İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in AKP içindeki isimlere yönelik demokrasi çağrısını doğru bulduğunu söyledi. Çakır’a göre bu çağrıların şu aşamada karşılık bulması imkânsız, CHP’nin önce kazanabilecek bir isim göstermesi gerekiyor.
Video özeti:
- Ruşen Çakır, Özgür Özel’in AKP içindeki isimlere yönelik demokrasi çağrısını yerinde buluyor ama buna karşılık verilmesinin zor olduğunu ifade ediyor.
- Çakır, CHP’nin önce kazanabilecek bir isim göstermesi gerektiğine vurgu yaparak, Ekrem İmamoğlu’nun önemli bir figür olduğunu belirtiyor.
- AKP içinde uzun süredir ekonomiden ve basın özgürlüğünden duyulan rahatsızlık var ama bu rahatsızlık henüz açık bir çıkışa dönüşmedi.
- Çakır, Macaristan örneği ile Türkiye’deki siyasi hesaplaşmalara dikkat çekiyor; mevcut partilerin etkisizleştiğini söylüyor.
- CHP’nin AKP tabanını çekebilmesi için Erdoğan’a karşı ciddi bir aday göstermesi gerektiğini belirtiyor, aksi takdirde bu çağrıların karşılık bulması imkânsız.
Bilmeniz gerekenler

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis grup konuşmasında AKP içindeki isimlere doğrudan seslendi. Özel’in sözleri şöyleydi:
“Ya atanmışların ve hanedanın iktidarı için bu ayıba ortak olacaksınız ya da otokrasiye karşı demokrasi mücadelemizde bizimle birlikte olacaksınız.”
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, bu çıkışı Ankara’dan değerlendirdi.
Çakır, Özel’in bu tür çağrıları ilk kez yapmadığını belirtti. Çakır’a göre Özel, 19 Mart sonrasında İstanbul ve İzmir’deki mitinglerde de AKP’li gençlere ve yöneticilere doğrudan seslendi.
AKP içindeki rahatsızlık sessiz kalıyor
Çakır, AKP içinde ekonomiden, adaletten ve basın özgürlüğünden duyulan rahatsızlığın uzun süredir var olduğunu aktardı. Ancak Çakır’a göre bu rahatsızlık hiçbir zaman açık bir çıkışa dönüşmüyor; “Film hâlâ sürüyor, gemi hâlâ yolda” anlayışı egemenliğini koruyor.
Çakır, Özel’in yapmaya çalıştığı şeyi şöyle özetledi: Geminin artık yolda olmadığını göstermek. Çakır’a göre AKP’den kopuşun gerçekleşebilmesi için orada siyaset yapan isimlerin “bu devrin kapandığına” inanmaları gerekiyor.
Macaristan örneği ve Türkiye’nin sorunu
Çakır, bu noktada Macaristan örneğine dikkat çekti. Çakır’a göre Macaristan’da Viktor Orbán’ın yanında yıllarca siyaset yapan bir isim, iki yıl önce ayrılarak yeni bir parti kurdu ve hem karşı tarafın devresinin kapandığını gösterdi hem de kendi önünün açık olduğunu kanıtladı.
Türkiye’de ise AKP’den çıkan Gelecek Partisi ve DEVA Partisi başlangıçta ilgi uyandırdı; ancak Çakır’a göre bu partiler iktidarla gerçek bir hesaplaşmaya girişemedi ve “AKP’nin Erdoğan döneminin kapandığını” gösteremedi. Bunun sonucunda hızla etkisizleştiler.

CHP’nin önünde çok zorlu bir eşik var
Çakır, CHP’nin AKP tabanını çekebilmesi için önce kazanabilir bir isim ortaya koyması gerektiğini vurguladı. Çakır, Ekrem İmamoğlu’nun bu anlamda kritik bir figür olduğunu; ancak 19 Mart süreciyle birlikte sert bir müdahaleyle karşılaştığını söyledi.
Çakır’a göre CHP’nin AKP seçmeni ve kadrolarına ulaşabilmesi için Erdoğan’a karşı seçime girebilecek, girince kazanabilecek ve kazanınca ülkeyi yönetebilecek bir isim göstermesi şart. Çakır bu zorluğu şöyle özetledi: “Bu çağrıların şu aşamada cevap bulabilmesi imkânsız.” Bununla birlikte Çakır, CHP bu engelleri aşabilirse geçişlerin pekâlâ gerçekleşeceğini de ekledi.
- Murat Yetkin yazdı: Kılıçdaroğlu sonrası Erdoğan’ın seçim stratejisi ne olacak?
- Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (7): Türkiye’nin koronavirüsle mücadele stratejisi var mı?
- Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (76): Olmayan korona stratejisi değişiyor
- Murat Yetkin yazdı | Türkiye’nin yeni güvenlik stratejisi: Artıları, eksileriyle
- CHP, Parti Meclisi’ni kurultay gölgesinde ve yerel seçim öncesinde topluyor
Video deşifresi
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler. Ankara’dan iyi sabahlar. Dün Ankara’da yine Meclis’te grup toplantılarını izledim. Üç parti de yaptı. MHP, DEM Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi. İlginç bir şekilde üç partinin de genel başkanı konuşmalarının önemli bir bölümünü tarım ve gıda sorununa ayırdılar. Bahçeli iktidarı eleştirmeden, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’yla CHP Genel Başkanı Özgür Özel tabii ki iktidarı eleştirerek bu konuya girdiler. Bir şekilde savaş meselesi de gündemde vardı. Bir diğer husus Bahçeli’de değil ama DEM Parti ve CHP’de Gülistan Doku olayının yeniden gündeme gelmesi meselesi ve soruşturma açılması, gözaltılar, önemli isimlerin gözaltına alınması meselesi vardı. DEM Parti ve CHP bu olayları çok takdir ettiklerini bir şekilde söylediler. Desteklediklerini söylediler. Takipçisi olduklarını söylediler. Ve tabii orada Özgür Özel’in söylediği husus çok önemliydi. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu şeyi yaparak eski adalet bakanlarına, kim bunlar; Abdulhamit Gül var, Bekir Bozdağ var ve en son Yılmaz Tunç, bunların kapattığı dosyaları açtığını söyledi ve AK Parti’yi kendi içerisinde bir tartışmaya sürüklemek istedi. Ama ben bugün esas olarak onun konuşmasında çok kısa bir bölüm var, bunun üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. Önce onu bir dinleyelim, sonra devam edelim.
Özgür Özel: ‘‘Buradan AK Parti’de siyaset yapan ama siyaseti siyaset gibi yapmak isteyenlere söylüyorum. Ya atanmışların ve hanedanın iktidarı için bu ayıba ortak olacaksınız ya da otokrasiye karşı demokrasi mücadelemizde bizimle birlikte olacaksınız.’’
Evet, doğrudan gelin beraber demokrasi için savaşalım diyor. Bu ilk defa yaptığı bir şey değil. Mitinglerde çok yaptı benzer çıkışları. İlk duyduğumda şaşırmıştım, 19 Mart’tan sonra İstanbul’daki izlediğim mitinglerde, İzmir’de de izledim, orada da. AK Partililerin içerisinde siyaset yapanlara, gençlere bazen doğrudan hitap ediyor. Onları yanına çekmeye çalışıyor. Peki bu mümkün mü? AK Parti’de siyaset yapan isimler gerçekten bir şeylerden rahatsızlar mı? Bir arayış içindeler mi? Bugüne kadar benim gördüğüm ve bugün mesela AK Parti grubunu da izlemeye gideceğim, orada tanıdıklarım, eskiden beri tanıdığım birtakım milletvekilleri, yöneticiler de var; onlar da bir şeylerden hep şikâyet ederler. Yıllardır böyledir. Ekonomiden şikâyet ederler. Siyasetten, adaletten, demokrasi, işte hapse atılan gazeteciler için üzüldüklerini söylerler. Ama bunları hep sessiz bir şekilde yaparlar. Açık bir şekilde AKP’de bir çıkışa tanık olmazsınız. Çünkü bu olay, film hâlâ sürüyor onlara göre, gemi hâlâ yolda onlara göre. İşte bu Özgür Özel’in yapmaya çalıştığı şey geminin aslında yolda olmadığını göstermeye çalışıyor. Diyor ki; artık o gemi bitti. Orada ona bindiniz, gidebildiğiniz kadar gittiniz. Artık onunla yola devam edemezsiniz.
Peki burada nasıl bir sorun var? Onlara başka bir gemi gösterebilmeniz lazım. Diyor ki: bizimle beraber demokrasi. Sizinle beraber ama hangi sizinle beraber? Şu anda Cumhuriyet Halk Partisi gerçekten iktidara geldiğini, gelmekte olduğunu gösterirse o zaman birtakım kopuşlar olabilir. Şunu söylemeye çalışıyorum: AKP’den insanların ayrılabilmesi için, kopması için, seçmen bir yere kadar ama esas olarak orada siyaset yapan isimlerin kopması için bu filmin bittiğine inanmaları lazım. Mesela Macaristan’da bu oldu. Macaristan’da Orban’ın yanında yıllarca siyaset yapan bir isim iki yıl önce ondan ayrıldı. Bir parti kurdu, yollara düştü ve bütün muhalefeti peşinden sürükledi. Burada hem kendisinin bu işi yapabileceğini gösterdi hem de karşı tarafın devrinin kapandığını gösterdi. Ama AKP’ye baktığımız zaman iki parti çıktı oradan: Gelecek ve DEVA. İlk çıktıklarında bayağı bir ilgi uyandırdılar ama sonra hızlı bir şekilde etkisizleştiler. Çünkü bir şekilde bir hesaplaşma içine girmediler. AKP’nin, Erdoğan devrinin kapandığını gösteremediler ve kendilerinin yeni bir dönem başlatacağına insanları ikna edemediler. Şimdi CHP bunu nasıl yapacak? AKP tabanında zaten CHP’ye karşı tarihsel bir mesafe var. Alerji de var. Bunları aşmak imkânsız değil ama çok zor. Ve burada en önemli husus da Erdoğan. Erdoğan, AKP ne yaşarsa yaşasın Erdoğan’ın belli bir gücü muhafaza ettiğini anketlerde bize gösteriyor ve dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin öncelikle yapabilmesi gereken şey Erdoğan’a karşı bir isim çıkarabilmek.
Ekrem İmamoğlu bu anlamda çok önemliydi ve zaten 19 Mart bunun için oldu. Şimdi CHP’nin ya da muhalefetin Erdoğan’ın yerine seçime girebilecek, girince kazanacak, kazanınca ülkeyi yönetecek bir ismi gösterebilmesi gerekiyor. Macaristan bir isim üzerinden yürüdü, partisi vardı vesaire ama bir isim üzerinden yürüdü. Türkiye’de Ekrem İmamoğlu ismi bir yere kadar geldi ve bir yerde çok sert bir müdahaleyle karşı karşıya kaldı. CHP’nin önünde böyle bir sorun var. Yani AK Parti tabanından insanları, AK Parti kadrolarından insanları yanınıza çekebilmeniz için sizin önünüzün açık olduğunu gösterebilmeniz lazım. Ama nereye kadar açık? İş çok zor. Ve şimdi yine malum mutlak butlan davası da var yine gündemde ve Erdoğan belli ki Akın Gürlek’i Adalet Bakanlığı’na getirerek bu süreçleri yeniden hızlandırmak isteyecek. Çok zor. Bence Özgür Özel’in yaptığı doğru. Onlara seslenmek, onların yaralarını deşmek doğru ama üstüne bir şeyler koyabilmesi lazım. Bu çağrıların şu aşamada cevap bulabilmesi imkânsız. Şu aşamada imkânsız. Ama bu zorlukları bir şekilde aşabilirse Cumhuriyet Halk Partisi, merakla onu bekliyoruz, o zaman işte o geçişler pekâlâ olacaktır.
Evet, bugünün ithafını bir büyük sanatçımıza, Muazzez Abacı’ya yapmak istiyorum. Geçen Müzeyyen Senar’la Türk Sanat Müziği’ne bir giriş yaptık, şimdi de Muazzez Abacı. Benim kuşağımın bayağı bildiği bir isim. Yani 1960’ların sonlarına doğru kendini gösteren, 2000’li yıllara doğru adım adım yükselen ama 2000’li yılların başında bir süre ara verdi. Birçok kişi ara verdi. O garip bir şekilde Türk Sanat Müziği’nin kara dönemi gibi bir şey oldu. Daha sonra tekrar çıktı Muazzez Abacı karşımıza ve geçen yıl 12 Kasım’da kızını görmeye gittiği ABD’de kalpten yanılmıyorsam, hızlı bir şekilde önce hastaneye kaldırıldığı haberi geldi, sonra ölüm haberi geldi. İlginçtir geçen Ingrid Bergman’dan bahsetmiştik, onunla aynı kader; doğum gününde ölmüş Muazzez Abacı da. 78 yaşında, 12 Kasım doğum günüymüş aynı zamanda. Evet, Hasan Heybetli, yeraltı dünyasının bir zamanlar ünlü kabadayısı. Hasan Heybetli ile iki kere evlendi. Bir evlendi, kısa süre sonra boşandı. Sonra bir daha evlendiler, bir daha boşandılar. Bu aşk hikâyesi de başlı başına ilginç bir öyküydü. Biz o zamanlar bunları büyük bir ilgiyle takip ederdik. İki ayrı dünya gibi gözüküyor ama ben açıkçası yakıştırıyordum birbirlerini fakat yürütemediler. İki kere denediler, yürütemediler. Evet, buradan Muazzez Abacı’ya saygılarımı iletmek istiyorum. Kendisini rahmetle anıyorum. Ankara’dan söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.






