Ruşen Çakır, Silivri’deki duruşmada yaşanan kısıtlamaları ve Özgür Özel’in Akın Gürlek hakkındaki iddialarını değerlendirerek Türkiye’de yargıya güven krizine dikkat çekti.
Gazeteci Ruşen Çakır, Silivri’de görülen İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında yaşanan gelişmeleri ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in Adalet Bakan Akın Gürlek hakkında dile getirdiği malvarlığına ilişkin iddiaları değerlendirdiği “Varsa bir belgesi gitsin yargıya” başlıklı yayınında, Türkiye’de yargı sistemine duyulan güvenin ciddi biçimde zedelendiğini savundu.
Ruşen Çakır, duruşma salonunda önceki gün yaşanan tartışmaların ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın salona girişlere yönelik sıkı düzenlemeler getirdiğini aktardı. CHP milletvekilleri ve yöneticilerinin katılımına sınırlamalar getirildiğini belirten Ruşen Çakır, ailelerden yalnızca bir kişinin içeri alınması ve vekâletli avukatlar dışındaki hukukçuların salona kabul edilmemesi gibi uygulamaların gerilimi artırdığını söyledi. Günün ilerleyen saatlerinde CHP ile savcılık arasında yapılan görüşmeler sonucunda, belirli sayıda milletvekili ve parti yöneticisinin salona girişine izin verildiğini hatırlattı.
Duruşmanın etkin pişmanlıktan yararlanan bir kişinin ifadesiyle devam ettiğini aktaran Çakır, bu sürecin hem hukuk çevrelerinde hem de kamuoyunda yakından takip edildiğini dile getirdi.
Özgür Özel’in Akın Gürlek’in malvarlığına ilişkin iddiaları

Duruşmadan ayrılarak Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in Adalet Bakanı Akın Gürlek’in malvarlığına ilişkin basın toplantısını izlediğini söyleyen Çakır, açıklanan malvarlığı iddialarının kapsamlı ve dikkat çekici olduğunu belirtti.
Özgür Özel’in açıklamalarının ardından Akın Gürlek’in iddiaları “delile dayanmayan bir algı operasyonu” olarak nitelendirdiğini hatırlatan Ruşen Çakır, AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in ise iddiaların belgelerle birlikte yargıya taşınması gerektiğini söylediğini aktardı.
Yargıya güven
Türkiye’de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik tartışmaların giderek yoğunlaştığını belirten Ruşen Çakır, siyasi iktidarın etkisi altında olduğu yönündeki eleştirilerin toplumda adalet mekanizmasına duyulan güveni zayıflattığını savundu.
Ruşen Çakır’a göre, bu tür davalar ve siyasi polemikler yalnızca hukuki bir mesele olarak kalmıyor, aynı zamanda siyasal kutuplaşmayı derinleştiren bir unsur haline geliyor. Bu durumun, uzun vadede hem demokratik kurumların işleyişi hem de toplumsal barış açısından yeni tartışmalar doğurabileceği ifade ediliyor.
- Haftaya Bakış (304): Yeni bakanların anlamı | Komisyonun ortak raporunu beklerken
- Kritik davaların hâkimi Akın Gürlek, Adalet Bakan Yardımcılığı’na atandı
- Dosyası HSK’ya gönderilmişti: Akın Gürlek hakkındaki şikâyetlere de Akın Gürlek bakacak
- Avukatların yargılandığı yumruklu, atılmalı üç günlük davadan izlenimler
- Özgür Özel’den Akın Gürlek’e Muhittin Böcek yanıtı: “Ben o cevabı 5 ay önce verdim”
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün Silivri’de duruşmadaydım. Gerginlik bekleniyordu ama çok fazla olmadı. Çok şükür. Çünkü önceki gün yaşanan olaylar var. Tekrar etmek istemiyorum ama CHP Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Turan Taşkın Özer ile mahkeme başkanı arasında çıkan tartışma sonucunda 7 dakika sonra mahkeme iptal edilmişti. Düne kalmıştı ve ardından da mahkeme salonuna girecek kişiler konusunda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı çok sıkı birtakım düzenlemeler yapmıştı ve dendi ki, ‘‘CHP milletvekilleri, yöneticileri salona giremeyecek. Ailelerden sadece birer kişi girecek. Avukatlardan sadece vekaleti olanlar girecek’’ ve bunun birtakım olaylara yol açması bekleniyordu. Dünkü yayında da bunu ele almıştım. Fakat önceki akşam geç saatlerde CHP ile belli ki Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı arasında yapılan müzakereler sonucunda birtakım düzenlemeler yapıldı ve CHP’den 10 milletvekilinin girmesi kabul edildi, bir de İl Başkanı Özgür Çelik’in. Sonuçta birtakım tartışmalar oldu ama çok büyük bir gerilim yaşanmadı ve mahkeme kaldığı yerden devam etti. Devam ettiği yerde de etkin pişmanlıktan yararlanmış olan bir kişinin, Ümit Polat yanılmıyorsam adı, onun ifadesinin devamı vardı. Ve ardından bu Ağaç A.Ş. ile ilgili Ağaç A.Ş. ile ilgili çalışanlar, bir çalışanın ifadesine geçildi.
Öğlen arasında ben çıktım çünkü bizi çok önemli bir şey bekliyordu. O da Özgür Özel’in duyurduğu o basın toplantısı: ‘‘Küçük turp.’’ Akın Gürlek olduğu belliydi. Akın Gürlek’in mal varlığı olduğu belliydi. Çünkü daha önce söylemişti, çağrıda bulunmuştu. “Açıkla yoksa ben açıklayacağım.” demişti ve dün bu şeyi yaptı. Çok ciddi çalışmışlar. Tablolar vesaire. Uzun uzun anlattı, çok çarpıcı şeyler söyledi. 12 mülk, 325,5 milyon lira. Sattığı 4 konut, 126 milyon lira. 126,5 milyon. Ve bunların hepsi kaç yapıyor? Neredeyse 450 gibi bir şey yapıyor. 450 milyon. Ve şunu söyledi: “En yüksek düzeyde maaş alması halinde bu para 190 yıllık maaşıdır.” dedi. Gerçekten çok büyük paralar. Çok sayıda mülk, alınıp satılanlar da var ama hâlâ elde tutulanlar da var ve bunların belgelerini açıkladı, açıkladığını söyledi. Ve ayrıca tabii başka şeyler de söyledi. Özellikle Akın Gürlek’in daha önceki performansları; hakimkenki, bakan yardımcısıykenki, sonra da İstanbul Başsavcısıykenki performansı üzerine birtakım şeyler söyledi. Ve diğer önemli bir husus da; iktidarın istediği gibi CHP yöneticilerini, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere, yargılamayan, cezalandırmayan yargıçların, adli görevlilerin başlarına neler geldiğini örneklerle anlattı. Çok çarpıcı bir basın toplantısıydı. Açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Bir şeyler olacağı belliydi ama yani 12 mülk, 325 milyon…
Şimdi şunu düşünüyorum: Büyükşehir Belediyesi davasında bir ara MASAK raporları sızdırıldı biliyorsunuz medyaya ve oralarda birtakım para hareketlerinin suç olup olmadığı tartışıldı. Ki para hareketleri kimisi çok komik; birkaç bin liralar bile vardı ama hiçbir zaman böyle büyük meblağlarla karşılaşmadık. Evet, yargının görevi bu tabii ki. Yani birtakım kara para, yasa dışı para transferleri vesaire varsa bunları bulmak ve sorumluları hakkında tahkikat yapmak falan. Şimdi burada bir eski başsavcı, şimdiki Adalet Bakanı hakkında çok ciddi bir suçlama var. “Bu kadar malı nereden buldun?” sorusu var. Ve tabii ki Akın Gürlek’in açıklaması hemen geldi. Belli ki çoktan hazırlanmış çünkü Özgür Özel bunu çok önceden söylemişti. Ve diyor ki: “Herhangi bir delile dayanmayan, kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir algı operasyonudur.” Şimdi, herhangi bir belgeye dayanmayan bir operasyon. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı böyle önceden duyurduğu ve bayağı uzun uzun anlattığı iddiaları herhangi bir belgeye dayanmadan yapıyor olabilir mi? Gerçekten çok çarpıcı. Yani bir taraf çok ciddi iddialarda bulunuyor, diğeri de ‘‘Herhangi bir belgeye dayanmıyor.’’ diyor. Burada bir kalıyoruz ve ardından AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de “Varsa bir belgesi gitsin yargıya.” dedi. Şimdi başlığa da bunu çıkarttım. Çok çarpıcı bir laf. Aynı şeyi Akın Gürlek de dedi: “Elinde gerçekten bilgi ve belge olduğunu iddia edenlerin adresi siyasi kürsüler değil, ilgili yargı mercileridir.” Yani şimdi Adalet Bakanı Akın Gürlek zaten Cumhuriyet Başsavcısıyken yargıyı büyük ölçüde kontrol ediyordu. Şimdi Adalet Bakanı oldu. Tüm yargıyı kontrol ediyor. Hepsi ona bağlı bir şekilde ve diyor ki: “Yargıya başvurun. Benim hakkımda şikâyetinizi yargıya başvurun.” Bu nasıl olacak? Ömer Çelik’in de dediği bu; ‘‘Varsa belgesi gidin yargıya.’’
Tamam, belgeleri verecek. Hangi yargı mensubu, savcı bu konuda soruşturma açabilecek gerçekten ve bunu yargıya taşıyabilecek? Diyelim ki taşıdı, hangi yargıç bunu yargılayacak? Kim kimi, ne söylüyorsunuz? Daha ben dün mahkemedeydim. Mahkemelerin nasıl işlediği ortada; insanlar çok komik şeylerle suçlanıyorlar, tutuklanıyorlar. Ve birçok kişinin avukatı diyor ki: “Ya benim müvekkilime cezayı verseniz bile çoktan çıkmış olması lazımdı.” diyor. Böyle bir sistem var. Nasıl işlediğini gördüğümüz bir sistem var. Ve şu ana kadar iktidara yönelik, iktidarla bağlantılı değişik kişilere yönelik dile getirilen iddiaların vesairelerin hangisi üzerine, dile getirilen suç duyuruları üzerine bir şeyler yapılmış? Şimdi şunu söylemek doğru değil, tabii ki ‘‘Özgür Özel’in söylediği doğrudur’’ diyemeyiz. Bu, ana muhalefet partisi liderinin dile getirdiği çok ciddi suçlamalar. Herhalde işi ciddiyetle ele almıştır, hazırlanmıştır diyoruz. Ama öteki taraftan da Akın Gürlek’in “bunlar doğru değil” demesini de ciddiye almamız lazım. Ve o zaman ne olacak? Gerçekten Türkiye’de bir yargı olacak. Bağımsız ve tarafsız bir yargı olacak ve diyeceğiz ki ‘‘Ya o bunu diyor, bu bunu diyor. Bakalım yargı ne diyor?’’ Ama Türkiye böyle bir ülke değil. Bunun böyle olmadığını bildiği için de Akın Gürlek de Ömer Çelik de gayet sakin bir şekilde “gitsin yargıya” diyorlar. Hangi yargıya gitsinler? Yani Akın Gürlek’e Akın Gürlek’i nasıl şikâyet edecek? Etse bile bundan ne çıkacak?
Sonuçta bu iddialar burada asılı kalacak ve birisi diyecek ki ‘‘bunun belgesi bunlar’’; ki birtakım şeyler gösterdi. Ben çok anlamıyorum ama ID numaralarını verdi falan. Ötekisi de diyor ki, ‘‘Hiçbir belge yok. Şu yok, bu yok.’’ Nasıl olsa yargıya… Yani şöyle; yargıya kim güveniyor bu ülkede? Birileri güveniyor tabii ki ama onların kim olduğunu biliyoruz: Siyasi iktidar ve ona destek verenler. Yargıya kim güvenmiyor? Siyasi iktidarın dışındaki kesimler ve bir yıla varan 19 Mart süreci ve yapılan o yargılama. Hep söylüyorum, kişiselleştirmek gibi olacak ama ben orada yargılanıyorum, benim hakkımda söylenenlerin hepsinin yalan olduğuna o kadar eminim ki diyorum ki; ‘‘Bana bunu yapan diğerlerine neler yapıyordur?’’ Bu kadar, yani bu kadar. Hiçbir kimse; ne Akın Gürlek ne başka birisi ne mahkeme yargıcı ne şu ne bu bana Türkiye’de yargının, hele bu en son yapılan operasyonlarda yargının bağımsız ve tarafsız bir şekilde temiz toplum için çalıştığını söyleyemez. Evet, “Varsa bir belgesi gitsin yargıya.” Ömer Çelik ne dedi Özgür Özel için: ‘‘Bu gidişle CHP’yi tarihten silecek.’’ dedi. Dediği gibiyse, belgesiz konuşuyorsa tarihten silmese bile çok ciddi yara alır. Ama buna kim inanacak? Yani diyecekler ki, mesela bir yargıya bir başvuru olacak, yargı diyecek ki “asılsız”, buna inandırabilecek misiniz? AK Parti seçmenine bile inandıramazsınız. Maalesef ülke böyle bir hale geldi. Bir tarafta olmadık şeylerden suç yaratmalar, bir diğer tarafta çok ciddi suçlamaların üstünü örtmeler ve ondan sonra “gidelim yargıya”. Gidelim bakalım. Ne olacağını hepimiz biliyoruz.Neyse, bugünün ithafı bir büyük yazara. Ama şunu itiraf edeyim; kendisinin sadece bir kitabını okudum. Çok etkilendim ama daha fazla kitabını okumaya korktum, açık söyleyeyim. Elias Canetti’den bahsetmek istiyorum. Çok ilginç bir hayatı var. Rusçuk’ta doğmuş, Bulgaristan’da. Bir Yahudi ailenin çocuğu. Sonra Almanya, Avusturya, İsviçre, İngiltere dolaşmış. Kimya eğitimi görmüş ama hep edebiyatla uğraşmış. Denemeler yazmış, tiyatro oyunları yazmış ve bir gün, 1981 yılında — adını hiç duymamıştım ve cezaevindeydik Hasdal’da — Nobel Edebiyat Ödülü’nü Elias Canetti aldı. “Allah Allah kim bu adam?” dedik. Ve o zamanki halimizde “Ya bunlar da hiç kimsenin bilmediği, etmediği insanlara veriyorlar.” dedik. Ve Payel Yayınları’ndan — hâlâ var mı Payel sanmıyorum ama zamanında çok iyi kitaplar basardı — Ahmet Cemal ki Almancadan çevirinin bir üstadı, onun ‘‘Körleşme*’’si, en çok konuşulan kitabı. Şöyle yaptım: Ya okuyacağım, canım sıkılacak; çünkü hep öyle söylüyorlardı, ‘‘ya adam acayip, anlaşılması zor’’ falan. Okudum ve sonra şeyi öğrendim; 26 yaşında yazmış o kitabı, o dev kitabı. Yani dev derken hem kalın hem muazzam bir kitap. Acayip bir sorgulama; hayat, şu bu her şey ve çok, nasıl söyleyeyim, yorucu ama çok keyif veren bir kitaptı ve Canetti, dedim ki ‘‘hakikaten Nobel’’, tek o kitap bile yeter bence. Çok etkileyiciydi. Ama sonra dediğim gibi birtakım başka kitapları da çıktı ama elimi sürmedim. Korktum çünkü hakikaten zor bir insan. Sizden bir şey istiyor. Bir şey istiyor. Sizin sadece okur olarak alıp onu okuyup kenara atmanız değil. Ve sizden sorumluluk istiyor. O sorumluluğu daha fazla taşımayı gözüm yememişti. Belki şu günlerde yeniden bir Canetti okumanın zamanı gelmiştir. Ama öncelikle okuyacaksam, yıllar sonra – ki o zaman ne zamandı, yaklaşık 40 yıl önceydi okuduğumda Canetti’yi – ‘‘Körleşme’’yi tekrar okumak. Okumadıysanız muhakkak okuyun. Sabırla okuyun. Sonuna kadar okuyun. Atlamadan okuyun. Zor ama muazzam bir kitap. Ve Canetti 94 yılında hayattan ayrılmış 89 yaşında, 90 yaşı civarında. İyi yaşamış bir muazzam insan, yazardı ve Nobel ödülü ve başka ödülleri de var. Bence çok hak etmiş birisiydi. Hak etmeyenler olmuş olabilir ama bence Canetti’nin tek o kitabı bile bana göre yeterli birisiydi. Evet, ‘‘Körleşme’’ ve Canetti. Ve söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







