Ruşen Çakır yorumladı: Adem Soytekin niçin tahliye edildi?

İSTANBUL (Medyascope) – İBB davasında 15 tahliyeyi değerlendiren Ruşen Çakır, dosyanın büyük ölçüde gizli tanık ve etkin pişman ifadelerine dayandığını belirterek tutuklulukların gereksiz olduğunu söyledi.

Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır, İBB davasındaki 15 tahliyeyi önemli bir gelişme olarak değerlendirdi, ancak dosyanın zayıf olduğunu vurguladı.
  • Tahliye edilen Adem Soytekin’in etkin pişmanlık ifadesinin ardından uzun süre tutuklu kalması dikkat çekti.
  • Çakır, tutuklu yargılamanın gereksiz olduğunu savundu ve Dilek İmamoğlu’nun açıklamalarına atıfta bulundu.
  • 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanamamasını Türkiye’nin acı gerçeklerinden biri olarak nitelendirdi.
  • Kemal Türkler’in işçi sınıfı mücadelesindeki rolünü hatırlattı ve cezasızlık sorununa dikkat çekti.

Gazeteci Ruşen Çakır, “Adem Soytekin niçin tahliye edildi?” başlıklı son yayınında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasındaki gelişmeleri ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün tarihsel anlamını değerlendirdi. Çakır, hem davadaki tahliyelere hem de Türkiye’de işçi hareketinin simge isimlerinden Kemal Türkler’e dikkat çekti.

İBB davasında tahliyeler ve “zayıf dosya” eleştirisi

Çakır, İBB davasında son ara kararla 15 kişinin tahliye edilmesini önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Tahliyelerin, savcının talebinden daha geniş tutulduğunu belirten Çakır, bunun önceki duruşmalarda da görülen bir eğilim olduğuna işaret etti.

Tahliye edilenler arasında yer alan Adem Soytekin özelinde değerlendirmelerde bulunan Çakır, Soytekin’in “etkin pişmanlıktan” yararlanmasına rağmen uzun süre tutuklu kalmasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Soytekin’in duruşmada ifade verme talebine öncelik tanındığını ancak savunmasının zayıf ve dağınık bir görüntü sergilediğini ifade etti.

Çakır, davanın somut delillerden ziyade gizli tanık ve etkin pişman ifadelerine dayandığını belirterek, “Bu yapı sürdürülebilir değil” görüşünü dile getirdi. Etkin pişmanların zamanla ifadelerini yumuşattığını ya da geri çekme eğiliminde olduğunu da sözlerine ekledi.

Adem Soytekin
Ruşen Çakır yorumladı: Adem Soytekin niçin tahliye edildi?

“Tutuklu yargılama gereksiz”

Çakır, Dilek İmamoğlu’nun açıklamalarına atıf yaparak, davada tutuklu yargılamayı gerektirecek bir durum bulunmadığını savundu. 13-14 aya varan tutukluluk sürelerini “zulüm” olarak nitelendiren Çakır, tüm sanıkların tutuksuz yargılanması gerektiğini söyledi.

Duruşma sırasında Ekrem İmamoğlu’nun salona girişinde yaşananlar ve sanıkların tavırlarının da davanın atmosferine dair dikkat çekici detaylar içerdiğini belirtti.

1 Mayıs ve Taksim yasağı

Yayınında 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne de değinen Çakır, Taksim Meydanı’na yönelik yasakların Türkiye’nin “acı gerçeklerinden biri” olduğunu söyledi. Kendi deneyimlerinden örnekler veren Çakır, 1976’da ilk kez Taksim’de 1 Mayıs’a katıldığını, 1977’deki kanlı olaylar sırasında da bölgede bulunduğunu anlattı.

Kemal Türkler vurgusu

Çakır, 1977’de Taksim’de konuşma yapan DİSK Başkanı Kemal Türkler’i anarak, Türkler’in işçi sınıfı mücadelesindeki rolünü hatırlattı. Türkler’in 1980 yılında suikast sonucu öldürüldüğünü ve faillerin adalet önünde hesap vermediğini belirten Çakır, bu durumun Türkiye’deki cezasızlık sorununa işaret ettiğini söyledi.

Çakır, konuşmasını 1 Mayıs’ı kutlayarak ve Kemal Türkler’i anarak tamamladı.

Video deşifresi

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı davasında yine ara kararla 15 kişi tahliye oldu. Savcı 9 kişi istemişti, mahkeme yine geçen sefer de daha önceki sefer de öyle olmuştu, daha fazla kişiyi, 15 kişiyi tahliye etti. Bunlardan birisini konuşmak istiyorum: Adem Soytekin. Adem Soytekin, etkin pişmanlıktan yararlanan ama tutuklu yargılanan birisiydi. Bu çok olan bir durum değil. Ben de tutuksuz yargılanan bir sanık olarak gittiğim davalarda, duruşmalarda onu hep diğer tutuklu sanıklardan ayrı bir yerde, jandarmaların korumasında diyelim, hep gördüm ve değişik birisiydi. Sürekli ziyaretçilerin olduğu tarafa el sallayan, bir şeyler anlatmaya çalışan birisi ve ilginç bir şekilde etkin pişman olmasına rağmen Ekrem İmamoğlu salona girdiğinde ayağa kalkan, hatta onu alkışlayan birisi. Galiba o da Trabzonluymuş. İş insanıymış, inşaat gibi işlerle uğraşıyormuş. Ve kendisi Mart’ta ilk operasyonlar zamanında gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Etkin pişmanlık için başvurunca 2025 Temmuz’unda tahliye oluyor ama sonra 29 Ekim 2025’te tekrar tutuklanıyor ve dün de tahliye oldu.

Şimdi şöyle bir şey: O biliyorsunuz sırası çok aşağılardaydı. Dilekçeyle başvurdu. İfade vermek istedi, daha doğrusu savunmasını yapmak istediğini söyledi. Diğer sanıkların avukatlarının itirazına rağmen mahkeme heyeti onu kabul etti ve bu hafta o ifadesiyle, savunmasıyla dikkat çekti. Ve savunmasında bayağı bir bocaladı, kâğıttan okudu. Şu oldu, bu oldu. Birtakım sorulara cevap verirken zorlandı. Savcının beklediği cevapları vermediği gözüktü ama sonuçta tamamladı ve çarşamba günü burada konuşmasak olmaz, Ali Deniz Çakır’ın programına duruşmaları başından itibaren izleyen bir genç gazeteci Muratcan Altıntoprak konuk olmuştu ve orada yayında da bunu konuştular. Kimler tahliye olur, ne olur diye. Sonra biz muhabbet ederken şunu söyledi Muratcan, ki haklı; o kadar zorlandı ki savunmasında, tahliye çıkmayabilir ama zaten başvurması ve mahkeme heyetinin onu öne alması zaten tahliye ihtimalini çok güçlendiriyordu. Ben de orada şöyle; her ne kadar savunma sırasında duruşma salonunda olmasam da takip ediyordum. Gerçekten zayıf bir savunma yaptığı, bocaladığı belliydi ve dedim ki ama bence tahliye olur. Çünkü bu dava, sık sık dile getiriyorum tekrar söyleyeyim, delil yok. Delillerden ziyade, somut elle tutulur delillerden ziyade birtakım gizli tanıkların ve birtakım etkin pişmanların ifadeleriyle ayakta durmaya çalışıyor ve duramıyor, sarsılıyor. İlk günden itibaren bu dava, çürük bir temelde olduğu belli olan bir dava hâline geldi ve zaman içerisinde duruşmalar ilerledikçe birtakım etkin pişmanların ifadelerini geri çektikleri ya da ilk söylediklerinin devamını getirmediklerine tanık olduk ve bu gidişle de daha da tanık olacağa benziyoruz.

Böyle bir ortamda onların sayısının azalması ve suçlamalarının hepsinden olmasa bile önemli bir kısmından vazgeçmeleri gerçekten davanın zaten olmayan bana göre ama devlete göre var, o meşruiyetini iyice zora sokacak bir şey. Ve böyle bir olayda siz etkin pişman birisini, en öne çıkan isimlerden birisini tahliye etmezseniz bu sefer diğerleri iyice kendilerini yalnız hissedecekler. Diğer etkin pişmanlar… Bunların ezici bir çoğunluğu tutuksuz yargılanıyor ama sahipsiz olma hissi. Yani Adem Soytekin’in normalde kendisine yönelik suçlamalar suç örgütü yöneticisi, suç örgütü kasası suçlamaları var; bunları reddediyor. Tabii suç örgütünden haberi olmadığını söylüyor, bunun parçası olmadığını söylüyor. Ama bu arada da birtakım sanıkları suçluyor. Kendisi suçluyor ve onların bir kısmı “Gördün mü? Elinde somut delil var mı?” sorularına “Hayır duydum, duyumum.” diye anlatıyor ama isimleri somut olarak, birtakım isimleri suçluyor ve mahkemeyle, öyle diyelim yargılayanlarla işbirliği yapıyor. Siz şimdi bunu tahliye etmezseniz gerçekten çarşı iyice karışır.

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Daha önce bir yayında bahsetmiştim, 12 Eylül dönemindeki kendi yargılanmam ve tutukluluğumdan biliyorum. Bizim zamanımızda da tam birebir aynı değildi ama bağımsızlar vardı. Yani bunlar mahkemede ne dediklerinden ziyade cezaevinde idareyle işbirliği yapanlar, yani onların çizdiği sınıra uyanlardı. Onun dışındakiler de sürekli direnenlerdi ve bu kişilere ne deniyordu? Bağımsız deniyordu. Pişman da deniyor oluyordu ama daha çok bağımsız deniyordu. Ve bu kişilerin o kendilerini hapse atan, hapiste tutan gardiyanlar başta olmak üzere ki gardiyanlarımız normal zorunlu hizmetini yapan, vatan hizmetini yapan askerlerdi, erler, çavuşlar vesaire, onların gözünde ve cezaevi yöneticilerinin gözünde, subayların gözünde çok değersiz insanlardı. Çünkü çok garip bir şey oluyor; siz böyle bir şekilde şu ya da bu nedenle bir şeyden vazgeçip işbirliği yaptığınız zaman size işbirliği teklif edenler sizin o işbirliğinizden istifade ediyorlar ama size değer vermiyorlar. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Bu kişilere sadece bu cezaevi yöneticileri, mahkeme, savcılar eminim öyledir, tabii ki buna itiraz edeceklerdir. Ama bir savcı, yani bir insan normalde böyle bir olayda kendisine yardımcı olana memnun olur ama bu kişilerin yaptıklarından dolayı da bu kişilere güvenmezler aslında. Böyle bir olay var.

Aynı şekilde yakın çevreleri de herhalde öyle bakıyorlardır. Çünkü burada başka bir şey var, yani bir şeyden vazgeçiyorsunuz. Şimdi zaten psikolojik olarak bunun yükü altında ezilen bu kişileri bir de tahliye etmezseniz bu sefer tam bir yıkım onları bekleyecek ve diğerlerine kötü örnek olacak. Diğerlerine kötü örnek olunca davanın kendisi iyice çıkmaza girecek. Dolayısıyla bu sembol bir isim, Adem Soytekin. Bu örnek bize davanın davayı açanlar tarafından, yürütmeye çalışanlar tarafından son bir gayret kurtarma çabasının bir ürünü olarak bence görülmeli. Ben öyle görüyorum ama onun da yeteceğini sanmıyorum. Çünkü şu ana kadarki gidişat bu davanın ayakları üzerinde duramadığını bize gösteriyor. Daha başka etkin pişmanlardan ifadesini çeken ya da hafifleten, suçlamalarını hafifleten başka örneklere de tanık olacağa benziyoruz. Adem Soytekin özgürlüğüne kavuştu ama dışarıda kendisini eskisi gibi bir hayatın beklemediğini herhalde biliyordur. Birçok insan aynı durumda.

Ben mesela geçmişte hatırladığım o dönemde bizlerle beraber hapse girip ama sonra işbirliği yapanların sosyal alanda hiçbir yerde varlık göstermediklerine tanığım. Yoklar, yok oldular, kayboldular. Kendilerini unutturma yoluna gittiler. İşte burada da benzer bir olay var, diğerlerine de ona da tabii ki geçmiş olsun. Ama dün yine Aile Dayanışmasında Dilek İmamoğlu’nun söylediği gibi o davada, süren davada kimsenin tutuklu yargılanmasını gerektiren bir durum olduğunu sanmıyorum. Özellikle bunu tekrar vurgulamak istiyorum; tutukluluk orada Mart itibarıyla bakarsak 13 ay, 14 ay olan tutukluluklar var. Bu tam bir zulüm. Herkesin bir şekilde en hızlı zamanda tahliye olması gerekiyor. Yargılama sürebilir ama tutuksuz yargılanmaları gerekiyor ki birçoklarının hakkında istenen cezalar zaten yatarı kalmamış çok kişi var. Hani ceza alsalar bile evet böyle arada bir, ayda bir böyle 15’er 15’er tutuklu sayısını mahkeme azaltıyor. Umarım çok geçmeden kimse tutuklu kalmaz. 

Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı, Emek Bayramı ve yine tabii yasaklar var, yine tabii ki Taksim yasağı var. Bütün bunlar Türkiye’nin maalesef acı gerçekleri, kabullenilemez gerçekleri. Ama böyle. Ben ilk 1 Mayıs’a 1976 yılında Taksim Meydanı’na gitmiştim. Silik bir 1 Mayıs’tı. 1977’de Taksim Meydanı’ndaydım. Katliamın hemen öncesinde okulumuza, Galatasaray Lisesi’ne gidip oradan başka arkadaşları meydana çekmek için gittiğimizde silah seslerini duyduk. O anda meydanda değildim ama hemen okulun oradaydım. 1978’de yine gittim. Öyle gidebildiğimiz kadar gittik. Ve 1 Mayıs’a bazıları: “Ne anlamı var?” diyor. Hatta “İşçi sınıfı mı kaldı?” falan diyor. İşçi sınıfı da var, adı işçi sınıfı olmasa da sömürülenler hep var. Zaten dünyanın sistemi bunun üzerinde kurulmuş, sömürü üzerinde bina edilmiş bir dünyadayız.

Neyse, bugünün ithafı 1 Mayıs nedeniyle o kanlı 1 Mayıs sırasında konuşmayı yapan DİSK Başkanı Kemal Türkler. Kemal Türkler’in konuşmasının hemen ardından katliam yaşanmış. Ben o sırada orada değildim ama biliyoruz. Kemal Türkler, Denizlili, yoksul bir ailenin çocuğu olarak üniversiteyi mecburen yarım bırakıp iş hayatına atılan, iş hayatı derken tabii ki kendi işi değil, işçi olarak çalışıyor ve Maden-İş’te sendikacılığa başlıyor. İşçilikten iş yeri temsilciliğine, sonra sendika yöneticiliğine, Maden-İş’in yöneticisi oluyor ve ardından 4 sendika; 13 Şubat 1967’de Maden-İş, Basın-İş, Lastik-İş, Gıda-İş DİSK’i kuruyorlar. Bu gördüğünüz cenazesi. Birazdan ondan da bahsedeceğim. DİSK’i kuruyorlar ve DİSK’in kurucu genel başkanı. Ama DİSK’in kurulmasından önce 1961’de Türkiye İşçi Partisi’nin de kurucularından Kemal Türkler ve 1977 sonuna kadar DİSK’in genel başkanı, yani Kanlı 1 Mayıs’tan sonra yapılan ilk kurultayda yerine Abdullah Baştürk seçildi. Kemal Türkler ama Maden-İş genel başkanı olarak kaldı ve kendisini 22 Temmuz 1980’de evinin önünde katlettiler. 12 Eylül’den bir buçuk ay önce, 12 Eylül askerî darbesinden bir buçuk ay önce o günü hatırlıyorum. Çok şok olmuştuk ama her gün ölüm haberi geliyordu, saldırılar geliyordu. Kemal Türkler’in öldürülmesi başlı başına çok büyük bir olaydı ama kimse mahkûm olmadı bildiğim kadarıyla. İsimler var, azmettirenler var, şu var, bu var. Ama Kemal Türkler’i öldürenler bulunmadı ya da bulunsa bile cezalandırılmadı. Kendisi Türkiye işçi sınıfına kendisini adamış bir isimdi. Saygıyla ve rahmetle anıyorum. 1 Mayıs kutlu olsun. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.