En uzun şubat bitti. Son bir aydır depremin travmasını en ağır bir biçimde yaşıyoruz. Sabahın köründen gece yarılarına kadar kimimiz sahada, kimimiz evinde, kimimiz işinde benzer anksiyeteleri yaşadı. Yakınlarımızı, sevdiklerimizi kaybettik, yakınlarımızın ve sevdiklerimizin acılarına şahit olduk. Öfkelendik, kızdık, sevindik, gurur duyduk, nefret ettik. Şimdi artık yavaş yavaş bir sessizliğin ortasına uyanıyoruz. Molozlar kalkacak, cenazeler gömülecek, acılar sağaltılmaya çalışılacak.
Deprem hali gerçekten bir “savaş hali” gibi. Bir yanda yağma, talan öte yanda insanın içini buran fedakârlık hikâyeleri, beri yanda ayrımcılık, ötekileştirme, engelleme. Ne ararsan var. Devlet çoğu yerde çaresiz kaldığı için mecburen uzun yıllardır “öteki”diye kodladığı sivil inisiyatiflere yol vermek zorunda kaldı. Ahbap bunların en başında gelenlerden biri. Ahbap dışında da onlarca, yüzlerce STK bölgeye akın etti. Sosyal medyada bunlara yönelik destek çığ gibi büyüdü. 99 depreminde de böyle olmuştu. Devlet 99 depremine göre imkânları çok daha bol olmasına rağmen müdahalede gecikti. Bu durumu eleştirenlere gözdağı verildi, bazıları kovuşturmaya tabi tutuldu ve nihayet devletin bizatihi kendisi bu durumu kabul etmek zorunda kaldı ve helallik istendi.
Geçelim.
Bu travma daha uzun yıllar sürecektir. Yas tutanı teselli etmeye çalışmaktansa birlikte yas tutmaya devam etmek gerektiğini pek çok uzman dile getiriyor. Yasın ne kadar süreceğine ancak yas tutan karar verebilir. Maddi ve manevi desteğe devam etmek en önemli meseledir. İnsanı en çok felaket sonrasındaki yalnızlık ürkütüyor. O terk edilmişlik ve unutulma duygusu çok vahim. Bu açıdan beşeri ve maddi desteklerde sürekliliğin önemi çok büyük. Ruhen çok yorulduğumuz ve yorulacağımız bir dönem yaşadık, yaşıyoruz ve yaşayacağız. Bir de araya seçim hay huyu girdiğinde bölgede yaşananların hızla gündemden düşmesi bir felaket olur. Beri yandan depremin seçimin ana aksı olacağı aşikâr.

Kendi ruh sağlığımızı muhafaza etmek için de Goethe’nin şu sözlerini dikkate almak gerekir sanırım.
“İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli,
iyi bir şiir okumalı,
güzel bir tablo görmeli
ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemeli.”
Bu zor zamanlarda, bu kakofoni anlarında eğitimin, kültürün ve sanatın sağaltıcı gücüne sarılmalıyız. Hem depremzedeler için hem kendimiz için. Bu açıdan bölgeye sadece çadır yollamak, yemek yollamak, yatak yollamak yetmez. Aynı zamanda okulları açmak, kitap yollamak, kütüphaneler kurmak, konserler organize etmek, tiyatrolar, sinemalar göndermek de önemlidir. Hayatın normale dönmesinin tek yolu budur.
Seçim gündemine mahkûm olmadan, hepimiz elimizden geleni yapmaya devam edelim. Ortak akıl ve dayanışma ile bu zor zamanları da atlatacağız.














