İSTANBUL (Medyascope) – Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yeniden açılan soruşturmada, zamanaşımı süresi dolmasına ve MİT Kanunu’nun 27. Maddesi’nin olay tarihinde olmamasına rağmen tutuklanan Selahattin Günday’ın, tutukluluğuna itiraz edildi. Günday’ın avukatları, suçlama konusu görüntünün Günday tarafından çekilmediğine, eylem tarihinin yanlış olmasına ve zamanaşımına dikkat çekti.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yeniden açılan soruşturmada tutuklanan gazeteci Selahattin Günday’ın avukatları tutukluluğa itiraz etti.
Gazeteci Günday’ın avukatları Hüseyin Ersöz, Enes Ermaner ve Buse Şahin, tutukluluğa itiraz dilekçesini Silivri Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmek üzere Silivri Sulh Ceza Hakimliği’ne sundu.
Bugün sunulan dilekçede, Günday’a yöneltilen suçlamanın hem hukuki dayanaktan yoksun olduğu hem de zamanaşımı gerekçesiyle dava açılamayacağı vurgulandı. Günday’ın avukatları, soruşturmadaki temel hatalardan birinin suç tarihinin yanlış gösterilmesi olduğunu belirtti. Dilekçeye göre, Günday’a isnat edilen eylem, Kozinoğlu’nun ölüm tarihi olan 12 Kasım 2011 değil, Kozinoğlu’nun Beşiktaş Adliyesi’ne geldiği ve görüntülerinin haber konusu olduğu 10 Mart 2011 tarihiydi.
Suçlama konusu eylem tarihi yanlış, dava zamanaşımını doldurdu
Avukatlar, Günday hakkında uygulanan “2937 sayılı MİT Kanunu’nun” mevcut “27/3. maddesinin” 2014 yılında yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Dilekçede, 2011’de henüz yürürlükte olmayan bu düzenlemenin geçmişe dönük uygulanmasının, Anayasa’nın 38. maddesi ile Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesindeki kanunilik ve aleyhe kanunun geçmişe yürütülmemesi ilkelerine aykırı olduğu belirtildi.
Dilekçede, suçlamanın mevcut “2937 sayılı Kanun’un 27/3. maddesi” üzerinden değerlendirilmesi halinde dahi davanın zamanaşımının dolduğu kaydedildi. Ayrıca Günday’a yöneltilen TCK 136 kapsamındaki “kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme, yayma veya ele geçirme” suçlaması bakımından da zamanaşımının çok daha önce, 10 Mart 2019’da dolduğu belirtildi.
Avukatlar, Günday’ın Kozinoğlu’nun görüntüsünü çeken veya Kozinoğlu’nu ilk teşhis eden gazeteci olmadığına da dikkat çekti. Dilekçede, dönemin Cihan Haber Ajansı muhabiri Osman Arslan’ın 2012’de verdiği bir röportajda Kozinoğlu’nun görüntüsünü ilk çeken gazetecinin kendisi olduğunu açıkladığı belirtildi. Avukatlar, bu tarihsel kaydın soruşturma makamlarınca araştırılması gerektiğini vurguladı.
Dilekçede, Günday’ın o dönemde DHA’da adliye muhabiri olduğu, kameraman olmadığı ve olay sırasında adliye önünde çok sayıda gazeteci ile kameraman bulunduğu ifade edildi. Dilekçede, Kozinoğlu’nun adliyeye geleceğinin 6 Mart 2011’den itibaren basına yansıdığı, 3 Mart 2011’de ise Kozinoğlu’nun adı ve MİT görevinin haberlerde yer aldığı belirtildi. Bu sebeple 10 Mart’taki gelişmenin Günday’a özgü gizli bir bilgi olmadığı ifade edildi.
Selahattin Günday’ın avukatları, Silivri Sulh Ceza Hakimliği’nin 12 Eylül 2026 tarihli tutuklama kararından dönülmesini ve Günday’ın tahliye edilmesini istedi. Bunun kabul edilmemesi halinde itirazın yetkili Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi talep edildi.
Ne olmuştu?
Ergenekon soruşturmasında, 2011’de tutuklu bulunduğu Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yaşamını yitiren eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin açılan soruşturmada ikinci dalga operasyon yapılmıştı.
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alınan gazeteci Selahattin Günday ile acil tıp teknisyenleri Özlem Uslu ve Emre Atmaca tutuklandı, altı kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Gazeteci Günday, 2011’de Kaşif Kozinoğlu’nun Beşiktaş Adliyesi’ne girdiği sıradaki görüntüleri haberleştirdiği iddiasıyla, 2011’de yürürlükte dahi olmayan MİT Kanunu’nun 27. Maddesi kapsamında tutuklanmıştı.
Selahattin Günday’ın avukatı Hüseyin Ersöz, tutuklama kararı sonrası yaptığı açıklamada, süreci “hukuk garabeti” olarak nitelemişti.
Savcılıktaki ifade işlemlerinin ardından iki sağlık çalışanı “kasten öldürme”, Selahattin Günday, “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek”, “kişisel verileri, hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak” suçlamalarıyla tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti.
Savcılık sevk yazısında, “Şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla” şeklinde kalıp cümleyle tutuklama talep etmişti.
Selahattin Günday ise hakimlik sorgusunda, “Ben olay yerinde dahi değildim, maktulün çekildiği yerde ben de bulunmaktaydım, ancak çekim yapmadım” dedi. Kendisinin muhabir olduğunu, kameramanlık yapmadığını belirten Günday, “Ben muhabirim, kameraman dahi değilim, ne üst tarafta ne alt tarafta çekim yapmadım” diye konuşmuştu.
Günday, Kozinoğlu’nun adliyeye geleceği bilgisinin medyada yer aldığını ve gazetecilerin bu nedenle adliye önünde beklediğini söylemişti. “Ben gazeteciyim, ben bu istihbaratı bir yerden almadım medyadan gördüm” diyen Günday, olay günü adliye önünde görev yaptığını belirtmişti.
O gün bölgede çok sayıda gazeteci ve kameraman bulunduğunu belirten Günday, “O dönemde çekim yapan 30-40 tane kameraman vardır, o gün tüm medya herkes oradaydı, ben de görevim gereği oradaki olayı haber yapmak için oraya gittim” diye devam etmişti.
Sorgularının ardından Silivri Sulh Ceza Hakimliği, gazeteci Selahattin Günday, sağlık çalışanları Emre Atmaca ve Özlem Uslu’nun atılı suçlardan tutuklanmasına karar verdi. Günday, 2011 yılında yürürlükte dahi olmayan MİT Kanunu’nun 27. Maddesi kapsamında tutuklanmıştı.
Hakimlik, “kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, delillerin henüz tamamen toplanmamış olması, delil karartma, kaçma ve saklama şüphesi” gibi kalıp gerekçelerle tutuklama kararı vermişti.








