle bir şey. 

Levent Gültekin: Haklısın Ruşen.  

Ruşen Çakır: Evet, programı bitiriyoruz. Levent Gültekin’e çok teşekkürler, keyifli bir sohbet oldu. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus