Onur Alp Yılmaz yazdı: Sakarya mitinginin düşündürdükleri

Son dönemde muhalefetin mitingleri üzerinden yeniden bir “toplumsal dalga” tartışması yapılıyor. Özellikle kalabalık görüntüler üzerinden siyasetin yön değiştirdiğine dair yorumlar öne çıkıyor. Oysa Türkiye siyasetine biraz daha soğukkanlı bakınca, miting kalabalıklarının çoğu zaman yanıltıcı olabileceğini görmek gerekiyor.

Çünkü Türkiye’de mitingler artık büyük ölçüde mobilize olmuş siyasal kümelerin görünürlük kazandığı alanlara dönüşmüş durumda.

Yani oraya gelen insanlar çoğunlukla zaten siyasallaşmış, zaten tarafını belirlemiş, zaten duygusal ve ideolojik olarak angaje olmuş kesimler. Bu nedenle mitingler toplumsal enerjiyi gösterebilir ama toplumsal yön değişimini tek başına göstermez.

Onur Alp Yılmaz yazdı: Sakarya mitinginin düşündürdükleri

Nitekim 2023’te de muhalefetin yaptığı temel hatalardan biri, kendi mobilizasyon kapasitesini toplumdaki gerçek yön değişimiyle karıştırmasıydı. Muharrem İnce’nin 2018’deki adaylığında da büyük mitingler ve yüksek enerji, muhalefet tabanında “dip dalga geliyor” hissi yaratmış ama bu sandığa aynı ölçüde yansımamıştı. Bunun nedeni Türkiye’de seçimleri çoğu zaman meydanlardaki en coşkulu kitle değil, sessiz ve pragmatik seçmen belirlemesiydi.

Ekrem İmamoğlu’nun 2019’da fark yaratan yönü ise tam burada ortaya çıkmamış mıydı? Yani büyük mitinglerden çok mahalle buluşmaları, birebir temas ve göz hizasında kurduğu ilişkiyle güven duygusu üretmemiş miydi? Yani İmamoğlu’nun 2019 kampanyası “meydan siyaseti”nden çok “temas siyaseti” değil miydi? Nitekim seçmen, sloganlardan çok kendisine gerçekten dokunan ve gündelik hayatına temas eden siyasete daha fazla kulak veriyor.

Bu, muhalefetin temel sorunlarından birini, akılla duyguyu aynı anda örtebilen geniş bir siyasal söylem yelpazesi kuramaması sorununu çözüyordu. Ancak bugün muhalefette yeniden ve çoğu zaman ya yalnızca teknokratik ve akla hitap eden bir dil ortaya çıkıyor ya da sadece öfkeye ve duyguya yaslanan bir siyaset üretiliyor. Oysa Türkiye gibi ülkelerde topluma “bunlar yönetebilir” dedirten şey, güvenlik, aidiyet, istikrar, sıcaklık ve rasyonalite hissinin aynı anda verilebilmesinde gizli. Bence Ekrem İmamoğlu’nun yarattığı siyasal etki de tam burada ortaya çıktı; CHP’yi yeniden merkeze oturtmaya çalışırken partinin tarihini daha görünür kıldı ama siyaset dilini daha kapsayıcı, daha gündelik ve daha sosyal bir yerden kurdu. Bir anlamda tarihini merkez sağdan, siyasetini merkez soldan tedarik eden hibrit bir çizgi oluşturarak yalnızca muhaliflere değil, “ülkeyi bunlar yönetebilir” duygusunu arayan daha geniş toplumsal kesimlere de temas edebildi.

Onur Alp Yılmaz yazdı: Sakarya mitinginin düşündürdükleri
Onur Alp Yılmaz yazdı: Sakarya mitinginin düşündürdükleri

Bu bağlamda CHP’nin son dönemdeki mitinglerinde de aslında olağanüstü, tarihsel bir kırılma işareti görmek çok kolay değil. Evet, belirli bir mobilizasyon kapasitesi var. Evet, ekonomik kriz ve toplumsal huzursuzluk muhalefetin alanını genişletiyor. Ama bu tabloyu otomatik biçimde “iktidar çözülüyor” diye okumak yanıltıcı olabilir.

Çünkü Türkiye’de siyasetin kaderini belirleyen kesim, miting meydanlarına en yüksek sloganı atanlar değil; çoğu zaman o meydanlara hiç gitmeyen, siyaseti daha mesafeli izleyen, gündelik hayat üzerinden karar veren seçmen grubu oluyor.

Bugün Türkiye’de iki büyük siyasal blok zaten kemikleşmiş durumda. Kabaca iki tarafın da yüzde 40 civarında bir toplumsal tabanı var. Geriye kalan yüzde 15–20’lik alan ise seçimlerin sonucunu belirliyor. Ve bu kesim çoğu zaman miting coşkusuyla değil; ekonomik güvenlik, istikrar, hayat standardı ve risk algısıyla hareket ediyor.

Bu yüzden sahada sık gördüğüm şey şu: İnsanlar iktidardan memnun olmayabiliyor ama bu otomatik olarak muhalefete güçlü bir yöneliş üretmiyor. Dahası, Erdoğan’ın dünyadaki kaotik durumu araçsallaştırarak “Dereyi geçerken at değiştirilmez” gibi güvenlikçi bir söyleme sarıldığı da aşikâr. Bu söylem, hiç de öyle karşılığı olmayacağının garantisi olan bir söylem değil. Hatta güvenlik, insanların diğer tüm kaygılarını önceleyen bir sıfır noktası.

Sakarya’da yaptığım görüşmelerde de bunu çok net hissettim. Ekonomiden şikâyet eden, hayat pahalılığından bunalan, adaletsizlik hisseden insanlar bile konu muhalefete geldiğinde belirgin bir tereddüt gösteriyor. Özellikle “ülkeyi kim yönetebilir?”, “krizi kim kontrol edebilir?”, “istikrarı kim sağlayabilir?”, “Türkiye’yi bu kaotik ortamda kim yönetebilir?” sorularında toplum hâlâ tam anlamıyla ikna olmuş değil.

Onur Alp Yılmaz yazdı: Sakarya mitinginin düşündürdükleri
Onur Alp Yılmaz yazdı: Sakarya mitinginin düşündürdükleri

Sanırım Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı tam burada ortaya çıktı. Çünkü İmamoğlu, muhalefetin uzun süredir aşmakta zorlandığı o eşiğe dokunabilen nadir figürlerden biri oldu ve yönetebileceğine dair duygu üreten bir profil çizmeye başladı.

Özellikle 2019’dan itibaren kurduğu dil, temas biçimi ve “normalleşme” hissi, toplumun daha geniş kesimlerinde bir yönetilebilirlik algısı oluşturdu. Türkiye’de iktidarların en çok çekindiği şey de zaten tam olarak buydu. Bu, iki şeyi aynı anda sağlıyordu. Muhalefetin ve İmamoğlu’nun toplum nezdinde yönetebilir bir alternatif olarak görülmeye başlanması, iktidarın tüm marjinalize etme çabalarına rağmen İmamoğlu’nu günden güne meşru bir aktör kıldı. Bu da iktidarı İmamoğlu’nu tasfiye etme yolunu tercih etmeye itti.

Mitingden birkaç gün öncesinden itibaren Sakarya’da yaptığım görüşmeler bana bir kez daha bu yapılanın her ne olursa olsun iktidarda kalmak isteyen bir iktidar açısından adeta tek seçenek olduğunu gösterir nitelikteydi. Gözlemlerime ve görüşmelerime göre Türkiye artık yalnızca bir ekonomik kriz yaşamıyor. Çok daha derin, çok daha yaygın ve gündelik hayatın içine işlemiş bir güven krizi yaşıyor.

Bunu sadece muhalifler söylemiyor. Hatta belki de dikkat çekici olan tam olarak bu. Görüştüğünüz insanların siyasal pozisyonları, dünya görüşleri, hatta iktidarla kurdukları ilişki birbirinden oldukça farklı olmasına rağmen aynı duyguda buluşuyorlar: belirsizlik. Kimse önünü göremiyor. İş insanı yatırım planı yapamıyor, çiftçi hangi ürünü ekeceğine karar veremiyor, küçük esnaf fiyat tutturamıyor, orta sınıf ise artık hayat standardını korumaya çalışmayı bile başarı sayıyor.

Toplumun önemli bir kısmı bugün iki duygu arasında sıkışmış durumda: Mevcut gidişattan memnun değil ama alternatifin gerçekten daha iyi olup olmayacağına da tam olarak ikna olmuş değil.

Onur Alp Yılmaz yazdı: Sakarya mitinginin düşündürdükleri
Onur Alp Yılmaz yazdı: Sakarya mitinginin düşündürdükleri

2007’den beri CHP’nin Sakarya’daki neredeyse bütün mitinglerini takip etmiş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Sakarya’daki mitingde anlatıldığı ölçüde olağanüstü, tarihsel bir kırılma atmosferi görmedim. Daha çok muhaliflerde oluşan öfkeyi gördüm.

Peki, meydanda hiç mi değişik bir şey görmedim?

Evet, gördüm. İYİP’ten CHP’ye geçen ülkücü kökene sahip olan Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır’ın CHP’ye geçmesi Sakarya’daki CHP kitlesinin homojen görüntüsünü kırmışa benziyor. Hem meydandaki milliyetçi semboller hem de Dikbayır’ın bu sembolleri taşıyan miting katılımcılarından aldığı alkış buna delalet.

Bu durum ilk bakışta yalnızca mitingin sosyolojik kompozisyonuna dair küçük bir ayrıntı gibi görülebilir. Oysa bence mesele bundan daha büyük. Çünkü Türkiye’de muhalefetin önündeki temel eşik tam da burada başlıyor: Kendi çekirdek seçmeninin dışına taşabilmek ve farklı toplumsal aidiyetleri aynı siyasal zeminde buluşturabilmek.

Sakarya meydanında hissedilen şey, henüz büyük bir siyasal kırılmadan çok, muhalefetin toplumsal sınırlarının yavaş yavaş esnemeye başlamasıydı. Bu nedenle asıl mesele mitingin kaç kişi topladığı değil; kimleri yan yana getirebildiği sorusu olabilir. Çünkü Türkiye’de seçimleri artık yalnızca yüksek mobilizasyon değil, farklı toplumsal kümeler arasında kurulabilen geçiş alanları belirliyor.

Tam da bu yüzden önümüzdeki dönemde muhalefet açısından belirleyici olacak şey, yalnızca öfkeyi büyütmek değil; o öfkeyi güven duygusuyla birleştirebilmek olacak. İnsanlar bugün ekonomik krizden bunalmış durumda ama aynı zamanda kaostan da korkuyorlar. Bu nedenle muhalefetin başarısı, yalnızca mevcut düzene itiraz etmesinden değil, aynı zamanda yeni bir düzeni yönetebileceğine dair toplumsal kanaat oluşturabilmesinden geçecek.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.