İSTANBUL (Medyascope) – Transatlantik’te bu hafta Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Gönül Tol ve Ömer Taşpınar, Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi‘nin ABD-Türkiye ilişkilerine ve Türkiye’nin iç siyasetine etkilerini değerlendirdi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Gönül Tol ve Ömer Taşpınar, NATO Zirvesi’nin etkilerini analiz etti.
- Gönül Tol, NATO’nun güvenlik stratejisinin artık Rusya’nın yanı sıra ekonomik kırılganlıklar ve teknoloji rekabetini de kapsadığını belirtti.
- Ömer Taşpınar, CAATSA yaptırımları ile S-400 meselesinin kalıcı bir çözüm sunmadığını vurguladı.
- Zirvenin başarısı, Trump’ın vereceği mesajlarla netleşecek ve Türkiye’nin rolü sembolik kalacak.
- NATO’nun geleceği, ABD’nin Avrupa’ya olan desteği ile doğrudan bağlantılı.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Gönül Tol ve Ömer Taşpınar, tüm yönleriyle NATO Zirvesi’ni değerlendirdi. Gönül Tol, uzmanların süreci “NATO 3.0” olarak tanımladığını belirterek, ittifakın tehdit algısının Soğuk Savaş yıllarından önemli ölçüde farklılaştığını söyledi. NATO’nun artık yalnızca Rusya’nın askeri tehdidine değil, ekonomik kırılganlıklara, teknoloji rekabetine, Çin’in yükselişine ve bölgesel istikrarsızlıklara karşı da yeni bir güvenlik stratejisi geliştirmeye çalıştığını ifade eden Tol, ABD’nin Avrupa’nın güvenliğini tek başına üstlenmek istememesi nedeniyle Avrupa ülkelerinin kendi savunma kapasitesini artırmaya yöneldiğini belirtti. Tol, bu süreçte savunma sanayii üretim altyapısı güçlü olan Türkiye’nin önem kazandığını ifade etti.
“NATO’nun kuruluş aşamasında demokratik değerler belirleyici değildi”
Gönül Tol, Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından NATO’nun varlık nedeninin yeniden tartışılmaya başlandığını söyledi. Bu dönemde tehdidin niteliğinin değiştiğini ve NATO’nun da dönüşüm geçirdiğini belirten Tol, “NATO 1.0” olarak tanımladığı kuruluş döneminde demokratik standartların belirleyici olmadığını ifade etti:
“Buna en iyi örneklerden biri Portekiz’dir. NATO’nun 12 kurucu üyesinden biri olan Portekiz, ittifak kurulduğunda diktatörlüktü. Türkiye ve Yunanistan da 1950’lerde NATO’ya katıldı. Türkiye bugünkü gibi otoriter bir ülke değildi ama demokratik açıdan önemli sorunları vardı. Yunanistan için de benzer bir durum söz konusuydu. Buna rağmen her iki ülke de NATO’ya kabul edildi. Dolayısıyla NATO’nun ilk döneminde demokratik standartlar üyelik açısından öncelikli değildi. Ancak NATO 2.0 olarak tanımlayabileceğimiz Soğuk Savaş sonrası dönemde demokrasiye daha güçlü bir vurgu yapıldı. 1991 ve 1999’da kabul edilen NATO Stratejik Konseptleri bunu açıkça gösteriyor. Sovyet bloğundan çıkan Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelere yönelik genişleme sürecinde demokratik reformlar üyelik sürecinin önemli bir şartı haline geldi.”

CAATSA yaptırımları ve S-400 meselesi
Ömer Taşpınar, CAATSA olarak bilinen yaptırımların, ABD Kongresi tarafından kabul edilen ve Rusya ile askeri ilişkiler içinde bulunan ülkelere uygulanmasını öngören bir yasa olduğunu söyledi. Donald Trump’ın uzun süredir bu yaptırımların kaldırılabileceğine yönelik açıklamalar yaptığını hatırlatan Taşpınar, bugün “son dakika” olarak aktarılan gelişmenin aslında yeni olmadığını belirtti. Trump’ın daha önce de Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının satışını istediğini ve bu konunun çözülebileceğini ifade ettiğini anımsatan Taşpınar, “Trump’ın bu tür basın toplantılarında söylediklerinden çok, hangi somut adımların atılacağına odaklanıyorum. Amerikan basını da artık bu aşamaya geldi” dedi.
Ömer Taşpınar, yaptırımların başkanlık kararnamesiyle kaldırılmasının kalıcı bir çözüm olmayacağını, S-400 meselesi çözülmediği sürece ileride farklı bir ABD yönetiminin yaptırımları yeniden gündeme getirebileceğini vurguladı.
Gönül Tol, NATO Zirvesi’nin henüz tamamlanmadığını hatırlatarak, zirvenin başarısının Trump’ın ayrılırken vereceği mesajlarla daha net anlaşılacağını ifade etti. Tol, ABD’nin NATO’ya desteğini azaltması halinde ittifakın ciddi bir kriz yaşayacağını savunurken, Ömer Taşpınar ise Ankara’daki zirvenin Türkiye açısından sembolik önem taşıdığını ancak tartışılan meselelerin büyük ölçüde Türkiye’nin ötesinde, Avrupa ile ABD arasındaki yapısal güvenlik sorunlarından kaynaklandığını söyledi.








