İSTANBUL (Medyascope) – İzlanda, 29 Ağustos’ta Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerine yeniden başlayıp başlamamayı oylayacak ancak sandıktan “evet” çıkması İzlanda’nın doğrudan AB’ye katılacağı anlamına gelmiyor. Peki İzlanda neden 13 yıl sonra yeniden Brüksel’in kapısını çalıyor, “evet” ve “hayır” cepheleri neyi savunuyor, İzlanda AB’ye geri mi dönüyor?
Yaklaşık 400 bin nüfuslu İzlanda, 29 Ağustos’ta Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinin geleceğini belirleyecek kritik bir referanduma gidiyor. Ancak referandumda doğrudan “AB’ye üye olalım mı?” sorusu sorulmayacak. İzlandalı seçmenler, 2013’te askıya alınan üyelik müzakerelerine yeniden başlanıp başlanmamasına karar verecek.
Anketler yarışın oldukça yakın olduğunu gösteriyor. BBC’nin aktardığı son kamuoyu araştırmalarından birinde “evet” oyları yüzde 51,3, “hayır” oyları ise yüzde 48,7 olarak ölçüldü. Bir önceki ankette ise iki taraf başa baş görünüyordu.

“Evet” çıkarsa İzlanda AB’ye geri mi dönecek?
Sandıktan “evet” çıkması, İzlanda’nın hemen AB üyesi olacağı anlamına gelmiyor.
Bu sonuç yalnızca Reykjavik hükümetine Brüksel ile üyelik müzakerelerine yeniden başlama yetkisi verecek. Görüşmelerin sonunda bir üyelik anlaşmasına ulaşılması halinde İzlandalıların nihai karar için bir kez daha sandığa gitmesi gerekecek.
Üyeliğin gerçekleşmesi için AB’nin 27 üyesinin de onayı gerekiyor.
“Hayır” çıkması durumunda ise üyelik görüşmeleri en azından şimdilik yeniden rafa kaldırılacak.
T24 yazarı Uraz Kaspar da referandumun bu ayrımına özellikle dikkat çekti. Kaspar, 29 Ağustos’taki oylamanın İzlanda’nın AB’ye katılıp katılmayacağını değil, AB ile yeniden müzakere masasına oturup oturmayacağını belirleyeceğini vurguladı.
Bu nedenle AB üyeliği konusunda henüz kesin karar vermemiş bazı İzlandalılar da “evet” oyu vermeyi düşünüyor. Reykjavik’te yaşayan Anna Ragnarsdottir bu yaklaşımı, “AB’nin bize ne sunacağını bilmemiz gerekiyor. Hayır dersek bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz” sözleriyle anlattı.

İzlanda AB ile ne kadar iç içe?
İzlanda AB üyesi değil ancak Avrupa’nın ekonomik ve siyasi yapılarından tamamen bağımsız da değil.
Ülke, Norveç ve Lihtenştayn ile birlikte Avrupa Ekonomik Alanı’nın (AEA) içinde yer alıyor. Böylece AB’nin tek pazarına erişebiliyor.
İzlanda aynı zamanda Schengen bölgesinin de parçası.
Tam üyeliğe karşı çıkanların temel argümanlarından biri de bu. Muhalifler, İzlanda’nın zaten Avrupa pazarına erişebildiğini, buna karşılık tam üyeliğin ülkenin egemenliği ve doğal kaynakları üzerindeki yetkisini azaltacağını savunuyor.
İzlanda’nın AB hikâyesi
İzlanda’nın AB üyeliği tartışması yeni değil.
Ülke, 2008 küresel mali krizinde tarihinin en ağır ekonomik ve siyasi krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Kriz sonrasında ekonomik istikrar arayışı, AB ile yakınlaşmayı yeniden gündeme taşıdı.
İzlanda 2009’da AB üyeliği için başvuruda bulundu. Sürecin temel motivasyonlarından biri ekonomik istikrar ve ilerleyen aşamada euroya geçiş ihtimali olurken, en ciddi anlaşmazlık alanları yine balıkçılık ve tarım politikalarıydı.
2013’te iktidara gelen İlerici Parti ile Bağımsızlık Partisi koalisyonu görüşmeleri fiilen durdurdu.
Uraz Kaspar, yazısında, dönemin Dışişleri Bakanı Gunnar Bragi Sveinsson’un parlamentonun tam onayını almadan Brüksel’e gönderdiği bir mektupla ülkenin artık aday olarak görülmek istemediğini bildirdiğini; AB’nin ise resmi geri çekilme prosedürünün tamamlanmadığı görüşünü koruduğunu aktardı. Buna rağmen süreç uzun yıllar boyunca rafa kalktı.
Önceki müzakerelerde 35 başlığın 11’i tamamlanmıştı. Bu nedenle İzlandalı yetkililer, “evet” çıkması halinde görüşmelerin bu kez “yıllar değil, aylar” içinde ilerleyebileceğini düşünüyor.
Peki neden şimdi?
Referandum sözü aslında 2024’teki erken seçimin ardından verilmişti.
Başbakan Kristrún Frostadóttir’in merkez sol hükümeti, 2027’ye kadar AB müzakereleri konusunda halkoylamasına gitmeyi taahhüt etmişti. Ancak Ukrayna savaşı, Kuzey Kutbu’ndaki artan rekabet ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’a ilişkin çıkışları süreci hızlandırdı.
İzlanda’nın jeopolitik konumu da tartışmanın önemli bir parçası.
Ülke, Kuzey Atlantik’te Rus deniz faaliyetlerinin Batı tarafından yakından izlendiği stratejik GIUK geçidinin yakınında bulunuyor. NATO’nun kurucu üyelerinden biri olmasına rağmen kendi ordusu bulunmayan İzlanda’nın güvenliği büyük ölçüde müttefiklerine ve ABD ile 1951’den beri yürürlükte olan savunma anlaşmasına dayanıyor.

Frostadóttir de ABD’nin Grönland’a yönelik yaklaşımının yarattığı belirsizliğe dikkat çekiyor. Uraz Kaspar’ın aktardığı The Rest is Politics söyleşisinde Başbakan, Avrupa’daki gelişmelerden endişe duyduğunu ve mevcut uluslararası ortamın İzlanda açısından AB üyeliğini yeniden değerlendirmek için önemli bir dönem yarattığını söyledi.
“Evet” cephesi euro ve istikrar diyor
AB yanlılarının en güçlü argümanlarından biri İzlanda ekonomisinin kırılganlığı ve kronun oynaklığı.
“Evet” kampanyası, AB üyeliğinin ve ileride euroya geçilmesinin İzlanda şirketleri ve haneler için daha fazla finansal istikrar sağlayacağını savunuyor.
İzlanda bugün Avrupa’nın en varlıklı ülkelerinden biri olsa da yaşam maliyeti oldukça yüksek. Dosyada aktarılan verilere göre ülkedeki fiyatlar AB ortalamasının yüzde 84 üzerinde, faiz oranları ise yüzde 8 seviyesinde.
Özellikle yüksek konut kredisi faizleri genç kuşakların en önemli ekonomik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor.
“Hayır” cephesinin kırmızı çizgisi: Balıkçılık
Referandumun en hassas başlığı ise belki de ne euro ne güvenlik: Balıkçılık.

Balık ve deniz ürünleri sektörü İzlanda ihracatının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. AB üyeliğine karşı çıkanlar, ülkenin son derece değerli balıkçılık sahaları üzerindeki kontrolünün AB’nin ortak balıkçılık politikası nedeniyle zayıflayacağından endişe ediyor.
Balıkçılık şirketi yöneticisi Pétur Pálsson, AB üyeliği halinde politikaların Brüksel tarafından belirleneceğini ve bunun İzlanda’daki işlerin ve fabrikaların ülke dışına taşınmasına yol açabileceğini savunuyor.
Hükümet ise müzakerelerde balıkçılık ve tarım için İzlanda’ya özgü özel koşullar elde edilebileceğini düşünüyor. AB karşıtları buna ikna olmuş değil. İzlanda Çiftçiler Birliği Başkanı Margrét Ágústa Sigurðardóttir, hiçbir üye devlete bu alanlarda kalıcı muafiyet tanınmadığını söylüyor.
Uraz Kaspar da “hayır” cephesinin argümanları arasında ulusal egemenliği, doğal kaynakların kontrolünü, balıkçılık kotalarını, tarım politikalarını ve AB üyeliğinin maliyetini sıralıyor. Kaspar’ın aktardığı İzlanda Sanayi ve İşverenler Konfederasyonu araştırmasında, üye şirketlerin yüzde 66’sı AB üyeliğine karşı çıkarken büyük şirketlerde bu oran yüzde 73’e kadar yükseliyor.
29 Ağustos’tan sonra ne olacak?
İzlanda’daki referandum, ülkenin yaklaşık 17 yıldır devam eden AB tartışmasını tek başına bitirmeyecek.
“Hayır” çıkarsa üyelik meselesi yeniden uzun süreli bir beklemeye girebilir.
“Evet” çıkarsa ise asıl tartışma başlayacak: İzlanda balıkçılık ve tarım konusunda Brüksel’den nasıl bir anlaşma alabilecek, euroya geçiş mümkün olacak mı ve İzlandalılar önlerine gelecek nihai üyelik anlaşmasına evet diyecek mi?
Dolayısıyla 29 Ağustos sandığı, İzlanda’nın Avrupa Birliği’ne gireceği gün değil; 13 yıl sonra yeniden AB yoluna çıkıp çıkmayacağı gün olacak.








