İBB davasında ara karar: 53 tutuklu sanıktan 51’inin tutukluluğuna devam kararı verildi

İSTANBUL (Medyascope) – İBB davasında ara karar açıklandı. İBB davasının ikinci duruşmasının 11. gününde, tahliye beyanları alınmaya devam edildi. Mahkeme başkanı, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ve iş insanı Serkan Öztürk’ün tahliyesine, kalan 51 ismin tutukluluğunun devamına karar verildiğini açıkladı.

İBB Davası’nda 72. gün
İBB davasında ara karar: 53 tutuklu sanıktan 51’inin tutukluluğuna devam kararı verildi

İBB davasında ara karar açıklandı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 53’ü tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davasının ikinci duruşmasına, 11. günde tahliye beyanlarıyla devam edildi.

İBB davasının ikinci duruşmasında Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 13 kişinin beyanları alındı. Beyanların sona ermesinin ardından, duruşma savcısı, tüm tutuklu isimlerin tutukluluk hallerinin devamını talep etti.

Mahkeme başkanı, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ve iş insanı Serkan Öztürk’ün tahliyesine, kalan 51 ismin tutukluluğunun devamına karar verildiğini açıkladı.

İşte İBB davasında ara karar öncesi verilen beyanlar:

“Varlığından haberdar olmadığım bir örgüt yüzünden 1,5 yıldır çile çekiyorum”

Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık’ın tahliye talepli beyanıyla duruşmaya başlandı. Ayık, eski AKP’li İBB Başkanı Kadir Topbaş döneminde belediyede çalışmaya başladığını söyledi. Ayık, “Varlığından haberdar olmadığım bir örgüt yüzünden 1,5 yıldır çile çekiyorum” dedi.

Kamu kurum ve kuruluşlarını zarara uğratmakla suçlanan Fatoş Ayık, suçlamanın aksine Medya A.Ş.’de hizmet alımlarında yüzde 40 kâr elde edildiğini belirtti.

Ayık beyanının sonunda, “Artık kendimi geçtim, 1,5 senenin sonunda 69 yaşındaki annem ve 74 yaşındaki babamın cezaevi kapılarındaki, mahkeme salonlarındaki gözü yaşlı bekleyişleri son bulsun istiyorum” dedi.

“Önceki dönemlerde aynı ihaleleri yapan insanların hepsi ödüllendirilmiş”

Fatoş Ayık’ın ardından tutuklu İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin’in avukatının, tahliye talepli beyanına geçildi. Çetin’in yerine söz alan avukatı Pınar Çengel, müvekkilinin suçlandığı ihale yöntemleriyle 2019’dan öncekilerin aynı olduğunu ifade etti. Çengel, “Önceki dönemlerde aynı ihaleleri yapan insanların hepsi ödüllendirilmiş. Bazıları bugün bakanlık bünyesinde görev yapıyor” dedi.

Taner Çetin’in diğer avukatı Turgut Hökenek ise müvekkilin tutukluluğunun devamını gerektiren somut bir gerekçenin kalmadığını söyledi. Hökenek, “Yaklaşık 16 ayı aşkın bir tutukluluk süresi, dosyanın mevcut aşaması, delillerin toplanmış olması, müvekkilin kişisel koşulları ve isnat edilen suçların unsurlarına ilişkin savunmalarımızda birlikte değerlendirildiğinde tutuklamanın devamının artık ölçülülük sınırlarını fazlasıyla aşacağı kanaatindeyiz” dedi.

İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce, tahliye talebinde bulunmak için kürsüye geldi. “İmzaladığım hiçbir evrakta, bir kuruş kamu zararıyla karşılaşılmadı” diyen Buğra Gökce, hakkındaki suçlamaya dair iddianamede maddi bir unsur olmadığını söyledi.

İddia edilen “örgütü” reddeden Buğra Gökce, “Örgüt adına olması için menfaat sağlamam lazım. Kredi ile aldığım bir evim var, arabam yok. Cezaevinde yattığım sürede de maddi sıkıntı yaşıyorum ve bununla da onur duyuyorum” dedi.

Gökce devamında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmak için İBB’deki görevinden istifa ettiğini hatırlatıp “Beni aday yapmadılar, ben nasıl örgüte hizmet etmiş olabilirim?” diye sordu.

“Kızımın birçok ilkini kaçırdım”

İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten’in beyanına geçildi. Gülten, tarafına yöneltilen suçlamaların neden maddi ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunmasında açıkladığını söyledi.

Eylem 25’te, projelerin silüet onayında hukuka aykırı biçimde bekletildiği ve bu süreçte menfaat talep edildiği iddiasına değinen Gülten, “Silüet incelemeleri 2019 öncesinde de yapılmaktaydı. Biz daha önce tek imzayla yürütülen bu süreci, farklı uzmanlık alanlarından meslek insanlarının birlikte değerlendirme yaptığı daha şeffaf ve kurumsal bir yapıya dönüştürdük” dedi.

Gülten, “Savcılığın talebi üzerine yapılan incelemede, suçlamaya konu projelerin silüet onayına tabî olması gerektiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla hukuka aykırı olduğu ileri sürülen işlemin mevzuata uygunluğu dosyadaki incelemeyle de ortaya konulmuştur” diye devam etti.

Ramazan Gülten beyanının devamında, tutukluyken baba olduğunu söyledi ve “Savunmamda, ben tutukluyken dünyaya gelen kızımdan bahsetmiştim. Onun birçok ilkini kaçırdığımı, hiç değilse ilk yaş gününü ve ilk adımlarını kaçırmak istemediğimi söylemiştim. Tutukluluğumun devamı nedeniyle onları da kaçırdım” dedi.

Gülten şunları söyledi:

“Sevgili eşim, yokluğumu kızımıza hissettirmemeye çalışarak onu büyütürken benim yerime onun ilklerine tanıklık etti. Sonra gördüklerini ve yaşadıklarını haftalık bir saatlik görüşlerimizde ve on dakikalık telefon konuşmalarımızda bana anlatarak beni kızımın hayatının içinde tutmaya, babalığımı eksiltmemeye çalıştı. İlk adımlar ve ilk yaş günü artık geride kaldı. Biz de geride kalanları saymak yerine, birlikte atacağımız binlerce adımı düşünmeyi öğrendik. Bugün sizden geçmişte kaçırdığım anları geri vermenizi istemiyorum. Bunun mümkün olmadığını biliyorum. Ancak bundan sonra kızımla yaşayabileceğim anların da eksilmemesini istiyorum. Yargılamadan kaçmak gibi bir düşüncem yoktur. 20 yıllık meslek hayatım,17 yıllık kamu hizmetim, ailem, yaşam düzenim ve bütün bağlarım buradadır. Savunmam alınmış, deliller dosyaya girmiş ve hakkımdaki iddialar ayrıntılı biçimde tartışılmıştır. Bu nedenle geldiğimiz aşamada tutukluluğumun devamının gerekli ve ölçülü olmadığını düşünüyorum.”

Ramazan Gülten’in avukatı Enes Ermaner söz aldı. “Ramazan Gülten’in özgürlüğünden mahrum bırakılmasını bugün hâlâ gerekli kılan somut delil nedir” diyen Ermaner, “Müvekkilimizin bu dosyada bulunmasının temelinde, belirttiğimiz gibi sadece İBB’de imar alanında üst düzey bir kamu görevlisi olarak çalışmış olması bulunmaktadır. İddianameye baktığınızda son derece ağır suçlamalar görüyorsunuz: Örgüt üyeliği, irtikap, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık… Fakat bu ağır suç başlıklarının altından Ramazan Gülten’e özgülenmiş somut fiilleri çıkarmaya çalıştığınızda karşınıza bambaşka bir tablo çıkıyor” diye konuştu.

Avukat Ermaner, iddianamede “örgütsel bağın delili” olarak sunulan HTS ve BAZ kayıtları ise Gülten’in yıllarca aynı kurumda görev yaptığı çalışma arkadaşlarıyla olan olağan mesleki temaslarından ibaret olduğunu söyledi.

Ermaner, şöyle devam etti:

“İddianamede ve bilirkişi raporunda kurulan mantık aslında şundan ibarettir: ‘İhale şartlarında sorun vardır. Ramazan Gülten komisyon kararını imzalamıştır. O hâlde bu sorunları biliyordur ve suçun içerisindedir.’ Oysa ceza hukukunda ‘biliyor olmalıydı’ diye bir mahkûmiyet ve hele ki tutukluluk sebebi yoktur. Komisyon üyeliği, ne şartname hazırlandığını ne muhammen bedelin belirlendiğini ne ihalenin yönlendirildiğini ne de suç işleme kastını gösterir. Bir komisyon kararı imzasının arkasına varsayım eklenerek suç üretilemez. Bir kamu görevlisinin cezai sorumluluğu, görev unvanından ya da imzasından değil, kendi somut fiilinden ve kastından doğar.”

Avukatlara soruşturma başlatıldığı ortaya çıktı

İBB davasında tutuklu Aykut Erdoğdu, Ramazan Gülten ve tutuksuz Yavuz Oğhan’ın avukatları Hüseyin Ersöz ve Enes Ermaner’e “hakaret” ve “tehdit” iddiasıyla soruşturma başlatıldığı ortaya çıktı.

Beyanın sonunda Enes Ermaner, avukat Hüseyin Ersöz ve kendisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını söyledi. Ermaner, Avukatlık Kanunu ve sağlamış olduğu korumalar ihlal edilerek herhangi bir soruşturma izni alınmaksızın soruşturmanın başlatıldığını açıkladı.

Ermaner, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan almış olduğumuz bir telefon ile benim ve değerli meslektaşım avukat Hüseyin Ersöz’ün hakkında sizlere hakaret ettiğimiz ve sizleri tehdit ettiğimiz iddiasıyla resen soruşturma başlatıldığını ve ifade vermek üzere adliyeye davet edildiğimizi öğrendik” dedi.

Ermaner, “Bugüne kadar mahkemenizce beyanlarımız ve taleplerimiz nedeniyle hakkımızda bildiğimiz kadarıyla suç duyurusunda bulunulmasına dair bir ara karar dahi kurulmadı. Fakat İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, duruşmada ve dilekçelerimizde belirtmiş olduğumuz özellikle İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla Yargılama Yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi ve temyiz incelemesi yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararlarını basın karşısında da belirtmiş olmamız nedeniyle, sizlerin de herhangi bir şikayeti olmaksızın hakkımızda resen bir soruşturma başlattı” diye konuştu.

“İrtibat kurmak 18 ay cezalandırılmamı mı gerektiriyor?”

Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç, tahliye talebi için kürsüye geldi. İddianamede, 16 eylemden sorumlu tutulduğunu söyleyen Kılıç, bunların yedisinde imzasının dahi bulunmadığını belirtti. Kılıç, tutuklu olduğu süreçte altı kez hapishane değiştirdiğini söyledi.

Kılıç, “Ben mahkemenin bu 9 Temmuz ara vermesinin ardından 1 Ağustos’a kadar 3 No’lu Cezaevinde kalmaya devam ettim. Fakat ikinci celseye 15 gün kala sağlık problemi olmasına rağmen tekrar Eskişehir Cezaevi’ne sevk edildim. 15 Ağustos’ta tekrar Silivri’ye mahkemeniz için geri getirildim. Bugün itibarıyla altıncı kez cezaevim değişmiş oldu” dedi.

Kılıç’ın avukatı Cansu Çifçi, 18 aydır tutuklu olan müvekkilinin ceza aldığı takdirde infazının sekiz aya tekabül ettiğini, tutukluluğunun ölçüsüz olduğunu belirtti.

Tutuklu Güldem Şık, tahliye talebi için söz aldı. Şık, “Kişi kartımla irtibat kurduğumdan bahsediliyor. İrtibat kurmak 18 ay cezalandırmamı mı gerektiriyor?” diye sordu. Şık’ın avukatı Tuba Fidancı, müvekkiliyle ilgili alanın sadece iki buçuk sayfa olduğunu ve tekrarlanarak iddianameye konulduğunu belirtti. Fidancı, “Hepimiz biliyoruz ki tekrar kanıt değildir” dedi.

İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz’ün beyanına geçildi. AKP dönemi dahil 20 yıldır İBB’de görev yapan Kağan Sürmegöz, kamu menfaati için çalıştığını söyledi. Suçlamaların 2021’de yöneltildiğini belirten Sürmegöz, Danıştay’ın 2022 sonunda iddianamede yer alan eylemler ve benzeri için de soruşturma iznini kaldırdığını belirtti. Sürmegöz, “Eski dönemki işlerde de benim imzam var. O dönemde de doğru yapıyorduk ve bunu devam ettirdik” dedi.

“Kayınvalidemin vefat haberini ölümünden iki gün sonra aldım”

Kürsüye gelen Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer, 35 yıllık çalışma hayatında maaşı dışında hesabına giren paranın dahi olmadığın söyledi. Cilt kanseri geçirdiğini, 18 aydır kontrollerinin yapılmadığını belirten Doğruer, “Buradan sağ çıkabilirsem çok da uzun olmayan hayatımı tedavi olarak geçireceğim” dedi.

Hakkındaki haberlerden sonra kendi isteğiyle savcılığa gittiğini sonrasında tutuklandığını anlatan Doğruer, “Benim nasıl kaçma şüphem olur?” diye sordu.

Doğruer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tam 522 gündür tutukluyum. Özgürlüğümden yoksun, sevdiklerimden ayrıyım. 22-23 Haziran tarihlerinde huzurunuzda ifade verdim. O günden bugüne 72 gün geçmiş. Yapılan iki tutukluluk incelemesinde tahliye kararımı ben ve sevdiklerim heyecanla ve umutla bekledik. Hâlâ da umutla bekliyoruz. 72 günde neler oldu? Geçen ifademde size benimle birlikte acı çeken, ceza çeken dört kadından bahsetmiştim. O dört kadından bir tanesi artık yok. Eşimin annesi, kayınvalidem 3 Ağustos’ta Hakk’ın rahmetine kavuştu. Ve ben ona son görevimi yapamadım. Eşimi ve çocuğumu bu acılı günde yalnız bıraktım. Yaklaşık 18 aydır yoğun hastalık döneminde yalnız bıraktığım gibi. Ve vefat haberini ölümünden iki gün sonra alabildim. Kayınvalidemin oğlu yoktu. Eşim ve kız kardeşi morgdan çıkarıp defin işlemlerini yapmışlar. Bundan yaklaşık 10 sene önce eşimin babası öldüğünde bu işleri, bu defin işlerini ben yapmıştım. Bu süreçte eşimin ve çocuğumun yanında olmayıp onlara destek verememenin acısını anlatmam mümkün değil.”

“Kişisel hiçbir menfaatin peşinden koşmadım”

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün tahliye talepli beyanına başladı. Akgün, kendisinin değil bulunduğu makamın suçlu ilan edildiğini söyledi. Akgün, “Aylardır ülkenin en küçük cezaevi hücreleriyle en büyük mahkeme salonları arasında mekik dokuyarak onurlu bir hak mücadelesi veriyoruz” dedi.

Akgün, Eylem 56’da tarafına yönelik herhangi bir beyan, somut bir iddia olmamasına ve tüm işlemlerin imar mevzuatına uygun, kamu yararı gözetilerek yapılmasına rağmen iddia makamı hakkımda irtikap suçlamasında bulunulduğunu söyledi.

İhaleye fesat, kamu zararına dolandırıcılık istinadında hile unsurunun ortaya konulmadığını belirten Akgün, “Yaptığım görev boyunca yaşanabilir bir İstanbul için kamu yararını, toplumsal adaleti gözeterek halkın ortak çıkarları için çalıştım. Devletin, yani hepimizin malına, mülküne sahip çıktım. Kimseye de el sürdürtmedim. Kişisel hiçbir menfaatin, çıkarın peşinden koşmadım. Öyle ki sözde bir örgütü ve hayatımda ilk kez bu iddianamede karşıma çıkan ‘Sistem’ denilen hayali bir mekanizmanın çıkarları için zerre bir eylemde bulunmadım, bulunmam da” diye konuştu.

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyon yapısından ve aşağıda nezarette birbiriyle yeni tanışan insanlardan bir örgüt çıkmaz” diyen Akgün, “Bu iddianameyle gecesini gündüzüne katarak 16 milyon İstanbullu için çalışan, memleketin yetiştirdiği kamu idarecileri, bürokratlar, belediye iştirak yöneticileri, çalışanlar yargılanıyor” diye belirtti.

Akgün’ün avukatı Sinem Keleş Akgün, müvekkiliyle gurur duyduğunu söyledi ve “Dosyada herhangi bir 4 bin sayfalık iddianamenin ve 20 bin sayfa olarak başlayan, belki de şu an 200 bin sayfayı aşan evrak yığınının içinden adalete ulaşılamayacağını biliyoruz. Ancak hukuka, kanuna, hakkaniyete olan inancımızla halen karşınızdayız” dedi.

“Hakkımda sadece beyan var, HTS ve baz kaydı yok”

Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, beyanda bulunmak için kürsüye geldi. Murat Ongun, İBB davası savcılarının vahim hatalar yaptığını, “soruşturmanın mimarı” Akın Gürlek’in de her toplantısında ‘Sadece beyan yok, HTS, baz kayıtları var’ dediğini ancak kendisine yönelik sadece beyanların bulunduğunu söyledi.

Yasanın reklam işlerini ihalesiz verme yetkisini tanıdığını ancak yine de ihaleleri davet usulüyle yaptıklarını belirten Ongun, zenginleştiğine dair de bir tespit olmadığına dikkat çekti. Ongun, İBB resmî evrakının Kültür ve Medya A.Ş yönetimlerinin kendisine hiyerarşik olarak bağlı olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığını belirtti.

Rüşvet iddialarının soruşturma aşamasında tutuklanan sonrasında tahliye edilip haklarında dava açılmayan İlbaklara sorulması gerektiğini söyleyen Ongun, “Önce Ertan Yıldız bunu söylüyor sonra Murat İlbak ikinci kez ifade veriyor ama savcılar nedense bunu İlbak’a sormuyor” dedi.

Murat Ongun’un avukatı Rahşan Sertkaya Daniş, iddianamede geçirilen “sistem” tabirinin Aziz İhsan Aktaş tarafından söylendiğini, Aktaş’ın bahsettiği sistemde Burak Korzay ve Ertan Yıldız’ın olduğunu belirtti. Sertkaya, Aktaş’ın iki kişiyle başlattığı sistemin ponzi etkisi yarattığını ifade etti. “Savcılık makamı bu iddianamede kendi atfettiği sorumluluk tarihinden önceki ihaleler için bile müvekkilime suç atfediyor” diyen Sertkaya, “Müvekkilim firmaların sahibi gibi anlatılıyor ama sadece lafla; gazetelerden okunarak kopyalanan klon beyanlarla. Yetmiyor; savcılık makamı bu iddianamede ‘sistem’ isimli bir yapıdan da bahsediyor” dedi.

Sertkaya, şunları söyledi:

“Yolsuzluk iddialarına gelince, Ertan Yıldız, ifadesinde iki kez şunu söyledi: “Savcılar bile benim bu kadar az şey bilmeme şaşırdı. İnanamadılar önce.” Bunu söyleyen kişi, aynı kürsüde İBB’nin 4,5-5 milyar dolarlık bütçesini beş yıl başarıyla yönettiğini defalarca tekrarlayan aynı kişiydi. Yıllık 4,5-5 milyar dolar yöneten Ertan Yıldız, kendini aklayıp herkese suç isnat etti. Ben müvekkilimden sorumluyum. Onun iftirasını yutmadık, yutmayacağız. Sayın Başkan, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre iftiraya uğrayan kişinin bırakın tutuklanmasını, gözaltına alınmasına sebep olan kişi dahi iftira suçunun yanı sıra kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da sorumlu tutulur. Verdikleri ifadelerin birer iftiradan ibaret olduğu apaçık ortada olan Ertan Yıldız, Umut Şenol ve Eyüp Subaşı hakkında iftira ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum.

Ama kimse merak buyurmasın, diğer iftiracıları unutmuş değiliz. Onların da iftiralarını delilleriyle tek tek ispat edeceğiz ve tüm hukuki adımları atacağız. Sözümüz söz. Sayın Başkan, değerli heyet; bu toprakların köklerinden gelen adalet mirasında sizlerle ortak olduğumuzu düşünüyorum ve buna inanarak müvekkilim Murat Ongun’un derhal tahliyesiyle beraatine karar vermenizi talep ediyorum.”

İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın avukatı Kemal Yıldız’ın tahliye talepli beyanına geçildi. Müvekkiline “suçtan kaynaklanan mal varlığını aklama” suçlaması yöneltildiğini belirten Avukat Yıldız, müvekkiline yönelik bir ifade olmadığını söyledi. İddianamede müvekkilinin isminin kasıtlı bir şekilde tekrar edildiğini belirten Yıldız, “Bir insanın adını iddianamede her yere yazınca suçlu olmuyor” dedi. Yıldız devamında, “İddianameye konu suçların niteliğine ilişkin somut delile dayalı kuvvetli suç şüphesini bırakın, basit şüphe bile yok” diye konuştu.

İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in avukatı Baran Kaya, tahliye talepli beyanda bulunmak için söz aldı. İddianamede ve soruşturma aşamasında müvekkili için “örgütün kasası, ana kasası, Ekrem İmamoğlu’nun kasası, gizli kasası gibi ithamlar” yer aldığını söyleyen Kaya, “Müvekkilin banka kayıtları ortada. Bu çağda herhangi bir dijital iz bırakmaması normal mi” diye sordu.

İmamoğlu’nun savunmasına geçildi

Seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB davasında ara karar öncesinde beyanda bulunmak için kürsüye geldi. İmamoğlu sözlerine, “Silivri’deyiz. Silivri’de mahkeme başkanı ve heyeti huzurunda aziz milletimi selamlıyorum” diyerek başladı.

Seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, beyanda bulunmak için kürsüye geldi. İmamoğlu sözlerine, “Silivri’deyiz. Silivri’de mahkeme başkanı ve heyeti huzurunda aziz milletimi selamlıyorum” dedi. “Avrupanın en büyük duruşma salonundayız. Bu salona baktığımızda örgüt diye bir kavramın konuşulduğu ortamda tutsak bulunan kıymetli kader arkadaşlarıma baktığımda bir örgütün çıkmayacağını herkes görüyor. Kim bakmak isterse görebilir” diyen İmamoğlu, “Burada bir suç örgütü yok. Buradan örgüt çıkmaz. Dışarıdaysa başka bir düzen görüyorum. Yargı harekete geçiyor, biri manşet atıyor. Bir düzenle karşı karşıyayız. Düzene sistem, örgüt diyebilirsiniz” ifadelerini kullandı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “İmamoğlu artık canlı yayın ister mi bilmiyorum” sözlerine atıf yapan İmamoğlu, “Cezayı önden kesmeye çalışan dönemin başsavcısı şimdiki bakanı olan şahsın derdi Ekrem İmamoğlu. Evet canlı yayın istiyorum. Hem de misliyle istiyorum. Başladığı ilk günden bugüne geçmiş duruşmalar da yayınlansın” dedi.

İmamoğlu devamında, “Ben her halimle, malımla, mülkümle, yaşamımla, her şeyimle açığım, şeffafım. Veremeyeceğim hesabım da yoktur. Çünkü millet şahidimdir” diye konuştu.

Akın Gürlek’in bizzat İBB soruşturmasını başlatmak için İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Ödül olarak da adalet bakanı olmuştur” dedi.

Gürlek’e tepki gösteren İmamoğlu, şunları söyledi:

“Aynı anda tarihte olmamış bir şekilde bakan, başsavcı, hâkim, savcı, avukat mı olmak istiyor diye düşünmeden edemiyorum. Bilinsin ki bu siyasi kişi Adalet Bakanı, AK Parti’nin 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin hemen sonrasında, bizzat bu soruşturmayı başlatmak için İstanbul’a başsavcı olarak atanmıştır. Bu soruşturmanın karar vericisinin takdiriyle İstanbul’a bu göreve bunun için gelmiştir. Mahkemeye çıkmama da 25 gün kala yapılan bu soruşturma sonrasında ödül olarak Adalet Bakanı olmuştur.”

“Siyasi şov iddianame denen, bana göre bu iftiranamede yazan şeydir”

Ekrem İmamoğlu, İBB davası duruşmalarında 6 ayın geride kaldığını suçlamalara tek bir delil gösterilemediğini söyledi. İmamoğlu, “Millet şahidimdir. Bugün yapanlar gibi kinle, nefretle değil; en üst seviyede sorumlulukla, büyük gayretle, dirençle, zalimliğe karşı 87 milyona yakışacak bir mücadele veriyorum, vermeye devam edeceğim” dedi.

İmamoğlu şunları söyledi:

“İddia ve savunma makamları hukuk gibi mücadele yapacak. Hani sözüm ona silahların eşitliği var ya. Ama bir de ne görelim? İddia makamının lideri, iddianameyle övünen kişi, yani esas iddia makamı, karar mercisinin tepesine oturtulmuş. Adalet Bakanı, HSK Başkanı olmuş.

Gerçekten Nasrettin Hoca fıkrası gibi bir hukuk düzeninden bahsediyoruz. Acı bir süreç bu. Türkiye adına, Türk yargı düzeni adına, Türk milleti adına, Türkiye’nin geleceği adına böyle bir sistem ve düzen oluşmuş. Bu gerçekten Türkiye için en büyük tehlikedir. Büyük, korkunç bir şey.

Bakın, 19 Mart sürecinden itibaren ben 15 ceza davasıyla muhatap olmuş bir kişiyim. Bu da dahil… 23 hâkim değiştirildi benim duruşmalarımda. Tam 23 hâkim. 23 hâkim benim duruşmalarımda değiştirildi. Bakınız, yargı düzenimizi tanımlayan kurallar, maddeler Anayasa kitabında yazsın diye oraya konulmadı. Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, millet adına kullanılan yargı yetkisinin temel şartıdır.

Bir adalet bakanı, devam eden bir yargılamada sanığın nasıl savunma yapması gerektiğini söyleyemez. Sanığın savunmasını siyasi şov olarak nitelendiremez. Devam eden bir dava hakkında mahkemeye yönelik tavsiye, telkin niteliği taşıyabilecek açıklamalar yapamaz.

Biz burada gerçekten Türkiye’yi çok ağır bir sürece doğru iten, bir avuç muhterisle karşı karşıyayız. Anayasal haklarına, geleceğine el konulmak istenen halkımız adına direniyoruz. Direnmeye devam edeceğiz. Savunduğumuz şey özgürlüğümüzdür, itibarımızdır, emeğimizdir. Ve özgürlüğümüz, itibarımız, emeğimiz üzerinden Türkiye’nin özgürlüğünü, itibarını, emeğini, geleceğini çalmak isteyenlere karşı bir mücadeledir.

Siyasi şova ihtiyaç duyanlar, halkın ekmeğine göz koyanlardır. Bu rejimi, bu sistemi yaratanlardır. Bunlar için ekmeği uğrunda direnen maden işçileri, ağacı, suyu, toprağı için direnen köylüler, özgür ve bilimsel, ücretsiz eğitim için direnen gençler, öğrencilerimiz… Velhasıl hak uğruna, emek uğruna, bağımsızlık uğruna direnen tüm milletimiz bunlara göre şov yapmaktadır.

Zira gerçeklikten ve halktan kopmuşlardır. Boşlukta savrulmaktadırlar. Çok zayıftırlar. Çünkü esas güçlü olan millettir. Bu kavram hiç değişmez, değişmeyecektir. Millet güçlüdür, millet büyüktür.

Siyasi şov aslında iddianame denen, bana göre bu iftiranamede yazan şeydir. Sonra o hikâyeye karşı kendimizi savunduğumuzda savunmamıza siyasi şov deniliyor. Yazarlarına göre nedir bilmem ama bu bir terfinamedir, iftiranamedir. Bütün iddialar çöktü ve çökmüştür.

Hani delillere göre savunma yapın deniyor ya, bir tek altı ay bitti, bir tek delili şu mahkeme huzurunda kimse görmedi. Ben de görmedim. Bir tek delil. Gören varsa şimdi yazsın da ben özür dileyeceğim. Bütün bu olaylar yaşanırken, sırf bir kişinin iktidarını, koltuğunu korumak için 19 Mart darbesiyle — bunu ben söylemiyorum, ekonomistler söylüyor — bir yılda milletin cebinden 250 milyar dolar ödetilerek 87 milyon insanın hayatından çalındı.

Hatırlatalım, iddianamede yazılan ‘CHP’yi ele geçirme’. Böyle bir işlem var mı? CHP’yi ele geçirme işlemi, rakibini bertaraf etmek gibi birtakım işlemler ne yazık ki bu ucube rejim tarafından, saray rejimi tarafından, yargı kollarının usulsüz … hukuk kararıyla atanmış aparatlarla gerçekleştirilmeye devam ediliyor.

Biz de ne yaparız? Bütün bunlar yaşanırken hiçbir şey olmamış gibi davranmamız bekleniyor.

Millet şahidimdir. Bugün yapanlar gibi kinle, nefretle değil; en üst seviyede sorumlulukla, büyük gayretle, dirençle, zalimliğe karşı 87 milyona yakışacak bir mücadele veriyorum, vermeye devam edeceğim.”

“Millet bir yolunu bulur, söylemek istediğim her şeyi okur”

Savunma hakkının ilk duruşmanın sonunda ihlal edildiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, Bu müdahale, avukatım Mehmet Pehlivan’ın benim avukatlığımı yaptığı için tutuklanarak hukuksuz şekilde özgürlüğünün elinden alınmasıyla başlamıştır. Daha sonra burada, savunma hakkım elimden alınmıştır. Savunmam engellenmiştir” dedi.

Savunmasını yazdığı kitabının yayımlanmasının engellendiğini söyleyen İmamoğlu, “Ardından yaptırılmayan yeni savunmamdan bir derleme yaparak bir kitap yazdım. Çünkü kıymetli halkımızın mutlaka savunmayı bilmesini istedim. Ancak belli ki savunmamın mahkeme salonunda duyulması engellendiği gibi milletin duyması da istenmemiştir. İddia ediyorum, tarihte görülmemiş biçimde bandrol başvurumuz uzunca süre bekletilmiştir. Bandrol alındıktan sonra matbaada baskıya başlanmıştır. Daha baskı makineleri yeni dönmeye başlamışken usulsüz ve mesnetsiz bir gerekçeyle matbaaya baskın yapılmış, matbaadaki baskı durdurulmuştur” dedi.

İmamoğlu, şöyle devam etti:

“Bir sonraki aşama nedir? Gerçekten çok merak ediyorum. Bir sonraki aşama ne planladılar, ne planlandı? Çok merak ediyorum. Millet şahidimdir. Kimse susturulamaz tarihte. Susturamayacaksınız. Savunma susturulamaz, millet susturulamaz. Millet bir yolunu bulur. Söylemek istediğim her şeyi okur, anlar.”

“Acaba kim acele ediyor?”

Ekrem İmamoğlu, duruşmanın gece yarılarına kadar sürdürülmesine, avukatların söz haklarının kısıtlanmasına tepki gösterdi. İmamoğlu, “Acaba kim acele ediyor? Yani bu işe karar verenler mi acele ediyor? Acaba bir an önce bitirilsin, ‘hazır ben bakarken bu iş bitsin’ mi deniyor? ‘Bu iş, ben buradayken tamamlansın’ mı isteniyor” dedi.

İmamoğlu, şunları söyledi:

“Kıymetli milletim; 17 Ağustos’tan bu yana ilginç bir celse süreci yaşıyoruz. Evet, adı büyük bu duruşma salonunda gece yarılarına kadar süren duruşmalar yapılıyor. 15 saati aşan duruşmalar yapıldı. Bizlere, avukatlara, izleyicilere, jandarmaya ve burada görev yapan herkese, hatta bu karara varan mahkeme heyetine insanı fiziksel ve zihinsel olarak tüketen saatlerce duruşmalar yaşatıldı. Bunun anlamı şu. Bakınız tutsak arkadaşlar burada; 4 gün boyunca sabah 07.00’den itibaren başlayan, gece 01.30-02.00’de biten bir süreçten sonra, günlük 4-5 saatlik uykuyla, yani yaklaşık 100 saatte, 100 saatte, full mesai ve tutsaklar için konuşuyorum… Kapalı hücre, buraya geliyoruz aşağıda alçak tavanlı nezarethane 1 gram temiz hava almadan 100 saatlik bir mesaiyle karşı karşıya kaldık. Bu duruşmaların sıfır temiz hava ve sıfır dinlenmeyle yapılma gayreti, yapılacak olması, yapılmış olması kayıtlara girsin. Bunun hukuki değerlendirmesi elbette yapılacaktır.

Bütün bu yapılanların gerekçesi sürekli bir programdan söz edilerek izah edildi. Nedir bu program? Gerçekten… Yani acelenin başka türlüsü var. Acele edilebilir ama acelenin böylesi olmaz. Böyle aceleye şeytan karışır. Çok net söylüyorum, böylesi acele işe şeytan karışır. ‘Programımız var, o programın gerisindeyiz’i deyip de anlayabilmiş değilim. Bu arada iktidar medyasının gazetecileri yazıyor. Onlardan program nedir anlaşılmaya çalışılıyor sosyal medyadan, televizyondan. Olağan seyrinde sağlıklı bir yargılama yerine niçin bu şekilde hızlandırılmış, insan muhakemesinin zarar gördüğü, kusurlu olduğu apaçık meydanda olan duruşmalarla hızlı bir yargılama tercih ediliyor? Bunun hiçbir izahı olamaz. Acele etmemiz gereken bir şeyi hatırlatayım mahkeme heyetine: Bu insanların tahliye olması, tutuksuz yargılama. Böyle bir tutukluluk tarih görmedi. Acele etmeniz gereken bu insanların tutuksuz yargılamayla tahliye edilmesidir. Ama ancak bütün bunlar yaşanırken aklıma şu geliyor: Yani acaba kim acele ediyor? Yani bu işe karar verenler mi acele ediyor? Acaba bir an önce bitirilsin, ‘hazır ben bakarken bu iş bitsin’ mi deniyor? ‘Bu iş, ben buradayken tamamlansın’ mı isteniyor?
 
Bu salonda yaşananlar gerçekten zorluk, bizim adımıza büyük bir zorluk. Adil bir mahkeme de olma talebimizin feryadıdır bu, bunu unutmayın. İtham değil, yaşadıklarım karşısında oluşan kanaatimi ve endişemi ifade eden sorulardır bütün bunlar, hatırlatmalardır, uyarılardır. Bu sözlerin 87 milyon yurttaşıma iletilmesi için bunları anlatıyorum. Milletini, devletini düşünen bütün yargı camiasının duyması için anlatıyorum. Milletimizin şahit olması için anlatıyorum. Gerçeği ortaya çıkarmak istiyorsanız savunmaya soru kısıtı getirilmemeli, avukatların mikrofonları kapatılmamalı, sorular tamamlanmadan sorgu bitirilmemeli, iddia makamının sanıkların ifadelerine müdahale ederek onları baskı altına almasına izin verilmemeli.
 
Hatırlatacaklarım var. Farklı düşünseniz de bana göre hiçbir gerekçe olmadan iki kere duruşmadan çıkarıldım. İkinci çıkarılma kararı da çok ama çok haksızcaydı. Sonra devamındaki duruşmaya katılmama kararı yazılmaksızın karar devreye sokuldu. Benim için en önemli iki kişinin benim tarafımdan dinlenmesine fırsat vermediniz. Bu hakkımı elimden aldınız. Yine bu duruşmalarda vahim olaylar yaşadık. İddia makamının “Haddini bil, yoksa haddini bildiririz.” dediğini duyduk. Ben hâlâ bu çoğul tarifte kimler ima edildi çok merak ediyorum. Bana kimler haddimi bildirecek? Kim var bu işin arkasında, merak ediyorum. En son ve çok vahim bir olay daha yaşandı. Geçen hafta ben sorularımı henüz tamamlamamışken, avukatımın sorgusuna geçilmemişken sizlerin huzurunda iddia makamı araya girdi ve sanığın tutuklanmasını talep etti. Sorgu daha bitmedi ya, sorgum bitmedi yani. Sorgusu devam eden bir insana daha savunma avukatlarının tek bir sorusu sorulmadan nelerle karşılaşabileceği sorgulama anında bir tehdit gibi yaşatıldı. Canlı canlı yaşadık bu acı manzarayı.”

“Tek delil gösterin, 87 milyonun huzurunda özür dileyeceğim”

Ekrem İmamoğlu konuşmasının devamında, “Tekrar söylüyorum: Tek bir delil şurada ekrana yansısın. Ben 87 milyon insan huzurunda özür dileyeceğim ve her şeye razı geleceğim” dedi.

“Böyle bir dosyada konuşmayı uzatırsam, geçmiş dönemi anlatmaya devam edersem sanki usulüne uygun bir yargılama yapılıyormuş izlenimini halka sunmak istemiyorum” diyen İmamoğlu, siyasi operasyonla muhalefete darbe yapıldığını belirtti.

Halka seslenen İmamoğlu, “Kanıksamayın, normalleştirmeyin, haksız, hukuksuz tutuklamaları kabullenmeyin” dedi.

Savcı tüm tutuklu isimlerin tutukluluk hallerinin devamını talep etti

Ekrem İmamoğlu’nun beyanının sona ermesinin ardından duruşma savcısı, tüm tutuklu isimlerin tutukluluk hallerinin devamını talep etti.

Mahkeme başkanı, ara karar için duruşmaya ara verdi. Ardından İBB davasında ara karar açıklandı.

51 kişinin tutukluluğuna devam kararı

Mahkeme başkanı, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ve iş insanı Serkan Öztürk’ün tahliyesine, kalan 51 ismin tutukluluğunun devamına karar verildiğini açıkladı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş