İSTANBUL (Medyascope) – İBB davasında konuşan Ekrem İmamoğlu, Fatoş Pınar Türker’in savunmasında anlattığı Emniyet’teki çıplak arama olayı üzerine konuştu, Adalet Bakanlığı’na çağrı yaptı. İmamoğlu, “Normal bir yargılama süreci içinde değiliz” dedi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 68’i tutuklu 414 sanıklı davanın ilk duruşmasına, 50. günde devam ediliyor. 49. günde, Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık ve avukatı savunma yapmıştı.
Tutuklu isimler salonda yerini aldıktan sonra duruşmaya başlandı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, mahkeme başkanından söz aldı. İmamoğlu, Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in savunmasında anlattığı Vatan Emniyet’teki çıplak arama olayı üzerine konuştu.
İmamoğlu, “İstanbul Emniyeti’nin aksi açıklamasına rağmen Abdülhamid Gül’ün açıklamasını önemsiyorum. İçişleri Bakanlığı’na teşekkür ediyorum. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanlığı’ndan da bekliyorum. SEGBİS kaydı incelenir ve durum ortaya çıkar. Ama Adalet Bakanlığı’nın bunu bildiği halde susmasını vahim buluyorum. Adalet Bakanlığı’nın da bir inceleme açmasını umuyorum. Bu Türkiye’nin vicdanı için de önemli” dedi.
“Normal bir yargılama süreci içinde değiliz”
Perşembe günü (18 Haziran) yapılacak olan tutukluluk incelemesini hatırlatan İmamoğlu, “Burada hepimize asrın yolsuzluğu diye yutturulmaya çalışılan süreçte neler yaşadığımızın farkına vardığınızı düşünüyorum. O yüzden perşembe günü verilecek kararda vicdan değerlendirmenizi en üst seviyede tutmanızı umuyorum” diye konuştu.
İmamoğlu, normal bir yargılama süreci içinde olmadıklarını vurguladı, “Normal bir yargılama süreci içinde değiliz. Savunma yapıp ayları geride bırakan arkadaşların da bir fırsat elde etmesini umuyorum. Onur Gül, Çeşme’de tutuklandı. Sekreter ve üç şoför arkadaş 13. ayını doldurdu. İddianameyi bırakın, ortada gezen bir şey de yok. Çok trajik bir durum bu. Üç şoför, bir asistan ve bir dönem kurumumuzda yöneticilik yapmış bir isim 13 aydır tutuklu bunu hatırlatmak istedim” dedi.
“Bu iş faili meçhul değil, faili belli”
Ekrem İmamoğlu, Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in savunmasında anlattığı, ifadesini alan savcının kendisini, çocuklarıyla tehdit ettiğine dair sözlerine de dikkat çekti.
İmamoğlu, şunları söyledi:
“Kuşkusuz bu salonda hepimiz Pınar Türker Hanım’ın ifadeleriyle de tüylerimiz ürpererek dinlediğimiz olayları yaşadık; ülke olarak yaşadık. Burada sadece emniyetteki utanç verici insan onuruna aykırı işlem anlatılmadı; bir savcının, bir anneyi çocuklarıyla tehdit ettiği de anlatıldı. Bunu bir iddia olarak görebilirler. İddianın ispatı çok kolay, SEGBİS kaydında bu görüşme izlenir, gerçekler ortaya çıkar. Çok kolay, çok hızlı sonuç alınacak bir soruşturma bu. Bu anlamda Adalet Bakanlığı’nın bunu bildiği halde susmasını da gerçekten çok vahim bir durum olarak görüyorum. Yani bu iş faili meçhul değil, faili belli. Bu dönem, bir dönem birlikte çalıştığı bir insanın yaptığı bir olay. Bu konuda da Adalet Bakanlığı’nın da tutumunu hızlıca değiştirmesini ve bu hususta bir işlem başlatmasını önemsiyorum.”
Fatoş Ayık’ın avukatının savunmasıyla duruşmaya devam edildi. Ayık’ın avukatı Uğur Güner, “15 aydır tutukluyuz, bundan önce sadece 15 dakika konuştuk” dedi. Güner, “İnsan haklarına, insan onuruna aykırı şeyler oldu. İfademizi alan savcı, soruşturma savcısı değildi. Tutuklandıktan sonra önce Silivri’ye konuldu, sonra Gebze’ye gönderildi. Avukatlarına bile haber verilmedi” dedi.
Güner devamında, “Bu hukuksuzluğu bitirecek vicdanınızın olduğuna inanmak istiyoruz. Tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum” diye konuştu.
“Herhangi bir soruşturma geçirmedim, yargılanmadım”
İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı bünyesindeki Halkla İlişkiler Şube Müdürü Serap Karay’ın savunmasına geçildi. Karay, 20 yıldır yerel yönetimlerde çalıştığını, 17 yıldır devlet memuru olduğunu söyledi. Karay, “Basılı materyallerin temini hizmet alım işinden cezalandırılmam isteniyor. Bizim yaptığımız ihaleler zorunlu ve makul gerekçelere dayanmaktadır” dedi.
“Görevimi her zaman kamu yararını gözeterek en iyi ve en doğru şekilde yapmaya çalıştım“ diyen Karay, “17 yıllık devlet memurluğum süresince çalıştığım kurumlarda belediyelerin çeşitli denetimlerinden, mülkiye teftiş denetimlerinden ve Sayıştay denetimlerinden geçtim. Bu denetim ve incelemelerin hiçbirinde herhangi bir soruşturma geçirmedim, hiçbir şekilde yargılanmadım” ifadelerini kullandı.
Karay şöyle devam etti:
“Geçmiş yıllarda yapılan ihalelere ve bu ihalelerin teknik ve idari şartnamelerine bakıldığında, müzik, yapım, organizasyon ve benzeri çalışmaların bir arada ihale edildiği görülebilmektedir. Biz de yapmış olduğumuz ihaleleri geçmiş yıllardan gelen uygulamalar doğrultusunda sürdürdük.
Çalıştığım birim tarafından organize edilen etkinlikler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin İstanbul genelinde yıllardır gerçekleştirdiği millî bayram kutlamaları, özel gün etkinlikleri, vatandaşlara yönelik hizmet tanıtımları, açılış programları ve benzeri faaliyetlerden oluşmaktadır. Bunlar yıllardır gerçekleştirilen ve kurumsal hafızaya dayanan organizasyonlardır. Bunlar yıllardır gerçekleştirilen ve kurumsal hafızaya dayanan organizasyonlardır. Dosyada yer alan bilgilerden de görüleceği üzere birbirinin devamı niteliğindeki hizmetlerden söz edilmektedir.”
Serap Karay’ın avukatı Kerem Donat, soruşturma aşamasında savcılığa da katibine de ulaşamadıklarını, dosya kapsamında olmayan birçok iddiayla basın yoluyla karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. Müvekkiliyle ilgili iddialara ilişkin konuşan Donat, mahkeme başkanına seslendi ve “Biraz fazla kopyala yapıştır olmuş” dedi. “Birçok ihalede görev alması olağandışı ya da suç değil. Personel eksikliğinden kaynaklanıyor” diyen Donat, “Serap Hanım 392 gündür tutuklu. Kendisini 60 dakika savundu. Koğuşa döndüğünde korktuğunu söylüyor” dedi.
“64 yaşına gelmişsin, gel etkin pişmanlıktan yararlan”
İBB Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin’in savunmasına geçildi. Çetin, gözaltına alındıktan sonra savcılığa sevk edildiğini, savcının kendisine “64 yaşına gelmişsin, buradan çıkamazsın, gel etkin pişmanlıktan yararlan. Senin Ekrem’in bile diploması yok, senin gibileri dolduruyor oraya, dolgun maaş veriyor, gel sen itirafçı ol” dediğini anlattı.
Çetin, şunları söyledi:
“22 Mayıs sabahı saat 08.30’da başlayan hastane süreci ve sonrasında savcılığa sevk süreci başladı. Adliye binasında uzun saatler boyunca bekledik. Psikolojik baskı kendisini göstermeye başlamıştı. Akşam saatlerine doğru ifade vermek üzere savcılığa çıkarıldım. Doğrusu sevinmiştim. Çünkü nihayet kendimi ifade edebileceğim bir makamdaydım. Ancak hiç düşündüğüm gibi olmadı.
İfade verdiğim makamda, bugün iddianamede yer alan ihalelerle, teknik süreçlerle veya iddia edilen usulsüzlüklerle ilgili tek bir soru sorulmadı.Buna karşılık basında yer alan haberlerle paralel şekilde, özel hayatıma ilişkin, kırıcı ve yargılamayla ilgisi olmayan ifadelerle karşı karşıya kaldım. Psikolojik baskının dozu giderek arttı. Karşımda, elinde tespih bulunan ve koltuğuna yaslanmış bir savcı vardı.”
İçeri girdiğimde bana, ‘Gel bakalım Taner’ dedi. Ardından elindeki tespihi çekerek, ‘Sen 64 yaşına gelmişsin. Buradan çıkamazsın. Zaten senin suçların sabit. Buradan çıkma şansın yok’ dedi. Sonra: ‘Gel etkin pişmanlıktan faydalan, ben de sana yardımcı olayım’ ifadelerini kullandı. Ne olduğunu bile anlayamadım. Etkin pişmanlığın ne olduğunu dahi konuşmadan, daha konuya ilişkin herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmadan bu şekilde bir yaklaşım sergilendi.”
İmamoğlu söz aldı: “Adalet Bakanlığı ve HSK tarafından değerlendirilmeli”
Taner Çetin’in savunması sonrası Ekrem İmamoğlu söz aldı.
İmamoğlu, savcının Çetin’e ifade sırasında “64 yaşına gelmişsin, buradan çıkamazsın, gel etkin pişmanlıktan yararlan. Senin Ekrem’in bile diploması yok, senin gibileri dolduruyor oraya, dolgun maaş veriyor, gel sen itirafçı ol” sözlerine tepki gösterdi.
İmamoğlu, şunları söyledi:
“Bizim dönemimizde yüzlerce denetim gerçekleştirildiğini ve buna açık şekilde tabi olunduğunu özellikle belirtmek isterim.
Bir başka hususu da tekrar sormak istiyorum. Anladığım kadarıyla, bana da atıf yapılarak yürütülen sorgu sürecinde, hukukçuların değerlendirmelerine göre usule uygun olmayan bir sorgulama yöntemi uygulandığı yönünde bir kanaat oluşmuştur.
Ben hukukçu değilim; ancak hukukçu arkadaşlarımızın değerlendirmelerinden anladığım kadarıyla bunu ifade ediyorum. Eğer bu süreç içerisinde hakaret içeren, baskı niteliği taşıyan ya da yönlendirme amacı taşıyan ifadeler kullanıldıysa, bunun artık hukuki mercilerin değerlendirmesine konu olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bana da dolaylı şekilde atıf yapılarak, hatta içinde benim de bulunduğum bir sorgu kapsamında, hakaret içeren veya kişilik haklarını zedeleyen ifadeler kullanıldığına dair bir durum söz konusuysa, bunun doğru olmadığını ifade etmek isterim.
Sayın Başkan, sayın heyet. Elbette bunun değerlendirme mercii siz değilsiniz, bunun farkındayım. Ancak burada ifade etmek istediğim husus şudur: Eğer savcılık makamı adına, Cumhuriyet savcılığı gibi ciddi bir makam adına, kişisel hakaret veya yönlendirme içerikli bir yaklaşım söz konusu olmuşsa, bunun hem meslek etik kuralları açısından hem de hukuk devleti ilkesi açısından ciddi bir sorun oluşturacağını düşünüyorum. Bu nedenle bu süreçlerin ilgili merciler olan Adalet Bakanlığı ve HSK tarafından değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum.
Ayrıca, bu tür iddiaların somutlaştırılması, kamera kayıtları ve benzeri deliller üzerinden açık şekilde incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde bu durum ciddi bir güven zafiyeti oluşturacaktır. Bu ifadeleri kullanan kişinin tespit edilmesi gerektiğini de ayrıca ifade ediyor ve en güçlü şekilde kınıyorum.”






