Masada Kalanlar (11): Dikkat, mutfakta annem var!

Annemle mutfakta şaka olmaz.

Bazı insanların bunu nasıl hâlâ anlayamadığına şaşarım. Üstelik bunlar yabancı da değil, aile içinden, eş dost çevresinden. Annemden umudu kesmemişlerdir, annemde bir tek onların gördüğü bir potansiyel vardır ve sanki bundan önceki başarısızlık dolu on yıllar, onlar annemle birlikte mutfağa girmedikleri için yaşanmıştır. Eğer annem onların gözetiminde olursa mutfakta harikalar yaratmaz belki ama her iyi aşçının yanında görmek isteyeceği bir yamak olabilir. Tabii bizimkilerdeki bu ham hayal yerini her zaman büyük hayal kırıklıklarına bırakır.

Ayrıca, bırakın annemden aşçı yamağı çıkarmayı, saf olmayan herkes bir sofra kurulacakken mutfağın civarında dahi dolaşmasının tehlike arz ettiğini bilir. Zira annem, mutfakta verdiği zararın sonrasını düşünmez. O anki içgüdüleri onu öyle davranmaya itmiştir, sonrasını ancak vakit geldiğinde düşünür.

Buzdolabının kapağını açınca anneannemin misafir için özene bezene hazırladığı bir pastayla mı karşılaştı, yapmanız gereken tek şey acilen yangın alarmı falan vererek annemi oradan uzaklaştırmak olmalıdır. Annem pastayı ezkaza yalnız yakalarsa…

Masada Kalanlar (11): Dikkat, mutfakta annem var! mutfakta annem var
Masada Kalanlar (11): Dikkat, mutfakta annem var!

Bir gün, anneannem pastanın üzerini bütün elmalarla süslemiş. İyi de, annemin canı da tam o anda ekşi bir elma çekmiş. Açmış dolabı, görmüş pastayı. İçinden bir ses elma diyor, ye diyor, bir tadına bakıver en azından diyor -malum, Adem’le Havva’ya da buna benzer bir şey olmuştu. Üstelik mutfakta kimseler yok.
Annem bu pastanın üstündeki elmayı yerinden usulca çıkarıyor, sonra bir diş alıyor. I ıh, beğenmedi.

Elmadaki ısırıklar…

İçindeki ses bu kez trampetler çalarak “Diğer elma! Diğer elma!” diye bağırmaya başlıyor, kulakları uğulduyor, gözleri o ikinci elmadan başka bir şey görmez oluyor. Apple logosuna dönmüş elmayı ters çevirerek pastadan çıkardığı boşluğa saplıyor ve diğer elmayı alıyor. Hemen ağzına götürüyor, ama bu da göründüğü gibi güzel değil. Trampetler başlıyor yeniden, pastanın üzerinde iki elma daha var, elbette biri güzel çıkacak. Hem artık tecrübeli, ne yapacağını çok iyi biliyor. Onu da geri yerine yerleştirip üçüncü elmayı alıyor. Bir türlü istediği gibi bir elma bulamıyor. Eli hemen dördüncüye gidiyor ama üç büyük diş elma yediği için artık iştahı biraz sönümlenmiş, eski heyecanını, coşkusunu yitirmiş, onu da bırakıyor.

Akşam yemekler yeniyor, çaylar kahveler içiliyor, bir aşamada anneannem misafirlerine ikram etmek üzere pastayı çıkarıyor. Meğer bu pasta, elmayla birlikte yendiğinde daha lezzetli oluyormuş. O yüzden de bir dilim pastanın yanına bir parça kesmek için elmayı eline alıyor ki bir de ne görsün? Elmadan devasa bir ısırık alınmış. İkinci elmaya bakıyor, ama hiç umudu kalmamış artık, üç, dört, hiçbir şey değişmiyor, misafirler anneanneme bakıyor, onunsa mahcubiyetten tansiyonu altıncı kata fırlamış, son bir gayret evin tek şüphelisi annemin adını bağırıyor.

Anneme göre ise bu hikâyedeki yegâne hata “dekor amaçlı” konan elmaların yenmesine karar verilmesi. Pastayı yemekle yetinseler elmalardaki deformasyon kimsenin dikkatini çekmeyecek. Madem ki böylesine yanlış bir karara vardılar, elmalardaki ısırıkları da sorun etmemeliler.

Bir seferinde de annemden ümidini kesmemiş arkadaşlarından biri, “akşama müdür yardımcım bize yemeğe gelecek, onun yaptığı kurabiyeden çıkarmam lazım, gel birlikte hazırlayalım,” diyor. Kurabiyenin neye benzediğini bilmiyorum, çok önemli de değil zaten, adı “kopar-at”. İşte devasa bir hamur topundan bir parça koparıp tepsiye atıyorsun, ismi buradan geliyor. Annemin arkadaşı bu kurabiyeyle üstünü etkilemeyi düşünüyor. Ama annemin ne zaman sıkılacağını ve o an geldiğinde, hadi bir parça kopardı diyelim, o parçayı nereye atacağını kimse bilemez.

Hakikaten de böyle oluyor, annem birkaç parçadan sonra sıkılıyor. Hamur topuna bakıyor, hamur topu ona bakıyor, olacak şey değil, diyor ve o esnada salonda olan arkadaşına seslenerek koparmaktan vazgeçtiği devasa hamur topunu kaldırıp “bak nasıl da kopardım hepsini,” dedikten sonra mutfağa doğru yolluyor.

“Şimdi de attım. Bitti.”

Arkadaşı mancınıktan fırlatılmışçasına üstüne uçan hamur topunu yakalayabilmek için elindeki ne varsa bırakıp bir kaleci gibi plonjon yapıyor. Ne yazık ki, bu üstün çaba hamurun yerlere saçılmasına ve arkadaşına ilave iş çıkmasına mani olamıyor.

Zaman geçmiş, malzeme azalmış, halı batmış… Annemse hiç oralı değil, vicdanen alabildiğine müsterih. “Zaten seni terfi ettirmeyecek o,” diyor, “Uğraşma hiç, kadını da böyle kopar at.”

Galiba haklı çıktı, bir süre sonra müdür yardımcısı işten ayrılınca arkadaşı da terfi alarak onun yerine geçti. Annem öngörüsüz bir kadındır demiyorum asla, sadece yemek hazırlanırken civarda olmasının tehlike arz edebileceğini söylüyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş