Isabelle Huppert: “Erkekler kadınların kendilerinden korktuğu gibi korkmazlar kadınlardan” 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Hollanda asıllı yönetmen Paul Verhoeven’in son filmi Elle (O), yönetmenin diğer bir başyapıtı olan Basic Instinct’de olduğu gibi gizem, psikolojik gerilim ve erotizmi odak noktasına alıyor. Fakat bu yazının konusu Verhoeven değil filmin başrolünü üstlenen Isabelle Huppert. 63 yaşındaki oyuncu daha önce Fransa’nın ulusal film ödülleri olan César Ödüllerinde En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü La Cérémonie ile almıştı. 2009 yılında Nuri Bilge Ceylan’ın yer aldığı Cannes Film Festivalinde jüri başkanlığı da yapan Huppert son filmi Elle ile bir intikam hikâyesini anlatıyor.

Kariyeri boyunca, nevrotik, mazoşist ve dahası seksopat rolleri oynayan Huppert, Elle filminde bu türün hakkını sonuna kadar veren bir oyuncu ve bu rolüyle ilk kez Oscar’a aday gösterildi. Son filmi üzerine The Guardian’a verdiği bir röportajda “hiçbir karakteri slogana dönüştürmem, slogan sanki o rolü oynayan kişinin iki eli arasında salladığı yapmacık tatsız bir şey gibi geliyor bana. Fakat söylemem gerekiyor ki bu rol bana diğer rollerimden çok daha fazla anlam ifade ediyor.”

Filmin konusundan bahsetmek gerekirse, film ünlü bir video oyunu şirketi sahibi Michèle Leblanc’ın bir gece evinde tecavüze uğraması ile başlar. Asıl olay bundan sonra başlıyor çünkü kavga boğuşma sonrası maskeli adam Leblanc’a tecavüz eder ve kaçar. Kadın ise yerinden kalkar duşa girer ve sonrasında bir porsiyon suşi sipariş eder. Huppert’in sinematografisine baktığımızda bu tam olarak onun karakterlerinin yapabileceği bir iş. Filmin olay örgüsü Leblanc’ın tecavüzcüsünü teşhis etmeye çalışırken yaşadığı ve yaşattığı korku ve gerilim üzerine kurulu. Filmdeki performansı ile şimdiden birçok uluslararası festivalde ödül kazanan Huppert “tecavüzü masum göstermek gibi bir durum söz konusu değil, film daha çok kadının toplumda olması beklenen kimliklerine ve bu süreçte doğan gerilime odaklanıyor” diyor.

“Leblanc tecavüze uğruyor, bu şiddetle de yüzleşiyor ve sonrasında son derece kırılgan bir çocuğun annesi, çılgın bir annenin kızı, bir patron ve eski bir eş olmak zorunda. Bu kadının birçok şekilde tanım edilme şekli onu daha tamamlanmış bir insan yapıyor. O kadın sadece tecavüzden ibaret değil, sadece tecavüzcü üzerinden tanımlanamaz, bu söz konu olamaz. Bu kadın yeni, bu kadın post-feminist bir kahraman.”

Kendisine post feminist olup olmadığı sorulduğunda ise “böyle tanımlamalar için uğraşmam bile. Kadınların kendilerinden önce verilmiş savaşların ve mücadelelerin sonucu olduğunu düşünüyorum. Kadınların erkekler ile eşit olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun tartışmasını yapmak dahi anlamsız şu noktada. Ve tabii olarak, erkekler kadınların kendilerinden korktuğu gibi korkmazlar kadınlardan.”

Kariyeri boyunca yarattığı karakterlerin derinlikler ve katmanlı yapısıyla dikkat çeken Huppert’in, Nazi döneminde kimliğini saklamak zorunda kalan Yahudi bir babanın ve Katolik bir öğretmenin çocuğu olarak Paris’in banliyö bölgesi Ville-d’Avray’de büyümüş olduğunu akılda tutmak gerekiyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus