İSTANBUL (Medyascope) – Toplum ve Siyaset programında Gülener Kırnalı, her hafta uzman akademisyenler, araştırmacılar ve yazarlarla Türkiye’nin ve dünyanın gündemindeki kritik başlıkları masaya yatırmaya devam ediyor. Bu bölümün konusuysa ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan Ortadoğu Savaşı’nın yaklaşık dördüncü ayında ABD-İran arasında varılan anlaşmaydı. ABD-İran anlaşması ne anlama geliyor? Kırnalı, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve İran uzmanı Doç. Dr. Tuğba Bayar ile konuştu.
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- ABD ve İran arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat, savaşa bir ara verirken henüz kesin bir barış anlaşması değil.
- Mutabakat, savaşın sona erdirilmesi, deniz ablukasının kaldırılması ve İran’ın mali kaynaklarına erişim gibi konuları kapsıyor.
- Lübnan cephesinin dahil edilmesi, mutabakatın en tartışmalı kısmıdır; İran bir saldırıyı ihlal olarak değerlendiriyor.
- İsrail’in ve rejim değişikliğinin gerçekleşmemesi, ABD’nin hedeflerine ulaşamadığını gösteriyor.
- Mutabakatın kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceği önümüzdeki 30 ve 60 gün içinde belli olacak.
ABD ile İran arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat, yaklaşık dört aydır devam eden savaşta önemli bir diplomatik eşik yarattı. Ancak metin henüz nihai bir barış anlaşması değil. Taraflar önümüzdeki 60 gün boyunca kalıcı anlaşmanın koşullarını müzakere edecek. Tuğba Bayar da mutabakatın bir ateşkesten ziyade “savaşa verilmiş bir ara” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Mutabakat; savaşın Lübnan dâhil bütün cephelerde sona erdirilmesi, ABD’nin İran’ın egemenliğine ve iç işlerine saygı göstermesi, deniz ablukasının kaldırılması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması gibi başlıklar içeriyor. İran’ın petrol ve petrokimya gelirlerine yönelik yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş mali kaynaklarına erişimin sağlanması ve ülkenin yeniden inşası için en az 300 milyar dolarlık bir plan hazırlanması da metnin öne çıkan maddeleri arasında. Bayar’a göre bu başlıkların önemli bir kısmında uygulama takvimi, finansmanın kaynağı ve denetim mekanizması henüz belirsiz.

Lübnan’a saldırı olur mu?
Anlaşmanın en tartışmalı bölümlerinden biri, Lübnan cephesinin de mutabakata dâhil edilmesi. İsrail metnin tarafı olmadığı hâlde İran, Lübnan’a yönelik yeni bir saldırıyı mutabakatın ihlali olarak değerlendireceğini belirtiyor. Bayar, İsrail’in saldırılarını sürdürmesi hâlinde açılan barış penceresinin en kırılgan noktasının burası olacağını söyledi. İsrail hükümeti içerisindeki sertlik yanlısı isimlerin mutabakatın kendilerini bağlamadığını açıklaması ve Netanyahu yönetiminin savaşı sürdürme eğilimi, önümüzdeki dönemin en önemli riskleri arasında bulunuyor.
Bayar’a göre mutabakat, ABD’nin savaşın başında ilan ettiği hedeflerin önemli bölümüne ulaşamadığını da gösteriyor. Rejim değişikliği gerçekleşmedi, İran’ın balistik füze programı metnin dışında kaldı ve Tahran önemli ekonomik tavizler elde etti. İran yönetimi bu nedenle anlaşmayı askerî caydırıcılığının ve direnişinin sonucu olan bir zafer olarak sunuyor. Ancak Bayar, rejimin güçlenmesinin İran toplumu açısından aynı ölçüde olumlu bir sonuç yaratmadığını; Devrim Muhafızları’nın artan ağırlığının ülke içindeki baskıyı daha da artırabileceğini vurguladı.
Söyleşide mutabakatın Türkiye, Körfez ülkeleri, Irak, Pakistan ve Katar açısından sonuçları da ele alındı. Pakistan ve Katar’ın arabuluculuk ve diplomatik kolaylaştırıcılık rolleri öne çıkarken, Türkiye’nin de taraflarca barış çabalarına katkısı teslim edildi. Bayar, savaşın sona ermesinin hem güvenlik hem ekonomi bakımından bütün bölge ülkelerinin yararına olduğunu belirtti; bununla birlikte İran’ın İsrail karşısında sahada direnç gösteren başlıca aktör olarak bölgesel siyasi ağırlığını artırdığını söyledi. Önümüzdeki 30 ve 60 günlük dönem, mutabakatın kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek.








