Necmettin Erbakan kimdir?

İSTANBUL (Medyascope) – Necmettin Erbakan, Türkiye’de Milli Görüş hareketinin kurucu lideri olarak anıldı. Makine mühendisi ve akademisyen olarak başladığı kariyerini, yerli sanayi vurgusu, ağır sanayi hamlesi ve bağımsız kalkınma söylemiyle siyasete taşıdı. Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve Saadet Partisi çizgisinin merkezinde yer alan Erbakan, 1996’da Türkiye’nin ilk İslamcı kökenli başbakanı oldu. Refahyol hükümeti, 28 Şubat süreciyle sona erdi; ancak Erbakan’ın siyasi mirası, hem Milli Görüş hareketi hem de AKP’nin kurucu kadroları üzerindeki etkisiyle Türkiye siyasetinde kalıcı oldu.

Necmettin Erbakan kimdir?
Necmettin Erbakan kimdir?

Necmettin Erbakan, 29 Ekim 1926’da Sinop’ta doğdu. Babası Mehmet Sabri Bey, annesi Kamer Hanım’dı. Babasının görevi nedeniyle çocukluğu farklı şehirlerde geçti. İlkokula Kayseri’de başladı, daha sonra Trabzon’da eğitimini sürdürdü. 1937’de İstanbul Erkek Lisesi’ne girdi ve buradan mezun oldu. Erbakan, 1948’de İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’ni bitirdi ve aynı yıl fakültenin Motorlar Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başladı. 

Erbakan’ın siyasal kariyerinde mühendislik formasyonu belirleyici bir yer tuttu. Onun siyasi dilinde “yerli sanayi”, “ağır sanayi”, “milli kalkınma” ve “bağımsız ekonomik düzen” gibi kavramların güçlü olması, yalnızca ideolojik değil, mesleki geçmişiyle de bağlantılıydı.

Erbakan, akademik kariyerini makine mühendisliği alanında sürdürdü. İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki asistanlığının ardından Almanya’da Aachen Teknik Üniversitesi’nde çalışmalar yaptı. Türkiye’ye dönen Necmettin Erbakan, 1956’da ilk yerli motor üretimini gerçekleştirecek olan “Gümüş Motor A.Ş.”yi kurdu.1960’da üretime başlayan Gümüş Motor’un kurucusu Necmettin Erbakan, Ankara’da düzenlenen Sanayi Kongresi’nde Gümüş Motor’un imalatlarını sunmuş ve “Yeni hedef Türkiye’de otomobil yapmaktır” fikrini ortaya atmıştı.

Devrim otomobili tartışması

Erbakan’ın sanayi ve teknoloji görüşleri, Devrim otomobili tartışmalarıyla da birlikte anıldı. Erbakan, 1950’lerin ikinci yarısından itibaren yerli motor ve yerli sanayi fikrini savunan isimlerden biri oldu. Gümüş Motor deneyimi ve ağır sanayi vurgusu, onun sonraki siyasi söyleminin temel kaynakları arasında yer aldı.

Ancak Devrim otomobili konusunda dikkatli bir ayrım yapmak gerekiyor. Devrim otomobili, 1961’de dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in talimatıyla başlatılan ve ağırlıklı olarak TCDD mühendislerinin Eskişehir Cer Atölyesi’nde yürüttüğü bir projeydi. Zaman zaman Erbakan’ın Devrim otomobilini yapan ekipte yer aldığı ya da projenin başında bulunduğu iddia edilse de bu iddia projede çalışan mühendisler tarafından reddedildi.

Devrim projesinin Motor-Şanzıman Grubu’nda yer alan Yüksek Mühendis Salih Kaya Sağın, Erbakan’ın bu projede yer aldığı iddiasına açık biçimde karşı çıktı. Sağın’a göre Erbakan’ın Devrim otomobilinin üretim süreciyle “uzaktan yakından” ilgisi ve katkısı yoktu.

Milli Görüş hareketinin doğuşu

Necmettin Erbakan kimdir?

Necmettin Erbakan’ın Türkiye siyasetine damgasını vurduğu alan Milli Görüş hareketi oldu. Milli Görüş, Türkiye’de İslamcı-muhafazakâr siyasetin modern parti örgütlenmesi içinde kurumsallaşmasını sağlayan ana geleneklerden biri haline geldi.

Milli Görüş çizgisi; Batıya eleştirel yaklaşım, faiz eleştirisi, ahlaki düzen vurgusu, yerli sanayi, ağır sanayi, İslam ülkeleriyle işbirliği ve “adil düzen” söylemiyle şekillendi.

Erbakan, 1970’te Milli Nizam Partisi’ni kurdu. Milli Nizam Partisi, Milli Görüş hareketinin ilk siyasi partisi oldu. Parti kısa ömürlü oldu; 12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Milli Nizam Partisi’nin kapatılması, Erbakan’ın siyasetindeki ilk büyük devlet müdahalesi oldu. 

Milli Selamet Partisi ve 1973 seçimleri

Necmettin Erbakan kimdir?
Necmettin Erbakan kimdir?

Milli Nizam Partisi’nin kapatılmasının ardından Milli Selamet Partisi kuruldu. Erbakan, Milli Selamet Partisi’nin lideri olarak 1970’lerin koalisyon siyasetinde etkili bir aktör haline geldi. 1973 seçimleri sonrasında parti, Meclis’te kilit konuma yükseldi.

1974’te Bülent Ecevit liderliğindeki CHP ile Milli Selamet Partisi arasında koalisyon hükümeti kuruldu. Erbakan bu hükümette başbakan yardımcısı ve devlet bakanı oldu. Bu koalisyon, Türkiye siyasetinde ideolojik olarak birbirinden oldukça farklı iki çizginin, CHP’nin sosyal demokrat/sol kanadı ile Milli Görüş’ün muhafazakâr-İslamcı çizgisinin aynı hükümette buluşması bakımından dikkat çekiciydi. 

1974 CHP-MSP koalisyonu, en çok Kıbrıs Harekâtı ile hatırlandı. Erbakan, bu hükümette başbakan yardımcısı olarak yer aldı ve Kıbrıs Harekâtı’na destek verdi. Türk siyasetinde Ecevit ile Erbakan’ın aynı hükümette yer alması, 1970’lerin en dikkat çekici koalisyon deneyimlerinden biri oldu.

Kıbrıs hareketındaki rolü

Harekâta giden sürecin kırılma noktası 15 Temmuz 1974’te yaşandı. Yunanistan’daki askeri cunta destekli darbe ile Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios devrildi ve adanın Yunanistan’a bağlanmasını savunan Nikos Sampson yönetimi işbaşına getirildi. Bu gelişme, Ankara’da Kıbrıs’ın fiilen Yunanistan’a ilhakı anlamına gelebilecek bir hamle olarak değerlendirildi. Türkiye, önce diplomatik yolları denedi; İngiltere ile ortak müdahale ihtimali gündeme geldi ancak sonuç alınamadı. Bunun üzerine Türkiye, garantörlük hakkına dayanarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Harekâtı’nı başlattı.

Başbakan Bülent Ecevit, harekâtın siyasi lideri olarak öne çıktı. Ancak Necmettin Erbakan da Refahyol döneminden çok önce, 1974’te devlet yönetimiyle ilk büyük sınavını bu kriz sırasında verdi. Başbakan Yardımcısı olarak hükümetin en önemli karar mekanizmasının içinde yer aldı ve askeri müdahale kararını destekledi. Erbakan, harekât sürecinde daha kararlı, daha sert ve daha ileri gidilmesini savunan kanatta konumlandı. 

Harekât sonrasında Türkiye’ye yönelik uluslararası baskılar ve özellikle ABD ambargosu, Erbakan’ın siyasi söyleminde önemli bir yer tuttu. Erbakan, ambargo sürecini Türkiye’nin savunma sanayisinde, ağır sanayide ve teknolojide dışa bağımlı olmasının sonucu olarak yorumladı. Bu nedenle Kıbrıs Harekâtı, onun siyasetinde “milli sanayi”, “ağır sanayi hamlesi”, “bağımsız ekonomi” ve “güçlü devlet” söylemlerini besleyen bir dönüm noktası haline geldi. 

Refah Partisi dönemi

Necmettin Erbakan kimdir?

12 Eylül 1980 askeri darbesi, Erbakan’ın siyasi hayatında yeni bir kırılma yarattı. Darbe sonrasında siyasi partiler kapatıldı, liderlere siyaset yasağı getirildi. Milli Selamet Partisi de kapatıldı; Erbakan 10 yıl süreyle siyasetten yasaklandı.

1980 sonrasında Milli Görüş çizgisinin yeni partisi Refah Partisi oldu. 1987 referandumuyla siyasi yasakların kalkmasının ardından Erbakan yeniden aktif siyasete döndü ve Refah Partisi’nin liderliğini üstlendi.

Refah Partisi, 1990’larda Türkiye siyasetinin en hızlı yükselen partilerinden biri oldu.  1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi başarı kazandı. İstanbul’da Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da Melih Gökçek belediye başkanı seçildi. Bu başarı, Milli Görüş’ün yerel yönetimler üzerinden toplumsal tabanını genişlettiğini gösterdi. Refah Partisi, belediyecilik pratikleriyle 1990’larda yeni bir İslamcı-muhafazakâr kadro kuşağı yetiştirdi.

1995 genel seçimlerinde Refah Partisi birinci parti oldu. Uzun koalisyon görüşmelerinin ardından Erbakan, Doğru Yol Partisi lideri Tansu Çiller ile Refahyol hükümetini kurdu. Haziran 1996’da Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı oldu.

Başbakanlık dönemi: Dış politika ve D-8

Erbakan’ın başbakanlık döneminde dış politikada İslam ülkeleriyle işbirliği vurgusu öne çıktı. İlk dış ziyaretlerinden birini İran’a yapması, dönemin laik hassasiyetleri içinde yoğun tartışma yarattı. Erbakan, Batı merkezli uluslararası düzene alternatif olarak gelişmekte olan Müslüman ülkelerle işbirliği fikrini savundu.

Bu dönemin ilgi çekici adımlarından biri D-8’in kurulmasıydı. D-8; Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya arasında ekonomik işbirliği amacıyla kuruldu. D-8, Erbakan’ın dış politika anlayışını yansıtan en somut kurumsal girişimlerden biri oldu.

28 Şubat süreci

Necmettin Erbakan kimdir?

Erbakan’ın başbakanlık dönemi, 28 Şubat süreciyle sona erdi. 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında hükümete laiklik ve irtica başlıklarında bir dizi karar önerildi. 

Erbakan, 1997’de başbakanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. 28 Şubat, Erbakan’ın siyasal mirasının en kritik başlıklarından biri oldu. Milli Görüş açısından bu süreç, seçilmiş hükümete yönelik askerî-bürokratik müdahale olarak görüldü. Laik çevreler açısından ise Refahyol hükümeti, Cumhuriyet’in laik karakteri açısından tehdit olarak değerlendirildi.

28 Şubat sürecinin ardından Refah Partisi hakkında kapatma davası açıldı. Anayasa Mahkemesi, 1998’de Refah Partisi’ni kapattı. Erbakan’a da siyasi yasak getirildi. Refah Partisi’nin kapatılması, Milli Görüş hareketinde yeni bir dönemi başlattı. Hareket Fazilet Partisi çatısı altında devam etti; ancak bu kez harereketin içinde “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” ayrımı daha görünür hale geldi. Refah Partisi’nin kapatılmasının ardından Fazilet Partisi kuruldu. Fazilet Partisi de 2001’de kapatıldı. Bu süreç, Milli Görüş hareketinin içindeki en büyük ayrışmayı doğurdu.

Erbakan’a bağlı gelenekçi kanat Saadet Partisi’ni kurdu. Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç ve arkadaşlarının temsil ettiği yenilikçi kanat ise Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu.

Bu ayrışma, Türkiye siyasetinde 2000’lerin ana kırılmalarından biri oldu. AKP, Milli Görüş geleneğinden gelen kadrolarla kuruldu ancak kendisini “Milli Görüş gömleğini çıkarmış” yeni bir muhafazakâr demokrat çizgi olarak tanımladı. Erbakan ise Saadet Partisi çizgisiyle geleneksel Milli Görüş hattını sürdürdü.

Susurluk skandalı karşısındaki tavrı

Erbakan’ın başbakanlık döneminin en kritik iç politika başlıklarından biri Susurluk skandalı oldu. 3 Kasım 1996’da Balıkesir’in Susurluk ilçesinde meydana gelen trafik kazası, devlet, siyaset, güvenlik bürokrasisi ve organize suç örgütleri arasındaki ilişkileri Türkiye’nin gündemine taşıdı. Kazada, aynı araçta emniyet görevlileri, siyasetle bağlantılı isimler ve organize suç dünyasından kişiler bulunması, kamuoyunda “devlet-mafya-siyaset ilişkileri” tartışmasını başlattı.

Susurluk skandalı patladığında hükümetin başında Necmettin Erbakan vardı; koalisyon ortağı ise Tansu Çiller liderliğindeki Doğru Yol Partisi’ydi. Bu nedenle skandal, Refahyol hükümeti açısından da büyük bir siyasi sınav haline geldi. Kamuoyunda “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemleri düzenlenirken, Erbakan’ın bu eylemlere ve Susurluk tartışmalarına mesafeli yaklaşması yoğun eleştiri topladı.

Erbakan’ın Susurluk sürecine ilişkin tavrı, özellikle “fasa fiso” sözüyle hafızaya kazındı. Ayrıca “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemlerini küçümseyen ifadeleri de tepki çekti. Bu yaklaşım, Erbakan’ın Susurluk’un üzerine yeterince gitmediği eleştirilerine neden oldu. Muhalefet ve dönemin birçok yorumcusu, Refahyol hükümetinin skandalın siyasi bağlantılarını açığa çıkarmakta isteksiz davrandığını savundu.

Kayıp trilyon davası

Erbakan’ın siyasi hayatının son dönemindeki en tartışmalı başlıklardan biri “kayıp trilyon davası” oldu. Dava, Refah Partisi’nin 1998’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından partiye yapılan Hazine yardımının devlete iade edilip edilmediği tartışması üzerinden başladı. Refah Partisi’nin kapatılmasının ardından partinin kasasında bulunduğu belirtilen yaklaşık 1 trilyon eski liralık Hazine yardımının devlete geri verilmesi istendi. Ancak bu paranın iade edilmediği, parti yönetiminin parayı il ve ilçe örgütlerine dağıtılmış gibi gösterdiği iddia edildi.

Soruşturma sürecinde, paranın teşkilatlara aktarıldığını göstermek için düzenlenen bazı makbuz ve belgelerin sahte olduğu öne sürüldü. Bu nedenle dava yalnızca “para nereye gitti?” sorusu etrafında değil, aynı zamanda sahte belge düzenlenip düzenlenmediği iddiası üzerinden yürüdü. Kamuoyunda “kayıp trilyon” adı da buradan doğdu: Devlete iade edilmesi gereken Hazine yardımının parti hesaplarında bulunmadığı, harcanmış gibi gösterildiği ve bunun sahte belgelerle açıklanmaya çalışıldığı iddia edildi.

Necmettin Erbakan ve Refah Partisi yöneticileri bu süreçte yargılandı. Erbakan, “özel belgede sahtecilik” suçundan mahkûm edildi ve 2 yıl 4 ay hapis cezası aldı. Aynı davada çok sayıda eski Refah Partisi yöneticisine de çeşitli hapis cezaları verildi. Karar Yargıtay tarafından da onanınca dava, Erbakan’ın siyasi hayatının son dönemindeki en önemli yargı başlıklarından biri haline geldi. 

Davanın bir de Hazine zararı boyutu vardı. Hazine tarafından açılan davada Erbakan ve bazı parti yöneticileri, kamu zararının tazminiyle sorumlu tutuldu. Zaman içinde faizlerle birlikte ödenmesi gereken tutar milyonlarca liraya ulaştı. Bu yönüyle “kayıp trilyon davası”, hem ceza yargılaması hem de Hazine alacağı üzerinden ilerleyen bir hukuki sürece dönüştü. 

Milli Görüş çevreleri davayı, 28 Şubat sürecinin devamı niteliğinde siyasi bir yargılama olarak değerlendirdi. Bu çevrelere göre Erbakan’a verilen ceza, Refah Partisi’nin kapatılması ve Milli Görüş hareketine yönelik baskıların parçasıydı. Buna karşılık dava, yargı kararlarında Refah Partisi’nin kapatılmasının ardından Hazine yardımının akıbeti, parti hesaplarının denetimi ve sahte belge iddiaları üzerinden ele alındı.

Erbakan’ın aldığı hapis cezasının infazı sağlık durumu ve yaşı nedeniyle tartışma konusu oldu. Daha sonra yapılan yasal düzenlemelerle cezanın konutta infaz edilmesinin yolu açıldı; Erbakan’ın cezası ev hapsi olarak uygulandı. 2008’de ise dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Erbakan’ın cezasını sağlık gerekçesiyle kaldırdı. Bu nedenle “kayıp trilyon davası”, Erbakan’ın son dönem biyografisinde hem hukuki hem de siyasi yönleriyle en çok tartışılan başlıklardan biri olarak kaldı.

Saadet Partisi ve son yılları

Necmettin Erbakan kimdir?
Necmettin Erbakan kimdir?

Erbakan, siyasi yasağının kalkmasının ardından Saadet Partisi’nde yeniden aktif hale geldi. 2003’te Saadet Partisi Genel Başkanı seçildi; ilerleyen yıllarda sağlık sorunları ve hareket içi tartışmalar nedeniyle zaman zaman geri planda kalsa da Milli Görüş tabanı üzerindeki sembolik liderliğini sürdürdü.

Necmettin Erbakan, 27 Şubat 2011’de Ankara’da hayatını kaybetti. Cenazesi İstanbul Fatih Camii’nde kılınan namazın ardından Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

Erbakan öldüğünde, arkasında yalnızca bir siyasi parti mirası değil, Türkiye’de muhafazakâr-İslamcı siyasetin kurumsal dilini, kadrolarını ve örgütlenme biçimini belirleyen uzun bir hareket bıraktı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.