Muhanad Seloom: “Irak’ın temel sorusu şu: Sünni Arapları kim temsil edecek?”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bağımsız araştırmacı ve Irak Araştırma Ağı’nın kurucularından Muhanad Seloom ile Irak’ın siyasi geleceğini ve Sünni ve Şii Arapları içindeki bölünmeleri konuştuk. Röportajın İngilizce aslından çevrilmiş tam metnini aşağıda bulabilirsiniz.

Siz Al-Sharq foruma yazdığınız yazıda, Irak hükümeti ve Birleşmiş Milletler’in bir “tarihsel anlaşma” planı hazırladığından bahsediyorsunuz. Bu planın ayrıntılarını anlatabilir misiniz?

Öncelikle beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. “Tarihi anlaşma” aslında temel olarak, Irak için hazırlanan bir siyasi anlaşma ve uzlaşı planı. 2003’ten beri Irak istikrarlı bir ülke değil, özellikle de işgalin ardından birçok bölünme yaşandı. Ancak Irak hükümeti, ABD hükümeti ve Birleşmiş Milletler, Irak’ın siyasi bir uzlaşmaya ihtiyacı olduğunun farkında. Farklı etnik gruplara ve mezheplere mensup Iraklıların birbirleriyle uzlaşması ve anlaşması lazım. Bu siyasi uzlaşma projesi bir süredir devam ediyor. “Tarihi anlaşma” da bunun bir parçası. Irak hükümeti, Irak’taki farklı siyasi partiler ve Birleşmiş Milletler, Irak’taki dışlanmış gruplara ulaşmak istiyorlar. Bu grupların başında da Sünni Araplar geliyor. Bugün, IŞİD’in ortaya çıkışından dolayı, Irak’taki baş siyasi aktörlerin kim olduğunu belirlemek pek kolay değil. IŞİD’in ortaya çıkışıyla birlikte, birçok şehir işgal edildi, Irak’ın üçte biri IŞİD’in kontrolü altına girdi. Ama son zamanlarda IŞİD birçok şehirden çıkarıldı, en son da Musul’dan çıkarılıyor. Şu anda herkes Musul’un kurtarılmasını bekliyor, ardından bir “tarihi anlaşma” başlatılacak. Peki, kim bu anlaşmanın öncüsü olacak? Şu anda Birleşmiş Milletler, Irak hükümetinin yardımı ile yapacak gibi gözüküyor. Ama temel soru şu: Kim Sünni Arapları temsil edecek? Şu an iki grup var: İlki mevcut siyasi süreçlere katılan Sünniler; Irak hükümetinin içindeler ve bakanlık ya da başbakan yardımcılığı yapıyorlar. Diğer grup ise siyasi sistemin bir parçası olmayı reddedenler. Onlar ya Irak’ın dışındalar ya da ülkenin içindeler ama siyasete katılmak istemiyorlar. Bence “tarihi anlaşma”, siyasi süreçleri boykot eden bu grupla olmalı, onları siyasete dahil etmeliyiz. Sadece bu şekilde, şiddeti ve ülkedeki etnik ve mezhepsel çatışmalardan yararlanan radikal grupların ortaya çıkmasını engelleyebiliriz.

Peki, bu “tarihi anlaşma,” bu grupların siyasete dahil edilmesi için ne tür siyasi mekanizmalar ön görüyor?

Bu resmi olarak belli değil. hükümet ve diğer gruplar hâlâ müzakere ediyorlar. Yaptığım araştırmanın bir parçası da buna bakmaktı, bir süre önce Ortadoğu’ya gittim, Ürdün’e, İstanbul’a ve diğer şehirlere gittim ve bu “tarihi anlaşma” olarak adlandırılan siyasi uzlaşmanın nasıl olacağını anlamaya çalıştım. Anladığım şey şu: Birleşmiş Milletler, Irak siyasetinin bir parçası olmak istedikleri hâlâ tam da net olmayan Baas Partisi, bazı Selefi örgütler gibi gruplarla görüşüyor. Eğer bu gruplar, Irak’taki siyasetin bir parçası olmak istiyorlarsa, ki bu illa hükümetin bir parçası olmak anlamına gelmez; şayet ülke siyasetine dahil olmak, bir sonraki seçimlerde yer almak istiyorlarsa, inşa edilecek mekanizmalar, onları tekrar siyasete dahil etmeye ve sorunlarını anlamaya yönelik olacak. Çünkü şu an Irak’ta yeni bir siyasi gerçeklik var, 2003 öncesinden çok farklı. Bu yeni siyasi mekanizmaların ne olacağıyla ilgili Şiiler, ki böyle derken Şii siyasi partileri kastediyorum, kendi siyasi görüşlerini sundular. Ama Sünniler hâlâ sunmadı, bazı yerlerde BM temsilcisi Jan Kubis’e bir şeyler sunduklarını duydum ama bu metin daha yayınlanmadı. Son olarak şunu söylemek istiyorum: “Tarihsel anlaşma” resmi olarak yayınlanmış bir belge değil ama belgenin bir kısmı sızdırıldı. Hükümet bu belgeyi daha doğrulamadı ama araştırmam esnasında bazı BM yetkilileri, sızan belgenin orijinaline çok yakın olduğunu belirttiler.

Sünni Arapların iki gruba ayrıldığından bahsettiniz. Bunu biraz açabilir misiniz, Sünni Arap grupların temel farklılıkları neler?

Bu Irak’taki temel meselelerden biri. 2003’ten sonra, Irak’ın işgalinden sonra, Şiiler yeni hükümetin bir parçası olmak istediler. Daha doğrusu yeni siyasi sürecin öncüsü onlar oldu. Sünniler ise iki gruba ayrıldı: Bir grup; İslam Partisi, bazı seküler gruplar, bazı aşiret yanlıları, hükümetin parçası olmak istediler ve ABD tarafından kurulan Geçici Koalisyon Yönetimi’nin bir parçası oldular. Diğer grup ki aslında onlar da aynı arka plandan geliyorlardı yani bu grup da İslam Partisi, seküler gruplar ve aşiret yanlılarının içinden çıkmıştı; onlar, bu siyasi süreci boykot ettiler. Biz işgal altında çalışmak istemiyoruz, bu siyasi süreç meşru değildir ve silahlı bir direniş başlatmak istiyoruz dediler. Artık Amerikalılar yok, Irak’ı terk ettiler ve Bağdat’ta bir hükümet var. Ama bu siyasi süreci boykot eden grup hâlâ var, siyasete katılmadılar. Ben bu iki grubu kendi araştırmamda “iştirakçiler” ve “reddedenler” olarak tanımlıyorum. Bir noktadan sonra iki taraf birbirlerinin meşruiyetini sarsmaya başladılar. Hükümettekiler “reddedenleri” radikal olmakla ya da hükümeti ve Irak’taki siyaseti çökertmeye çalışmakla suçladı. Diğer grup ise “iştirakçilerin” hain ve işgal güçlerinin adamı olduğunu söyledi. Bu oldukça olumsuz bir atmosfer yaratıyor. Birçok araştırmacı, bu bölünmenin El Kaide ve IŞİD gibi grupların Irak’ta güçlenmesine neden olduğunu öne sürüyor. Temel bölünme bu.

Bu iki grubun şu anki ilişkisi nasıl?

Temel sorun bu. Irak’taki bir siyasi uzlaşıyı da bu zora sokuyor, BM ve ABD’nin Irak’taki özel temsilcisi, farklı gruplara ulaşmaya çalışıyorlar. Siyasi sürece katılmayı reddedenlerle Amman’da, Abu Dabi’de, İstanbul’da ve başka yerlerde görüştüler. Aynı zamanda hükümettekilerle de görüştüler. Ama sorun şu: Bu grupları bir araya nasıl getireceğiz? Birbirleriyle konuşmuyorlar ve birbirleriyle uzlaşmaları daha vakit alacak gibi duruyor.

Siz yazınızda bir de iki tarafa da ait olmayan, üçüncü bir grup olduğunu söylüyorsunuz. Onlar kim?

Bu siyasette hep gördüğümüz bir şeydir, sessiz bir çoğunluğun olması. 2003’ten sonra Irak, tabiri caizse, şok geçirmiş bir devletti. Birçok insan, seçimlere katılacaklarından ve oy kullanacaklarından emin değildi. Ya kendilerini güvende hissetmiyorlardı ya da kafaları karışmıştı: “Kim bu insanlar?” diye düşünüyorlardı. Geçici koalisyon, ABD tarafından seçilmişti, seçimle gelmemişti. Yeşil Bölgenin içinde kalacak kadar şanslı olanlar, siyasete katıldılar. Birçok Sünni ve Şii Iraklı, ama burada daha çok Sünnilerden bahsediyorum, hükümete katılanların kendilerini temsil ettiğini düşünmüyorlardı ve siyasi süreçlere katılmayı reddettiler. Bu sessiz çoğunluk, yeni bir seçenek bekliyor, etnik ve mezhepsel bölünmeleri aşabilecek bir seçenek bekliyor. Bu nasıl olacak? Göreceğiz. 2018’teki seçimlerde yeni siyasi aktörler mi göreceğiz? Tarihsel anlaşma, yeni aktörlerin Irak siyasetinin bir parçası olmasına izin verecek mi? Bunları göreceğiz.

Yapılacak bu tarihsel anlaşmanın sadece Sünni siyasi aktörleri, değil, Sünni halkı da kapsaması gerektiğini söylüyorsunuz…

Bunu söylememin iki nedeni vardı. Birincisi şu: siyasi uzlaşma sadece Sünnilerle olmayacak, Şiirlerle de…

Ve Kürtler de…

Kürtler bahsettiğim tarihsel anlaşmanın bir parçası değil çünkü Kürtlerle, Sünni ve Şiiler arasındaki çatışmaya benzeyebilecek etnik bir çatışma yaşanmıyor. Kürtlerle, toprak, egemenlik, kaynakların dağılımı ve mali konularla ilgili sorunlarımız var. Kürtlerle, en azından şu anda, etnik bir çatışma yok. Kürtlerle olan sorunlar başka sorunlar. Ama Sünniler ve Şiiler, ki burada Sünni ve Şii siyasi partilerden bahsediyorum, bu siyasi uzlaşmayı başka türlü satmaya çalışıyorlar. Bazı Şii partiler, bir önceki yönetim tarafından infaz edilen yüksek rütbeli yetkilileri kast ederek, bu, suçlularla uzlaşmak anlamına gelecek diyorlar. Sünni partiler, tarihi uzlaşmanın eski bakanlara taviz vermek anlamına geleceğini söylüyorlar.

Bunlar bir çözüm değil, ciddi acılar yaşanıyor. Bizim gerçek bir uzlaşma ve anlaşmaya ihtiyacımız var. Bence tarihi uzlaşma, birkaç yüksek rütbeli Sünni yetkiliyi bağışlamakla sınırlı olmamalı, bunun ötesine geçmeli. Bu çok önemli. Eğer Sünni görevliler haksız yere cezalandırıldılarsa tabii ki Irak yargısı bununla ilgili bir şeyler yapmalı ama tarihi uzlaşma, Sünni siyasi liderle değil, Sünni halkla yapılmalı.

Hep Sünnilerden bahsettik, Şiiler arasında nasıl bölünmeler ve farklılıklar var?

Bu benim bir sonraki yazımın konusu. Arap Şiiler, Arap Sünniler gibi bölünmüş durumda ama bu bölünmenin doğası biraz daha farklı. Şiiliğin yapısından dolayı. Şiilerin lideri olan ve herkesin bağlı olduğu bir baş Ayetullah var, bir de onun altındaki Ayetullahlar var. Yani insanların takip edebileceği farklı Şiilik yorumları var. Irak’taki baş Ayetullah, Ali Hüseyin Sistani. Sistani’ye dini otoritesinden dolayı tüm Şiiler saygı gösterir. Ama bir de Ayetullah Sadr gibi kendi fetvalarını veren ve farklı okulları takip eden diğer Ayetullahlar var. Bu Şiirlerin siyasi hayatına direkt yansıyor. Böyle bölünmüş durumdalar, biz Arapça’da “taklit” diyoruz, mesela Sadr’ı “taklit” eden yani takip edenler illa ki Sistani’yi desteklemiyorlar. Ama en nihayetinde Ayetullah Sistani baş Ayetullah olduğu için, herkes eninde sonunda ona cevap verecektir. 2003’ten sonra Sistani’yi takip edenler ABD işgaline karşı savaşmayacaklarını belirttiler ama Sadr, ABD’ye karşı silahlı bir ayaklanma başlattı ve binlerce kişi öldü. Şu anda da direndiklerine dair bir söylem benimsiyorlar. Sistani’yi destekleyen partilerin, Sadr destekçilerinden

daha farklı bir siyasi vizyonu var. Birkaç ay önce Sadr’ı destekleyenlerin, Yeşil Bölgeyi geçip, Başbakan’ın ofisine ve parlamentoya girdiklerini gördük. Bu büyük bir olaydı, Sadr’ın hâlâ Sistani’den farklı bir siyasi vizyonu var. Bu, Şiiler içindeki bölünmeler oldukça önemli ve siyasi ve tarihsel uzlaşma için çok önemli olacaklar. Farklı siyasi grupların, farklı siyasi vizyonları var. Şu an tartışılan tarihi anlaşmanın başını Ammar el Hakim çekiyor. Sadr’ın bu tarihsel anlaşmayla ilgili önerdiği farklı bir ad ve vizyon var. Şiilerin aralarındaki farklılıklar genelde yok sayılıyor, insanlar büyük resme bakıp herkesin Sistani’ye bağlı olduğunu düşünüyorlar. Ama aslında işleyen sistem ve mekanizmalar daha farklı.

Siz Şiiler arasındaki farklı siyasi vizyonlardan bahsettiniz, ondan önce Sünnilerden bahsettik. Kürtlerin de başka bir siyasi projesi var. Irak hükümeti Musul’un yarısını ele geçirdi, daha da ilerliyor. Sizce Musul da tekrar ele geçirdikten sonra bu farklı grupların geliştirdiği farklı siyasi vizyonlar birbirleriyle nasıl bir mücadeleye girecek ya da uzlaşacak?

Zaten şu anda herkes kendi vizyonunun, Musul’dan sonra Irak’taki hakim siyasi vizyon haline gelmesi için çalışıyor. Ama sorun şu ki Musul tek sorun değil, herkesin gözü şu anda Musul’un üzerinde ama Musul özgürleştirildikten ve IŞİD gittikten sonra… Özgürleştirilmiş başka şehirler var ve onlar yeniden inşa ve istikrar ihtiyacındalar. Ama asıl sorun Bağdat’ın istikrarı. Şayet Irak hükümeti, ülkenin geri kalanında istikrar olmasını istiyorsa, siyasi bir uzlaşma sağlaması şart. Ve bu siyasi uzlaşmaya Bağdat’ta ulaşılmalı. Musul, ve diğer yerler Bağdat’a bağlı. Irak hükümeti buraları IŞİD’den sonra nasıl yönetecek, bunu göreceğiz. Sünniler yerel yönetimlerin güçlenmesini talep ediyorlar. Federalizm ya da güçlü yerel yönetimler olmasını istiyorlar. Irak hükümeti ve yerel yönetim isteyenlerin bunun tam olarak nasıl gerçekleşeceğiyle ilgili net bir planı yok. Başkent Bağdat ve bu eyaletler arasındaki ilişki nasıl düzenlenecek? Anayasayı mı değiştirmeliyiz? Seçimler nasıl olmalı? Cevaplanması gereken çok fazla soru var. Sünniler ve Şiilerin kendi içlerindeki bölünmeler tüm bu sorulara bir cevap bulunmasını daha da karmaşıklaştırabilir. Ama eğer BM ve ABD, gerçekten bir siyasi uzlaşma isterlerse bunu başarabilirler.

 

 

 

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus