Ruşen Çakır yorumladı: Cübbeli’nin acil olarak laikliğe ihtiyacı var

Ruşen Çakır, Cübbeli Ahmet ile Halis Bayancuk arasında X’te yaşanan sert polemiği değerlendirerek, “kim daha Müslüman” tartışmasının tehlikesine dikkat çekti; laikliğin herkes için güvence olduğunu vurguladı. İşte “Cübbeli’nin acil olarak laikliğe ihtiyacı var” başlıklı videomuz.

Gazeteci Ruşen Çakır, Cübbeli Ahmet Hoca ile Selefi çevrelerin önde gelen isimlerinden Halis Bayancuk arasında sosyal medya platformu X’te yaşanan tartışmayı ele aldı. Çakır, iki isim arasındaki polemiğin, din alanındaki yorum farklılıklarının devlet eliyle düzenlenmediği bir ortamda nasıl sertleşebildiğini gösterdiğini söyledi.

Çakır’ın aktardığına göre tartışma, İstanbul Arnavutköy’de bir öğretmenin öğrencilere “selefi andı” içirdiği iddiası sonrası başladı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayına ilişkin genelgesiyle birlikte okullarda dini motiflerin öne çıkmasının ardından yaşanan olay, hem laik çevrelerin hem de bazı İslami grupların tepkisini çekti.

Bu gelişme üzerine Cübbeli Ahmet, Selefiliği ve Halis Bayancuk’u hedef alan paylaşımlar yaptı. Cübbeli, Bayancuk’u türbe ziyaret edenleri “müşrik” ilan etmekle ve askerliği haram saymakla suçladı.

Bayancuk ise Cübbeli’ye “Kemalist vaiz” diyerek canlı yayında tartışma çağrısı yaptı. Cübbeli’nin Kur’an, sünnet ve Hanefi-Maturidi geleneğe göre “sapkın” olduğunu öne süren Bayancuk, “Beş dakika sen konuş, beş dakika ben konuşayım, kararı toplum versin” ifadelerini kullandı.

Cübbeli'nin
Cübbeli’nin acil olarak laikliğe ihtiyacı var

“Kim daha Müslüman” tartışması

Çakır, sosyal medyadaki yorumlara bakıldığında Bayancuk’un taraftarlarının daha görünür olduğunu söyledi. Ancak asıl meselenin iki isim arasındaki polemik değil, “kim daha Müslüman” tartışmasının kamusal alanda bu denli açık yürütülmesi olduğunu vurguladı.

“Birisi kalkıp Cübbeli’yi bile din dışı ya da Kemalist olarak tanımlayabiliyor ve buna taraftar bulabiliyor” diyen Çakır, bu tür suçlamaların kolayca yayılabildiğine dikkat çekti.

Hizbullah örneği

Çakır, 1990’lı yıllarda Hizbullah’ın dindar olarak bilinen birçok kişiyi “yanlış inanç” gerekçesiyle kaçırıp öldürdüğünü hatırlattı. Gonca Kuriş ve İzzettin Yıldırım gibi isimlerin bu süreçte hayatını kaybettiğini belirten Çakır, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in de Hizbullah olaylarının laikliğin önemini gösterdiğini söylediğini aktardı.

“Laiklik herkese lazım”

Çakır’a göre devletin herhangi bir dini yorumu tercih etmesi durumunda sorun daha da büyüyebilir. “Devlet bir tarafı ‘gerçek Müslüman’, diğerini ‘din dışı’ ilan ederse bu başka sorunlar doğurur” diyen Çakır, çözümün laiklikte olduğunu savundu.

“Laiklik olduğu zaman kimse din üzerine tekel iddiasında bulunamaz” ifadelerini kullanan Çakır, laikliğin yalnızca seküler kesimler için değil, dini cemaatler için de bir güvence olduğunu dile getirdi.

Çakır, “Cübbeli dahil, bu dünyada laiklik herkese lazım” sözleriyle değerlendirmesini tamamladı.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Sesim hâlâ tam düzelmedi. Olsun. Hâlâ biraz hastayım ama yayınlara devam etmekte kararlıyım. Bakalım hafta başı da diğer yayınlara, Kadri’yle ‘‘Hafta Başı’’yla başlayacağız herhalde. Dünyanın gündeminde İran var. Türkiye’nin gündeminde Tanju Özcan’ın ve yanında 13 kişinin daha Bolu’da gözaltına alınması var. Ama ben başka bir konudan bahsedeceğim. İzlerken, takip ederken çok keyif aldığım, tam benim kıta sahanlığıma giren bir olay. Görmeyenler varsa kaçırmasınlar. X‘te bir tartışma var. Tartışma, kapışma, saflaşma artık ne derseniz deyin. Halis Bayancuk’la Cübbeli Ahmet Hoca arasında bir tartışma var. Malum Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesi ile birlikte Ramazan’da okullarda dini motifler çok fazlasıyla öne çıktı. Ama arada İstanbul’da Arnavutköy ilçesinde bir okulda bir hoca, öğretmen çocuklara Selefi andı içtirdi. Öyle diyelim, and içtirdi ve bunun görüntüleri ortalığı biraz karıştırdı. Tabii bundan kimler rahatsız oldu? Tabii ki öncelikle laik çevreler ama İslami çevreler de rahatsız oldu. Çünkü Selefilik burada, Türkiye’deki yaygın İslami cemaatlerin vesairelerin karşı olduğu, Selefiler de zaten bunlara karşı yapılar ve dolayısıyla Türkiye’de kendini tarikatların en üst düzey amiri gibi gören Cübbeli Ahmet Hoca bu olay üzerine Selefilere ve Selefilerin Türkiye’de en öne çıkan isimlerinden olan Halis Bayancuk’a saldırdı.

Ve bunu nerede yapıyor? X‘te yapıyor. Videolarında ayrıca yapmıştır bilmiyorum ama X‘te diyor ki: “Sen türbeleri ziyaret edenlere müşrik diyeceksin. Askere gitmek haram diyeceksin. Askerdeki arkadaşını ziyarete gitmek caiz değil diyeceksin. Bu vatanın ekmeğini yiyeceksin. Toprağına hainlik edeceksin. Ben de senin sloganını mı savunacağım? Bunun Kemalistleri ve laikleri sevdirmekle ne alakası var?” Bir atışma. Halis Bayancuk da ona, ‘‘Şayet müfteri, jurnalkar ve Kemalist değilsen — yani Cübbeliye Kemalist diyor — canlı yayında karşılıklı konuşalım. Benim iddiam şu: Sen Kur’an, sünnet, Maturidilik ve Hanefi mezhebine göre sapkın, adaleti sakıt bir fasık ve belamsın. Sünni tasavvuf kitaplarına göre de yol kesici, yol düşkünü bir sahtekarsın.” Ondan sonra diyor ki: “5 dakika sen konuş, 5 dakika ben. Kararı ilim ehli ve toplum versin. Var mısın Kemalist vaiz?” Evet. Var mı Kemalist vaiz? Yok. Çünkü o atışmanın altındaki yorumlara baktığınız zaman Bayancuk’un taraftarlarının daha aktif olduğunu görüyoruz. Yani siz şimdi bir olayı sosyal medyada yapıyorsunuz. Elon Musk’ın sahip olduğu bir yerde birbirinize İslam dersi veriyorsunuz ve birbirinizi İslam’dan sapmakla suçluyorsunuz. Ondan sonra birisi diyor ki: “Gel yapalım, konuşalım, tartışalım. Sonra karar verirsin.” Kim verecek? İzleyenler, toplum; toplum dediği işte kendilerini merak edenler falan.

Böyle bir şey tabii ki Cübbeli tarafından asla kabul edilebilir bir şey değil. Ama ortada şöyle bir husus var, bu olay da bize gösteriyor: Birisi kalkıp Cübbeliyi bile din dışı ya da Kemalist olarak tanımlayabiliyor ve buna bayağı da taraftar bulabiliyor. Peki Cübbeli bunun karşılığında “Hayır, ben Kemalist değilim vesaire değilim” diye savunma yapmasıyla kurtarabiliyor mu? Hayır, kurtaramıyor. Çünkü bu leke yapışıyor. Çünkü siz burada kim Müslüman kim değil, kim daha fazla Müslüman, kim daha az Müslüman olayını açığa bırakmışsınız. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Herkes birbirini din dışılıkla suçlayabiliyor. İşte burada neye ihtiyaç var? ‘‘Kim bu işi durduracak? Herkes istediği gibi inansın kardeşim. Herkes kendine Müslüman diyorsa Müslüman, Nakşi diyorsa Nakşi, Selefi diyorsa Selefi desin. Ama yeter ki birbirini rahatsız etmesin. Birbirinin özgürlük alanına girmesin.’’ Kim diyecek bunu? Tabii ki bu toplumun oluşturduğu devlet. Ama devlet nasıl diyecek? Devlet bu dini yorumlardan herhangi birini tercih ediyorsa ne yapacak? Mesela Erdoğan iktidarı diyecek ki: “Cübbeli sonuna kadar Müslümandır. Bu kişi, Halis Bayancuk din dışıdır” diyecek. Ona bir şey bulacak. Defalarca zaten gözaltına alındı. Belki tutuklayacak ama laiklik olduğu zaman böyle bir şeye ihtiyaç kalmayacak. Herkes kendi arasında istediği gibi tartışabilir ama kimse din üzerine bir tekel iddiasında bulunamaz. Kimse diğerini daha az dindar, daha çok dindar diye tanımlayamaz. Bunu zamanında Hizbullah katliamları olduğunda yaşamıştık. Hızla çok sayıda kişiyi – ki bunların ezici bir çoğunluğu dindarlardı; mesela Konca Kuriş bunlardan birisiydi – mesela Türkiye’deki Kürt Nurcuların önde gelen isimlerinden İzzettin Yıldırım’ı kaçırdılar, işkence ettiler ve öldürdüler. Domuz bağlarıyla işkence ettiler. Şu oldu, bu oldu.

Çok sayıda, Hizbullah’ın kaçırıp sorguladığı insanların ezici bir çoğunluğu kendilerini dindar gören insanlardı. Ama Hizbullah’a göre doğru dindar değillerdi ve onları katlettiler. O zaman da Bülent Ecevit, dönemin başbakanı, bunu açık açık bir canlı yayında söyledi. Hizbullah olayının laikliğin dindarlar için ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini söyledi. Şimdi Cübbeli yıkmak istediği ve yıkma yolunda bayağı da başarı katettiği laikliğe muhtaç durumda. Aksi takdirde, çok açık söyleyeyim, Halis Bayancuk ve onun destekçileri bu tür tartışmalarda Cübbeliyi çok kolay bir şekilde yutarlar, alt ederler. Çünkü siz sonuna kadar, Selefilik zaten böyle bir şey, siz sonuna kadar bütün tarihselliği falan atıp İslam’ı bir yerde dondurup ondan ibaret bir şey olarak gördüğünüz ve gösterdiğiniz zaman karşınızda kimse duramıyor. Cübbeli dahil. Yani Cübbeliye böyle bir tartışmada söylenecek o kadar çok şey var ki… Ama onun bir korumaya ihtiyacı var. Bu koruma, en azından bu dünyada devletin koruması. Devletin nasıl bir koruması? Ancak laiklik onu koruyabilir. O da laikliğe muhtaç. Yarın öbür gün Halis Bayancuk da muhtaç olacak. Şu anda en radikal kendisi ama yarın öbür gün onu da düzen işbirlikçisi vesaire diye tanımlayanlar çıkacak, belki çoktan çıkmıştır. Peki buralarda kim neye güvenecek? “Allah’a güvenecek” diyenler olabilir ama biz bu dünyayı konuşuyoruz ve bu dünyada laiklik herkese lazım diyerek burada noktayı koyayım. Cübbeli dahil…

Evet, bugünün ithafı bir şarkıcı: Candan Erçetin. Candan Erçetin benim okuldan, liseden ama benden küçük. İki dönem yanılmıyorsam küçük. Okuldan tanımıyorum. Daha sonra şarkıcı olarak öne çıktığı zaman elbette ve diğerleri o kadar çok şarkısıyla 90’lı yıllarda hayatımıza girdi ki o zaman öğrendim. ‘‘Yalan’’ şarkısı, ‘‘Gamsız Hayat’’… Bütün bunlar… Meğer aynı okuldanmışız. Sonra tanıştık. Çok fazla bir muhabbetimiz yok ama şunu da söyleyeyim: Candan Erçetin sadece şarkıcı değil; arkeolog ve hoca. Diksiyon dersi veriyor Galatasaray Üniversitesi’nde ve aynı zamanda bizim Galatasaray Lisesi mezunlarının derneğinin yanılmıyorsam ilk kadın başkanı oldu, 2007 olsa gerek ve Galatasaray Kulübü’nde de yöneticilik yaptı. Ama Candan Erçetin’i biz hep şarkılarıyla, hocalığıyla ve o tür sosyal faaliyetleriyle biliyoruz. Özel hayatı konusunda çok fazla bir şey, ben dahil, bilmiyoruz. O da onun bence çok takdire şayan bir özelliği. Bu kötü sesimle o güzel sesli kadına, ki Amerika’da yaşarken — bir müddet orada yaşadık — en çok dinlediğimiz kişilerden birisiydi Candan. Kendisine candan teşekkürler. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.