Ahmet Ümit yeni kitabı “Bir Aşk Masalı”nı anlattı: “Bu masal kadınlara yönelik şiddete karşı yazılmış bir insanlık eleştirisi”

Eserleri 34 dile çevrilen, Türkiye’nin önde gelen edebiyatçılarından Ahmet Ümit, masal türünde çıkan yeni kitabı “Bir Aşk Masalı”nın ilk imza gününü 15 Ekim’de Yapı Kredi Yayınları Beyoğlu Kitabevi’nde düzenledi.

Yazar Ahmet Ümit’in yeni kitabı “Bir Aşk Masalı” geçtiğimiz günlerde kitapseverlerle buluştu. “Bir Aşk Masalı”, beş prensin aşk uğruna düştükleri yolu ve hislerini anlatan bir macera. Kaf Dağı’ndan ıssız çöllere; ücra hanlardan savaşçı kabilelerin çadırlarına; devlerden denizkızlarına; balinalardan devasa yılanlara bir hayal perdesi…

Devamı söyleşimizde.

Ahmet Ümit’ten kısaca dinleyelim. Yeni kitabınızın konusu nedir?

“Bir gece beş farklı ülkede beş prens aynı rüyayı görürler. Gördükleri gotik bir şehirdir ve bu gotik şehrin sokaklarında çıplak ayaklı bir kız görürler. Ay’ın ışığı altında adeta ışıktan bir güzellik olarak dolaşmaktadır. Kızı gördükten sonra beş prensin hayatı artık eskisi gibi olmayacaktır. Rüya bitince artık hayatları altüst olmuştur. Gelecekte ülkelerini ve dünyayı yönetmeye aday bu beş prens tahtı, geleceği bırakırlar. Kızı bulmak için yollara düşerler. Kitap bir aşkı, tutkuyu anlatıyor. Esas olarak hikâyemiz bundan oluşuyor. Artık ondan sonrasını anlatmayacağım. Çünkü burada beş prens Kum ülkesi, Su ülkesi, Boz ülkesi, Dağ ülkesi ve Rüzgâr ülkesinin çocukları. Yani dünyada ne kadar iklim varsa onlar aslında. Bizim hikâyemiz, beş farklı serüven, beş farklı coğrafyada kumların içinde, buzların üstünde, suların içinde, ormanlarda, dağlarda devam eder. Sonunda kızla buluşacaklar merak etmeyin. Kız buldular mı onu bilmiyorum.”

Peki, neden masal yazmaya karar verdiniz?

“Çünkü aşkı yazmak istedim. Aşk hayallerimizin mantığımızın dışına çıktığı yerdir. Aşk sonsuz hayal kurabildiğimiz, özgürce hayal kurabildiğimiz ve bu kendi kurduğumuz hayale inandığımız bir şeydir. O yüzden de bunu en iyi anlatacak şey nedir? Hiçbir sınırı olmayan bir edebiyat türüdür. Romanda sınır var, hikâyede sınır var, şiirde sınır var. Ama masalda sınır yoktur. Her şeyi yaptırabilirsiniz. O nedenle böyle sınırlara sığmayacak hiçbir şekilde hapsedilmeyecek bir duygu ve olguyu masal gibi bireyde bir türlü anlatmak istedim.”

Özellikle aşkı seçmenizin sebebi nedir?

“Çok rahatsız olduğum bir şey var Türkiye’de. Son zamanlarda kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet çok arttı. Elbette platformlarda imza atıyoruz, bunu kınıyoruz, Twitter’da yazıyoruz. Ama ben bir yazarım ve en etkili olduğum alan yazı yazmak, hikâye kurmak, bir şey anlatmak. O yüzden buna karşı çıkmak için bu masalı yazdım. Bu masal aslında kadınlara yönelik şiddetin, kadınların dışlanmasının, kadınların öldürülmesine karşı yazılmış bir erkek ve bir insanlık eleştirisi. Aşktan yola çıkarak bir erkek ve bir insanlık eleştirisi yapmak istedim.”

Daha önceki kitaplarınızda hep bir hazırlık aşaması oluyor ve önce hazırlık yapıyorsunuz. Bu kitapta da aynı şey geçerli mi? Bir hazırlık aşamanız oldu mu?

“Aslında bu hikâyeleri ben sözlü olarak anlatıyordum. Yani okullara konuşmalar yapmaya gittiğimde çocuklar benden ‘Bize bir hikâye anlatır mısınız?’ deyince bunu kurgulamıştım ve anlatıyordum. Ama hiçbir zaman yazıya dökmemiştim. Sonra bunu yazıya dökmek aşamasına geldi. Yani kafamda hep vardı. Bu kitapta beni etkileyen, bugüne kadar etkileyen önemli romanların hepsine göndermeler var. Bir tanesi ‘Binbir Gece Masalları’, ikincisi ‘Vahşetin Çağrısı’, ‘Beyaz Diş’ten Andersen’in masallarına kadar. Ve bu da benim onlara bir saygı duruşum diyebilirsiniz.”

Sizin için aşk nedir?

“Aşk, imkânsızı ümit etmektir. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir şeydir. Çünkü aşk tek kişiliktir. Ruh ikizi diye bir şey yok. Bizim ruhumuz biricik. Ben aşkta sencil merkezliyim. Bencil merkezde olan aşk da şöyle olur: Ele geçirmek, zapt etmek, benim isteğime uygun yaşamak. Ama bunun böyle olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine âşık olduğumuz insana her şeyi vermeliyiz. Ona sonsuz özgürlük vermeliyiz ki kitabın sloganı budur zaten. Özgürlük yoksa aşk da yoktur. Ama bunu başarmak mümkün mü onu bilmiyorum.”

Kitapta bir noktada aşkın geçici olduğunu vurguluyorsunuz?  

“Evet, aşkın bence en iyi taraflarından bir tanesi geçici olması. Bir süre sonra geçiyor. Çünkü yoğunlaştırılmış bir duygu. Bu kadar yoğun bir duyguyu insanoğlu ömrü boyunca taşıyamaz. Kavuşamadığımız müddetçe aşkın alevli olması söz konusu ama o bile geçebilir. Yani nitekim bizim masallarımızda bir kavuşamama durumu vardır. Bu kavuşamama olduğu sürece aşk alevli kalıyor. Kavuştuğumuz zaman Aşk Tanrıçası kum saatini tersine çeviriyor ve bu bitmeye başlıyor. Ağır ağır bitmeye başlıyor. Bu yüzden aşkın geçici olduğuna inanıyorum. Bir süre sonra geçecek.”

Kitapta kadının seçen taraf olduğunun altını çiziyorsunuz? Bu toplumda ne kadar mümkün sizce?

“Her zaman seçen taraf kadındır. Çünkü kadın istemezse olmaz. Yani bir erkek ister ama kadın istemezse bu ilişki olmaz. Erkek egemen toplumda kabul edilemez. Kadının seçme hakkını ortadan kaldırdı erkek egemen toplum. Asıl mesele bu, kadının o özgürlüğü yok. Kadının seçme hakkı olması lazım. Bir insanı ister ya da istemez. Baştan ister sonra değiştirebilir. Niye öldürüyorlar kadınları? Bu kültürü değiştirmemiz gerekiyor. Bu kültürü değiştirmemiz kadınların yararına değil sadece. Erkeklerin de yararına. Gerçek mutluluk ve aşk için özgür ilişkilerin olması lazım. Çok zor biliyorum, insan doğası berbat. Hiç fedakârlığa yatkın değiliz. Çok zor bir şeyden söz ediyorum ama en azından söylemem lazım. Bir yerde söyleyeyim dursun.”

Kitapta tam olarak ataerkilliğin hangi yönünü eleştiriyorsunuz?

“Şunu eleştiriyorum: İlişkide o kadını kendi malları olarak görmelerini eleştiriyorum. O kadının bağımsız bir insan olma haklarına saygı duymamalarını eleştiriyorum. Onların kendi hakikatlerini ve kendi varlıklarını yaşayabilmelerine izin vermemelerini eleştiriyorum. Bu kitapta bir aşk kenti kuruyorlar prensler. Bu aşk kenti nedir? Rüyalarında gördükleri kent. Ama bu aşk kenti bir hapishaneye dönüşebilir. Evlilikler yapıyoruz ve ne diyoruz? Aşk yuvası. Maalesef o yuvaların hepsi birer aşk hapishanesi.”

Ahmet Ümit, günümüz ilişkileriyle alakalı bir kitap yazacak olsa şu an yazdığı kitaptan daha farklı ne yazardı?

“Çok daha farklı yazardım. Çünkü bu kitapta para çok geçmiyor, konum ismi geçmiyor. Günümüzde bu aşk ilişkisi çok daha kanlı. Çok daha acımasız, çok daha yozlaşmış, çok daha vicdansız. Artık insanlar şunu yapıyorlar. Geçimlerini sürdürmek için güzelliğini, konumunu, çekiciliğini, yakışıklılığını, -kadın ve erkek fark etmiyor- kullanmaya başlıyorlar. Aşkın gerçek anlamda deformasyona uğradığını görüyoruz. Çünkü aşk vermektir, almak değildir. Aşk tümüyle vermek üzerine kurulu bir şeydir. Ve vermekten mutluluk duyarsın. Ve her şey bittikten sonra da pişman olmazsın. Pişman olmazsın. ‘Aşk hiçbir zaman pişman olmamaktır’ diye bir söz vardır ben buna katılmıyorum, ben şöyle diyorum: Aşk, bin kere pişman olsan da yine aynı şeyi yapmaktır.”

Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında şöyle bir ifade kullandınız: “Muhtemelen artık bir Türk yazara Nobel Edebiyat Ödülü’nü vermezler. Zaten istemiyorum. Ortadoğulu olanlar, bir otoriteye karşı direnebiliriz ama sanat konusunda bize çok farklı bakıyorlar. Avrupa’nın bize bakışı, dürüst değil.” Bu bir yazar olarak sizin motivasyonunuzu düşürmüyor mu?

“Asla düşürmüyor. Ben Nobel almak için yazmıyorum ki. Kafka’nın, Dostoyevski’nin, Tolstoy’un, Nâzım Hikmet’in Nobel ödülü mü var? Batı’nın bakış açısı aslında edebiyattan öte şöyle bir şey. Bugün Batı neyi temsil ediyor? Demokratik değerleri temsil ediyor. Hayır, bugün Batı, Türkiye’deki totaliter rejimi destekliyor. İnanın bana demokratik kesimi desteklemiyor. Türkiye’deki laikler, demokratlar umurlarında değil Batı’nın. Batı son derece ikiyüzlüdür. Batı’daki demokratlardan, solculardan, yeşillerden bahsetmiyorum. Batı’daki hükümetlerden bahsediyorum. Suriye’de savaş çıkarttılar. Batı destekledi. Şu anda bunun faturasını biz ödüyoruz. Komşumuzla düşman olduk. Şimdi tekrar cumhurbaşkanımız diyor ki ‘ben’ diyor ‘Esad’la görüşebilirim’. Ne oldu peki? Bu kadar insanımız öldü, bu kadar göçmen buraya geldi. Ülke ekonomisi zarar gördü. O insanlar mahvoldular, mutsuz oldular. İnsanların ülkesi yıkıldı, yeniden yapılıyor. Ne oldu peki? Batı’ya asla inanmıyorum, asla güvenmiyorum. Batı’nın bize bakış açısı korkunç. Batı demokratik kamuoyunu desteklemiyor.

Önümüzdeki seçimlerde biz Türkiye’de demokrasiden yana olanlar ve totaliterlere karşı olanlar hem ülkedeki totaliter anlayışı hem Batı’yı yenecekler. Hatta Putin’i de yenecekler. Onun için de hepimizin birlik olması lazım. Demokrasi için cumhuriyetimizin yüzüncü yılı geliyor. 2023’te cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmanın adımını atalım hep birlikte.”

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus