İSTANBUL (Medyascope) – Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta bir gün arayla gerçekleşen ve çok sayıda can kaybına yol açan okul saldırılarının ardından gözler çocukların suça sürüklenme nedenlerine çevrildi. Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu, konukları ile “Silahı tutan sadece 14 yaşındaki çocuk mu?” sorusu üzerinden toplumsal şiddet, aile yapısı, eğitim sistemi, psikolojik destek eksikliği ve sosyal medya etkilerini değerlendirdi.
Videonun özeti
- Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları, çocukların suça sürüklenme nedenlerini sorgulamayı gündeme getirdi.
- Uzmanlar, şiddetin uzun bir süreç sonucu çocuklarda ortaya çıktığını ve bunun gözardı edildiğini belirtti.
- Eğitim politikalarının ve hukukun güveninin yeniden sağlanmasının, şiddetin nedenlerini ortadan kaldırması gerektiği vurgulandı.
- Çocukları yargılamadan önce aile, okul ve toplumun rolünü sorgulamak önemlidir.
- Yoksulluk, eşitsizlik ve gelecek umudunun olmaması, çocuklarda şiddete zemin hazırlayan yapısal nedenlerdendir.
Önce Şanlıurfa’da ardından Kahramanmaraş’ta okullara yönelik silahlı saldırıların yankıları sürüyor. Göksel Göksu konukları; gazeteci Çağla Üren, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, Prof. Dr. Bengi Semerci, Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ile “Bu noktaya nasıl geldik? Toplumsal bir hezeyan mı yaşıyoruz? Çocukları suça sürükleyen gerçekleri sorgulamadan yargılayacak mıyız? Peki şiddet sarmalını tetikleyen gerçekler neler ve bu sarmaldan nasıl kurtulacağız?” sorularına cevap aradı.
Bu noktaya nasıl geldik?
Çağla Üren, çocukların karıştığı şiddet olaylarının rastlantısal değil, uzun bir sürecin sonucu olduğunu vurguladı:
“Bu tür saldırılar aslında bir anda ortaya çıkan, ‘bir gün sabah kalktı ve yaptı’ diyebileceğimiz olaylar değil. Araştırmalar bize şunu söylüyor: Bu çocuklar aylarca, hatta bazen yıllarca biriken bir süreçten geçiyor. Çevrelerine sinyaller veriyorlar, sosyal medyada bazı şeyler paylaşıyorlar, arkadaşlarına bir şeyler söylüyorlar. Ama bu işaretler çoğu zaman ya fark edilmiyor ya da ciddiye alınmıyor. O yüzden olay olduktan sonra ‘nasıl oldu’ diye sormak yerine, o süreci neden göremedik diye sormamız gerekiyor.”
Bengi Semerci ise şiddetin zaten toplumun içinde olduğunu ve çocukların bunu birebir gözlemlediğini söyledi:
“Biz aslında yeni bir şey yaşamıyoruz. Bu ülkede uzun zamandır şiddet var ve giderek artıyor. Okullarda bıçaklamalar, öğretmenlere saldırılar, akran zorbalığı her zaman vardı. Bunların hepsini konuşuyorduk. Şimdi silah kullanıldığı için daha görünür oldu ve daha fazla konuşuluyor. Ama çocuklar şiddeti öğrenmek için dışarıdan bir kaynağa ihtiyaç duymuyor. Evde görüyor, sokakta görüyor, televizyonda görüyor. Her gün kadın cinayetleri konuşuluyor, insanlar birbirine bağırıyor, trafikte kavga ediyor. Çocuk da bunun içinde büyüyor.”

“Toplumsal bir hezeyan mı yaşıyoruz?”
Göksel Göksu’nun “Toplumsal bir hezeyan mı yaşıyoruz?” sorusuna Canan Güllü, “Evet, bir tür toplumsal hezeyan yaşıyoruz. Çünkü kurumlara güven yok, hukuka güven yok, insanlar kendini güvende hissetmiyor. Böyle bir ortamda herkes kendi içine kapanıyor ya da öfkesini dışarı vuruyor. Bu da şiddeti besleyen bir döngü yaratıyor” diye yanıt verdi.
Çözümün bütüncül olması gerektiğini vurgulayan Güllü sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şiddet bir sonuçtur. Onu doğuran nedenleri ortadan kaldırmadan çözüm bulamayız. Eğitim politikaları değişmeli, hukuka güven yeniden sağlanmalı, eşitlik tesis edilmeli. Bunların hepsi birlikte ele alınmalı. Ama en büyük sorun bunları yapacak bir irade yok” dedi.
Çocukları yargılamadan önce neyi sorgulamalıyız?
Çocukların tek başına suçlu ilan edilmesinin yanlış olduğunu vurgulayan Ayşe Bilge Selçuk, “Bir çocuk bir suç işlediğinde sadece o çocuğa bakmak çok yanıltıcıdır. Çünkü o davranışın arkasında bir sistem vardır. Aile vardır, okul vardır, toplum vardır. Eğer biz sadece çocuğu yargılarsak, bu davranışı üreten mekanizmayı görmezden gelmiş oluruz. O yüzden, ‘Bu çocuk bu noktaya nasıl geldi?’ sorusunu sormalıyız” dedi.
Ayfer Koçak, şiddetin yapısal nedenlerine dikkat çekti:
“Bu yaşananları sadece güvenlik zafiyeti olarak açıklayamayız. Okullara daha fazla güvenlik görevlisi koyarak bu sorunu çözemezsiniz. Tam tersine, bu tür güvenlikçi politikalar şiddeti daha da besleyebilir. Çünkü şiddet bir ortam meselesidir ve o ortam değişmeden sonuç değişmez. Bugün çocuklar geleceğini göremiyor. Yoksulluk çok derinleşti, eşitsizlik arttı, eğitim aldıktan sonra bile bir gelecek umudu kalmadı. Bu da ciddi bir kırılganlık yaratıyor. Bu kırılganlık, şiddetin zeminini oluşturuyor.”








