İranlılar ABD ile anlaşmaya umut ve şüphe arasında bakıyor

iran abd savaş

İSTANBUL (Medyascope, Goltane Ghazi) – İran ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), savaşı sona erdirmeyi amaçlayan anlaşmayı İsviçre’de imzalayacaklarını duyurdu. Peki İranlılar ABD ile anlaşmaya nasıl bakıyor? Yarın (19 Haziran) resmî olarak yürürlüğe girecek anlaşma, yıllardır yaptırımlar ve sıcak çatışma tehdidi altında yaşayan İran halkında umut, şüphe ve derin bir bölünmeyi beraberinde getirdi. İran’da yaşayan Şirin, Rıza ve Ümit, anlaşmaya ilişkin düşüncelerini Medyascope’a paylaştı.

Haberin özeti

Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.

  • İran ve ABD, savaşı sona erdirmek için İsviçre’de bir anlaşma imzalayacak.
  • İranlılar ABD ile anlaşmaya umut ve şüphe arasında bakıyor
  • Şirin, geleceği için umutlu ancak kalıcılığı konusunda şüpheci; Rıza, ekonomik rahatlama bekliyor ama gerilimin sona ermeyeceğini düşünüyor.
  • Ümit ise anlaşmayı ABD’nin tuzağı olarak görüyor ve şüpheyle yaklaşıyor.
  • Birçok İranlı, anlaşmanın gerçekçi bir çözüm sunmadığına inanıyor ve geçmişteki politikaları hatırlatıyor.
İlgili bağlantılar
iran abd savaş
İranlılar ABD ile anlaşmaya umut ve şüphe arasında bakıyor

İran ve ABD, Washington ile Tahran arasında savaşı sona erdirecek anlaşmayı 19 Haziran Cuma günü İsviçre’de imzalayacak. İran halkında bir yandan savaş ihtimalinin ortadan kalkacak olmasının getirdiği büyük bir rahatlama hissi öne çıkarken, diğer yandan iki yönetimin de taahhütlerine sadık kalıp kalmayacağına dair güvensizlik sürüyor. Bazı İranlılar ise olası anlaşmanın hükümetin ekonomik ve siyasi baskı gücünü daha da artırabileceği endişesini taşıyor. İranlılar ABD ile anlaşmaya umut ve şüphe arasında bakıyor. Tahran’da yaşayan Şirin, Rıza ve Ümit, bu anlaşmaya dair düşüncelerini Medyascope ile paylaştı.

“Normal bir hayat yaşamak istiyoruz”

Tahran’da yaşayan 29 yaşındaki banka çalışanı Şirin, anlaşmanın kendisinde yarattığı rahatlama ve güven duygusunu şu sözlerle anlattı:

“Anlaşmaya varılacak olması beni çok mutlu ediyor. İran’ın güneyinde ya da Hürmüz Boğazı’nda bile olsa her saldırı haberi geldiğinde çok korkuyordum. Geceleri uyuyamıyor, günlük işlerimi bile yapamıyordum. İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında savaşın tamamen sona erdirilmesi amacıyla bir mutabakat sağlanmasından memnunum. Ancak bunun gerçekleşmesini istesem de anlaşmanın tamamlanacağı konusunda çok iyimser değilim. Çünkü İran hiçbir koşulda geri adım atmak istemiyor, ABD ise nükleer teknolojinin tamamen ortadan kaldırılmasını talep ediyor.”

Ülkenin ve halkın geleceği için hayallerini anlatan Şirin, yıllardır İran’da yaşanan gerginlikler ve baskılardan kurtulup “normal” bir hayat yaşamak istediğini söyledi:

“Biz ise ergenlik yıllarımızdan beri yaptırımlar altında yaşıyoruz ve birçok zorlukla karşı karşıya kaldık. Çocuklarımın da yaptırımlar altında bir hayat yaşamasını istemiyorum. Bu görüşmelerin sonuç vermesini ve nükleer meselenin, aynı zamanda İran ile ABD arasındaki düşmanlığın sona ermesini tüm kalbimle destekliyorum. Dünyanın diğer insanları gibi bizim de rahat, kaygısız ve normal bir hayat yaşayabilmemizi istiyorum.”

Savaşın sona ermesi ihtimalinin kendisine umut verdiğini söyleyen Şirin, bu durumun kalıcı olup olmamasından şüphe ediyor. Ülkedeki radikal İslamcı grupların savaş sonrası dönemde daha fazla güç kazanmasından kaygı duyduğunu belirten Şirin, yönetimin ve destekçilerinin hükümete karşı olası protestoları bastırmak amacıyla daha radikal bir çizgiye kayabileceğinden korktuğunu söyledi:

“Onlar her türlü barış girişimine karşı çıkıyor, savaşın ve gerilimin sürmesini istiyorlar çünkü yaptırımlardan çeşitli avantajlar elde ediyorlar. Pezeşkiyan hükümetinin onları susturabilecek kadar güçlü olup olmadığını bilmiyorum. Bu çok zor bir mesele. Çünkü bu insanlar savaş ve bombardıman döneminde bile her gece sokaklara çıkıp destek gösterileri düzenlediler. Şimdi ise kendilerini İslam Cumhuriyeti’nin sahibi ve koruyucusu olarak görüyorlar ve yetkililerin kendi isteklerini uygulamasını bekliyorlar.”

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan
İranlılar ABD ile anlaşmaya umut ve şüphe arasında bakıyor

“Anlaşma, bana geleceğe yönelik plan yapma gücü veriyor”

Rıza, 35 yaşında ve turizm sektöründe çalışıyor. Rıza anlaşmanın İran halkına ekonomik güven getireceğine inanıyor. Rıza’ya göre yaptırımların azalmasıyla birlikte ülke ekonomisi canlanabilir ve İran’ın turizm sektörü yeniden büyüme fırsatı yakalayabilir:

“İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir mutabakat zaptının (MOU) imzalanması çok olumlu bir gelişme. İran halkını ve İran’ı destekleyen herkesin bu gelişmeden memnuniyet duyması ve onu desteklemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu anlaşma savaş tehdidini ortadan kaldırıyor ve yalnızca benim için değil, tüm İranlılar için geleceğe dair daha net bir perspektif oluşturuyor. Bana geleceğe yönelik plan yapma gücü veriyor. Bu mutabakatın piyasaları sakinleştireceğine, ülkenin ekonomik durumunu iyileştireceğine inanıyorum. Hatta İran’da turizmi canlandırabilir. İran’ın bu alanda büyük bir potansiyeli var ve turizm ülke için önemli bir gelir kaynağı olabilir.”

Rıza, İran ile ABD arasındaki gerilimin bu anlaşmayla sona ereceğine inanmadığını belirterek, sürece farklı bir açıdan yaklaştığını söyledi. Rıza’ya göre anlaşmanın sağlayacağı ekonomik rahatlama ve turizm sektöründeki olası canlanma, siyasi sonuçlarından daha önemli:

“İran’ın nükleer programı konusunda kapsamlı bir anlaşmaya varılabileceği konusunda bazı şüphelerim var. Çünkü Trump, İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasını istiyor. İran ise programı korumak ve yalnızca nükleer silaha sahip olmadığını garanti etmek istiyor. Bu nedenle önümüzdeki 60 gün altın değerinde bir fırsat olabilir ve İran’ın bu fırsattan en iyi şekilde yararlanması gerektiğini düşünüyorum. İran yıllardır nükleer programının barışçıl olduğunu Batı’ya anlatmaya çalışıyor ancak bunda başarılı olamadı. Bu nedenle önümüzdeki süreç oldukça zorlu olacak. Buna rağmen Arakçi’ye güveniyorum.”

Rıza, ülkedeki sertlik yanlısı kesimlerin anlaşmaya karşı çıkmaları nedeniyle süreci engelleyebileceklerinden de endişe duyduğunu söyledi. Böyle bir durumda hem İran’ın ekonomik sıkıntılarının devam edeceğini hem de ülke içindeki siyasi ve toplumsal gerilimlerin süreceğini düşünüyor:

“Öte yandan, İran’daki sertlik yanlılarının desteklediği bir isim olan Galibaf’ın süreçte yer alması, bu kesimin anlaşmaya karşı çıkmasını ve engel çıkarmasını önleyebilir. Ayrıca Meclis Başkanı olarak, sertlik yanlısı milletvekillerini hükümete destek vermeye zorlayabilecek bir konumda bulunuyor.”

“Bu anlaşma, binlerce İranlının mücadelesine ihanet”

Bir lisede Şeriat ve İslam kültürü öğretmenliği yapan 38 yaşındaki Ümit ise ABD’ye güvenmediği için bu anlaşmaya karşı olduğunu anlattı.

Kendi kuşağının Amerika’ya güvenilmeyeceğini duyarak büyüdüğünü belirten Ümit, “Amerika Birleşik Devletleri daha önce yapılan anlaşmalardan çekildi, müzakerelerin ardından bile yaptırımlar uyguladı ve çıkarlarına uygun olduğunda defalarca tutum değiştirdi. Bu geçmiş nedeniyle bugün imzalanacak herhangi bir anlaşmanın İran’ın güvenliğini ya da geleceğini garanti altına alabileceğine inanmıyorum” dedi.

Hamaney’in ABD’ye güvenilmemesi konusunda uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Ümit, “Bizim gibi birçok kişi için bu sözler geçici bir siyasi anlaşmazlıktan ziyade daha derin bir stratejik gerçeği yansıtıyordu. ABD ile yapılan müzakerelerin defalarca kâğıt üzerinde vaatler, uygulamada ise baskı ürettiğine inanıyoruz. Bu nedenle bu anlaşmayı tarihi bir başarı olarak sunmak, onlarca yıllık tecrübeyi görmezden gelmek anlamına geliyor” diye devam etti.

Bu anlaşmanın, o sıralar kapalı olan ve İran’ın kontrolü altında bulunan Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlamak için kurulmuş bir tuzak olduğunu düşünen Ümit, anlaşmanın imzalanması halinde İran’ın elindeki en önemli stratejik kozunu kaybedeceğini savundu. Ümit, bu nedenle anlaşmaya şüpheyle yaklaştığını ve İran’ın somut güvenceler almadan böyle bir adım atmaması gerektiğine inandığını söyledi:

“Mevcut koşullar altında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına da karşıyım. Hürmüz, İran’ın elindeki en önemli stratejik araçlardan biridir. Yıllardır Batılı ülkeler ve bölgedeki ortakları, bir yandan İran üzerindeki baskıyı artırırken diğer yandan Basra Körfezi’ndeki istikrardan faydalandılar. Eğer İran’ın küresel piyasaları etkileyebilecek ve yabancı güçleri politikalarını yeniden gözden geçirmeye zorlayabilecek bir kozu varsa, bunun karşılığında somut ve geri döndürülemez güvenceler almadan bu kozu bırakması için hiçbir neden yoktur. Ekonomik baskı yalnızca İran’a karşı kullanılan bir araç olmamalıdır; dünya da İran’ın güvenliğini tehdit eden politikaların sonuçlarını hissetmelidir.”

Ümit, anlaşmanın imzalanmasının ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının, savaşın sona erdiği anlamına gelmediğini vurguladı. Tam tersine, bunun ABD’ye geçici bir nefes alma ve yeniden toparlanma fırsatı sağlayacağını düşünüyor. Ümit, anlaşmanın Washington’a güçlerini yeniden organize etmesi ve ileride İran’a karşı daha sert adımlar atabilmesi için zaman kazandıracağından endişe ettiğini söyledi:

“Uzlaşmayı destekleyenler gerilimin sona ermesi gerektiğini savunuyor. Ancak bizim gibi birçok kişi bunun tam tersinin öğrenilmesi gereken ders olduğuna inanıyor. Bize göre yabancı güçleri müzakere masasına getiren şey taviz vermek değil, direniştir. Eğer bugün bölgedeki Amerikan çıkarları üzerindeki baskı azaltılırsa, Washington yeniden toparlanıp ileride yeni taleplerle geri dönebilir. ABD bölge genelinde askeri varlığını sürdürüyor ve bu durum devam ettiği sürece birçok İranlı bunu doğrudan bir tehdit olarak görmeye devam edecektir. Bu bakış açısına göre İran, ABD Ortadoğu’daki askeri rolünü ciddi ölçüde azaltana ya da tamamen sona erdirene kadar siyasi, ekonomik ve stratejik baskı uygulamayı sürdürmelidir.”

“İran bu savaştan güçlenerek çıktı”

İran kamuoyunda anlaşmaya ilişkin ortak bir iyimserlikten söz etmek zor. Birçok İranlı, anlaşmanın savaşın sonunu getireceğine inanmıyor ve sürece şüpheyle yaklaşıyor. Kimi ABD’nin geçmişteki politikalarını hatırlatarak Washington’a güvenilemeyeceğini savunuyor, kimi ise İran’ın son savaşta gösterdiği askeri gücün, ülkeyi ABD için daha ciddi bir rakip haline getirdiğini düşünüyor. Bu nedenle anlaşma, bazıları tarafından barışın başlangıcından ziyade yeni bir mücadelenin ara dönemi olarak görülüyor. 

Ümit bu durumu şöyle açıkladı:

“Anlaşmanın destekçileri bunun yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söylüyor. Ben ise bunun eski bir döngünün tekrarı olmasından korkuyorum: müzakereler, vaatler, geçici rahatlama ve ardından yeniden baskı. Kalıcı bir normalleşmeden söz edilebilmesi için ABD’nin sözlerle değil, eylemleriyle İran’ın egemenliğine saygı göstermeye ve verdiği taahhütlere bağlı kalmaya hazır olduğunu kanıtlaması gerekiyor. O zamana kadar, İran’dan güvenmesini isteyen herhangi bir anlaşmaya karşı derin şüphelerimi koruyacağım. Çünkü benim görüşüme göre ABD, defalarca güvenilmez olduğunu göstermiş bir ülkedir.”

Rıza ise son savaşta gösterilen güç hakkında şöyle konuştu:

“İran İslam Cumhuriyeti’nin bir destekçisi değilim. Ancak şunu kabul etmek gerekiyor ki, savaşın ilk gününde dini liderini ve üst düzey komutanlarını kaybetmesine rağmen İran bu savaşın kazananı oldu. Çünkü Hürmüz Boğazı kartını etkili bir şekilde kullandı, bu süreçte herhangi bir aksaklık yaşamadı ve sonunda dünyanın en büyük güçlerinden birini ateşkes ve ardından mutabakat imzalamaya zorlamayı başardı.”

Anlaşmada neler var?

14 maddelik anlaşmanın içeriği şöyle:

  1. İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri, mevcut savaşta yer alan müttefikleriyle birlikte, bu Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasıyla tüm cephelerde, Lübnan da dâhil olmak üzere, savaşın derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan eder. Taraflar, bundan sonra birbirlerine karşı herhangi bir düşmanca eylemde bulunmamayı, güç kullanma veya güç kullanma tehdidinden kaçınmayı taahhüt eder. Nihai Anlaşma, bu madde ile diğer maddelerin hükümlerini teyit edecektir.
  2. İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi ve birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemeyi taahhüt eder.
  3. İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri, en fazla 60 gün içinde, karşılıklı mutabakatla uzatılabilecek şekilde, müzakere ederek Nihai Anlaşma’ya varmayı taahhüt eder.
  4. Bu Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasının hemen ardından Amerika Birleşik Devletleri, İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik deniz ablukasını kaldıracak, herhangi bir müdahale veya engellemeyi önleyecek ve en geç 30 gün içinde deniz trafiğini tam kapasitesine geri döndürecektir. Gemi trafiği, İran İslam Cumhuriyeti açısından savaş öncesi trafik hacmiyle orantılı olacaktır. ABD ayrıca, Nihai Anlaşma’dan sonraki 30 gün içinde çevre bölgelerdeki güçlerini çekmeyi taahhüt eder.
  5. İran İslam Cumhuriyeti, bu Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasının ardından, Basra Körfezi ile Umman Denizi arasındaki ticari gemi trafiğinin, teknik engellerin kaldırılması ve mayınların temizlenmesi ihtiyacı göz önünde bulundurularak, en geç 30 gün içinde savaş öncesi seviyeye dönmesini sağlamak için gerekli adımları derhal atacaktır.
  6. Amerika Birleşik Devletleri, bölgesel ortaklarıyla birlikte, İran İslam Cumhuriyeti’nin yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için her iki tarafın da üzerinde uzlaştığı kapsamlı bir plan oluşturmayı ve bunun için en az 300 milyar dolarlık finansman sağlamayı taahhüt eder. Bu planın uygulanma mekanizması, Nihai Anlaşma’nın bir parçası olarak 60 gün içinde belirlenecektir.
  7. Amerika Birleşik Devletleri, Nihai Anlaşma’nın bir parçası olarak üzerinde uzlaşılacak takvim çerçevesinde, İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik tüm yaptırımları kaldırmayı taahhüt eder. Buna, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu kararları ile ABD’nin birincil ve ikincil tüm tek taraflı yaptırımları dâhildir.
  8. İran İslam Cumhuriyeti, hiçbir zaman nükleer silah üretmeyeceğini yeniden teyit eder. İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri, zenginleştirilmiş nükleer materyalin geleceği ile İran’ın nükleer ihtiyaçları da dâhil olmak üzere, karşılıklı olarak üzerinde uzlaşılan diğer tüm nükleer konuların Nihai Anlaşma’da yeterli şekilde ele alınması konusunda mutabık kalmıştır. Nihai Anlaşma, bu maddenin hükümlerini teyit edecektir.
  9. İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri, Nihai Anlaşma’ya kadar mevcut durumun korunması konusunda anlaşmıştır. Buna göre İran, nükleer programında mevcut durumu koruyacak; ABD ise İran’a yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgedeki askerî varlığını artırmayacaktır.
  10. Amerika Birleşik Devletleri, bu Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasının hemen ardından ve yaptırımlar kaldırılıncaya kadar, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran ham petrolü, petrokimya ürünleri ve bunların türevlerinin ihracatı ile bunlara ilişkin bankacılık, sigorta, taşımacılık ve benzeri tüm hizmetler için muafiyetler tanıyacağını taahhüt eder.
  11. Amerika Birleşik Devletleri, Nihai Anlaşma’ya yönelik müzakerelerde kaydedilen ilerleme doğrultusunda, İran İslam Cumhuriyeti’ne ait dondurulmuş veya kısıtlanmış fon ve varlıkların serbest bırakılmasını ve tamamen kullanılabilir hâle getirilmesini taahhüt eder. Ana hesapta tutulan veya başka hesaplara aktarılmış olan bu fonlar, İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından belirlenen nihai yararlanıcı ödemelerinde kullanılabilecektir.
  12. İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri, Nihai Anlaşma’nın başarılı bir şekilde uygulanmasını ve gelecekte de taahhütlere bağlı kalınmasını denetlemek amacıyla bir uygulama mekanizması kurulması konusunda anlaşmıştır.
  13. Bu Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasının ardından ve bu mutabakatın 4, 5, 10 ve 11. maddelerinin uygulanmaya başlanacağına dair güvencelerin alınması ile bu adımların uygulanmasının sürdürülmesi koşuluyla, İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri yalnızca geri kalan maddeler hakkında Nihai Anlaşma müzakerelerine başlayacaktır.
  14. Nihai Anlaşma, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bağlayıcı bir kararıyla onaylanacaktır.

Üst düzey yetkililer de öldü

Savaş sırasında yaklaşık 10 bin kişi hayatını kaybetti. Bunların 3 ila 6 bininin İranlı olduğu tahmin ediliyor. Hayatını kaybedenler arasında çok sayıda üst düzey İranlı komutan ve dini lider de bulunuyor:

  • Ali Hameney – Dini lider
  • Aziz Nasirzadeh – Savunma Bakanı
  • Muhammed Pakpur – İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) komutanı 
  • Ali Semhani – İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri
  • Muhammed Şirazi – İran Devrim Muhafızları Ordusu’nda tuğgeneral
  • Abdurrahim Musevi – İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı 
  • Ali Laricani – Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri
  • Gulam Rıza Süleymani – İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (IRGC) bağlı paramiliter Besic güçlerinin komutanı 
  • İsmail Hatib – İranlı din adamı, güvenlik bürokratı ve istihbarat görevlisi
  • Ali Rıza Tengsiri – İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) Deniz Kuvvetleri komutanı
  • Güvenlik gerekçesiyle röportaj yapılan kişilerin isimleri değiştirilmiştir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş