İSTANBUL (Medyascope) – Haftaya Bakış’ın bu bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve gazeteci Kemal Can, Özgür Özel’in kurduğu YENİ Parti’yi, muhalefetin yeniden şekillenmesini ve çözüm sürecinin gelişimini değerlendirdi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır ve Kemal Can, YENİ Parti’yi ve muhalefetin durumunu değerlendirdi.
- Özgür Özel’in kurduğu YENİ Parti, muhalefet açısından önemli bir fırsat sunuyor.
- Çakır, YENİ Parti ile CHP içindeki tartışmaların sona erdiğini belirtti.
Medyascope Yayın Yönetmeni Çakır ve gazeteci Kemal Can, Özgür Özel ve ekibinin YENİ Parti’sini ve çözüm sürecini değerlendirdi. Çakır, yeni partinin muhalefet açısından önemli bir fırsat oluşturabileceğini söylerken, Kemal Can ise seçmenin iktidar alternatifi gördüğü bir siyasi hareket etrafında birleşme eğiliminde olduğunu belirtti.
Ve YENİ Parti kuruldu
CHP’den ayrılan 91 milletvekilinin kurduğu YENİ Parti’yi değerlendiren Ruşen Çakır, siyasi gündemde artık CHP içindeki tartışmaların geride kaldığını söyledi.

Çakır, “Ve YENİ Parti kuruldu. Artık gerçekten yeni bir dönem başladı. CHP içerisinde kavga mı, değil mi tartışmaları artık son. Özgür Özel de ilk andan itibaren iktidar hedefiyle konuşuyor. Artık CHP’yi geri almak gibi şeylere vurgu yapmayıp iktidar hedefiyle yola çıktı” dedi.
Yeni partinin, mevcut muhalefet tabanında yeni bir çekim merkezi oluşturabileceğini belirten Çakır, bunun tek başına yeterli olmayacağını ifade etti:
“Bugün Türkiye’de iktidarda olmayan çok sayıda parti var ama bunların hiçbirinin iktidar olma iddiası yok. Bu anlamda yeni parti insanlar için bir cazibe merkezi olabilir. Ama teorik olarak mümkün olan bu durumun pratikte başarıya dönüşmesinin garantisi yok.”
Kemal Can ise seçmen davranışının yalnızca siyasi partilerin performansıyla açıklanamayacağını söyledi:
“Seçmen bazen partilerin performansından ayrışarak kendi iradesini ortaya koyabiliyor. Kendisini temsil edeceğine inandığı yapıyı desteklediği gibi, kazanabileceğine inandığı partinin de arkasında duruyor”
Can, mevcut siyasi tabloda yeni partinin önemli bir fırsat yakaladığını ancak bunun doğru yönetilmesi gerektiğini belirterek “Bu yeni parti için kazanabilir bir ihtimal olduğu çok açık. Araştırmalar da bunu gösteriyor. Ama seçmene güven verecek güçlü bir hareket ortaya koyması gerekiyor. Yeni kadrolar açıklamaktan çok değişim enerjisini topluma yayabilmesi önemli” diye konuştu.
Çözüm sürecinde çözüme doğru
Kandil ziyaretine değinen Ruşen Çakır, görüştüğü isimlerden edindiği izlenimleri şöyle anlattı:
“Gitmeden önce güvendiğim bir kaynaktan devlet ile örgüt arasında mutabakat sağlandığını öğrenmiştim. Bana bunu sert biçimde yalanladılar ama Kandil’deki görüşmelerden sonra bunun doğru olduğu kanaatim güçlendi. Özellikle son beş saatlik toplantıda işin ana çerçevesinin tamamlandığı izlenimini edindim.”
İlk aşamada Avrupa’da bulunan siyasetçilerin dönüşü ve eyleme katılmadığı belirlenen örgüt mensuplarına ilişkin düzenlemelerin gündeme gelebileceğini söyleyen Çakır, “Önce daha kolay adımlar atılacak. Avrupa’daki isimlerin dönüşü, ardından eyleme karışmadığı tespit edilen örgüt mensuplarıyla ilgili süreç işletilecek. Daha zor başlıklar ise sonraya bırakılacak” diye konuştu.
- Haftaya Bakış (317): Tüm yönleriyle CHP’de seçilmiş ve atanmışların mücadelesi
- Ruşen Çakır yorumladı: “Bay Kemal”in “Kemal Bey”e dönüşmesinin derin anlamı
- Haftaya Bakış (307): Türkiye savaşın neresinde? İBB davasının gidişatı
- Ruşen Çakır yorumladı: Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a rağmen sürece sahip çıkıyor
- Özgür Özel’in ara seçim maratonu: Ne istedi, ne aldı?
Çözüm sürecinin başından itibaren aşamalı ilerlediğini söyleyen Kemal Can, “Zaten mutabık kalınmış bazı duraklar vardı. Strateji, önce kolay adımları atmak üzerine kuruldu. Fesih kararı en zor aşamaydı. Bundan sonra gelecek yasal düzenlemeler işin daha kolay kısmını oluşturuyor” dedi.
Buna rağmen sürecin demokratikleşme boyutunun hâlâ belirsiz olduğunu ifade eden Can, yasal çerçevenin çıkabileceğini söyledi:
“Meclis aritmetiği buna uygun görünüyor. Ama demokratik entegrasyonun nasıl gerçekleşeceği, AİHM kararları kapsamındaki isimlerin durumu ya da Selahattin Demirtaş gibi başlıklarda henüz somut bir tablo ortaya çıkmış değil”
Video deşifresi
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Haftaya Bakış’la karşınızdayız ve Kemal Can’la haftanın öne çıkan olaylarını konuşacağız. Kemal merhaba.
Kemal Can: Merhaba Ruşen.
Ruşen Çakır: Normalde ben de uzakta olacaktım biliyorsun ama bugün Ahbap Derneği soruşturması kapsamında, başka isimlerle birlikte tanık olarak ifade vermem gerekti. Tanık olarak ifade vermeye çağrıldım ama sanki şüpheliymişim gibi sorular sordular. Neyse, şöyle oldu sonunda: Savcıya, “Savcı Bey, benim geçen hafta perşembe günü nerede olduğumu biliyor musunuz?” diye sordum. Savcı, “Bilmiyorum, neredeydiniz?” dedi. “Kandil’deydim.” dedim. Ne yaptınız orada?” diye sordu. Röportaj yaptığımı söyledim. Ama takip edememiş, çok yoğunmuş. Hiç medyaya bakamadığını söyledi. Ben de kendisine ‘’beni bu röportajla ilgili çağırırsınız diye bekledim. Ahbap Derneği soruşturması için çağırdınız’’ dedim. Yani çalışmadığım yerden. Bu ilginç bir şey. Türkiye’nin garipliği. Normalde PKK yöneticilerinden Duran Kalkan’la röportaj yapmış birisinin savcılığa çağrılması kadar normal bir şey olamaz. Çağrılmaya meraklı değilim ama hani çağırsalar kimse ‘’ne alâkası var’’ demez. Ama burada ne oldu? 2023 Maraş Depremi döneminde, Ahbap Derneği üzerine yaptığım bir yayın üzerinden bana sorular sordular. Başkalarına da sordular; Fatih Altaylı, Özlem Gürses, Şahan Gökbakar…. Daha önce de sormuşlardı. Neyse bunu da atlattık.
Gelelim Yeni Parti meselesine. Yeni Parti 91 milletvekiliyle kuruldu. Oybirliğiyle Özgür Özel Genel Başkan seçildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın internet sitesine girildi. Bunun, İçişleri Bakanlığı tarafından tam onaylandığı anlamına gelip gelmediği henüz belli değil. Ama sonuçta Yeni Parti, Meclisteki ikinci büyük parti grubu oldu şu an itibarıyla. CHP, DEM Parti ve MHP’nin ardından beşinciliğe düşmüş. Yanlış anlamalar, kafa karışıklığı olmasın diye, kurucu olarak, milletvekilleri dışında başka isimler koymamaya karar verdiler. Bazı isimlerin de Yeni Parti’ye henüz geçmediği söyleniyor. Çünkü es kaza yargıdan mutlak butlanı bozacak bir karar çıkacak olursa, o kalanlar, özellikle milletvekili olmayan parti meclis üyeleri, tekrar partiyi kurultaya taşısın diye böyle bir uygulama yapılmış. Diğer yandan da istifalar olduğu söyleniyor. Her yerden bir başka rakam çıkıyor; 100 bin, 150 bin, şu kadar bin kişinin istifa ettiği söyleniyor. İstifa edenler, sosyal medyada ekran görüntülerini paylaşıyor filan. Bu arada sosyal medyada Yeni Parti logosu ile ilgili tartışmalar da oldu. Logoyu Netflix’in yazı stiline benzetenler, Yeni Rakı’ya benzetenler çıktı. Bu arada, merak ediyorum, mesela haftaya salı ya da çarşamba günü grup toplantısı yapabilecekler mi? O kadar hızlanacak mı? Ben çok emin değilim. Ve tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi’nde geride kalanlar da laf yetiştirmeye çalışıyorlar. Bu hafta sonu İstanbul’da bir katılım töreni düzenleyeceklermiş. Kılıçdaroğlu birilerini ziyaret edip çocuklarla fotoğraf çektiriyor. Böyle bir havadayız. Şimdi gerçekten yeni bir dönem başladı. CHP içerisinde ‘’kavga mı, değil mi?’’ tartışmaları artık son bulmak zorunda ve Özgür Özel de ilk andan itibaren iktidar hedefiyle konuşuyor; ‘’CHP’yi geri almak’’ gibi cümlelere vurgu yapmayıp iktidar hedefiyle yola çıktı.
Ben birkaç gün boyunca bununla ilgili değerlendirmeler yaptım. Mesela bu sabahki yayınımı izledin mi bilmiyorum. Şöyle bir şey görüyorum Kemal: Bugün Türkiye’de iktidarda olmayan çok sayıda parti var. Ben bunlara tam olarak muhalefet diyemiyorum. Çünkü muhalif olup olmadıkları biraz tartışmalı. DEM Parti’yi ayırırsak, o apayrı bir yerde, onun dışındaki partilerin hiçbirisinin iktidar olma iddiası yok. Hatta kamuoyu araştırmalarına baktığımız zaman, %7 barajını kendi başlarına geçmeleri bile çok zor. Ama mesela İYİ Parti Zafer Partisi seçim ittifak yapar mı?’’ deniyor. Bir yandan da Türkiye’de Erdoğan iktidarından kurtulma arayışı olan kitleler var. Bu anlamda, bu Yeni Parti onlar için pekâlâ bir cazibe merkezi olabilir. Sabahki yayınımda da bunu söylemeye çalıştım. Teorik olarak bu mümkün. Ama pratikte siyasi iktidar yine bir yeni engel çıkartacaktır Yeni Parti’ye; bu, hiç şaşırtıcı olmaz. İkincisi, böyle bir imkân var diye bu partinin bunu ustalıklı bir şekilde değerlendirebileceğinin de garantisi yok. Ne dersin?
Kemal Can: Şöyle bir açmaz var: Senin ‘’teorik olarak böyle bir imkân var’’ dediğin şeyi seçmen kendiliğinden yapabilir. Yani daha önce bazı seçim dönemlerinde seçmen partilerin performansından biraz daha ayrışarak ya da doğrudan onlarla ilgili olmayan bir irade, bir eğilim gösterebiliyor. Bir ihtimali gördüğünde onun arkasında buluşarak bir hedefe doğru ilerleyebiliyor. Yani kendi kendine bir konsolidasyon oluşuyor. Seçmen, önündeki seçeneklerine bakıyor, tercihlere bakıyor. Kendisi için en öncelikli meselenin ne olduğuna karar veriyor, sonra oy tercihlerini belirliyor ve sandıkta bunu yapıyor. Seçmenler tabii ki bir yerlerde toplanıp bunlar üzerine tartışarak, bunları konuşarak yapmıyorlar. Hani her seçimden sonra ‘’seçmen ne mesaj verdi?’’ yorumları yapılır ya, sanki seçmenler böyle birtakım zoom grupları gibi toplanmışlar bir şeye karar vermişler, ‘’şu kadarınız şu partiye oy verin, bu kadarınız bu partiye oy verin, biz de şuraya verelim. Dolayısıyla şöyle bir mesaj ortaya çıksın.’’ Böyle oluşmuyor tabii ki seçim sonuçları.
Ama şöyle bir tablo var. İki tane referans önemli. Birincisi kendi arzularını, taleplerini karşılayabileceği ve kendisini temsil edeceğine inandığı bir siyasi yapıyı destekleme eğilimine giriyor. İkinci bir şey ise, arkasında durmaya niyet ettiği partinin kazanabileceğine inanmış olduğu için onu takip ediyor. Yani iki tür seçmen davranışı var: Bir tanesi, kazanacak olsun ya da olmasın kendi tercihini… Çünkü bazen, uzun yıllar boyunca çok mütevazı oy tabanlarıyla varlığını sürdüren dava partileri, kimi ideolojik olan partiler var. Bir de kazanmak için harekete geçen, kazanma ihtimali yüksek olduğu için büyük kitleleri etrafında toplayabilen partiler var. İşte ikinci karar meselesi de, kazanabilecek, sonuç alabilecek bir partinin ya da eğer bir ittifaksa bu, bu ittifakın etrafında bir bütünleşme oluyor.
Mesela daha önce Türkiye’de, AKP iktidarı döneminde bu ittifaklı düzene geçildikten sonra, özellikle 2023 seçiminde, asıl olarak kazanabilme ihtimali olan partinin veya ittifakın, kendi içinde bir inanma sorunu yaşadığı gördüğü anda seçimi kaybetmesine yol açacak bir seçmen tercihi ortaya çıktı. Bunun kronolojisi üzerine çeşitli tartışmalar yapılıyor.’’ Efendim zaten kazanılamayacak bir profildi’’ diyenler de var, kazanamayacağı ihtimalini gösterdiği için ‘’kazanamadı’’ diyenler de var. Ama şimdi yine senin söylediğin noktadan ilerlersek, bu Yeni Parti için kazanabilir bir ihtimal olduğu çok açık. Yani gösterilen teveccüh açısından, ortaya çıkan seçmen ihtiyaçları açısından, bu iktidarın yarattığı sorunlara ilişkin birikmiş reaksiyonun artık çok kemikleşmiş olması itibarıyla, pek çok araştırma ve gözlem verisi, bu iktidarın karşısında kuvvetli bir muhalefet hareketinin kazanma ihtimalini gayet yüksek gösteriyor. Zaten uzunca bir süredir yüksekti. Çünkü iktidar düzenli olarak, 2015’ten beri irtifa kaybediyor. Araya 15 Temmuz darbesi girmesine rağmen bu grafiği yukarıya çeviremedi. Bütün iddialarına rağmen toparlanmayı sağlayamadı. Şu anda da sağlayabilmiş değil.
Ama buna karşılık muhalefetin bu kazanma ihtimali, evet, muhalefet kamuoyunu çok canlı, çok diri tutuyor, vazgeçmemesini sağlıyor, ama bir türlü o kazanma özgüvenini yaratamıyor. Şimdi bu ortaya çıkan tablo, yani Yeni Parti tabii ki böyle bir ihtimalin partisi, ama bir yandan da mecburiyetlerle, bir itilmeyle ve kaçınılmaz olarak bir süre CHP’nin içerisinde bir yol bulmaya devam ederek ilerlemek zorunda kaldı. Biraz önce senin özetlediğin gibi, yine eğer bir yasal boşluk çıkarsa, tekrar oradaki kurultayda sonuç alabilecek bir şeyi de yedekte tutma ihtiyacı var. Tamamen yeni bir vitrin oluşturup bambaşka bir hareket haline dönüşme konusunda tereddütler var. Çünkü bunun artısı var, eksisi var. Dolayısıyla böyle bir ikircikli tutum var. Bunu aşacak olan şey şu olabilir: Seçmenin, tıpkı 19 Mart sonrasında gösterdiği ve bir yılı aşkın süredir kararlı biçimde devam ettirdiği itiraz inadını, kabul etmeme inadını, sonuç almak ve bu iktidarı değiştirme iradesine taşıma konusunda daha güçlü sinyaller vermesi. Bu, yakın zamanda birtakım araştırma sonuçlarıyla belki ortaya çıkabilir ama anketler de kendi başına yeterli değil.
Burada Yeni Parti’nin yapacağı şey, yepyeni bir kadro, yepyeni bir vitrin, yepyeni sözler ve programlar ortaya atmaktan çok, bu enerjiyi bir değişim hareketi yani tıpkı partide yaşandığı gibi, hatırlarsan Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği kurultayın öncesinde ‘’değişim hareketi’’ diye başlanan şeyi, ülkede bir iktidar değişimi biçiminde tekrarlayabilmesi, bunun özgüvenini vermesi lazım. Seninle defalarca konuştuk; sen de birkaç yayında değindin, ben de yazılarımda ve yayınlarda değiniyorum. CHP Genel Başkanı olarak Özgür Özel’in, çok kişisel bir performansla sürüklediği bir dinamizm var. Ama bu, bir hareket dinamizmi halinde görünmüyordu. Şimdi Yeni Parti bunu yaratabilecek mi? Bu enerjiyi daha fazla aşağıya yayan, daha fazla odakla buluşan ve daha kuvvetli bir hareket hâline dönüştürecek mi? Seçmen de bu mesajı böyle alacak mı?
Seçmen çok net biçimde şunu söylüyordu: ‘’Bize adresi gösterin, artık buralarda oyalanmayın. CHP artık kaybedilmiş bir mevzu.’’ Hatta bu haftaki yayınımın başlığını da ‘’CHP: Bir veda hikâyesi’’ olarak belirledim. Çünkü CHP -daha sonra ne olur bilmiyoruz ama- şu anda 10 yıldır süren kurum kırım sürecinin bir parçası olarak, aslında iktidar tarafından yargı eliyle tasfiye edilmiş bir yapı halinde. Dolayısıyla seçmen, ‘’artık burayla uğraşmayı bırakın bize bir adres gösterin. Biz de orada ‘’iktidar yürüyüşü’’ tezinizi destekleyen bir pozisyon alalım’’ dedi. Şimdi bu özgüveni, seçmenin verdiği bu iktidara yürüme itkisini hareket enerjisine dönüştürmek lazım. İYİ Parti bunu böyle çeşitli kesimlere sinyaller vererek, bir tür market vitrini tanzimine girişerek yapmaya niyet etmemiş görünüyor. Bu, hayırlı bir şey. Çünkü bunu talep eden, bunu isteyen, böyle olmasını zorlayan çevreler de var. Daha şimdiden birtakım anketler görüyorum. ‘’ANAP modeli, seçmenden destek görüyor’’ gibi şeyler ifade ediliyor. Bu partinin sosyal demokrat bir parti mi olacağı, CHP’nin temel ilkeleri konusunda nasıl bir süreklilik iddiası olacağı, daha merkez parti, hatta merkezin sağına açılan bir yapı olup olmayacağı filan gibi tartışmalar var.
Bunlar çok eklektik, senelerdir uygulandığı gibi, böyle çok yırtma-yapıştırma biçimde formüle edilmeye kalkılır ve bu çok sentetik formüller olarak algılanırsa, hem içinde birtakım komplikasyonlar çıkma ihtimali var hem de seçmende o güveni yaratmama ihtimali var. O yüzden bence ‘’yürüyüş’’ teması doğru bir tema ve yürüyüşün hedefi olarak konulan yerde iktidarı değiştirme iddiasını daha da kuvvetlendiren bir dalgaya dönüştürmeleri gerekiyor. Önümüzdeki günler bunu gösterecek. Ama açıkçası iktidar tarafında da bunu baltalamaya dönük halen devam eden çabanın, mühendislik faaliyetlerinin de geri çekilmeyeceği kanaatindeyim. Yani ‘’CHP’yi tasfiye ettik, iş bitti’’ diye davranmayacakları, Yeni Parti de yoluna birtakım engeller koymaya çalışacaklarını öngörebiliriz.
Ruşen Çakır: Bu arada, galiba bu hafta başı Mecliste, çerçeve yasa konusunda ciddi bir hareket başlayacak. Kandil’e gittiğimde Duran Kalkan’la yaptığım röportaj ve sohbette onu çok rahatlamış görmüştüm. Tabii anlaşmaya varıldı gibi bir şey demedi ama bir şeylerin olduğu belliydi. İşin ilginç tarafı, Kandil’e gitmeden önce, çok güvendiğim bir kaynaktan, Öcalan’la devlet arasındaki anlaşmanın sağlandığını öğrenmiştim. Ama teyit etmek için sorduğum kişiler çok sert bir şekilde bunu reddetmişlerdi. Öyle sert bir şekilde reddettiler ki, sızmasından rahatsız olduklarını düşünerek, demek ki haber doğru diye düşündüm. Kandil’de o düşüncem bayağı pekişti. Bugün, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan’ın yaptığı basın açıklamasında görmüşsündür. Biliyorsun daha önce Ayşegül Doğan ‘’biz çerçeve yasa içeriği konusunda bir şey bilmiyoruz, içeriğinden haberimiz yok’’ demişti. Hatta ben de kendisiyle bir yayın yapmıştım; orada da aynı şeyi söylemişti. Ama sonra, İmralı Heyeti’nin son gittiği pazartesi günkü 5 saat süren toplantıda, galiba artık işin bütün noktaları konulmuş. Bu iş oluyor ama sanıyorum kademeli bir şekilde olacak. Yani iki tarafın da verdiği tavizler söz konusu anladığım kadarıyla. Benim öğrendiğim, öncelikle Avrupa’daki ya da Batı’daki diyelim, sürgündeki siyasetçiler dönecek. Yani onlardan isteyenler tabii ki, bazıları dönmek istemeyecektir. Onların işi daha kolay. Biliyorsun orada doğrudan terör, silahlı eylem yok. Haklarında daha çok propaganda suçlamaları var PKK da feshedildiğine göre o suçlamalar büyük ölçüde düşmüş olacak. Bir diğer öğrendiğim şey şu: Biliyorsun Irak’ın kuzeyinde, Musul’da Mahmur Mülteci Kampı var. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile Iraklı yetkililerin koordinasyonunda 1998’de kuruldu. Türkiye’yi terk edip Irak’a giden Kürt aileler buraya yerleştirildi. Bu kampta yaşayanların da Türkiye’ye dönmesi bekleniyor. Tabii onların dönüşü daha kolay olacak. Daha sonra eyleme karışmadığı tespit edilen örgüt militanlarının dönüşü olacak. Yani herhalde olay aşama aşama gelişecek. İlk aşamada Öcalan’la ilgili bir şey olmayacağı kesin gibi, ama sonra olmayacağının garantisi yok. Yani büyük bir ihtimalle şöyle bir şey olacak: Daha kolay olan işler yapılıp toplumda bunun karşılığına bakılacak, daha sonra zor olanlara doğru gidilecek. Mecliste bunu yapabilecek bir çoğunluk var.
Ama tabii burada şöyle bir soru var: Cumhur İttifakı ve DEM Parti dışında kim ne yapacak? İYİ Parti’nin karşı olacağı kesin, onu biliyoruz. CHP ve Yeni Parti nasıl bir tutum takınacak? Ben en son Özgür Özer’le görüştüğümde, yasal düzenlemeye prensip olarak sıcak baktıklarını söylemişti. Ama geçen süre içerisinde tutumları ne olur bilmiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi ki 44 milletvekili olduğu söyleniyor, onlar da sanki ‘’evet’’ oyu verecek gibi. Yani İYİ Parti dışında neredeyse herkesin bir şekilde mutabık olacağı bir yasal düzenleme söz konusu olabilir. Bu aslında biraz mucizevi bir şey gibi gözüküyor ama, sanki iş artık başlıyor gibi. Sanki diyorum ama benim edindiğim bilgilere ve izlenimlere göre artık olay olmuş bitmiş. En önemlisi, o söylediğim, pazartesi günkü 5 saatlik görüşmede o mutabakata varılmış ve bunu göreceğiz. Yeni bir şey olacak. Ne zaman hayata geçecek? 15 Ağustos 1984’te PKK’nın Eruh ve Şemdinli saldırılarının yıldönümünde olacağı söyleniyor. Numan Kurtulmuş sembolik bir tarih olduğu için bunu telaffuz etmiş.
Yasa ancak temmuz sonu, ağustos başında çıkacak herhalde. Ağustos ortasında geri dönüşler başlayacak gibi ve bu da gerçekten bir dönemin kapanmakta olduğunu gösteriyor. Ama hâlâ, olmayacağını düşünen, olacağına inanamayan, bir de olmasını istemeyen bayağı odak var. Çok kritik bir noktadayız. Ama benim gördüğüm kadarıyla, bu kritik nokta artık bu işin bir mutabakatla aşıldığını gösteriyor. Yani tabii ki arızalar olabilir; her iki tarafın içinden birtakım homurtular çıkabilir. Ama benim gördüğüm kadarıyla, mesela Kandil’de çok net bir şekilde ‘’Öcalan kabul ediyorsa biz de kabul ediyoruz’’ çizgisindeler. Yani ‘’Öcalan anlaşabilir, ama bakalım biz ne diyeceğiz?’’ havası görmedim ben. Bu şaşırtıcı değil.
Kemal Can: O epey eskide kaldı zaten. Öyle bir şeyi uzun zamandır telaffuz eden pek kalmadı. Başında öyle bir şey vardı. Hatta, ‘’silah bırakma kararını kim verecek?’’ meselesi açısından bile bu konuşulmuş, lafı edilmiş bir şeydi, ama sonradan öyle gelişmedi. Suriye meselesi de aynı şekilde gelişti. Bence olayın şöyle bir tarafı var: Bu süreç başlarken de ‘’aslında bir süreç var mı? Bir şey başlıyor mu, başlamıyor mu? Aslında bu bir kandırmaca mı?’’ konusu çokça konuşuldu. Ama zaten başından beri hadise şöyle kurgulandı: Mutabık kalınmış birtakım duraklar, daha süreç Bahçeli tarafından ilan edildiğinde, zaten mutabık kalınmış noktalardı bence. Zaten o mutabakatlar üzerinden yürümeye başlayan bir şeydi ve şöyle bir strateji kullanıldı. ‘’Yapılması daha kolay olanları yapalım.’’ En zorlarından biri Suriye’ydi, ama Suriye’de sadece sürecin Türkiye’deki aktörleriyle çözülemeyecek tarafları olduğu için, o başka bir şekilde ilerledi. Ama onu da entegre edebildiler. Olayın özü, ‘’kolay olanları daha az problem çıkartacakları yapalım. Bu, sürecin aslında pek de bir şey yapmadan beklentisini canlı tutmanın da motoru olsun.’’ Bütün takvimleme de bunun üzerine kurgulandı.
Ben, takvimin de çok sarktığı kanaatinde değilim. Yani birtakım müzakereler elbette oluyor ama bu beklemeler, bekletmeler, sonra ‘’tamam anlaştık’’lar da sanki çok büyük krizler gibi yaşanmıyor. En azından senin söylediğin mutabakatın aktörleri açısından. Burada ana mesele, hep iddia edildiği gibi, bu sürecin Kürt meselesiyle alâkası ve örgütle devlet arasındaki bir silahsızlanma resmi adıyla ‘’Terörsüz Türkiye’’ süreci halinde kurgulanıp kurgulanmaması. İşin o kısmı zaten kolay kısmıydı.
Zaten en zor, en sürprizli olan kısmı fesih. Daha sonra silah bırakma hamleleri, sonra, zaten bu konuda bir geriye dönüş olmayacağı konusundaki teyitler. En çapaklı konu Suriye’den geçildikten sonra, bu yasal çerçeve hikâyesi yani komisyonun kurulması, İmralı ziyareti gibi daha böyle sembolik meseleler zaten çok önemli değildi, ona çok bir şey de biçilmedi zaten, bir anlamı da yoktu. Senin de muhatap olduğun gibi, işin toplumsallaştırılması, siyasallaştırılmasıyla da fazla uğraşılmadı. Ve işin bu yasal çerçeve kısmı, pek çok kez çıkmış olan eve dönüş yasasının daha eli yüzü düzgün hâli aslında. Daha önce bunu birkaç kere söylediğimi hatırlıyorum. Yani ‘’suça karışmamış’’ bir açık terör eyleminde bir suçla ilişkilendirilmemiş kişilerin, Avrupa’dakilerin sadece örgütle iltisaklı ya da irtibatlı olmakla suçlananların bu durumunun, kolayca yasal bir statüye bağlanması zaten işin kolay kısmı ve o kolay kısmında kurulan mutabakatla, şu anda aslında bir sürü sahici beklenti ya da ‘’bu iş nereye varacak?’’ kısmındaki beklentinin devamı sağlanmış oluyor.
Söylediğin gibi, bu yaz ve muhtemelen sonbahara kadar bu böyle birkaç merhale halinde, tıpkı bir seneyi geçirdiğimiz kritik eşikler gibi geçilecek, ama sonuçta şu gene olmayacak: Bu işin, iddia edildiği gibi demokratik entegrasyonla alâkası kısmını muallakta. Mesela Demirtaş gibi mahkûm olmuş, ama AİHM ve Anayasa Mahkemesi gibi yargı kararlarıyla serbest bırakılması gerekenlerin hangi aşamada serbest bırakılacağı bu mutabakatın tam olarak neresinde yer aldığını bilmiyoruz. Hatırlıyorsan, ‘’bir hafta içerisinde de çıkıyor’’ denilmesinin üzerinden sanıyorum 8-10 ay geçti; neredeyse bir yıla varacak. Dolayısıyla onlar konusu hâlâ boşlukta. Ve bu yasal çerçevenin siyasi entegrasyondaki oturacağı zemin de henüz netleşmiş ve ortaya çıkmış değil. Ama meclis aritmetiği içerisinde, senin dediğin gibi, birkaç partinin, aslında doğrudan İYİ Parti’nin… Çünkü bütün siyasi varlığını da oraya ve neredeyse tek aktör olarak olduğu için avantajlı gördüğü o pozisyona yerleştirmiş olan İYİ Parti dışında kimsenin özel olarak itiraz etmeyeceği bir çerçeve çıkabilir ve bu çerçeve de Meclisten geçebilir gibi görünüyor.
Ondan sonra birkaç aşamada, dediğin gibi böyle birtakım sembolik tarihler de denk getirilerek, ‘’evet süreç ilerliyor’’ sözünü duyabileceğimiz, ama meselenin daha kalıcı tarafının nasıl biçimleneceğine ilişkin hâlâ somut işaretler verilmeyen bir şey olarak devam edeceğini düşünüyorum. Tıpkı Suriye’deki gibi. Suriye’de mesela çok büyük biçimde bir mutabakat oldu. Yani talepleri maksimize etmek değil, tam tersi minimize ederek bir noktaya varıldı ve sürece yayıldı. Oradaki insanların ne olacağı, o entegrasyonda hadisenin nasıl cereyan edeceği hâlâ boşlukta. Ama sonuçta ne oldu? SDG fiilen ortadan kalkmış oldu.
Ruşen Çakır: Evet Kemal, bütün sorunları çözüyoruz. CHP içerisindeki kavga çözüldü. PKK meselesi çözülüyor. Geriye ne kaldı?
Kemal Can: Sen de bugün Ahbap meselesini çözmüşsün.
Ruşen Çakır: Neyse, o konuda söyleyecek çok şey var ama susma hakkımı kullanıyorum. Bu arada bilmeyenlere söyleyelim. Sen de bugünden itibaren kedi fotoğrafı paylaşmaya başladın. Yıllar sonra gerçeği buldun Kemal, tebrik ederim. Kediler bir tanedir, ama köpeklerin de hakkını yemeyelim; sokak köpekleri de çok tatlılar. Son günlerde sokak köpekleriyle çok muhabbetim oldu, hepsinin ayrı bir yeri var. Onlara da buradan sevgilerimizi yollayalım ve noktayı koyalım. Haftaya tekrar buluşmak üzere. İzleyicilere teşekkürler, iyi günler.







