İSTANBUL (Medyascope) – Direnç Hikâyeleri’nin bu bölümünde Nur Betül Aras’ın bu haftaki konuğu Boğaziçi Üniversitesi’nde 2021 yılında başlayan kayyum rektör protestolarının simge isimlerinden öğretim üyesi Tuna Tuğcu oldu. Tuğcu, kayyum rektör atamasına karşı gelişen mücadelenin nasıl şekillendiğini, ihraç sürecini ve kendisine yapılan emeklilik tekliflerini anlattı.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Tuna Tuğcu, Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektör atamasına karşı mücadelenin nasıl şekillendiğini anlattı.
- Tuğcu, Boğaziçi kültürünün eleştirilmeye açık olmanın önemine dayandığını vurguladı.
- Direnişin sadece akademisyenlerin değil, öğrenciler ve mezunların da dahil olduğu bir mücadele olduğunu belirtti.
- Emeklilik tekliflerini kabul etmeyen Tuğcu, mücadelenin kişisel çıkarlar için olmadığını ifade etti.
- Türkiye’deki sorunların üniversitelerle sınırlı olmadığını, yapısal reformların tüm alanlarda gerekli olduğunu söyledi.
Boğaziçi Üniversitesi’ndeki direnişin simge isimlerinden akademisyen Tuna Tuğcu, kayyum rektör atamasına karşı verilen mücadelenin perde arkasını, ihraç sürecini ve üniversitede yaşanan dönüşümü anlattı. Tuğcu, 1 Ocak 2021 gecesi yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasının ardından akademisyenlerin nasıl bir yol izleyeceğini ilk anda bilmediğini söyledi. Ancak üniversite bileşenlerinin ortak bir direnme iradesine sahip olduğunu belirten Tuğcu, zaman içinde yöntemin kendiliğinden şekillendiğini ifade etti:
“Direnme konusunda kimsenin bir tereddütü yoktu. Kimsenin ağzından ‘Buraya kadarmış’ sözünü duymadım. Nasıl mücadele edeceğimizi tartıştık ve direniş kendi yolunu buldu.”
“Boğaziçi kültürü, eleştirilebilmektir”
Boğaziçi Üniversitesi’ni diğer yükseköğretim kurumlarından ayıran en önemli unsurun kurum kültürü olduğunu söyleyen Tuğcu, bu kültürün farklı görüşlerin özgürce dile getirilebilmesine dayandığını vurguladı.
Kendi yöneticilik döneminden örnek veren Tuğcu, personelinin kendisini yanlış bir uygulama konusunda uyardığını ve bunun sayesinde olası bir hukuki sorumluluktan kurtulduğunu anlattı. Bu deneyimin, eleştiriye açık olmanın önemini gösterdiğini belirten Tuğcu, “İnsanların sizinle rahat konuşabilmesi çok önemli. Bugün yaşadığımız ise tam tersi; yanlışı söylediğiniz anda cezalandırılıyorsunuz” dedi.
Tuğcu’ya göre üniversite kültürü yalnızca akademik başarıdan ibaret değil. Asıl önemli olan, farklı görüşlere sahip insanların birbirlerini dinleyebilmesi ve ortak yaşam kültürü geliştirebilmesi.

“Bu, yalnızca hocaların direnişi değil”
Boğaziçi direnişinin yalnızca akademisyenlerin mücadelesi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Tuğcu, öğrenciler, mezunlar ve idari personelin de sürecin ayrılmaz parçası olduğunu belirtti.
Direnişin uzun yıllar devam edebilmesinin en önemli nedenlerinden birinin sürdürülebilirlik olduğunu ifade eden Tuğcu, farklı görüşlere sahip insanların ortak ilkeler etrafında buluşabildiğini söyledi:
“Ünal Zenginobuz’la da, Mine Eder’le de zaman zaman çok sert tartışmalar yaşadık. Ama bugün geriye dönüp baktığımda, o tartışmalar için kendilerine müteşekkirim. Çünkü o fikir ayrılıkları sayesinde ben de çok şey öğrendim. Karşılıklı olarak birbirimizi daha iyi anlama fırsatı bulduk. Sonuçta farklı dünyaların insanlarıyız. Burada önemli olan, farklı düşünmemize rağmen ortak değerlerde buluşabilmemizdi. Boğaziçi Üniversitesi’ne akademisyen alınırken de, öğrenci kabul edilirken de ölçütün “bizden-sizden” anlayışı ya da kayırmacılık değil, liyakat olması gerektiğini savunduk. Liyakatten söz edebilmek için de öncelikle kurallara ve usullere bağlı kalınması gerekir. Biz başından beri bunu savunduk. Bu konularda zaten aramızda hiçbir görüş ayrılığı yoktu”
“Emeklilik teklifini kabul etmedim”
Görevden alınmadan önce kendisine üç kez emeklilik teklif edildiğini anlatan Tuğcu, bunu kabul etmesi halinde hukuki mücadelesinin etkisiz bırakılacağını düşündüğünü söyledi. Tuna Tuğcu, “Bu mücadele benim koltuğumla ilgili değil. Ben daha önce yöneticilik görevlerinden kendi isteğimle ayrıldım. Burada mesele kişisel çıkar değil, doğru olduğuna inandığım bir ilkeyi savunmak” diye konuştu.
Türkiye’deki sorunların yalnızca üniversitelerle sınırlı olmadığını savunan Tuğcu, eğitimden çalışma hayatına kadar birçok alanda yapısal problemlerin bulunduğunu dile getirdi.
Tuğcu, üniversitelerde yapılacak tek başına reformların yeterli olmayacağını söyleyerek “Kreşten başlayıp eğitim sistemini, çalışma hayatını ve kurumları birlikte dönüştürmeden yalnızca üniversiteyi düzeltemezsiniz” dedi.







