Adelkhah: “İran’daki tartışmaların iki temel konusu var: Sistemin nasıl yeniden üretileceği ve istikrar”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sciences-Po Üniversitesi Uluslararası Araştırmalara Merkezi Araştırma Direktörü Fariba Adelkhah ile 19 Mayıs Cuma günü gerçekleşecek İran Başkanlık Seçimi’ni ve seçimden önceki tartışmaları ve siyasi atmosferi konuştuk. Röportajın çevirisini aşağıda bulabilirsiniz:

İran siyaseti genellikle reformist/şahin ikiliği üzerinden tartışılıyor. Önce şunu sormak istiyorum, reformcular ve şahinler dendiğinde hangi gruplar ve siyasetler kast ediliyor? Sizce bu ikilik, İran siyasetini anlamak için ne kadar anlamlı? 

Ahmedinejad’ın başkanlığına kadar reformist/şahin ikilemi İran siyasetini anlamak için kullanılan bir çerçeveydi ancak Ahmedinejad, siyasi atmosferi tamamen değiştirdi ve Paydari (direnenler) diye yeni bir grup yarattı. Ruhani’nin başkanlığında da kendilerini ayıran özelliğin “ılımlılık ve sağduyu” olduğunu belirten yeni bir eğilim ortaya çıktı. Şahin kanadın adayı olduğu söylenen Ebrahim Raisi, kendisinin bağımsız olduğunu ve tüm toplumu temsil etmek istediğini söylüyor. Tahran Belediye Başkanı olan Bagher Ghalibaf da benzer şekilde bağımsız olduğunu söylüyor, adaylar bir grubun temsilcisi olarak görülmek istenmiyorlar.

İran’da sağ siyasi gruplar 1980’lerin ortalarında ortaya çıktı. Bu, devletin ekonomi üzerindeki monopolüyle ilgiliydi, sağcılar toprağın özel mülkiyetini korumak istiyorlardı. Bu fark sağ ve sol kutuplaşmasını yarattı. Sağ bu yüzden doğsa da şu anda reformcular ve sağcılar arasında ekonomi konusunda bir farklılık göremiyoruz. Bunlar artık konuşulmuyor.

Siz 1998’te “İran’da Modern Olmak” başlıklı bir kitap yazdınız ve İranlıların modern hayatla ilişkisini ve bu ilişki sonucunda gündelik hayatlarını nasıl şekillendirdiklerini ve bir anlam dünyası yarattıklarına baktınız. Siz bu kitabı yazdığında İran’da “modern olmak” ne demekti ve şu anda ne demek? Son yirmi yılda İran toplumu nasıl önemli dönüşümler geçirdi?

Bu soruyu cevaplarken hem devamlılık hem de kopuşlara bakmak lazım. Kitabımın bölümlerinden biri “hukuk alanı”yla ilgiliydi, bu alanda mücadele verenleri anlatmıştım. Ben o kitabı yazdıktan sonra hukuki alanda en öne çıkan hareketlerden biri, kadınların ayrımcalıklara karşı verdiği 1 milyon imza hareketiydi. Yasal konularla ilgili benzer mücadeleler hâlâ devam ediyor. Seçimler, yeni bir toplumsal hareketlilik yarattı. Tabii ki seçimler ülkede demokrasi olduğu anlamına gelmiyor ama ulusal diyalog ve müzakere için bir zemin yarattı. Seçimler sayesinde toplumun iktidar ve devletle olan ilişkileri önemli ölçüde dönüştü.

Moderniteye bakarsak, İran toplumunun aşkın olanla, Allah ve dini alanla ilişkisinin dönüştüğünü söylemek mümkün. Her bireyin kendi İslam yorumunu yapacak meşrutiyeti ve imkanı var. İran’da din, çoğulcu bir alan, otonom bir alan ama tabii ki siyaseti de etkiliyor. Siyaseti de bir süreç olarak düşünmek lazım, aslında kendini dinden ayrıştırmaya çalışıyor. Paradoksal olsa da 40 yıllık İslam Cumhuriyeti siyaset ve din arasında bir farklılaşma yarattı. Din adamları, kendilerini siyasi otoriteden farklılaştırmaya ve ayrıştırmaya çalışıyorlar.

Hasan Ruhani’nin başkanlığı çok önemli dış politika gelişmelerine tanık oldu. En başta tabii ki Nükleer Anlaşma geliyor ama İran’ın Suriye’de ve bölgedeki varlığını da etkileyebiliriz. Dış politikadaki bu gelişmeleri iç siyasete etkilerinden bağımsız olarak düşünmemiz mümkün değil. Bütün bu olanlara İranlılar bakışı ne oldu? 

Ben nükleer anlaşmanın Ruhani hükümetinin en önemli başarısı olduğunu düşünüyorum. Anlaşma öncesi İran ekonomisi can çekişiyordu ve bu yıllarca sürebilirdi. Kendini yeniden üretemiyordu, bunun için gerekli dinamizm yoktu. Ruhani’nin politikaları, dövizin kontrol altına alınması ve başka ülkelerle karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi sayesinde İran devleti, ekonomiyi daha iyi planlayabilmeyi başardı. İran’ın bölgedeki savaşlara dahil olması, önemli ülkelerle aynı masaya oturmak, onlarla konuşmak ve bu ilişkilere sahip olmak İranlılar için önemliydi. Şu anda seçimlerde asıl tartışılanın Nükleer Anlaşma ve müzakereler değil, bunu herkes kabul etti. Şu an tartışılan, bu anlaşmanın ve müzakerelerin ülkenin sorunlarına nasıl çözüm olacağı. Ekonomi kesinlikle önemli bir konu ama finans alanı da önemli. Finans hâlâ bir sorun ve tekrar tekrar konuşuluyor. Ruhani’nin çok başarılı olmadığını düşünenler var ama bu Nükleer Anlaşmanın ve müzakerelerin tehlikeye atılacağı anlamına gelmiyor. Herkes bunun yapılmış olmasına saygı duyuyor.

Peki Cuma günü gerçekleşecek seçimlerin önemi nedir? Hem adayların hem de toplumun konuştuğu konular neler? 

Şu anki seçimin asıl konusu, bütün sistemin ve yönetici sınıfın, devriminin tarihi liderinin yokluğunda ve oluşmakta olan profesyonel sınıflarla birlikte, yeniden nasıl üretileceği. Aslında bu altı aday birbirleriyle mücadele etmiyorlar. İran’ın geçmişteki mesajı, yani ideolojinin ve devrimin ihraç edilmesi, artık asıl mesele değil. Tabii ki İran’ın Suriye’de, Afganistan’da, Libya’da çıkarlarını koruyacak bir devlet olması önemli. Ama artık ekonomik, kurumsal ve şahsi çıkarların nasıl korunacağı da temel tartışma konularından biri. Hem liderler hem halk, en azından söylemsel düzeyde, rejime bağlılar ve ahlaka ilişkin konularda sarsılması zor bir muhafazakarlık var. Bunlar şu anda asıl meseleler değil.

Herkes, şiddet tehlikesine karşı yani bölgede olanlar konusunda çok tedbirli davranmaya çalışıyor. Bölgede olanlar İranlılara barışın ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Mesela Ebrahim Raisi’ye medyada saldırılan konulardan biri 1988’de siyasi tutukluların toplu bir şekilde öldürülmesi olaylarındaki etkisiydi. Bu, İranlılara, devrimin anılarını hatırlatıyor. Terör, savaş ve yıkıma dair hatıralar hâlâ hafızalarda. Herkes İran’ı savaştan ve şiddet sarmalından korumak istiyor. Sorunuza dönersek, bu seçimin temel konuları, sistemin ve yönetici sınıfın yeniden üretilmesi ve İran’ın çatışmalardan korunması. İran’ın çatışmaya girme ihtimali ciddi bir korku yaratıyor.

Cuma günkü seçim için yarışan üç güçlü aday var, şu anki Başkan Hasan Ruhani, Başsavcı Ebrahim Raisi ve Tahran Belediye Başkanı ve Devrim Muhafızları eski komutanı Bagher Ghalibaf. Bu üç adayın farklılıkları ve benzerlikler neler? Nasıl bir siyasi proje sunuyorlar ve hangi gruplara sesleniyorlar? 

Bu seçimde adaylar, İran’ın çıkarlarının nasıl korunacağını tartışıyorlar. Tartışmalar daha önceki seçimlerden daha farklı. Önceki seçimlerde dinin siyasetten ayrılması önemli bir konuydu çünkü reformcular bu arzuyu dillendiriyorlardı. Ne ölçüde dinin sınırlandırılabileceğini, dinin siyaset üzerindeki etkisinin nasıl azaltılabileceğini tartışıyorlardı. Herkesi şaşırtarak Ahmedinejad da bu tartışmayı devam ettirdi. Önceki seçimlerde sıkça tartışılan konular ayrımcılıklar ve gücün halinden memnun bir azınlığın elinde tekelleşmesiydi. Ama artık İran siyasetinin bu klasik konuları tartışılmıyor. En mühim konu, İran’ın bir savaşa ya da çatışmaya girmemesi. Ahmedinejad’ın aday olmasını engelleyerek rejim şunu söyledi: Eski konuları konuşmayacağız, şu anki siyasi hakikat uluslararası ve bölgesel konjonktür.

Burada İran rejiminin esnekliğinden ve pragmatizminden bahsetmek gerek. Aslında rejimin bir stratejisi yok sadece sistemi korumayı hedefleyen bir taktikler toplamı var. Söylediğim gibi, bu seçimlerin tek konusu İran’ın istikrarı ve sistemin yeniden üretilmesi.

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus