İran savaşı ve Irak Kürtleri | Zıryan Rojhılati & Ruşen Çakır

Zıryan Rojhılati, İran savaşının 15. gününde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) içinde bulunduğu durumu değerlendirdi. Rojhılati’ye göre savaşın başından bu yana bölgeye 300’e yakın drone ve füze fırlatıldı; saldırıların yüzde 90’ı Irak içindeki silahlı gruplardan geldi.

Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtlayan Rojhılati, savaşın ilk günlerinde saldırıların ağırlıklı olarak ABD ve koalisyon güçlerinin bulunduğu Erbil havaalanı ile Harir bölgesini hedef aldığını aktardı. Son günlerde ise tablonun değiştiğini belirten Rojhılati, “IKBY’ye ait sivil yapılar, oteller ve petrol tesisleri de hedef alınmaya başlandı” dedi.

Savaşın başından bu yana KBY topraklarına 300’e yakın drone ve füze fırlatıldığını belirten Rojhılati, bu saldırıların yüzde 90’ının Irak içindeki silahlı gruplardan, yüzde 10’unun ise doğrudan İran’dan geldiğini söyledi. Saldırıları üstlenen yapının “İslami Mukavemet” adıyla örgütlenen yedi gruptan oluşan bir ittifak olduğunu aktaran Rojhılati, bu grupların dördünün saldırılara doğrudan müdahil olduğunu ekledi.

İran savaşı ve Irak Kürtleri | Zıryan Rojhılati & Ruşen Çakır
İran savaşı ve Irak Kürtleri | Zıryan Rojhılati & Ruşen Çakır

Sivil kayıplar sınırlı ancak saldırılar sürüyor

Rojhılati, Erbil havaalanında bir kişinin hayatını kaybettiğini, Erbil ve Süleymaniye’de yaralıların bulunduğunu belirtti. Toplam ölü sayısının üç olduğunu aktaran Rojhılati, bir önceki gece de yoğun saldırılar yaşandığını ve yeni yaralıların çıktığını ekledi.

IKBY’nin savaşın başından itibaren tarafsızlığını ilan ettiğini hatırlatan Rojhılati, bu tutumun İran’ı durdurmadığını vurguladı:

“Tarafsızlık, savaşın taraflarınca dikkate alınmadığı takdirde çok anlam ifade etmiyor. Körfez’deki bazı bölgeler de bu tutumu sergiledi ama İran onlara yine de saldırdı.”

İran’ın öne sürdüğü iki saldırı gerekçesini de temelsiz bulan Rojhılati, 1992’den bu yana İranlı Kürt grupların Irak topraklarından İran’a yönelik herhangi bir silahlı operasyon gerçekleştirmediğini hatırlattı. Koalisyon güçlerinin ise 2014’te Irak hükümetinin daveti üzerine bölgeye geldiğini, 2016 sonunda da çekilme takviminin belirlendiğini belirtti. Rojhılati bu gerekçeleri şöyle niteledi: “Sunulan gerekçeler tamamen boş ve hiçbir karşılığı olmayan gerekçeler.”


Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Merhaba, iyi günler. İran Savaşı’nın on beşinci günündeyiz ve değişik cephelerde gelişmeler var. Ama biz bugün bir yere, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yoğunlaşmak istiyoruz. Oraya saldırılar oluyor; oradaki Batı üslerine, Amerikan üslerine de saldırılar oluyor. Ama olayın bir diğer boyutu da İran Kürtleri ve İran Kürtlerinin ne yapacağı meselesi. İşte bütün bunları Erbil’deki Rudaw Araştırma Merkezi Direktörü Zıryan Rojhılati ile konuşuyoruz. Zıryan, merhaba. 

Zıryan Rojhılati: Merhaba, Ruşen Ağabey. 

Şimdi siz orada sürekli savaşı yaşıyorsunuz, değil mi? Neredeyse ilk günden itibaren. Neler oluyor? Neye saldırıyorlar? Bugüne kadarki bilanço nedir? Sivillerden de kayıp olduğunu biliyorum, ama detayları bilmiyorum. Onları anlatır mısın?

Rojhılati: Savaş başladığından beri, aslında Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin toprakları hedef altında. Bu hedefler ilk başta, ABD ile IŞİD’e karşı koalisyon güçlerinin bulunduğu bölgelerde, daha çok Erbil Havaalanı ve Harir bölgesini hedef alıyordu. Ama bu son günlerde daha çok Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne ait sivil yapılar, petrol tesisleri veya otellerin da hedef alınmaya başlandığını görüyoruz. Savaştan bu yana 300’e yakın dron ve füze fırlatılmış Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarına. Bunun %90’ı Irak’ın içerisinden gelen saldırılar. Yüzde 10’u da doğrudan İran tarafından gelmiş saldırılar. 

Pardon, Zıryan. Irak içinden derken ne demek istiyorsun? Irak’a konuşlanmış İran birlikleri mi, yoksa Irak içerisindeki İran yanlısı Haşdi Şabi gibi yapılar mı? 

Rojhılati: Haşdi Şabi değil de, bunların ‘’İslami Mukavemet’’ adıyla örgütlenen yedi gruptan oluşan bir ittifak var. Bu saldırıları bu gruplar üstleniyor. Bu gruplar içerisinde sadece dördü bu olaya doğrudan müdahil olduklarını söylüyorlar. Bunun da daha çok Musul tarafından, Kerkük’ün güney tarafından ve bazı saldırıların da Diyala tarafından yapıldığını biliyoruz. Hangi güçlerin orada konuşlandığı herkesçe malum ve neden bunları yaptıkları, Irak hükümetinin de, ABD’de de herkesin de bildiği bir olay. 

Peki, şu ana kadarki duruma baktığımız zaman Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden vatandaşların hayatını kaybettiğini biliyorum. En son Mesut Barzani’nin bir cenazedeki videolarını gördüğüm için biliyorum. Bu anlamda çok ciddi sivil kayıplar var mı? 

Rojhılati: Erbil Havaalanı’nda bir kişi şehit oldu. Burada bazı yaralılar da var. Süleymaniye tarafında da bazı yaralılar olduğunu biliyoruz.  Sanırım toplamda üç kişi hayatını kaybetti. Bu gece de bazı yoğun saldırılar oldu ve yaralıların da olduğunu biliyoruz. 

Kabaca söylersek, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde iki partili bir yapı var. Çok parti var, ama Erbil tarafında Barzaniler, Süleymaniye tarafında da Talabaniler var ve hükümet kurma konusunda aralarında hâlâ sorunlar var. Bu aslında çok tarihsel bir şey. Şu aşamada Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi savaş konusunda hep birlikte mi hareket ediyor, yoksa tutum farklılıkları var mı? 

Rojhılati: Tutum farklılıkları yok. Her ikisi de Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin durumunu, Kürtlerin durumunu ve savaşın seyrini gözeterek, ABD ile İsrail’in amaçlarını gözeterek ve kendi güçlerinin kapasitesini gözeterek tutum aldılar bence. Bu savaşa taraf olmayacaklarını, kendi topraklarından İran’a karşı herhangi bir operasyona izin vermeyeceklerini açık bir şekilde deklare ettiler. Ama görüldüğü kadarıyla, siz her ne kadar, ‘’Bir savaşın tarafı olmayacağım, tarafsızlık taraftarıyım’’ deseniz bile, bu, savaşın taraflarınca dikkate alınmadığı takdirde çok anlam ifade etmiyor. Mesela Körfez’deki bazı bölgeler de bu tutumu sergiledi, ama İran yine de onlara saldırdı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi de aynı tutumu sergiledi, ama İran yine de ona saldırdı. İran’ın saldırı gerekçesine gelelim. Saldırının iki gerekçesi var. Birisi, İran Kürtlerinin burada bulunmaları. Bir de, koalisyon güçlerinin, ABD güçlerinin, Erbil’de veya Kürdistan bölgesinde bulunmaları., İranlı Kürtler 1992’den beri Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin topraklarını kullanarak ya da Irak topraklarını kullanarak İran’a karşı herhangi önemli bir saldırıda bulunmamışlar. Bu, bir. İkincisi, bu savaş başladığından beri bazı söylentiler ortaya çıktı, ama herhangi bir kara operasyonu başlatacaklarına dair bir işaret ortaya çıkmadı. Koalisyon güçlerinin burada bulunmasıyla ilgili olarak da, tamamen 2014’te Irak hükümetinin davetiyle buraya geldiklerini biliyoruz. Ve Irak hükümetinin ABD ile vardığı anlaşmaya göre, 2016’nın sonlarında bu güçler burayı terk edeceklerdi. Yani burada sunulan gerekçeler tamamen boş, hiçbir karşılığı olmayan gerekçeler ve bunun, İran’ın savaşı daha çok pahalılaştırma, daha çok yayma stratejisine dayalı bir olay olduğu açıkça ortada. 

Biraz önce bahsettin; İran Kürtleri, yıllardır Irak’ta, ağırlıkla Kürdistan bölgesinde bulunuyorlar. Çok hızlı gelişmeler oldu. Daha savaş başlamadan önce beş örgüt ittifak kararı aldı. Ondan sonra da CNN International‘ın bir haberiyle, CIA’in bunları silahlandırdığı söylenildi ve bayağı da bir trafik oldu, beklenti oldu. Yaşanan süreçlerden, böyle bir niyet olduğunu ama sonradan vazgeçildiğini algılıyorum. Gerçekten olay böyle mi gelişti? Siz orada konuya daha hâkimsiniz. İran Kürdistan bölgesinde faaliyet gösteren örgütleri de biliyorsunuz, bazılarını tanıyor da olabilirsiniz. Gerçekten böyle mi oldu? Bir şeye niyetlenildi ve vaz mı geçildi? Yoksa baştan itibaren Kürt grupları böyle bir şeye zaten razı değiller miydi? 

Rojhılati: Bence bu biraz abartılmış bir haber oldu. Bir de, belki tarafların propaganda savaşı aracı hâline de gelmiş olabilir. Şu an hem denizden hem de havadan yoğun bir savaş var. Bu savaşın bir başka boyutu da propaganda savaşı. Hem İranlılar bunu çok yoğun bir şekilde yapıyorlar, hem de ABD tarafı bunu yapıyor; belki de ABD tarafının ortaya çıkmak istediği bir olay. Her şeyden önce şunu gerçekçi bir şekilde düşünelim. Kürtler, İran’a olası bir karasal operasyonda yer alsalar dahi, bu işin sadece Kürtlerle yapılacak bir olay olmadığını herkes biliyor. Kürtlerin yaşadığı bölgenin, İran için ekonomik veya önemli siyasi merkezler olmadığını hepimiz biliyoruz. O bölgenin daha çok periferi bölgesi olduğunu ve bunun da İran yönetimini yıpratabilecek bir mahiyete sahip olduğunu biliyoruz. Ama bunun rejimi değiştirebilecek bir kapasiteye sahip olmadığını, yıllarca var olan gerilla savaşlarından dolayı tecrübe ettik. İran tarihinde böyle şeyler olmuştur, ama mesela İran yönetiminde bir kıpırdanma görülmeden, hatta Beluçlar tarafından, Araplar tarafından veya Azeriler tarafından bir kıpırdanma olmadan Kürt güçlerinin oraya girmeleri biraz zor gözüküyor bence. Bunun daha çok propaganda tarafı var. O nedenle, açıkçası ben CIA’in bunları eğitip İran’a göndermeleri konusunda böyle somut bir şey olmadığını gördüm. Tabii onlar İran’a karşı siyasi amaçları olan örgütler. Onların, herhangi bir fırsatı değerlendirip İran’a karşı harekete geçmeleri, onlar açısından çok doğal bir olay. Herkes bunu yapabilir, ama bunu yaparken de Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin konumunu ve İran’ın güç kapasitesini, oradaki durumunu gözeterek davranacaklarını düşünüyorum. Şu an hem Irak hükümetinin hem Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin buna izin vermeyeceğini, bunların İran’a girmeleri konusunda ABD’ye ihtiyaçları olacağını, ABD’nin de bu aşamada henüz karasal bir operasyona başlamadığını biliyoruz. Yani Irak ve Kürdistan bölgesi izin vermiyorsa, bunları götürüp hava yoluyla oraya indirmeleri gerekiyor. Böyle bir olay da tamamen ABD’ye bağlı. ABD’nin de bu konuda bence Türkiye’nin çıkarlarını, Azerilerin çıkarlarını, İran’ın genel durumunun çıkarlarını da gözeterek davranacaktır. Savaş ABD ve İran tarafında bir çıkmaza girerse, o durumda ABD tutum değişikliğine veya taktiksel bir değişime giderse, o zaman bazı şeylerin olabileceğini düşünüyorum. Ama şu âna kadar öyle bir olay olmadığını açıkça söyleyebilirim. 

İran savaşı başlayınca ve Kürtler söz konusu olunca insanların aklına sizin yaşadığınız deneyim geliyor. Ne oldu? Birinci Körfez Savaşı’nda uçuşa yasak bölge yapılarak, orada bir tür ‘de facto’ özerk yönetim oluştu. Daha sonra ikinci savaşın ardından, 11 Eylül’ün ardından bu olay resmiyete kavuştu. Şimdi özellikle Türkiye’de insanların aklına benzer bir senaryonun İran’da olabileceği geliyor; İran’daki kriz, savaş ânında yine Kürtlerin bir şekilde belki de facto, belki hızlı bir şekilde yasal olarak bir statü kazanma ihtimali konuşuluyor. Tabii bunu konuşan, isteyen birtakım Kürtler var. Sadece İran Kürtleri değil; diasporadakiler, Türkiye’dekiler, belki Irak’takiler, Suriye’dekiler. Ama bir de kaygıyla bakanlar var. Ben Türkiye’de Kürt olmayan kamuoyu ve ülkenin yöneticilerinin bundan kaygılandıklarını biliyorum. Bu, bir ihtimal. Tabii ki ülkeler benzemiyor, durumlar benzemiyor, ama sonuçta Kürt sorunu var. Tıpkı zamanında Irak’taki Kürtlerin olduğu gibi, İran’da da Kürtlerin birtakım talepleri var. Savaşın gidişatına göre, benzer bir şekilde bir gelişme muhtemel mi? Yani İran Kürtleri bir şekilde İran’da bir statü kazanabilir mi?

Rojhılati: Bu tamamen İran’daki rejimin geleceğine bağlı. Şu an iki haftayı geçti bu savaş. İki hafta bir rejim değişikliği için henüz erken. Afganistan, Irak tecrübelerini düşünün. Onlarda ABD kara gücünü de kullandı. Afganistan’da sanırım üç hafta ila dört hafta arasında rejim yıkıldı. Irak’ta üç hafta sürdü. Şu an İran’da böyle bir şey olacağını söylemek için daha erken. Bu savaşın sonuçlarının ne olduğunu, İran’ın yönetimini nasıl etkilediğini görmek için biraz daha beklemenin daha doğru olacağını düşünüyorum. İran’daki rejim yeni bir lider seçti, ama bu lider henüz ortaya çıkmadı, bir görüntü vermedi. Kendisi de tamamen Devrim Muhafızları ile aynı düşüncede olduğu için ‘’Hürmüz Boğazı’nı kapatalım, savaşı tekrar sürdürelim’’ tutumunu sergiledi. Öyle gözüküyor ki bu savaş bir süre daha devam edecek. O nedenle, her şeyden önce savaşın seyrini, savaşın sonuçlarını, İran üzerindeki etkisini beklemek daha doğru olacak. 

İkincisi, İran’da bu rejim yıkılırsa, herkes gibi Kürtlerin de İran’da kendi haklarını, kendi statülerini aramaya başlayacakları muhakkak. Nitekim, İkinci Dünya Savaşı döneminde Azerilerin de, Kürtlerin de yaptığı buydu. Bu tamamen, gelecekteki İran’la ilgili. Orada bu rejim yıkılmazsa nasıl olacak? Rejim yıkılırsa nasıl olacak? Rejim zayıflarsa nasıl olacak? Bu tür farklı senaryolara bağlı olacağını düşünüyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Kürt grupların İran’da şu anki rejimle bile her zaman diyaloga, her türlü çözüme hazır olduklarını biliyorum. Nitekim bu grupların birçok lideri, İran’la müzakere etme hâlindeyken öldürülmüş insanlar. Mesela KDP lideri Dr. Abdurrahman Kasımlo, İranlılarla müzakere yaparken, İranlılar tarafından öldürüldü. Sonuç olarak, Kürt grupların her zaman diyaloga hazır olduklarını tarihi ve şu anki tecrübelere dayanarak söyleyebilirim. 

Örgütlerden biraz bahsedelim. Kasımlo’dan bahsettin. Evet, o çok tarihi, önemli bir olaydı. Sonra yerine gelen kişiyi de Avrupa’da, yine bir müzakere randevusunda öldürdüler. Bunların hepsi Kürtlerin hafızasında; sadece İran Kürtlerinin değil, tüm dünya Kürtlerinin hafızasında da yer etti. Şimdi İran’da, Kasımlo çizgisinde bir Kürdistan Demokratik Partisi var. Ama onun dışında da başka örgütler var. Bu konuda çok yayın da yapıldı, sen de görmüşsündür. Ama Rudaw’da bölgedeki Kürt yapılanmaları üzerine çalıştığınız konular olduğunu biliyorum.  PKK çizgisindeki PJAK’ın, toplumsal olarak değil ama askerî olarak güçlü, diğerlerinin askerî olarak zayıf, ama toplumsal olarak daha güçlü olduğu söyleniyor. Bu doğru bir saptama mı? 

Rojhılati: Evet, doğru. Çünkü 2011’den sonra, Suriye Savaşı’ndan sonra ve İran’daki gösterilerdeki tutumlarından dolayı, halk içerisinde PJAK’ın desteği biraz azaldı, ama sınır bölgelerinde hâlâ askeri gücü bulunuyor. Arkalarında PKK desteği var. Yani onlarda hem para var hem insani güç var. O nedenle onlar, diğer örgütlere göre daha çok avantajlı bu konuda. Mesela İran, savaştan sonra diğer İranlı Kürt gruplarını hedef aldıysa da, PJAK veya PKK sınırda oldukları hâlde, onları hiçbir zaman hedef almadı. İranlılar, Suriye’deki tecrübeye dayanarak şunu da düşünebilir mesela: Eğer bir sıkıntı ortaya çıkarsa, İran kendi güçlerini Kürt bölgelerinden çekerse, o zaman, bu yerleri İran Kürdistanı Demokratik Partisi veya İran Kürdistan Komala Partisi gibi örgütlere teslim etmek yerine, PKK çizgisinde bir örgüte teslim etmenin çok daha avantajlı olacağını düşünüyor olabilir. Durum biraz bundan ibaret bence. 

ABD ve İsrail bir savaş başlattı ve burada İran’a yönelik bir niyet var. Ama esas olarak bölgeye yönelik bir niyet var. En azından İsrail’in böyle bir niyeti olduğunu biliyoruz. Ve burada, sadece İran için değil, tüm bölge Kürtlerinin adı sıklıkla geçiyor. Özellikle de İsrail’in, Kürtleri stratejik bir müttefik olarak gördüğü yolunda çok ciddi iddialar var. Siz orada, yanılmıyorsam 1991’den beri özerklik deneyimine sahip, bölgedeki tek Kürt coğrafyasısınız. Herhâlde böyle bir şey olsa, bu en çok sizlerin bilgisi dahilinde olurdu. İsrail hakikaten Kürtleri seviyor mu? 

Rojhılati: İsrail kendi çıkarlarının peşinde. Bunun, Kürtleri sevmekle ilgili bir olay olmadığını herkes biliyor. İsrail’in, zamanında Türkiye’yle ve birçok Ortadoğu ülkesiyle Kürtlere karşı işbirliği yaptığı açık. Şu anda bölgede büyük bir değişim yaşanıyor ve farklı senaryolar dile getiriliyor. Ama Kürtlerin de artık sadece başka ülkelerin direktifiyle hareket etme niyetinde olmadığını, onların da bir güç kapasitesine ulaştıklarını düşünüyorum. Kendi çıkarlarını gözeterek davranacaklarını biliyorum. Mesela en son, ABD Başkanı Donald Trump bölgedeki Kürtlerin liderlerini arayarak İran savaşı ile alâkalı şeyler söylediğinde, onlar da kendi durumlarını izah ettiler ve kendi durumlarına göre davrandıklarını gördük. İranlılar gibi her zaman her Kürt hareketini, her Kürt meselesini, her Kürt realitesini sadece İsrail ile bağlamanın doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum. İsrail bu bölgede bir ülke ve onun, kendi çıkarlarına göre davranan bir ülke olduğunu düşünüyorum. Neden İsrailliler gelip Kürtleri ikna edebilme kapasitesine sahip olabiliyor da, Türkiye gibi bir ülke gelip Kürtleri ikna edemiyor? Neden İsrail gelip Kürtleri ikna edebiliyor? Tabii doğruysa; ben doğru olduğunu düşünmüyorum. Neden İranlılar gelip Kürtleri ikna etme kapasitene sahip olamıyor? Asıl sorulması gereken soru bu. İran’daki duruma dönersek: Mesela kendi anayasalarında, herkesin anadiliyle ilgili bir madde var. İsrail gelip ‘’Siz bu maddeye göre davranmayın” mı dedi? İsrail bunu mu dikte etti? İsrail, Kürt gruplarıyla müzakere edip, İran’ın siyasi ortamına dâhil etme konusunda onları mı önledi? Bunlar sorulması gereken sorular. Ama onun yerine, farklı komplo teorileri üreterek, Kürt, Türk ve Ortadoğu’da var olan diğer Arap, hatta Fars ve Azeri ulusların çıkarlarını zedeleyebilecek bir düşünme tarzı olduğunu düşünüyorum. 

Körfez Savaşı zamanında Türkiye’ye çok ciddi göç oldu. Ben gazeteci olarak iki büyük göçü de yerinde izledim. 1988’de olan göç, daha küçük kapsamlıydı ve daha çok Peşmerge göçü olarak adlandırıldı. Yaklaşık 50 bin kişi Diyarbakır’a yerleştirildi. Ama 1991’deki ikinci göç çok daha büyük, kitlesel bir göçtü. Beş yüz bin civarında insan Şırnak ve Hakkâri’ye geldi, ama bu sefer içeri alınmayıp sınırda tutuldular ve sınırda bir destek verdiler. Bu olay, en azından benim ve Kürtlerin hafızasında var. Savaşın şiddetlenmesi durumunda ve bir şekilde Kürt bölgelerini de kapsaması durumunda, sizin oraya ve Türkiye’ye göç olma ihtimali var, değil mi? 

Rojhılati: Tabii ki var. Savaş yaygınlaşırsa bir göç ihtimali olacağını düşünüyorum. Zaten fırsat bulunursa, şu an bile o ihtimal var. Şimdi bile Kürdistan bölgesinde sadece Kürtler yok; İran’dan gelen birçok insan var. Azeriler Farslar var. İran toplumundaki çeşitli insanlar gelmişler ve burada yaşıyorlar. Bu durum, oradaki savaşın seyrine göre değişebilir.

Suriye krizi çıktığı zaman Haşdi Şabi konusunda birtakım spekülasyonlar yapıldı. Hatta geçenlerde hayatını kaybeden Salih Müslim’e atfedilen bir söz de var. Sonra kendisi yalanladı. O da şu: Amerika Birleşik Devletleri ve Tom Barrack, SDG’ye, ‘’Eğer Haşdi Şabi’ye karşı savaşırsanız size destek oluruz’’ demiş. SDG onu reddettiği için de desteğini çekmiş deniyordu. Hatta sonra, Suriye Ordusu’yla Haşdi Şabi’ye yönelik bir şey yapılacağı söylendi. Sonuçta Suriye’den bir şey olur mu olmaz mı, onu bilmiyorum, ama ABD ve İsrail’in hedefinde, özellikle başta Haşdi Şabi olmak üzere, Irak’taki birtakım İran yanlısı gruplar olduğunu en azından teorik olarak biliyoruz. Ve yakın zamanda Irak’ta bir ABD uçağı düşürüldü bildiğim kadarıyla; dört Amerikan askeri öldü. Savaşın, Kürt bölgesi olmadan da genel olarak Irak’a sirayet etme ihtimali var mı? 

Rojhılati: Bunu sürdürmek için mutlaka Kürt güçlerine ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. ABD bunu gayet iyi bir şekilde hava saldırılarıyla yapabilir. Nitekim, Irak’ın hava sahasının, Irak’ın denetiminde olmadığını gördük. On İki Gün Savaşı’nda da, bu Ramazan Savaşı’nda da gördüğümüz gibi, Irak semaları tamamen onların kontrolu dışında. Haşdi Şabi güçlerinin de ABD’ye veya İsrail’e karşı herhangi bir büyük kapasiteye sahip olmadığını düşünüyorum. Bunların daha çok Kürdistan bölgesine veya daha önce de Irak’ta bulunan Türkiye üslerine karşı bir kapasiteye sahip olduğunu düşünüyorum. Tamam, bazı füze saldırıları oluyor, ama bunların büyük miktarlarda olmadığı gayet belli. O nedenle mutlaka Kürtlere ihtiyacı olacak demek değil. Ama son günlerde Haşdi Şabi’ye bağlı en az dokuz grup, ABD ve İsrail tarafından hedef alındı. Musul tarafında, Kerkük’ün güneyinde ve Diyala ile Enbar tarafında, bu dört bölgede bunları hedef aldılar. Bu devam ederse, o güçler oradan çekilirse veya Irak Ordusu oradan çekilirse, bu durum yeni bir güvenlik boşluğu ortaya çıkarabilir. Ancak bence bu, Irak hükümetinin rızasıyla veya o koalisyon güçlerinin desteğiyle, Kürtlerin de o bölgelerde tekrar IŞİD’in canlanmaması konusunda bir tedbir mahiyetinde olabilecektir. Bunun dışında, en azından şu âna kadar, Kürtlerin bu savaşa dâhil olup, Haşdi Şabi’ye veya farklı gruplara karşı savaşma konusunda bir kararları olmadığını biliyorum. 

Zıryan, son olarak Erbil-Ankara ilişkilerini konuşalım. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürdistan Bölgesi Başkanı Barzani’ye ya da Irak Kürtlerine teşekkür etti. Neden dolayı teşekkür etti? İran Kürtlerinin, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden savaşa dâhil edilmesine sıcak bakmadıkları için teşekkür etti. Genel olarak Ankara-Erbil ilişkileri nasıl seyrediyor? Mesela seninle ocak ayında yayın yapmak istedik, ama bir türlü yapamadık. Suriye meselesi çok gündemdeydi ve orada, Ankara ile Erbil arasında makas açılmıştı sanki. Nasıl seyrediyor Ankara ile Erbil ilişkileri bu son günlerde? 

Rojhılati: Şu an iyi gözüküyor. Bunun iki nedeni var. Birisi, sizin dediğiniz gibi, İran Kürt gruplarının İran’a geçmesi konusuydu. Türkiye’nin kaygısının sadece PKK ile ilgili olmasını, diğer Kürtlerle ilgili olmamasını temenni ederim. Çünkü Kürtlerin bu bölgede Türkiye ile iyi geçinmek istediğini, ama Türkiye’nin de her yerde, herhangi bir Kürtün kazanımına karşıymış gibi bir görüntü vermemesi gerektiğini düşünüyorum açıkçası. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ilgili Türkiye’nin iki ihtiyacı var. Bunlardan birisi PKK ile PJAK. Çünkü PJAK o sınırlara hâkim. Yani muhtemelen bir operasyon olursa, onlar orada güç sahibi olacaktır. İkincisi de petrolle ilgili. Bu savaştan sonra petrol akışı biraz sıkıntılı oldu. Türkiye ve hatta Irak yönetimi, Kürdistan bölgesinden tekrar petrol akışı konusunda telkinlerde bulunuyorlar ve buna ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Sanıyorum iki yönetim arasında bu konularda bazı iyi gelişmeler var. Savaşın seyri konusunda artık şunu net bir şekilde görmemiz lazım: Birisi gelip senin evini bombalıyorsa, sen, ‘’Bu savaşa taraf olmayacağım. Bu savaşa hiçbir zaman müdahil olmayacağım’’ diyorsan, ama savaşta 14 gün içerisinde sana 300’e yakın dron ile füzeyle saldırı yapmak istiyorsa, bu, şu anlama geliyor: Tarafsızlığın kendi elinde olmadığını ve birilerinin seni bu savaşa taraf olmaya ittiğini düşünüyorum. Bence Türkiye bu konuda Kürdistan Bölgesi Yönetimi’ne biraz daha destek çıkmalı. Bununla ilgili söyleyeceğim bu kadar.

Benim her zaman kullandığım “Söyleyeceklerim bu kadar” sözüyle bitirdin. Katıldığın için çok teşekkürler Zıryan, çok güzel bir yayın oldu, eksik olma. Oradaki tanıdıklara, herkese çok selamlar. Aman dikkatli olun. Siz hedefsiniz sonuçta, istemediğiniz hâlde hedefsiniz. Onun için dikkatli olmanızı özellikle temenni ediyorum. 

Rojhılati: Teşekkür ederim, Ruşen Ağabey. 

Evet. İran Savaşını ve Irak Kürtlerini, Rudaw Araştırmalar Merkezi Direktörü Zıryan Rojhılati ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.