Yazar Sayra Onur Öz ile “Yanya’dan İstanbul’a” üzerine söyleşi: “Yanyalılar’a duyduğum platonik aşk nedeniyle bu dramı yazdım”

Yanya’dan İstanbul’a

İSTANBUL (Medyascope) – Sayra Onur Öz’ün 1912 Balkan Savaşları’nın ardından yaşanan göç dalgasını kaleme aldığı “Yanya’dan İstanbul’a” kitabı Scala Yayıncılık’tan çıktı. Kitap, Balkan Savaşı sırasında Selanik ve çevresinde yaşayan bir ailenin savaş, göç ve parçalanma sürecini anlatıyor. Türkiye ile Yunanistan arasındaki benzerliklerin sürdüğünü belirten Öz, iki ülke arasındaki dostluğun kimler tarafından bozulduğunun dikkatlice sorgulanması gerektiği görüşünde.

Buse Ok’un röportajı:

Sayra Onur Öz’ün 20 yıllık araştırması sonucu ortaya çıkan “Yanya’dan İstanbul’a” kitabı okuyucusuyla buluştu. Kitap yalnızca bir aile geçmişini değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Balkanlar’da yaşanan siyasal ve toplumsal dönüşümü, savaşları, göçü ve yeni bir yaşam kurma mücadelesini tarihsel belgeler ışığında ele alıyor. Arşiv çalışmalarıyla desteklenen kitap, 1887-1940 dönemini tarihi ve insani yönleriyle okuyucuya aktarıyor.

Bir ailenin yolculuğundan hareketle anlatılan bu hikâye, aslında Balkanlar’dan Anadolu’ya göç etmek zorunda kalan yüz binlerce insanın ortak tarihine tanıklık ediyor.

Peki yazarı, ailesinin geçmişine uzanan bu hikâyeyi kaleme almaya iten neydi? Sayra Onur Öz, “Yanya’dan İstanbul’a” adlı kitabı hakkında merak ettiklerimi yanıtladı. 

“Kendimi Yanyalı olarak kabul ettim”

Öz, Yanya’ya duyduğu ilginin aile geçmişinden geldiğini söylüyor. “Büyüme çağında ailenin Yanya’da anıları, yaşam biçimi henüz çok taze olduğu için; ev içinde babama aktarılanlar onun Yanya’ya karşı hasret ve büyük bir sevgi duymasına sebep olmuştu” diyen Öz, yıllarca akşam yemeklerinde ve uzun kahvaltılarda bu anılarla büyüdüğünü anlattı:

“Bu sebeple ben de kendimi Yanyalı olarak kabullenmiştim. İzmir’de, İstanbul’da ve hatta Ayvalık’ta tanıdığım Yanyalılar medeni tavırlarıyla ruhumu okşuyordu. Yanya ve Yanyalılara karşı duyduğum bu platonik aşk beni onların dramını yazmaya itti.”

Yazım sürecinde kendisini duygulandıran pek çok bölüm olduğunu belirten yazar, “Duygulandığım bölümlerin neredeyse hepsi, karakterlerin duygularını ve yalnızlıklarını hiç kimse ile paylaşmadan, feveran etmeden kendi içlerinde çözümlemeleridir” dedi.

Öz’ü romanda en çok etkileyen bölüm ise İnayet Hanım’ın Teşvikiye’de kız kardeşi Sıdıka Hanım ve eniştesi Dursun Bey’in evinde geçirdiği ilk gece. Öz, İnayet Hanım’ın o gece yaşadığı yalnızlık duygusunun kendisini diğer bölümlerden daha fazla etkilediğini ifade etti.

Balkan yenilgisi sonrası bütün aileyi Teşvikiye’deki evinde barındıran Dursun Enişte, eşi Sıdıka Hanım, kızı Mürüvvet ve damadı Galip Bey.

“50 kitap ve 17 makale okudum”

Kitabı kaleme almadan önce doktora tezleri ve kitaplar okuduğunu, mübadillere ait vakıfları gezdiğini belirten Öz, 271 sayfalık bu kitabın çok titiz bir araştırma sonucu ortaya çıktığını ifade etti:

“50 kitap ve arasında doktora tezlerinin de olduğu 17 makale okudum. Lozan Mübadilleri Vakfı’nın (LMV) açtığı Balkan göçmenlerine ait müzeleri gezdim. Babaannem ben henüz öğrenciyken vefat etti. Küçük halam, büyük halamın kızı ve ağabeyim ile babaannemin vefatından önce sözlü tarih anlamında kayıtlar yapmış, deşifre ettikten sonra onların onayını almıştım. LMV grubu ile babaannemin, amcalarımın ve halalarımın doğup büyüdüğü bugün Yunanlılara ait olan Yanya’yı (İonina), amcamın doğduğu Kesriye’yi gezdim. Prof. Filiz Yenişehirlioğlu’nun rehberliğinde ve bugün Arnavutluk’a ait olan büyük dedemin doğduğu Ergiri’yi (Gjırokastra) gezdim, gördüm.”

Murtaza Bey, eczanesinin önünde (İstanbul-Silivri).

Öz’ün kitabının en dikkat çeken noktalarından biri farklı din ve etnik kökenden karakterleri ortak bir vicdanda buluşturması. Kitabı okurken Rum arabacı Yorgos ile İnayet Hanım arasındaki dayanışma dikkatimi çekti. Peki Öz bu yaklaşım ile okura hangi mesajı vermeyi amaçladı?

“Yorgos ve Murtaza Bey, fikren birbirine çok yakın iki insan. Murtaza Bey Bektaşi öğretileriyle, Yorgos da Ortodoks öğretileriyle büyümüş, Rumca’dan başka, Balkan dillerini az da olsa konuşabilen, Osmanlıca okuyabilen, mitolojiyi seven, gök bilimine ilgi duyan bir kişilik. Buradan anlaşılıyor ki dinler ve etnik kökenler kötü niyetli insanların elinde, şahsi menfaatler için tahrip edilmezse, bütün insanların bir arada kardeş gibi yaşamalarının, dayanışmalarının önünde hiçbir engel yoktur. Dolayısıyla Murtaza Bey eşinin Preveze’ye ulaştırılması için en çok güvendiği arkadaşı Yorgos’a gidiyor. Yorgos da aileyi Rum ailesi görüntüsü altında Preveze Limanı’na götürüyor, güvenli bir şekilde gemiye bindiriyor. Yani insan olmanın gereğini yerine getiriyor.”

Yazar, 100 yıl önceki savaşa ve 500 yıllık ortak geçmişe rağmen iki halk arasındaki kültürel benzerliklerin sürdüğünü belirterek, Türkiye ile Yunanistan arasındaki dostluğu kimlerin neden bozduğunun sorgulanmasını istedi.

Öz, Lozan Barış Antlaşması’nın da dikkatle okunması gerektiğinin altını çizdi.

Sayra Onur Öz kimdir?

Kimya alanında başlayan meslek yaşamını tarih, belgesel sinema ve sözlü tarih çalışmalarıyla sürdüren kimyager, araştırmacı ve yazar.

İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Çapa Tıp Fakültesi’nin Farmakoloji ile Bakteriyoloji ve Parazitoloji kürsülerinde çalıştı. Haydarpaşa Göğüs Cerrahisi Hastanesi’nin Biyokimya Bölümü’nde staj yaptıktan sonra Eczacıbaşı İlaç Sanayi’nde göreve başladı.

Eczacıbaşı’ndaki 20 yıllık çalışma hayatı boyunca bakteriyoloji laboratuvarından başlayarak yöneticiliğe yükseldi. Bakteriyoloji, kimya ve fiziksel kontrol laboratuvarlarının yanı sıra Eczacıbaşı Baxter Serum Fabrikası’nın laboratuvarlarının yönetimini üstlendi. Bu dönemde İFSAK’ın sinema kursunu tamamladı, belgesel yönetmeni Süha Arın’ın çalışma ofisinde belgesel film kurgusu üzerine çalıştı.

Emekliliğinin ardından Tarih Vakfı’nda görev alan Öz, “Tarihçinin Mutfağı” ve “Sözlü Tarih” projelerinde çalıştı; çok sayıda konferansın ses kayıtlarını hazırladı ve deşifrelerini yaptı. İstanbul Deniz ve Tarih Şenliği’nin Kalamış’taki çalışmalarını yönetti, TÜYAP Kitap Fuarı’nda düzenlenen konferansların kayıtlarını yazıya aktardı.

Ressam ve seramik sanatçısı Seniye Fenmen’in yaşamını ise “Çağdaş Bilge Seniye Fenmen” adıyla kitaplaştırdı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş