Demirtaş’ın Kılıçdaroğlu’na verdiği desteğin anlamı

Tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtlayan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili, “Sayın Kılıçdaroğlu, ülkenin neredeyse tüm temel ve tartışmalı sorunlarına ilişkin görüşlerini açıklamış durumda ve farklı toplumsal kesimlerde önemli bir desteğe sahip olduğu görünüyor. Böylesine kamplaşmış toplumlarda, her konuya ilişkin çözüm önerisi sunmak ve bunlar etrafında toplumu birleştirmek hiç de kolay bir iş değildir” dedi.

Demirtaş’ın Kılıçdaroğlu’na desteği ne anlama geliyor?

Kılıçdaroğlu’nun olası cumhurbaşkanlığı adaylığı ve altılı masayı nasıl etkileyecek?

Ruşen Çakır yorumladı.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler. Selahattin Demirtaş’la avukatları aracılığıyla yaptığım söyleşide, 2 yıl önce Meral Akşener’le ilgili söyledikleri çok çarpıcı olmuştu. Demirtaş, “Başak’la berâber çat kapı bir sabah kahvaltıya gideriz” diyerek bir zeytin dalı uzatmıştı. Meral Akşener tam reddetmedi; ama tam da kabul etmedi o târihte. 2 yıl sonra yaşanan gelişmeler, en son Gürsel Tekin’in “HDP’li bakan” çıkışının ardından İYİ Parti’den gelen tepkiler ve Meral Akşener’den gelen tepkiler 2 sene içerisinde çok da fazla ilerleme kaydedilmediğini gösteriyordu ve orada HDP Sözcüsü Ebru Günay’ın yaptığı bir açıklama var: “Biz onların çay içtiği kıraathânede bile çay içmeyiz.” Yani sabah çat kapı ziyâretten, aynı kahvede çay içmemeye kadar varan bir gerilim.

Bunun üzerine Selahattin Demirtaş’a 2 yıl sonra yeni bir söyleşi için başvurdum. Tabiî ki avukatları, danışmanları üzerinden ve esas olarak bunu öne çıkarttım. Ama aynı zamanda da tabiî ki HDP’li bakan tartışması, bir de Kılıçdaroğlu’nun adaylığına yönelik îtirazları sordum. İYİ Parti konusunda gelen cevaplar sert sayılabilir; ama çok da sert değildi. HDP’den gelenler kadar sert değildi. Yine serinkanlı olmaya çağırıyordu herkesi. Yani “HDP’nin yaptığı doğru; ama serinkanlı olmak lâzım” dedi. Meral Akşener’e de siyâset yapmanın sâdece bugünden ibâret olmadığını, yarını düşünmesi gerektiğini söyledi. İlk sorular bunlardı. Benim biraz canım sıkıldı açıkçası. Buradan başlık bile zor çıkar derken, Kılıçdaroğlu sorularına çok açık ve net cevaplar verdiğini gördüm. Buradan bu sonuç çıkar mı? Bence çıkar. Çıkartanlar oldu. Çünkü bu röportajı çok kişi, internette haber siteleri, gazeteler alıntıladılar ve bunların da önemli bir kısmı “Kılıçdaroğlu’na destek” diye verdiler — ki öyle. Orada söylediklerini hızlı bir şekilde hatırlayacak olursak: Bir kere öncelikle Kılıçdaroğlu’na yönelik yapılan saldırıları, eleştirileri haksız olarak tanımlıyor. “Kemal Bey üzerinden veya inancı üzerinden yapılan ayrıştırıcı tartışmalar hem çok yanlış hem de kendisine haksızlık.” Bu girizgâhtan sonra, “Kaldı ki bence Sayın Kılıçdaroğlu, ülkenin neredeyse tüm temel ve tartışmalı sorunlarına ilişkin görüşlerini açıklamış durumda ve farklı toplumsal kesimlerde önemli bir desteğe sâhip olduğu görülüyor.” Demirtaş gibi, başka bir partinin üst düzey bir isminin bu şekilde Kılıçdaroğlu’na böyle geniş bir meşrûiyet vermesi başlı başına önemli bir olay. Tabiî burada işin bir başka boyutu, onun ve arkadaşlarının bunca yıldır cezâevinde olmasında Kılıçdaroğlu’nun CHP lideri olarak AKP’nin anayasa değişikliği meselesinde onay vermesinin de etkisi büyük. Yani ortada bir vebal var. Demirtaş ve arkadaşları zamânında Kılıçdaroğlu’nun o ürkek –“ürkek” belki hafif de kaçar– davranışının faturasını yıllardır ödüyorlar. Daha ne kadar ödeyeceklerini de açıkçası bilmiyoruz. Buna rağmen Selahattin Demirtaş’ın bu kadar açık bir destek vermesi çok önemli. Bir de diyor ki: “Böylesine kamplaşmış toplumlarda her konuya ilişkin çözüm önerisi sunmak ve bunlar etrafında toplumu birleştirmek hiç de kolay bir iş değildir.” Nitekim bâzı alıntı yapan yerler de, “Kılıçdaroğlu’nun işi hiç de kolay değil” cümlesini öne çıkardılar. 

Şimdi burada çok açık ve net bir destek görüyoruz. Kimileri şaşırmayabilir, ama ben şaşırdım. Henüz Kılıçdaroğlu’nun adaylığı yok. Büyük bir ihtimalle Altılı Masa’nın adayı olacak. Kendisi olmak istiyor. Dün Sakarya’da yaptığı grup toplantısının ardından kendisiyle bir sohbet etme imkânım oldu. Onu adaylık konusunda eskisinden daha kararlı gördüm. Yani her geçen gün artan bir özgüveni var Kılıçdaroğlu’nun, bunu özellikle vurgulayayım. Ama henüz resmî bir adaylık açıklanmış değil, birincisi bu. İkincisi, burada adaylık tartışmasının en kritik yönlerinden birisi, Altılı Masa adayının HDP oylarını alıp alamayacağı meselesi. Dolayısıyla Selahattin Demirtaş’ın böyle bir çıkış yapması Kılıçdaroğlu’nun elini ona göre belirliyor. Yani elini bence güçlendiriyor. Kimilerine göre bu HDP’nin, özellikle Demirtaş HDP’nin resmen başkanı olmadığı için doğrudan HDP karar organlarının görüşünü yansıtıyor değil; bâzıları da, HDP’nin bu kadar önemli bir isminin bu kadar net bir şekilde Kılıçdaroğlu’ndan yana tavır almasının Kılıçdaroğlu’nun aleyhine olacağını düşünebilir. Özellikle muhâlefetin içerisinde Kürt meselesinde şâhin pozisyona sâhip olan kesimlerin Kılıçdaroğlu’ndan uzak duracağını düşünebilir. Olabilir; ama sonuçta bakıldığında, HDP’nin desteğini alabilecek olmasının, bunun bu kadar erken ortaya çıkmasının –zâten biliyorduk ama– böyle en üst düzeyde telaffuz ediliyor olmasının önemi çok büyük. 

Bir diğer husus: Yerel seçimde de Selahattin Demirtaş bir çıkış yaptı ve orada da Millet İttifâkı adaylarının desteklenmesini istedi. Bu arada iktidar Osman Öcalan’ı ve tabiî ki Abdullah Öcalan’ı devreye sokup kendi adaylarının desteklenmesini ya da en azından HDP seçmeninin bu ortak aday, yani Millet İttifâkı’nın ortak adayları lehine oy kullanmasını engellemek istediler ve orada Selahattin Demirtaş kazandı — onu gördük. HDP seçmeni İstanbul’da, Mersin’de, Adana’da, Antalya’da, seçimin Millet İttifâkı’nın CHP’li adayları lehine sonuçlanmasında önemli bir rol oynadı. Eğer sandığa gitmeselerdi muhtemelen bunların önemli bir kısmını kazanamayacaklardı. Dolayısıyla bu yeni bir şey değil denebilir. Fakat orada çok önemli bir ayrıntı vardı: Kerhen destek vardı. “Bağrımıza taş basarak” demişti Selahattin Demirtaş. Bu sefer böyle bir kerhen destek yok. Açıkça, Kılıçdaroğlu’nun aday adaylığı sürecinde söylediklerini, yaptıklarını onaylayan, takdir eden, dolayısıyla herhangi bir muhâlefet şerhi koymayan bir Demirtaş var. Bunun bir önceki destekten çok daha farklı olduğunu düşünüyorum. 

İşin bir diğer boyutu, yine yerel seçim olayına geçecek olursak –bir ara konuşuldu; ama ne zamândır konuşulmuyor, ama yarın konuşulmayacağı anlamına gelmez–, iktidar tekrar Abdullah Öcalan’ı devreye sokar mı bu seçimlerde? Böyle bir sorumuz ve sorunumuz var. Bunun cevâbını bilmiyoruz. Bir ara çok tartıştık, sonra unutuldu; ama yarın öbür gün tekrar karşımıza çıkabilir. Demirtaş’ın bugünden bu pozisyonu alması, aslında Abdullah Öcalan’ın devlet tarafından, iktidar tarafından kullanılmasının önünü kesmese bile bayağı bir zorlaştırıyor. Onun bu açıklamasını herhalde Abdullah Öcalan da bir şekilde öğrenmiştir ve onun da Selahattin Demirtaş’ın aldığı bu pozisyonun üstüne, ona çok alenen karşı bir pozisyon alacağını açıkçası sanmıyorum. Dolayısıyla burada ilginç bir olayın da yaşanabileceği, hattâ yaşanmakta olduğu kanısındayım. Demirtaş zâten şu anda kendisiyle görüştürülmeyen Abdullah Öcalan’ın, yarın öbür gün seçimlere müdâhil olmasının alanını en azından daraltıyor.

Bu açıklamada söyledikleri bayağı hızlı bir şekilde yayıldı. Çok da konuşuldu ve ilginç bir şekilde henüz iktidar tarafından bir kara propaganda malzemesi hâline dönüştürülmedi. Dönüştürülmeyeceği anlamına gelmiyor; ama dönüştürülmedi. Yani, “Selahattin Demirtaş ‘Kılıçdaroğlu’ dedi. İşte, terör…” vs. filan gibi şeyler henüz başlamadı. Şu âna kadar yapılan değerlendirmelerin hemen hemen hepsi şöyle özetlenebilir; şaşırtıcı değil bir yandan. Kılıçdaroğlu’nun helâlleşme konusunda söyledikleri ve yaptıkları, meselâ bir Roboski ziyâreti başlı başına, zâten bunu mümkün kılıyordu. Zâten HDP’nin yöneticilerinin şu âna kadar Altılı Masa konusunda alabildiğince dikkatli davranmaları, CHP’yi zor durumda bırakacak pozisyon almamaya özen göstermeleri; ama belki İYİ Parti ile son olayda olduğu gibi bir polemiğe girmeleri… bütün bunlar zâten CHP ile HDP arasında adı konulmamış, örtük bir mutâbakatın olduğunu bize düşündürtüyordu. Dolayısıyla bunun dile getirilmesi anlamına geldi. Böyle bakıyor insanlar. Yani mâlûmun îlâmı gibi gördüler. Evet; ama yine de Demirtaş gibi birisinin bunu böyle yapmış olması, bu saatte, daha henüz muhâlefet aday konusunu masaya getirmediği bir yerde yapmış olması çok önemli. Bir de tabiî orada Mansur Yavaş’ın adı verilmeden söylenenler var: “Önemli konular hakkında konuşmayanlar…” Olduğu gibi bulalım da yanlış yapmayalım. Evet, şöyle diyor: “Ülke sorunları hakkında henüz tek kelime etmemiş kişilerin suskunluklarının bâzı anketlerde bir parça yüksek çıkması kimseyi yanıltmasın. Ülkenin son derece önemli sorunları hakkında konuşmaya başladıklarında –ki aday olurlarsa konuşmaları gerekecek– bâzı anketlerde görülen bu destek sürer mi? Emin değilim.” Buna benzer bir şeyi, izlediyseniz, yaptığımız yayında Özer Sencar da söyledi. Özellikle Mansur Yavaş için, Erdoğan karşısında tutunmasının pek mümkün olmadığını söyledi. Özer Sencar’ın söylediği bir başka husus da, Meral Akşener’in artık bir süredir siyâset yapmadığıydı. Nitekim yayında da ben kendi gözlemlerimi aktardım. Akşener’i Sakarya ve Tekirdağ ziyâretlerinde, esnaf ziyâretlerinde tâkip ettim; ideolojik-politik konulara girmemeye çalıştığını, daha çok yolsuzluk, kayırmacılık vs. üzerinden iktidârı eleştirmeye çalıştığını, bu anlamda büyük siyâset yapmadığını söylemiştim. Bu bir yerde anlaşılır bir şey; ama bir diğer yandan 20 yıllık bir devri kapatmak söz konusu olduğunda, bu tür konulara girmeyi ertelemenin çok da fazla bir anlamı yok ve bir yerden sonra bu size kaybettirmeye başlayabilir.

Şimdi tekrar Demirtaş’a gelecek olursak, şu hâliyle baktığımız zaman bu açıklamalar, bu söyledikleri bence Millet İttifâkı’ndaki adaylık tartışmasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun zâten güçlü olan elini iyice güçlendiriyor. Dün Kılıçdaroğlu’yla yaptığımız sohbette tabiî ki bu konuyu da sordum. Sohbet olduğu için kelimelerini aynen aktarmam yakışık almaz. Ancak çok memnun kaldığını, Demirtaş’ı çok önemsediğini –ki zâten her vesîleyle, biliyorsunuz, Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını söylüyor belli bir süredir– ve bundan memnun olduğunu gördüm. Hiçbir rahatsızlık belirtisi görmedim. Çok da şaşırmamış. Yani belki zamanlamasına benim gibi şaşırmıştır; ama anladığım kadarıyla Demirtaş’tan beklediği de buymuş. Dolayısıyla burada Kılıçdaroğlu’yla Demirtaş arasında bir köprünün ciddî bir şekilde ve görünene göre belli bir süreden beri inşâ edilmiş olduğunu görüyoruz. Ama bu, HDP ile CHP arasında köprü kurulduğu anlamına gelmez. Tabiî ki ikisinin de partilerindeki önemi göz önüne alınırsa büyük ölçüde böyle diyebiliriz; ama yine de HDP’den ve CHP’den birtakım ârıza çıkartacak yaklaşımlar, sesler olabilir. Nitekim bugün galiba Fatih Altaylı yazmış; HDP içerisinden iktidârın işine gelebilecek birtakım çıkışlar olabileceğini, bunu engelleyebilecek kişinin Selahattin Demirtaş olduğunu ve bu yüzden de onun cezâevinde tutulduğunu yazmış. Ama şunu da söylemek mümkün; cezâevinde tutulmuş olması da Selahattin Demirtaş’ın siyâsî süreçlere müdâhalesini sıfırlamıyor. Tabiî ki cezâevi dışında olsaydı çok daha etkili olurdu, çok daha yoğun olurdu. Doğrudan yüz yüze görüşmeler olurdu ya da biz gazeteciler olarak daha önce yaptığımız gibi kendisiyle doğrudan röportajlar, canlı yayınlar yapardık. Ama bu hâliyle bile Türkiye’de siyâsetin gidişâtını belirleyebiliyor. 

Burada şunu söylemek mümkün, kimilerine abartılı gelebilir — biraz basitleştireceğim, ama böyle hissediyorum: Bu tür çıkışlar, bu son çıkış, Türkiye’de muhâlefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağını ve eğer bu aday Kılıçdaroğlu olursa onun seçilme şansının ne olacağını belirlemede ya da etkilemede, Selahattin Demirtaş’ın çok önemli bir inisiyatifi. Yani Türkiye’yi bir süre yönetecek kişinin seçimine aktif bir şekilde dâhil oluyor. Eğer burada bir başarı elde ederse, yani bu çizgisinin sonucu alınırsa, bu aynı zamanda Selahattin Demirtaş’ın Kürt siyâsî hareketi içerisindeki liderliğini de iyice perçinleyecek. Dolayısıyla riskli bir şey yapıyor aslında. Bu kadar kendini bağlıyor olması riskli. Ama siyâset aynı zamanda risk alma sanatı ve bunu Türkiye’de yapabilen çok fazla kişi yok. Birçok kişinin gücünü, genellikle onlara atfettiğimiz gücü, onların hiçbir şey yapmaması, risk almaması üzerinden görüyoruz. Yani bir şey yapmadıkları için yıpranmıyorlar. Onlara bir güç atfediliyor. Bir şey yapan kişilerin yıpranma ihtimalleri olduğu için ve sık sık da yıprandıkları için onlar ânında îtibar kaybediyorlar. Ama risk alıp bunda başarılı da olan kişilerin –sâdece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde; sâdece siyâsette de değil, ama konumuz siyâset– çok önemli bir şekilde önlerini açtıklarını görebiliyoruz. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun muhâlefetin adayı olması ve ardından kazanması birçok açıdan –başta Kılıçdaroğlu açısından; ama tabiî ki tüm Türkiye açısından– yeni kapıların açılması ve bâzı kapıların kapanması anlamına gelecek ve bugünden aldığı bu pozisyonla benzer bir şeyin Selahattin Demirtaş için de geçerli olduğunu düşünebiliriz. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus