Tırmanan tartışma: Seçimleri boykot

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. 2019’da yapılması söz konusu olan ama erkene de alınabilecek olan seçimlerle ilgili muhalefet cephesinde giderek artan bir tartışma var. Seçimlerin boykot edilip edilmemesi gerektiği üzerine. Bu öteden beri vardı. Son referandumdaki şaibe iddiaları bunu güçlendirmişti. Ama en son düzenleme, “İttifak Yasası” diye söylenen ama aslında Seçim Kanunu’nu da çok ciddi bir şekilde değiştiren düzenlemeyle beraber bu tekrar gündeme geldi. Boykot savunucularının, muhalefette olan AKP karşıtları içerisindeki boykot savunucularının sayısı artıyor görüldüğü kadarıyla. Sesleri daha çok çıkar oluyor. Buna karşılık da bunun yanlış olduğunu savunanlar var. Bir de daha orta yoldan gitmek isteyenler var, birtakım aşamalar kat edilmeden boykotun doğru olmayacağını söyleyenler. Belki bir son aşama olarak yapılabileceğini söyleyenler var.
Gazeteci olarak benim Türkiye’de tanık olduğum birkaç boykot oldu. Bunlardan bir tanesi 1994 yerel seçimlerinde Kürt bölgelerindeydi, Kürt hareketi yerel seçimleri boykot etti. Oradaki belediye başkanlarının çoğu o zaman Refah Partisi’ne gitmişti. Mesela Diyarbakır, mesela Batman ve birçok ilçede gitmişti o seçimlerde. Bir diğer boykot da Anayasa Referandumu, 12 Eylül Anayasa Referandumu’nda oldu. Yine Kürt hareketinin başını çektiği bir boykot çağrısı vardı. Bir tarafta “Evet”çiler, siyasî iktidar ve Fethullahçılar da onun içerisindeydi, hatırlanacaktır; çünkü o zaman Gülen Cemaati’yle AKP arasında çok güçlü bir bağ vardı. Hatta Fethullah Gülen mezarından bile kaldırmaya talipti insanları, “Evet” vermesi için. Bir tarafta CHP’nin başını çektiği “Hayır Cephesi” vardı. Bir de boykot vardı. Tabii bir de “Yetmez ama evet”çiler vardı. Onlar da genellikle soldan olup bu oylamada “Evet” dediler. Bu kadar kalabalık “Evet” grubu içerisinde hâlâ en çok üzerinde konuşulan yapının da o küçük ama etkili yapı olduğu belli oldu. Oradaki boykot da çok etkili olmadı. Şunu da söyleyeyim kişisel bir not olarak: Ben de o referandumda boykot çizgisindeydim, yani oy kullanmaya gitmemiştim. Birçok kişi benim “Yetmez ama evet”çi olduğumu sanır, ama öyle bir şey yok. Oy kullanmadım, ama sonuçta bir etkisi olmadığını da gördük. “Evet” geçti.

Matthew Frankel’ın araştırması

Şimdi boykot nerede ne işe yarar? Bu tabii özellikle otoriter yönetimlerde seçim meselesinde büyük adaletsizliklere karşı dile getirilen bir önerme. Dünyanın değişik yerlerinde bu konuda çok girişim oldu. Bir araştırma var bu konuda. Washington’daki Brookings Enstitüsü’nün, Matthew Frankel’ın Mart 2010’da yaptığı bir araştırma var. Bu araştırmayı akademisyen Deniz Yıldırım sayesinde dün sosyal medyada öğrendim ve hemen bulup inceledim. Çok ilginç, çok yararlı bir araştırma. Frankel aslında Irak uzmanı bir araştırmacı. Ve Irak’ta Sünni blokun o tarihlerdeki seçim boykotu çağrısı üzerine bu araştırmayı yapmış. Ve çok ilginç sonuçlar var, çok net sonuçlar var aslında. Zaten araştırmanın başlığı da boykotun iyi bir fikir olmadığı yolunda. Frankel’in yaptığı araştırmaya göre 1990’la 2009 arasında 171 boykot ya da boykot tehdidi yaşanmış dünyanın dört bir tarafında. Afrika ülkelerinde çok var, Latin Amerika ülkelerinde var, Asya’da var. Avrupa’da pek yok. Avrupa’da da kısmen birtakım şeylerde, özellikle Bosna’da yaşanan bir boykot tehdidi var. Ve bunların ezici bir çoğunluğunun hiçbir işe yaramadığını söylüyor.
Çok ilginç örnekler veriyor Afrika ülkelerinden, Asya ülkelerinden. Ve mesela 1995-2004 arasında Frankel’ın saptadığına göre yılda on boykota tanık olunmuş. Aslında oran hiç de düşük değil. 2002’ye kadar, 1990-2002 arasında dünya çapındaki seçimlerin yüzde 15’inde boykot ya da boykot tehdidi geçerli olmuş.
Burada iki hususu özellikle vurguluyor. Boykot yapan ya da boykot etmekle tehdit eden kesimlerin iki tane temel beklentisi var. Bir, bütün seçim düzenlemelerini kendi bildiği, kendi çıkarına göre yapan, yaptığı iddia edilen siyasî iktidarın taviz vermesi, onunla pazarlığa oturmak, seçim sürecinde birtakım kazanımlar elde etmek. Bir diğeri, daha önemli olanı da belki uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek. Aslında uluslararası topluluğu harekete geçirmek ve yapılan seçimlerin şaibeli olduğunu dünyaya göstermek. Ama bu araştırmada da ortaya çıkıyor ki birçok şaibeli olduğu belli olan ve boykot yaşayan seçimlerin ardından ABD başta olmak üzere uluslararası topluluğun önce gelen ülkeleri hiç seslerini çıkarmıyorlar. Büyük ölçüde bunları meşru olarak kabul ediyorlar. Bir iki istisna dışında uluslararası alanda hemen hemen hiçbir şey elde edilemiyor, bir hüsran yaşanıyor.
Devletlerden, siyasî iktidardan taviz koparma noktasında da çok istisnaî örnekler var. Genellikle bu boykot ya da boykot tehdidi iktidarları çok da fazla ilgilendirmiyor. Yani bundan paniğe kapılmıyorlar. Boykotların sonucunda genellikle boykot eden taraflar çok büyük bir kayıp yaşıyorlar. Mesela daha önce Meclis’te belli bir miktar sandalyeleri varken tamamen kaybediyorlar. Ve bunun yerine siyasî iktidar eskisinden daha güçlü olarak geliyor. Katılım oranının yüzde kaç olduğu bir yerden sonra bir anlam taşımıyor. Sonuç olarak şöyle bir olay oluyor: Biz bir seçim yaptık. Seçim yasalara uygun, meşru bir seçim. Muhalefetin itirazları vardı ama sonuçta bu seçim gerçekleşti. Ve sandık sonuçlarına göre de şu milletvekilleri ve böyle dağıtıldı diye. Frankel’in yaptığı açıklamada siyasî iktidarların boykotların ardından daha fazla güçlü, aşırı güçlü çıktığı örneğini veriyor.
Bir diğer olay da, mesela Sırbistan’da bir seçimde muhalefet, farklı muhalif partiler boykot düşüncesi etrafında birleşecek gibi oluyorlar. Ama son anda içlerinden bir tanesi seçime çok az bir süre kala fikrini değiştiriyor ve seçime katılıyor. Öteki taraf katılamıyor ve dolayısıyla zaten boykotun meşruiyeti bir yerden sonra son anda birisi vazgeçtiği için, seçimin değil de boykotun meşruiyeti gölge alıyor. Ve sonuçta o seçimde Sırbistan’da devlet başkanı Miloseviç o sayede daha güçlü çıkıyor.

Boykotun örgütlenebilmesi çok mümkün değil

Türkiye’de bu önümüzdeki örneğe baktığımız zaman yaklaşmakta olan seçimlerin zaten son düzenleme olmadan da adil, eşit ve güvenilir olacağı konusunda çok ciddi şüpheler vardı. En önemli teminat olan Yüksek Seçim Kurulu’nun muhalefet nezdinde artık bir prestiji kalmadı. Bir de üstüne yeni yasal düzenlemelerle seçim adaleti, seçim eşitliği konusunda zemin çok ciddi biçimde daha da elverişsiz bir hâle getirildi. Bunların hepsi bir realite. Ancak buralardan bir boykot çıkarmak nasıl mümkün olabilir ve bu çıkabilecek olan boykot nasıl bir sonuç alabilir?
Birincisi, bir boykotun örgütlenebilmesinin çok açıkçası mümkün olduğunu sanmıyorum. Daha baştan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu boykot meselesini kesin bir şekilde reddetti. Tabii reddederken söylediği şeylerin çok fazla bir inandırıcılığı yok. “Kazanacağımız seçimi niye boykot edelim” falan gibi şeyler söylüyor. Ama reddetti, bunu net bir şekilde görüyoruz. CHP merkezinin dahil olmadığı bir boykot girişimi baştan zaten çok fazla etkili olamayacak. Ama şunu biliyoruz ki CHP içerisinde boykot yanlısı olan çok fazla milletvekili var, parti yöneticisi var, teşkilatlarda da boykot düşüncesi bayağı ciddi bir şekilde var. CHP’de böyle bir sorun var.
Boykot fikrine en fazla yakın olabileceğini varsaydığımız HDP’de, yayının başında da söylediğim gibi geçmişte ciddi bir şekilde boykotlar yaşanmıştı. Ama HDP’de boykota dair bir tartışmayı şu âna kadar açıkçası pek görmedim. Bu olmayacağı anlamına gelmiyor; ama şu aşamada böyle bir havada değiller. Bir diğer muhalefet unsuru olarak ortaya çıkan İYİ Parti’den de çok fazla böyle bir şey gelmedi. Ama herkesin yeni Seçim Kanunu düzenlemesine itirazı olduğu da bir gerçek.
Sonuç olarak bir boykot tartışmasının tırmanacağı anlaşılıyor. Hatta bunu hükümetin teşvik etmesi de bence şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü bu tür fikirlerin insanların kafasına girmesi durumunda kolektif bir boykot hareketi olmasa bile tek tek bireylerin içerisinde sandığa gitmeme eğilimi, tabii ki iktidar karşıtı, muhalefetin içerisinde sandığa gitmeme eğilimi artacaktır. Bu da siyasî iktidarın işine gelecektir. Dolayısıyla bu tartışma, bu tür eğilimler, ne olursa olsun seçimi kazanmanın mümkün olmadığı, siyasî iktidarın her türlü düzenlemeyi iktidarını sürdürmek için yaptığı ve daha da yapacağı yolundaki kesin inanışlar aslında iktidarın elini güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor. Bir karamsarlık havası yaratıyor. Boykotun sanki şöyle bir iddiası var: Bir karamsar atmosferde bir karşı çıkış, bir inisiyatif alma gibi görünüyor. Ama bunun çok da fazla, özellikle şu içinde yaşadığımız dönemde çok da fazla inandırıcı olacağını düşünmüyorum.

Batı kamuoyu ve Türkiye

Bir diğer husus da şu: Boykotun, demin Frankel’ın araştırmasında söylediğim iki tane özelliği var. Bir, siyasî iktidardan taviz koparma; iki, uluslararası kamuoyunu yanına çekme. Şimdi siyasî iktidarın bu konuda taviz falan vereceği yok. Bunu çok net bir şekilde görüyoruz. Son ittifak kanununu da, geceyarısı televizyon yayını olmadığı bir zamanda yapmış olmaları da bunu bize net bir şekilde gösteriyor. O anlamda oradan çok fazla bir şey çıkacağını açıkçası sanmıyorum. Demin de dediğim gibi tam tersine boykot tartışmalarını siyasî iktidar teşvik bile edebilir. Geriye kalıyor uluslararası kamuoyunu seçimlerin gayrı meşru olduğu yolunda ikna etmeye. Ama şunu da biliyoruz ki şu anda Erdoğan yönetiminin Batı kamuoyu nezdinde prestiji en alt düzeylerde.
Dolayısıyla şu hâliyle, hele son düzenlemenin ardından seçimlerin adil olmayacağı konusunda zaten Batı ülkelerinde, Batı devletlerinde ve Batı medyasında zaten bir konsensüs var. Yani boykot olmasa da zaten insanlar Türkiye’de seçimlerin Batı toplumlarında, Batılı ülkelerin yöneticilerinde ve medyasında Türkiye’de seçimlerin hiç de adil olmayacağı konusunda zaten bir konsensüs var.
Bu, boykot durumunda en fazla biraz daha artacaktır; ama şunu biliyoruz ki uzun bir süredir Türkiye’nin Batı’yla olan ilişkilerinde yaşanan olay burada da tekrarlanacak. Hep bir yerde gelip itirazlar, Türkiye’yi uyarmalar, temel hak ve özgürlükler ve demokrasi konusundaki Türkiye’ye yönelik eleştiriler bir yerden sonra daha fazla öteye gidemiyor. Seçimle ilgili olarak boykot olsa da bunun çok da fazla ileri gideceğini beklemek çok inandırıcı olmayacak. Bana öyle geliyor. Dolayısıyla şu anda yapılan boykot tartışmalarının zaten var olan kötümserliği daha da artırmak ve siyasî iktidarın gücünü pekiştirmekten başka çok fazla bir etkisi olacağını sanmıyorum. Burada yapılması gereken herhalde bütün bu koşullar altında dahi olsa mümkün olduğu kadar bu seçimin seçmen inisiyatifinde nasıl olabildiğince adil, eşit olabileceğini hayata geçirmek, bunun üzerine kafa yormak. Bu da tabii ki büyük ölçüde seçmenin sandıklara, oyuna sahip çıkmasıyla ilgili bir şey. Boykot üzerine kafa yoranların sandık güvenliği meselesine ve sandığın sivil denetimi meselesine, sivillerin sandığa sahip çıkma meselesine kafa yormaları ve bu konuda birtakım inisiyatifleri, mekanizmaları devreye sokabilmeleri herhalde daha akıl kârı olacaktır diye düşünüyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus