İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Hani Kürt hareketi CHP’ye karşı Erdoğan’ın yayında saf tutacaktı?” başlıklı yayında CHP’ye Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesinin, çözüm süreci ile olan bağlantısını anlattı.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, CHP Genel Merkezi’ne yapılan polis operasyonunun çözüm süreciyle bağlantısını değerlendirdi.
- Çakır, muhalefetin düşündüğü gibi devletin CHP’yi Kürt hareketinin yerine koyduğunu söyledi.
- MHP liderinin önerilerinden sonra CHP’ye yönelik operasyon yaşandı ve bu süreçle ilgili düşünceler ortaya atıldı.
- Çakır, CHP’nin güçlü bir aktör olmasını istediklerini ama Kılıçdaroğlu’nun iç sorunlara odaklanmasının bu rolü etkilediğini belirtti.
- Yeni bir dayanışmanın şekillendiğini ifade eden Çakır, siyasi iktidarın bu durumu bozma çabasının olduğunu vurguladı.
İlgili haberler
- Murat Yetkin yazdı: AKP’den CHP’ye siyasi partilerde iç gerilim artıyor
- Hafta Başı (82): CHP’ye kuşatma | Casusluk davası | Öcalan’a statü
- Pervin Buldan: “Öcalan CHP’ye yapılanlardan rahatsız”
- Mardin’de AKP’nin önde gelen isimleri CHP’ye katılmak için hazırlık yapıyor
- Haftaya Bakış (315): Bahçeli’nin statü çıkışı | CHP’ye kuşatma sürüyor
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, CHP Genel Merkezi’ne yapılan polis operasyonu ve parti içi kararların iptali gibi gelişmelerin, çözüm sürecinin gidişatı ve temel siyasi aktörlerin pozisyonları üzerindeki etkisini değerlendirdi.
Ruşen Çakır, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çözüm sürecine yönelik önerilerinin ardından, mutlak butlan kararı çıktığını ve daha sonra CHP Genel Merkezi’ne polis baskını yaşandığını hatırlattı. Ruşen Çakır, bu olayların çözüm süreciyle doğrudan bir ilgisi olduğunu söyledi:

“Baştan beri bu süreçlerin birbirine paralel gitmesini birlikte değerlendiren çok sayıda yorum oldu. Özellikle muhalefet çevrelerinde hakim olan düşünce şu, devlet ya da siyasi iktidar Kürt hareketinin yerine CHP’yi koyuyor, CHP’yi tasfiyeye girişiyor ve yanına Kürt hareketini alıyor. Çünkü ona ihtiyacı var. Anayasa değişikliği için, başka şeyler için ihtiyacı var. Dolayısıyla Kürt hareketi de bu süreçte CHP konusunda göstermelik birtakım çıkışlar dışında bir şey yapmayacak. Esas olarak sürece angaja olduğu için, bütün yatırımları oraya yattığı için süreci kaybetmemek adına CHP yapılanlara çok da fazla ses çıkarmayacak. Böyle bir yaklaşım çok baskın.”
Heyetin CHP Genel Merkezi’ne operasyon yapıldığı esnada İmralı’ya gittiğini hatırlatan Çakır, “Pazar günkü ziyareti üç buçuk saat sürmüş. O gün açıklama yapmadılar. Pazartesi günü bir yazılı açıklama yaptılar. Orada Abdullah Öcalan’ın CHP konusuna çok epey bir yer ayırdığı ortaya çıktı. ‘Bir siyasi partinin Genel Merkezi’nin kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir?’ diyor” dedi.
Çözüm süreci tartışmalarında CHP faktörü
Çözüm sürecinin önemli aktörlerinin ve MHP’nin bir kısmının, CHP olaylarına karşı çıktığını ve bu durumun süreci sabote ettiğini dile getirdiklerini belirten Çakır, CHP üzerindeki baskıların çözüm sürecini hızlandıracağı fikrinin gerçekçi olmadığını, Kürt hareketinin bunu iktidar tarafından kullanılmak olarak gördüğünü ifade etti.
Ruşen Çakır, Kürt hareketinin, güçlü bir CHP’yi sürecin önemli bir aktörü olarak görmek istediğinin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun iç kavgalara odaklanmasının onu bu rol için yetersiz kıldığının altını çizdi.
Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisinin güçlü bir şekilde var olmasının ve sürece destek vermesinin Kürt hareketi için bir güvence olduğunu vurgulayan Çakır, bu durumun yeni bir “dayanışma”nın şekillendiğini gösterdiğini belirtti.
Ruşen Çakır, bu yeni aşamanın uzun ve yıpratıcı olacağını söyleyerek siyasi iktidarın bu dayanışmayı bozmak isteyeceğini ancak iktidarın umduğunu bulamama ihtimalinin ciddiye alınması gerektiğini vurguladı.
Video deşifresi
Hani Kürt hareketi CHP’ye karşı Erdoğan’ın yanında saf tutacaktı! | Ruşen Çakır yorumluyor
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Geçen hafta pazartesi günü Devlet Bahçeli uzun bir yazıya imza attı ve çözüm sürecinin önündeki tıkanıklıkların aşılması için birtakım mekanizmalar önerdi. Yoğun bir şekilde bunu tartışırken, en azından biz tartıştık, birdenbire perşembe günü mutlak butlan kararı çıktı. Pazar günü de CHP’nin genel merkezine polis zorla girdi ve seçilmiş CHP yönetimi binayı terk etmek zorunda kaldı. Bu olayın çözüm süreciyle bir ilgisi var mı? Tabii ki var. Aslında çözüm sürecinin 19 Mart süreciyle de ilgisi vardı. 21 Mayıs süreciyle de ilgisi var. Baştan beri bu süreçlerin birbirine paralel gitmesini birlikte değerlendiren çok sayıda yorum oldu. Özellikle muhalefet çevrelerinde hâkim olan düşünce şu: Devlet ya da siyasi iktidar Kürt hareketinin yerine CHP’yi koyuyor, CHP’yi tasfiyeye girişiyor ve bu arada yanına Kürt hareketini alıyor; çünkü ona ihtiyacı var.
Neden ihtiyacı var? Anayasa değişikliği için, başka şeyler için ihtiyacı var. Dolayısıyla Kürt hareketi de bu süreçte CHP konusunda göstermelik birtakım çıkışlar dışında bir şey yapmayacak ve esas olarak sürece angaje olduğu için, bütün yatırımını oraya yaptığı için, süreci kaybetmemek adına CHP’ye yapılanlara çok da fazla ses çıkarmayacak. Böyle bir yaklaşım çok baskın. Hâlâ baskın. Nitekim 27 Mart’ta en son İmralı Heyeti gitmişti İmralı’ya. Tam da CHP Genel Merkezi’ne operasyon yapıldığı gün, yani pazar günü İmralı Heyeti’nin tekrar gittiğini duyduk. İmralı Heyeti’nin pazar günkü ziyareti 3 buçuk saat sürmüş. O gün açıklama yapmadılar, pazartesi günü bir yazılı açıklama yaptılar ve orada Abdullah Öcalan’ın CHP konusuna epey bir yer ayırdığı ortaya çıktı.
Diyor ki: ‘‘Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmaması ile ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur. Cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur.’’ diyor ve devam ediyor: ‘‘İmralı’da çözüme doğru yasal adımlara giderken cumhuriyeti demokratik bir çıkışa, demokratik bir hukuka hazırlamayı çok önemsiyoruz. Bunu hem parti içi hem partilerarası demokrasi eksikliğini de gidermeye yönelik bir adım olarak görüyoruz.’’ Açık bir şekilde, CHP’ye yönelik saldırıya karşı bir pozisyon aldı Abdullah Öcalan. Bu arada biliyorsunuz; CHP’den birtakım isimler ya da CHP’ye yakın birtakım isimler, olayı çok da fazla önemsememek gerektiğini, polisin girmesinin çok da iyi olmadığını falan söyleyerek geçiştirmeye çalıştılar.
Ama Öcalan, “Bu, demokraside olacak şey midir?” diyerek buna karşı çıktı. Ardından Öcalan’ın hareketinin – ki adı artık ‘‘Apocu Hareket’’ olarak geçiyor – yönetimi bir açıklama yaptı. Yani PKK’nın yeni adı diyelim; PKK kendini feshetti, artık ‘‘Apocu Hareket yönetimi’’ diye söyleniyor ve diyorlar ki: “Bu saldırı, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne bir sabotaj ve provokasyon olarak değerlendirilirse, böyle değerlendirme yapanlara kim ‘Yanlış söylüyorsunuz’ diyebilir?” Yani Kandil diyor ki: ‘‘Bu, sürece yönelik bir sabotajdır.’’ Devam ediyor: ‘‘‘AK Parti iktidarı; Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni araçsallaştırıyor, kendi parti çıkarları için kullanıyor’ diyenlere kim ‘Yanlış söylüyorsunuz’ diyebilir? DEM Parti haklı olarak ‘‘CHP’ye yönelik saldırı sadece CHP’yi ilgilendirmiyor’’dedi. Ve devam ediyor, diyor ki: ‘‘CHP’nin butlan kararı ve sonrası yaşananları sadece CHP ile ilgili görmek, bu yönelimin içeriğinin yaratacağı sorunları anlamamak olur.’’ Ayrıca, Demokratik Bölgeler Partisi de bir açıklamayla bu olaya karşı pozisyon aldı. Ve daha önemlisi, pazartesi günü, yani Özgür Özel’in, seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Genel Merkezi terk edip Meclis’teki odasını Genel Merkez olarak kullanmaya başlamasının ardından kendisine ilk ziyareti DEM Parti Eş Başkanları yaptı.
Bu duruşların çok önemli olduğu kanısındayım. Ve özellikle Apocu Hareket yönetiminin, ‘‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni AK Parti araçsallaştırıyor, diyenler haksız mı?’’ demesini ve bu yapılanların sürece yönelik bir sabotaj olduğunu söylemesini bir yere ciddi bir şekilde not etmek lazım. İlginçtir, yine pazartesi günü, yani dün MHP’nin hukukçu ismi, İmralı’da Öcalan’ı ziyarete giden heyetteki isim Feti Yıldız da MHP’nin CHP konusundaki tavrı hakkında sosyal medyada paylaşım yaptı ve bu yapılanlara, yani şu ana kadar sürenlere destek vermediklerini örtülü de olsa dile getirdi. Şimdi ortada şöyle ilginç bir durum var: Sürecin, çözüm sürecinin en önemli aktörü olan Öcalan ve onunla beraber hareket eden Kandil ve partiler net bir şekilde olaya karşı çıkıyorlar ve bunun süreci de sabote ettiğini söylüyorlar. MHP bir bakıma ona yakın bir yerde duruyor ve önümüzde şimdi bir belirsizlik var. Bazılarının sandığı gibi CHP’ye bu baskıların tırmanması, tasfiye operasyonunun tırmanmasına paralel olarak sürecin de hızla ilerlemesi bana pek gerçekçi gelmiyor. Ve özellikle Kürt hareketinin böyle bir ihtimali AK Parti tarafından, Erdoğan tarafından kullanılmak olarak gördüklerini bu açıklamalardan anlıyoruz.
‘‘Böyle derler ama sonra yine iktidarın, Erdoğan’ın dümen suyuna giderler’’ diyenler olacaktır. Bu kadar emin olmamalarını söylemek isterim. CHP’nin etkisizleştirilmesi, tasfiyesi, Kemal Kılıçdaroğlu gibi güçsüz bir figüre terk edilmesinin ileride Kürt hareketine yönelik baskıları daha da kolaylaştıracağını herhâlde kendileri görüyorlardır ki böyle açıklamalar yapıyorlar. Dolayısıyla o teorileri bir gözden geçirmekte yarar var. Kürt hareketi güçlü bir CHP’yi bu sürecin önemli bir aktörü olarak görmek istiyor. Bu baştan beri böyleydi, şimdi de böyle ve bu anlamda CHP’nin komisyona girmesi çok önemliydi. Ama komisyondayken İmralı Heyeti’ne bir üye vermemesi de bana göre yanlıştı. Şimdi yeni bir süreçle baş başayız. Kemal Kılıçdaroğlu zaten CHP içi kavga — kendisi öyle görüyor — ‘‘arınma’’ iddiasından başka hiçbir şey konuşmuyor. Ne yoksulluk, ne yolsuzluk, ne Kürt meselesi, ne bölgesel sorunlar. O tamamen içini bir CHP içi kavgaya, mücadeleye indirgemiş durumda ve belli bir kitle desteğinden ciddi bir şekilde yoksun. Yani Kürt hareketinin birlikte hareket edebileceği bir aktör konumunda değil. Olacağı da benzemiyor.
Dolayısıyla Kürt hareketi Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisinin güçlü bir şekilde var olmasını ve bu sürece destek vermesini bir tür garanti olarak görüyor. Ama tabii ki bu tasfiyeyi tek başına engellemeleri mümkün değil. Fakat burada yeni bir ittifakın, ittifak derken seçim ittifakı olarak anlamayın ama bir tür dayanışmanın şekillendiğini söylemek hiç abartılı olmayacak. Şu aşamada belki hızlı bir sonuç vermeyebilir ama tıpkı 19 Mart süreci gibi 21 Mayıs süreci de uzun bir süreç olacak. Yıpratıcı bir süreç olacak ve bu süreçte Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisinin her türden toplumsal siyasi desteğe ihtiyacı var. Kürt hareketinin böyle bir durumda kendilerine yakın, yanlarında olmasa bile yakında durması onlar için çok büyük bir avantaj olacak. Şu aşamada ilk günlerden bunun işaretlerini görüyoruz. Tabii ki bunu siyasi iktidar bozmak isteyecektir. Erdoğan bozmak isteyecektir. Bunları da yaşayıp göreceğiz. Yani henüz her şey daha yeni başladı. ‘‘Bu olay bitmiştir, yeni rejim kurulmuştur, artık dükkânı kapatıp gidelim’’ türü yaklaşımlara çok fazla itibar etmemenizi, tıpkı 19 Mart’ta olduğu gibi burada da siyasi iktidarın umduğunu bulamama ihtimalinin ciddiye alınması gerektiğini söylemek istiyorum.
Bugünün ithafı bir büyük yazarımıza, 25 yıl önce kaybettik; Necati Cumalı. Necati Cumalı Yunanistan’dan İzmir’e, Urla’ya göçmüş bir ailenin çocuğu. Egeli, daha çok İzmir’de, Urla’da yaşamış ama sonra dünyayı çok dolaşmış. Bunun bir kısmı eşinin diplomat olması nedeniyle dünyayı da dolaşmış ama sonra İstanbul’u tercih etmiş, edebiyatla yaşamak istemiş. Sadece edebiyatla hayatını sürdürmek istemiş ve bütün alanlarda yazıp çizmiş birisi. Ama esas olarak şair. Öyküleri var, denemeleri var, romanları var. Öykü deyince ‘‘Susuz Yaz’’ akla geliyor. 1960’ta çıkan ‘‘Susuz Yaz’’ Metin Erksan tarafından filme alındı. Alınmış daha doğrusu, ben o sırada filme alındığında 1 yaşındaymışım. 63’te oluyor. 64’te Berlin’de Altın Ayı kazanıyor ‘‘Susuz Yaz’’. Çok büyük bir başarı. O tarihte Türk sineması için ilk büyük başarılardan birisi.
Necati Cumalı’nın bir başka filme uyarlanan bir romanı var; ‘‘Tütün Zamanı’’. Ona ‘‘Zeliş’’ de deniyor. Orada da Yılmaz Güney oynamış. O da eski bir şeyi. Kendisinin özellikle şiirlerini okumuşluğum vardı ve bir kere tesadüf bu ya kendisiyle tanışma şansına da erişmiştim. İstanbul’da Demirtaş Ceyhun’un Harbiye’de bir kitapçısı vardı, böyle değişik bir yerdi. Oraya giderdim ben ortaokuldayken kitap bakmaya falan ve orada Necati Cumalı’yla tanışmıştım ve kendisini tanıdığımı ve okuduğumu söylediğimde çok şaşırmış ve çok sevinmişti. Hiç onu unutamam, ki ben o sırada herhâlde 14 yaşında falandım. Necati Cumalı 2001 yılında 80 yaşında hayatını kaybettikten sonra Urla’daki evi bir tür müzeye dönüştürüldü ve orada her 10 Ocak’ta, ölüm tarihi, Necati Cumalı için anma düzenleniyor. Bu ülkenin temiz insanlarından, iyi insanlarından birisiydi. İyi yazarlarından birisiydi. Kendisini rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








