Cemaat’ten geriye ne kaldı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/299915459″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Fethullah Gülen Cemaati’nden geriye ne kaldı sorusunu cevaplamaya çalışacağım. Ama önce “Cemaat” lafının artık kullanılmasına izin vermemeye kalkanlar var. Bu, eskiden beri böyle dediğimiz için; FETÖ olarak tabir edilen yeni tanımlamayı çok sık kullanan birisi değilim. Zaten bugün FETÖ lafını ağzından düşürmeyenlerin büyük bir kısmı da dün aynı cemaatin, aynı yapının çok yakınında olan, onunla al takke ver külah ilişkisi içerisinde olan kesimler. Onu biliyoruz. Zaten bugün, şu anda her şeyin başında bir FETÖ muhabbeti yapanların büyük bir kısmı kendilerinin geçmişte kurmuş oldukları ve belki de hâlâ varlığı süren ilişkilerini örtbas etmek için bunu yapıyorlar. Bildiğim birtakım isimlerden dolayı bunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Şu anda Cemaat’ten geriye ne kaldı? Aslında şöyle söyleyebilirim: Türkiye’de çok fazla bir şey kalmadı. Her gün yeni yeni operasyonlar yapılıyor. Ama bunlar artık pek haber değeri de taşımıyor. Çok sayıda Bylock uygulamasının üzerinden iz sürülerek gözaltına alınanlar var. İhbarlarla gözaltına alınanlar var. Çok fazla bilgi sızmıyor, ama anladığımız kadarıyla itirafçı olan birtakım zanlıların verdiği bilgilerle gözaltına alınanlar var, tutuklananlar var. Peyderpey birtakım davalar açılmaya başlandı. Davalar değil de iddianameler hazırlanıyor. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin belli parçalarını ayrı ayrı yargılama söz konusu vs.
Şu anda süren, FETÖ’ye karşı mücadele, terörle mücadele kapsamında süren bir mücadele var. Bu mücadele, devletin yürüttüğü mücadele artık eskisi kadar ilgi uyandırmıyor. Arada sırada birazcık flaş isimler söz konusu olursa belki. Ama artık neredeyse kanıksanmış durumda. Cemaat’in Türkiye’de hâlâ varlığı sürüyor mu? Muhakkak vardır. Ama büyük ölçüde, çok büyük ölçüde gücünün, belinin kırıldığı; kaynaklarının kurutulduğu; elemanlarının, kadrolarının yakalandığı, tutuklandığı ya da kaçmak zorunda kaldığı bir gerçek. Hatta sadece kadrolar, üst düzey yöneticiler değil, birçok yerde Cemaat’le şu ya da bu şekilde ilişki içerisine girmiş olan birçok kişinin de tasfiye edilmiş olduğu bir gerçek. Ve en önemlisi; yaşanan bu ortamda, özellikle 15 Temmuz sonrasında kimse istese de Cemaat’le ilişkisi olduğu bilinen kişilerle ilişki kurmuyor. Bunlardan uzak duruyor. Çünkü bedeli bayağı ağır olan bir olay haline geldi bu. Eskiden Cemaat’le ilişki kurmak, selam vermek, onlara bağışta bulunmak vs. getirisi olan işlerdi. Çünkü bir tür yatırım gibiydi. Bunun üzerinden birtakım ilişkiler geliştirilebiliyordu. Uzun bir süre bunu yaşadık. Özellikle Cemaat’in AKP iktidarıyla işbirliği içerisinde olduğu dönemlerde bunu yaşadık. Şimdi tam tersi bir durum var. Cemaat’le şöyle ya da böyle ilişkide olmak, onun artık kapatılmış olan okullarıyla, bankalarıyla, vakıflarıyla şu ya da bu şekilde ilişki kurmuş olmak profesyonel dahi olsa bayağı bir suç haline geldi. Dolayısıyla herkes uzak durmaya çalışıyor.
Bu topraklarda 40 yılı aşkın süredir varlığını sürdüren ve bunun başından itibaren hep bir yeraltı faaliyetini de önceleyen, hep başından itibaren aynı zamanda bir İslami cemaatten ziyade bir istihbarat servisi gibi kurgulanan bir yapıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla ne kadar darbe yerse yesin bu hareketin birtakım kökleri Türkiye’de varlığını sürdürecektir. Ama bu hareketin perspektifinin çok ciddi bir yara aldığı, ağır bir yara aldığı ve bir daha Fethullah Gülen ismi üzerinden veya bu miras üzerinden Türkiye’de toplumsal olarak bir örgütlenmenin mümkün olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu anlamda Türkiye toprakları içerisinde Fethullah Gülen’in çizgisi artık etkisini tamamen yitirdi. Uzun bir süre kolay kolay bunun üzerinden yeni bir şey inşa etmek mümkün olamayacak. Varlığını sürdürebilir ama bir toplumsal hareket olması, tekrar eğitim alanında, sağlık alanında, medya alanında güçlü yapılanmalara gidebilmesi mümkün olmayacak. Eğitim alanında faaliyet yürütemeyeceği için devlete kadro yetiştirmek ve bunları gizlice devletin değişik kademelerine sokmak perspektifi de artık tamamen bitmişe benziyor. Yani Cemaat için bir dönem gerçek anlamıyla kapandı.
Şimdi nerede var? Yurtdışında var. Zaten çok sayıda kaçan insan var. Değişik ülkelerde oldukları yolunda haberler dolaşıyor. Ve okulları var, birtakım kurumları var dünyanın dört bir tarafında. Ama devletle bir nevi köşe kapmaca oynanıyor. Devlet de birçok yerde bu okulların ve Cemaat’in faaliyetlerinin yasaklatılması için çok ciddi lobi yürütüyor. Ekonomik imkânlarını kullanıyor. Okulların yerine alternatif okullar öneriyor bazı ülkelere. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sırf bu nedenle Afrika’ya özel bir önem verdiğini biliyoruz. Bazı ülkelerden Ankara’nın yaklaşımına olumlu bir cevap gelirken, şu âna kadar büyük bir çoğunlukta henüz Ankara’nın taleplerine uygun adım atılmadığını biliyoruz. Ancak şurası bir gerçek: Özellikle 15 Temmuz’dan itibaren, Fethullah Gülen’in ve onun küresel ağının küresel anlamda sorgulandığı bir gerçek. Artık dünyanın dört bir tarafındaki yerel yöneticilerin bu okulları işletenlere, bu okulların sahiplerine, buradaki öğretmenlere ya da başka kurumlara –çünkü sadece okulları yok, ama esas olarak okullara– artık bir başka gözle bakmaya başladıkları kesin. Kısa vadede belki bunları yasaklama, engelleme yoluna gitmeyeceklerdir. Çünkü bunun değişik nedenleri var. Bir kere bu okullar, özellikle geri kalmış ülkelerde belli bir ihtiyaca cevap veriyor. Bunu unutmamak lazım. İkincisi: Eskiden beri var oldukları yerlerde bu okullardan mezun olan çok sayıda insanın bulundukları ülkede önemli konuma geldikleri, bir tür elit oldukları –siyasette, iş dünyasında– ve bunların okullara sahip çıktığı söyleniyor. Ama dünya çapındaki örgütlenmesinin de çok ciddi bir şekilde yara aldığını ve bu yaraların sarılmasının öyle kolay olmayacağını söyleyebiliriz.
Bir diğer husus Cemaat’in içinde –dışarıya yansımasa bile içinde– bir sorgulama süreci olduğu yolunda birtakım iddialar, gözlemler var. Bu şu âna kadar dışarı yansımıyor. Ama şunu söyleyebiliriz: Cemaat’in belli bir süredir tamamen kendi içine kapanmış olması medyada –zaten Türkiye’deki medya kuruluşları büyük ölçüde, artık hepsi ellerinden alındı ama sosyal medya üzerinde vs. yasaklara rağmen birtakım faaliyetler yapabilecekken– kendilerini çok sınırladıklarını görüyoruz. Bu sınırlamanın bir nedeni, İngilizce deyimiyle low profile yani düşük profilli bir şekilde gidip kendilerini göstermemek istemeleri olabilir ama, bir diğer neden olarak da kendi içlerindeki tartışmanın bu kanallar üzerinden dışarıya yansımasından endişe ettiklerini düşünüyorum. Yani medyanın yoğun bir şekilde kullanımı halinde, sosyal medyanın özellikle yoğun bir şekilde kullanımı halinde Fethullah Gülen’e yönelik sorgulamaların, 15 Temmuz’a yönelik iç sorgulamaların daha da alenileşmesi ve yaygınlaşması ihtimali var. Şu anda Cemaat’in ilk yıllarında olduğu gibi bir kapalılıkla karşı karşıyayız. İlk yıllarında, benim de gazeteciliğe ilk başladığım 1985 yılında mesela, –ki Cemaat kurulalı çok olmuştu– 70’li yılların ortalarında ortaya çıkmış bir hareket olmasına rağmen hiç kimseyi göremezdiniz Cemaat’ten. Çok etkili olduğunu bilirdiniz ama kimseye ulaşamazdınız. Ta ki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nı kurup Zaman gazetesini satın alana kadar. O zamana kadar tamamen kendi içlerine kapalıydılar. Başka kitapların, yayınların izlenmesi öğrencilere yasaktı. Tamamen bir iç doktrinizasyon yaşıyordu Cemaat. Şimdi de büyük ölçüde öyle bir eski günlere dönme olayının yurtdışında yaşandığını farz edebiliriz.
Ama aradan çok şey geçti ve şu anda artık bir kuşaktır –hatta daha fazladır– Cemaat’in içinde olan insanlar var. Ve bunların yaşları 40, 50, 60’ları buldu. Ve bunlar yakın bir zamana kadar Türkiye’de ve belki yurtdışında önemli konumlardaydılar. Çok itibarları vardı, çevreleri vardı, maddi imkânları vardı. Ama özellikle 15 Temmuz’dan sonra bunların birçoğunu kaybettiler. Tabii bunun yanı sıra özgürlüklerini kaybedenler, hapiste olanlar vs. var. Ve aslında çok büyük bir yıkım yaşıyor Gülen Cemaati. Zirveden tepetaklak, belki adım adım ama 15 Temmuz’dan sonra tam net bir şekilde aşağı düştüler. Ve bunun çok büyük bir şoku olması lazım. Bu şoku olabildiğince dışarıya yansıtmak istemiyorlar.
Tabii bu arada Cemaat’in bu büyük krizine Türkiye’deki o artık ölçüsü kaçmış olan FETÖ karşıtlığının katkısını yabana atmamak lazım. Normal haliyle eğer Türkiye serinkanlı bir şekilde, sakin bir şekilde 15 Temmuz darbesini ve Cemaat’in –ki bunu Cemaat’in yaptığı konusunda ilk andan itibaren hiçbir şekilde şüphem yok, bunu yaptığım yayınlarda da, yazdığım yazılarda da söyledim, ilk andan itibaren bunu biliyorum– Cemaat’in buradaki varlığını, Cemaat’in buradaki niyetlerini, komplocu perspektifini vs.’yi sakin bir şekilde, olabildiğince sakin ve toplumun tüm kesimlerini katarak sorgulamak yerine bir başka yaklaşım oldu. Bu biraz Soğuk Savaş döneminin anti-komünizmini, biraz değil fazlasıyla andıran bir şey oldu. Cemaat her şeyin günah keçisi haline geldi. Günahları çok olan bir yapı olduğunu en iyi bilenlerden birisiyim ve bunu çok öncelerden beri söyleyen birisiyim. Ama zaman zaman ölçü öyle bir kaçırıldı ki, bundan en çok istifade eden, hesap ödemesi gereken Cemaat oldu.
Yani şimdi şöyle düşünün: FETÖ’cü diye içeri atılan gazetecilerin büyük bir çoğunluğunun tek suçunun –suçsa bu, ki bence suç değil, yanlış ama suç değil– Cemaat’in yayın organlarında yazı yazıyor olması. Ya da en son Prof. İştar Gözaydın’ın olayında olduğu gibi Cemaat’in üniversitesinde hocalık yapması, ya da Cemaat’in Abant toplantısına katılımcı olması… Bu gibi insanları içeri atıyorsunuz. Buna kimse inanmaz. Yani bunların cemaatçi olduğu, vs. olduğu, teşvikçisi olduğu. Türkiye’nin bilinen liberal, sağdan ya da soldan isimleri, Türkiye’de İslami hareketin en önde gelen düşünürlerinden Ali Bulaç’ın mesela, oralarda yazıyor olmaları tek başına onları bu darbe suçunun –ki çok büyük bir suç– işbirlikçisi olduğu anlamına gelmiyor. Ama bunları yaptığınız zaman bu sefer gerçekten Cemaat’in medyadaki birtakım tetikçilerini vs.lerini de onurlandırmış oluyorsunuz. Onları yan yana koyarak onurlandırmış oluyorsunuz. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Burada bir şey var, ölçüsüzlük. Bu ölçüsüzlük en çok Cemaat’in işine yarıyor. Halbuki 15 Temmuz gibi sefil bir hareketten sonra artık ağızlarından hiçbir şekilde tek kelimenin çıkamaması lazım. Ama ne yapıyorlar? Kendilerini değil de kendileri dışındaki insanların mağduriyetleri üzerinden bir lobi yapmaya çalışıyorlar, özellikle uluslararası platformlarda.
Bir diğer husus, şunu başta söyledim tekrar söyleyeyim: Bugün bunu bir cadı avına dönüştürmeye çalışan isimlerin büyük bir kısmı Cemaat’in suçlarında, günahlarında çok büyük payları olan, ortaklıkları olan isimler. Ama bunlar şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının yakınında durdukları için onlara en azından şu anda dokunulmuyor. Bir taraftan dokunulmamanın verdiği güvenle, bir taraftan da her an dokunulabileceğinin verdiği endişeyle bu kişiler çok agresif olabiliyorlar. Çok meşhur isimler var. İsim vermek istemiyorum. Herkes kendince bunların cevabını verebilir. Bunlardan özellikle medyada çok var, siyasette çok var. Genellikle bu konularda, geçmişte AKP çevresinde olup Cemaat’e mesafeli durmuş olan insanların bir kısmı şu andaki cadı avına da mesafeli oldukları için kolaylıkla FETÖ’cü olmakla suçlanabiliyorlar. Çok ironik, paradoksal durumlar yaşanıyor. Bunu da bu hareketi, AKP-Cemaat ilişkilerini dışarıdan gözleyen benim gibi insanlar biliyor. Şu anda AKP içerisinde geçmişte ya da bugün yer alıp da Fethullah Gülen Cemaati’ne en yakın kimler vardır diye sorsanız size verilecek, sıradan insanın vereceği liste aslında tam tersine, Cemaat’le öteden beri en fazla mesafeli olanların ismidir. Öte yandan en fazla Cemaat’e karşı en aktif, Cemaat karşıtı, FETÖ karşıtı olan kimlerdir diye sorduğunuzda verilecek isimlerin önemli bir kısmı da aslında en çok Pensilvanya’ya gitmiş, önünü iliklemiş isimlerdir. Böyle acayip, kötü bir durumla karşı karşıyayız. 15 Temmuz Türkiye’de 40 yıldan beri varlığını çok etkili bir şekilde sürdüren ve Türkiye’de İslami cemaatten çok bir istihbarat servisi görünümünde varlığını sürdüren bir yapının bir nevi harakirisiydi. Tabii ki bu darbe girişiminden başarılı şekilde çıkmış olsalardı –ki çok şükür böyle bir şey yaşanmadı– Türkiye’nin hali şundan çok çok daha kötü olacaktı, kesin eminim. Ama bu halinin de iyi olmadığı çok açık.
Türkiye’nin 15 Temmuz’dan daha kötü olmasında tabii ki darbe girişiminin yarattığı şok çok etkili. Ama bir diğer husus da şu: Cemaat Türkiye’de devlete, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kendi istediğini rahatlıkla yapabilmesi için çok elverişli bir zemin sundu. OHAL’in ilanı ve bunun neredeyse kalıcılaştırılması, Cemaat’in Türkiye’ye yaptığı son büyük kötülüklerden ve en büyük kötülüklerden birisi oldu. Türkiye’de, yayının başlığına dönecek olursak, Cemaat’ten geriye ne kaldı diye sorulduğu zaman, Türkiye’de Cemaat’ten geriye çok fazla bir şey kalmadı kendileri olarak. Ama Türkiye’ye çok kötü bir miras bıraktılar. Ve onlar yüzünden Türkiye’de sadece ve sadece demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri savundukları için ve siyasi iktidara eleştirel yaklaştıkları için birçok insan çok rahat bir şekilde sorgusuz sualsiz özgürlüklerinden edilebiliyorlar. Hakları ellerinden alınabiliyor. Ve kimse de buna ses çıkaramıyor. Eğer bugün Türkiye’nin önde gelen gazetecileri, aydınları cezaevindeyse, akademisyenleri işlerinden atılıyorsa ve buna benzer bir yığın hak ve özgürlük ihlalleri çok rahat bir şekilde yapılabiliyorsa, –tabii bunu yapan merciler, siyasi iktidar birinci derecede sorumludur– ama Türkiye’ye bu zemini kötü anlamda hediye eden Fethullah Gülen Cemaati’nin ve bağlılarının yatacak yeri yok diye kaba bir lafla bitireyim. Ama böyle. Daha fazla ne kötülük yapabilirlerdi diye düşünürken 15 Temmuz ve sonrasını bize yaşattılar. Artık Türkiye’de Fethullah Gülen Cemaati’nin, o çizginin tekrardan kendini gösterme imkânı olduğunu –varlığını hep sürdürecektir ama– güçlü bir şekilde ortaya çıkma imkânı olduğunu sanmıyorum. Yurtdışında kalan artıklardan nasıl bir şey çıkacak? Daha önce birtakım yayınlarda bunu ele almıştım. Bir merak konusu. Kendi içlerindeki tartışmaların, ilişkilerin nasıl gelişeceği, Fethullah Gülen’in akıbetinin ne olacağı, ABD’de kalıp kalmayacağı gibi çok kritik sorularla alâkalı. Ama bir diaspora hareketi olarak yoluna devam edeceği anlaşılıyor. Şunu da unutmamak lazım: Fethullah Gülen ve hareketinin başına gelenler, onların Türkiye’ye ettikleri kötülükler ve onların daha sonra yaşadıkları, Türkiye’de sadece bu cemaati ilgilendiren bir olay olmanın ötesinde Türkiye’de tüm İslami camiayı ilgilendiren bir olay AKP-Cemaat kavgası. Bu savaş başladığı andan itibaren ısrarla söylediğim bir şeyi tekrarlamak istiyorum: Bu tüm İslami camianın üzerine çok ciddi bir fatura yüklemiş durumda. Kısa vadede bu karşımıza çıkmayabilir. Ama orta ve uzun vadede bu savaşın faturasının tüm İslami camiaya kesilmiş olduğunu göreceğimizi tahmin ediyorum. Söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus