Ahmed Abdülkadir’in her şeye rağmen IŞİD’le mücadelesinin öyküsü

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’de bir suikast girişiminden kaçan, ikinci girişimdeyse ciddi şekilde yaralanan Abdülkadir’in kardeşi Ekim 2015’te bir IŞİD üyesi tarafından kafası kesilerek öldürülmüş. Doğup büyüdüğü şehir olan Rakka’dan haberlere, IŞİD’in yapısı, IŞİD komutanlarının isimleri ve çatışmalar hakkında güncel bilgilere yer veren Eye on the Homeland sitesinin kurucusu olan Abdülkadir, bu iki suikast girişiminden sağ kurtulmuş olsa da sürekli ölüm tehdidi alıyor.

Luc Mathieu’nün 16 Ocak günü Libération gazetesinde çıkan bir haberi, IŞİD’den kaçıp önce Şanlurfa’da, ardından da Fransa’da IŞİD’in suistimallerini haberleştirmek için bir grup aktivistle beraber Raqqa is Slaughtered Silently (Rakka Sessizce Katlediliyor) isimli bir internet sitesi üzerinden habercilik yapan Ahmed Abdülkadir’in öyküsünü anlatıyor.

ahmed
(Fotoğraf: Olivier Culmann. Tendance Floue)

Rakka’dan Fransa’ya uzanan bir yolculuk

“Yüzlerce, belki de daha fazla tehdit mesajı aldım. Bu tehditlerin bazıları internet üzerinden yapılırken; evimin kapısına asılan tehdit mesajları bile oldu” diyen Ahmed Abdülkadir, sonbahardan beri karısı ve iki çocuğuyla birlikte Fransa’da mülteci olarak yaşıyor. “Buraya geldiğimden beri de birkaç kez tehdit ettiler; Fransa’da olduğumu bildiklerini, son günlerimin tadını çıkarmamı zira ölümümün planlandığını söylediler” diyerek tehdit mesajları almaya devam ettiğini belirten Abdülkadir, Fransa’da OFPRA’ya (Mültecileri ve Uyruksuzları Koruma Ofisi) ait bir dairede Çeçen bir aileyle birlikte kalıyor ve evden dışarı çıkmaya korkuyor.

Ahmed Abdülkadir, Rakka’nın ve kendi hayatının nasıl değiştiğini ise şu sözlerle anlatıyor: “Rakka’dayken mütevazı bir hayatımız vardı. Kazandığım para, kira ve beslenmemize yetecek kadardı. Basit bir hayat yaşıyorduk.

Rakka’da kimse siyaset konuşmazdı, bu mümkün değildi. Rejimden daima korkulurdu. ‘Yerin kulağı vardır’ deyimi gerçekten doğruydu. Birilerinin dinleyip dinlemediğini, konuştuklarımızı muhaberata anlatıp anlatmayacaklarını asla bilemezdik.”

Abdülkadir, baba Esad ölüp de yerine Beşar Esad’ın geçince ilk başta halkta bir iyimserlik havası estiğini söylüyor: “Gençti, doktordu, bir süre İngiltere’de yaşamıştı. Herkes gibi ben de, açık fikirli ve babasından farklı olabileceğini düşünüyordum. Ancak sadece ön adının farklı olduğunu hızlıca anladık.”

2011 ilkbaharında  Dera, Şam, Humus ve Hama’da iktidar karşıtı gösteriler başlayınca, bu eylemlere katılan Abdülkadir, “bu gösterilerin iktidarı reform yapmaya iteceğini umuyorduk ancak Esad, aşiret liderlerini para ve imtiyaz karşılığında kendi safında tutuyordu” diyor.

Abdülkadir, Temmuz 2011’de bir internet kafede tutuklanmış ve 15 gün tutuklu kalmış. Tutuklu kaldığı süre boyunca işkence görmediğini ancak diğer aktivistlerin isimlerini söylemesini istediklerini belirten Abdülkadir, “haksız olduğumuzu, sabretmemiz gerektiğini, reformların geleceğini söylediler” diyor.

“Bunlar, oranın çocuklarıydı ve İslamcı bir ideolojileri yoktu”

Tutuklanmasının ardından hükümet tarafından Lübnan’a sürgün edilen Abdülkadir, 2012 ortalarında, Rakkalı gençler ilk defa organize olmaya başladığında sahte pasaportla Suriye’ye geri dönmüş. Suriye ordusunda görevli kayınbiraderlerinden biri, rejim güçlerinin saldırılarını önceden haber veriyor, Abdülkadir de muhalif arkadaşlarına iletiyormuş. O dönemde, Rakka’da kurulan muhalif ordu içinse Abdülkadir şunları söylüyor: “Bunlar, oranın çocuklarıydı, sivildiler. Aralarında asker kaçakları vardı. İslamcı bir ideolojiye sahip değillerdi; sadece rejim yanlılarını Rakka’dan çıkarmak istiyorlardı.”

Mart başında ÖSO’nun Suriye ordusuna bağlı askerleri kuşatması ve on beş gün sonra rejim güçlerinin çekilmesi ise Rakka’da iyimser bir atmosferin doğmasına yol açmış: “İlk defa siviller olarak örgütlenebiliyorduk. Şehri ve şehirdeki günlük yaşamı idare etmek için bürolar açıyorduk.”

Ancak bu iyimser atmosfer yalnızca üç ay sürebildi. Abdülkadir’e göre, Rakka’da El-Kaide’nin Suriye ayağı olan El-Nusra Cephesi’nin kök salmaya ve gizli gizli nüfuz edinmeye başlaması ile iyimserlik yerini korku ve güvensizliğe bırakmış: “[El-Nusra] dini kullanıyorlardı; ÖSO üyelerinin laik ve İslam karşıtı olduklarını söylüyorlardı. Sonradan anladık ki, asıl hedefleri ÖSO’ymuş. Stratejileri işe yaramıştı. Rakka halkı; basit, eğitimsiz ve saftı. Beşar’ın yaptığı gibi halka korku salmaya başladılar.”

2013 yazında El-Nusra üyelerinin ÖSO komutanlarına suikastler düzenlemesinin ardından Haziran ayında bir gün, şehrin hoparlörlerinde “Bugünden itibaren Irak ve Şam İslam Devleti’nde yaşıyorsunuz” duyurusunun yapılması ise Rakka halkının bir kısmı buna karşı çıktığı ve protestolar düzenlediği dönemi Abdülkadir şöyle anlatıyor: “O dönemde, çok geç olmadan insanları mobilize etmek için televizyon kanallarına mülakatlar veriyorduk. Zamanında yaptığımız eylemleri, başka bir suçlu rejimin boyunduruğu altına girmek için yapmadığımızı insanlara mütemadiyen hatırlatmaya çalışıyorduk.”

IŞİD’den gelen tehditler

Ancak görünen o ki; artık her şey için çok geçti. O senenin sonuna doğru, ÖSO, Rakka’dan çekildi ve Rakka’nın yeni sahibi, El-Kaide’den sonraki yeni bir cihatçı hareket olan IŞİD’di. IŞİD, Rakka’da kendi yönetimini dayatınca Ahmed Abdülkadir, bir süre gizlenmiş ancak Kasım 2013’te Şanlıurfa’ya kaçmış. Şanlıurfa’dayken arkadaşlarıyla beraber “Rakka Sessizce Katlediliyor” sitesini kurmuş.

Bu sitenin yayınları sebebiyle her geçen gün daha fazla tehdit almaya başlayan bu Rakkalı aktivistlere, Türkiye’deki istihbaratçılar söz konusu tehditleri ciddiye almalarında fayda olduğunu söylemiş.

Bir süre sonra Ahmed Abdülbakir ve kardeşi İbrahim, kuzenleri vasıtasıyla, Rakka’dan kaçmak isteyen bir genç ile irtibata geçmiş. Rakka’dan gelen Tlass al-Surur isimli bu genci, Ahmed ve İbrahim karşılamış, evlerinde ağırlamış ardından da al-Surur’un bir apartman dairesi bulmasına yardımcı olmuşlar. Birkaç gün sonra, bu yeni gelen genç, Ahmed’in kardeşi İbrahim’i ve İbrahim’in aktivist bir arkadaşı olan Fares Hamadi’yi bir yemeğe davet etmiş ve her ikisinin de kafalarını kesip öldürmüş.

Bu olayın üzerine Şanlıurfa’da başka bir yere taşınan Ahmed Abdülkadir’e, Mart 2016’da iki kişi sokakta saldırmış. Silah çekmelerine rağmen, silahın ateş almamasından faydalanan Ahmed kaçabilmiş ancak üç ay sonra yapılan başka bir saldırıda şansı o kadar yaver gitmemiş. Bir arkadaşının arabasına bindiğinde, arabanın camından üç el ateş edilmiş ve kurşunlardan bir Ahmed Abdülkadir’in çenesini parçalamış. Yaralı çenesi yüzünden Abdülkadir, hâlen yemek yemekte ve uyumakta zorlanıyor: “Çocuklarımın önünde yemek yiyemiyorum çünkü beni izlerken acı çektiğimi görüp ağlıyorlar.”

ahmed-2

Geçtiğimiz sene yasal yollarla Fransa’ya mülteci olarak giden Abdülkadir, burada da, Rakka’daki irtibatlarıyla iletişimini kesmemiş ve sitesinde Rakka’ya dair paylaşımlar yapmaya devam ediyor. Abdülkadir, Rakka’nın mevcut durumunu şu sözlerle özetliyor: “Oradaki hayat cehenneme döndü; insanlar terörize olmuş durumda. Uluslararası koalisyonun stratejisini anlayamıyorum. Kürtleri değil; ÖSO birliklerini desteklemeleri lazım. IŞİD’den kurtulmanın tek yolu, IŞİD’den en fazla nefret eden ve gerçekten Rakkalı olan Arapları desteklemek.”

Öte yandan, Esad rejiminin IŞİD’le savaşmadığını çünkü IŞİD’in rejimin işine yaradığını savunan Abdülkadir, “[Esad rejimi] nerede olduklarını çok iyi bilmelerine rağmen IŞİD binalarını hiçbir zaman vurmadılar, Bu teknik bir yetersizlikle ilgili değil. Zira aylar boyunca her gün, Halep’e onlarca varil bombası boşaltabildiler. IŞİD’in varlığı, rejime yarıyor; muhaliflerinin terörist olduğunu göstermek için kullanıyorlar” diyor.

Ahmed Abdülkadir, Fransa’daki sürgününün uzun bir süre devam edeceğini ve memleketi Rakka’ya dönemeyeceğini biliyor: “Onlar (Rejim güçleri ve IŞİD) orada olduğu sürece geri dönemem. Çünkü hangisi beni yakalarsa sonuç aynı olacak; öldürene kadar işkence edecekler.”

Rakka Sessizce Katlediliyor nedir?

Rakka Sessizce Katlediliyor oluşumu, Kuzey Suriye’deki Rakka şehrinde, IŞİD ve diğer güçlerin yaptığı insan hakları ihlallerini rapor eden Suriyeli muhalif aktivist gazetecilerin oluşturduğu bir grup. Kısaca RSS ya da RBSS olarak bilinen grup, Rakka halkının IŞİD’i sahiplendiğine dair algının doğru olmadığını göstermek için bazı yayınlar yapıyor. Kimilerine göre, Rakka’ya dair haberler için güvenilir birkaç kaynaktan biri.

rss

Siteleri, Facebook sayfaları ve diğer sosyal medya mecraları üzerinden, videolar, fotoğraflar ve röportajlar yayınlayan RSS, Rakka’daki savaş suçlarını rapor etmeye çalışıyor.

Kimileriyse, RSS’yi, Türkiye hükümeti ile bağlantılı olmakla, etnik çövenizm yapmakla ya da gerçekleri yansıtmamakla suçluyor. RSS kurucularından Abdülaziz el-Hamza’nın Kobane’de Kürtlere karşı savaşan IŞİD güçlerini desteklediği bir Tweet atması da RSS grubunun Arap milliyetçisi olduğu ve Kürtlere düşman olduğu yönündeki iddiaları güçlendirmişti.

6 Kasım 2016’da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Rakka’yı geri almak için operasyon başlattığında RSS’nin askeri operasyona kesin bir şekilde karşı çıkması ve SDG’nin kadın komutanını Arapça’yı “düzgün” konuşamamakla itham etmeleri de bazı kesimler tarafından sert bir dille eleştirilmişti.

İlk kurulduğunda Suriye hükümetine muhalif olan 17 üyeden oluşan RSS, IŞİD Nisan 2014’te Rakka’ya girince, IŞİD hakkında bilgiler paylaşmaya başlamış. RSS üyelerinden Abu İbrahim Raqqawi, Vice News’e verdiği bir röportajda IŞİD’ten aldıkları tehditleri şu sözlerle anlatıyor: “Biz bu IŞİD karşıtı kampanyaya başladığımızda, Facebook ve Twitter üzerinden fotoğraf ve videolar paylaştığımızda, hakkımızda üç kere Cuma hutbesi verdiler. Bizim kafir olduğumuzu , Allah’a karşı olduğumuzu, bizi yakalayacaklarını ve öldüreceklerini söylediler. Sahte isimler kullanıyoruz ve kimseye güvenmiyoruz.”

Her şeye rağmen haberciliğe devam

Bugüne kadar RSS’nin birçok üyesi öldürüldü. İlk olarak RSS üyesi Al-Moutaz Bellah İbrahim kaçırıldı ve öldürüldü. Temmuz 2015’te IŞİD’in yayınladığı bir videoda üç kişinin ağaca asılıp vurulduğu görülüyordu; IŞİD bu üç kişinin ikisinin RSS üyesi olduğunu iddia etti. Ekim 2015’te İbrahim Abdülkadir ve Fares Hamadi Şanlıurfa’da, Aralık 2016’teyse Ahmed Muhammed el-Musa, İdlip’te öldürüldü. Son olarak grubun video yönetmeni Naji Jerf ise, Gaziantep’te gündüz vakti sokak ortasında vurularak öldürüldü.

22 Haziran 2016’da BBC HARDTalk programında Sarah Montague’ye konuşan RSS sözcüsü Hussam Eesa, RSS’nin IŞİD karşısındaki konumunu şöyle açıklıyor: “Birlikte IŞİD’e karşı çalışıp, suçlarını ve suistimallerini belgelemeye karar verdiğimizde kayıplarımız olacağının farkındaydık. Ancak kaybımız beklediğimizden çok oldu. Şu ana kadar 14 kişiyi kaybettik; bunlardan dördü grup üyesi diğer onu ise arkadaşlarımız ya da akrabalarımız.”

RSS’nin yürüttüğü bu zor ve tehlikeli mücadele uluslararası kuruluşlar tarafından da tanınmış durumda. RSS’ye 2015 yılında Gazetecileri Koruma Komitesi tarafından Uluslararası Basın Özgürlüğü ödülü verildi. Tüm bu tehdit ve suikastlere rağmen mücadelesini sürdüren RSS’ye, geçtiğimiz yıl da, “IŞİD’in suç ve suistimallerini belgelemek pahasına hayatlarını tehlikeye attıkları” için Sivil Cesaret Ödülü verildi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus