“Erbakan Medya Ödülü”nü almanın anlamı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayanlar: Şükran Şençekiçer & Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Nihayet Türkiye’ye döndüm. Tatil bitti. Ama tatilin ortasından itibaren ülkede yaşanan gelişmeler ışığında uzakta da olsam Türkiye’de yaşananları bir şekilde bayağı takip etmeye çalıştım. Ama burada çok daha önemli, kişisel bir olay yaşandı. Salı akşamı Necmettin Erbakan Ödülleri’nden Medya dalında bu yıl bana ödül vermeyi uygun görmüşler. Kendilerine çok teşekkür ederim tekrar. Ben biletim daha önceden alınmış olduğu ve değiştiremeyeceğim için katılamayacağımı söylemiştim. Ve bir video hazırlayıp, Türkiye’den ayrılmadan önce kendilerine ilettim. Ve Medyascope’tan arkadaşım İrfan Bozan benim yerime bu ödülü salı akşamı aldı. Ve ödülü de kendisine deneyimli gazeteci Uğur Dündar vermiş. Tabii bu andan itibaren siyasî iktidar adına konuşan bazı isimler büyük bir kampanya başlattı. Tabii ki öncelikle Uğur Dündar’a yönelik; ama aynı zamanda bana da yönelik birtakım kampanyalar oldu.
Benim yıllar önce 1990’lı yıllarda yaptığım, ABD’de yaptığım bir dosya, yazı dizisinden bir bölümü alıp oradan hareketle bana saldırmaya kalktılar. O da olay şu: Rahmetli Ufuk Güldemir’in yönetiminde Milliyet gazetesinde çalıştığım sırada, Necmettin Erbakan –hayatında galiba siyasetçi olarak bir kere gitti ABD’ye– bir gezi yapmıştı. O döndükten sonra Ufuk Güldemir beni Washington’a yolladı ve Erbakan’ın görüştüğü kişilerle görüşerek bir yazı dizisi hazırlamamı istedi. Ben de gittim, yaptım. Özelikle o sırada Washington’da Amerikan Üniversitesi’nde, The American University’de hoca olan Şerif Mardin Hoca’nın da çok yardımı olmuştu birtakım kişilere ulaşmamda, Allah rahmet eylesin. Ondan sonra o yazı dizisinde ben Erbakan’ın görüştüğü diplomatlar, düşünce kuruluşlarından isimler, akademisyenlerle görüşerek, “ABD’nin Refah dosyası” diye bir yazı dizisi yapmıştım. Orada yazı dizisinin bir bölümünde Amerikalı bir diplomat “Erbakan çok tehlikeli biri” diye bir laf etmişti. Bunu da yazıişlerindeki kişiler bir bölümün başlığına çıkartmışlar. Tırnak içinde olan bu lafı yıllar sonra, sanki ben Erbakan’a demişim gibi servis edip bayağı bir sosyal medyada hakaret, şu bu…

Saadet’e vurmak için

Tabii buradaki mesele öncelikle Saadet Partisi’ne yönelik bir mesele. O ödül töreninde Abdullah Gül var. Abdullah Gül’ün Saadet Partisi’yle birlikte bu cumhurbaşkanlığı, daha doğrusu başkanlık seçimlerinde aday olma ihtimali var. Ve buna yönelik olarak da siyasî iktidar çok ciddi bir öfkeye sahip ve bunu engellemek istiyor. Burada da her türlü vesileyi tabii ki kullanıyorlar. Bu anlamda bunu da kullanmaya çalıştılar. Tabii ki öncelikle Uğur Dündar’ı, ama bu arada beni de buradan kendilerine meze etmeye kalktılar. Şimdi eğer bu gecede ilk ilan edildiği gibi Abdullah Gül’e ek olarak Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener de olmuş olsaydı herhalde kıyamet daha büyük olurdu. Şimdi günlerdir süren, hâlâ geliyor birtakım şeyler, işte, “Erbakan’a hakaret etmiş, Erbakan’a tehlikeli demiş gazeteciye siz nasıl ödül verirsiniz” vs. gibi şeyler.
Bu yayını yapmamın en önemli nedenlerinden birisi, kişisel bir mesele bu bir yerden sonra. Tabii ki öncelikle şunu söyleyeyim: Bu saatten sonra birileri bu “post-truth”, “hakikat-sonrası” diye adlandırılan dönemde, siz istediğiniz kadar anlatın, insanlar size hiçbir şekilde inanmayacaklardır. Ama yine de tarihe kayıt düşmekte yarar var. Ben Erbakan’a saldırmış bir gazeteci falan hiçbir zaman olmadım. Bunu merhum Erbakan da, onun yakınındaki herkes de çok iyi bilir. Ben kendimi bildim bileli gazeteci olarak İslamî hareketler üzerine ve dolayısıyla Erbakan üzerine yazmış, çizmiş, haber yapmış, yorum yapmış bir kişiyim. Bunların hiçbirisinde Erbakan’a ve diğerlerine yönelik olarak hakaretamiz herhangi bir şey olmadı. Hakkımda açılmış ne dava vardır, ne tekzip/açıklama vardır. Bana şu âna kadar bu çevrelerden açılmış iki tane dava var. Bunlardan birisi Adnan Hoca, birisi de Haydar Baş tarafındandır. Bunların ikisinde de beraat ettim. Ama bu kişiler tarafından dava edilmiş olmak da benim gazetecilik kariyerimde herhalde iyi bir sicildir diye düşünüyorum, o ayrı.

Erbakan ile serüvenim

Erbakan’la öykümü uzun uzun anlatmak istemiyorum, ama çocukluğumdan beri bildiğim bir siyasetçidir. CHP’li bir ailenin erken yaşta solcu ya da CHP’li de değil, komünist olmuş bir ferdi olarak Erbakan’ı bilmemem mümkün değil. Ama onun ötesinde şu da var, çok fazla bilinmez, yazdım birkaç yerde ama Erbakan’la bir hısımlık ilişkimiz vardır. Kardeşi benim halamla evlidir. Ama Erbakan’la aramızda –bahsi bile bir keresinde çok alakasız bir şekilde geçti ama– bu hiçbir şekilde gündemde olan bir şey değil. Kendisi ailecek İstanbul’da yaşadıkları dönemde Fatih’te halamlarla komşu ve oradan da kardeşi kendisiyle evlenmiştir. Olayın da böyle bir boyutu var.
Çok kişisel bir şey olduğunun farkındayım; ama bu sabah ganyan bayiine gittiğim zaman bizim Serkan, genç bir arkadaş, siyasetle çok ilgili değil, beni tebrik etti. Erbakan Ödülü aldığım için tebrik etti. Ben de şaşırdım nereden biliyorsun diye. A Haber’de bir programda izlemiş. Birisi de bana bayağı bir saydırıyormuş, A Haber’de birisi. Tarif ettiği kadarıyla, anladığım kadarıyla, adını vermek istemiyorum, çok eskiden beri tanıdığım birisinden bahsetti anladığım kadarıyla. Eğer oysa çok acayip bir şeydir. Çünkü kendisini aradım, ne zamandır görüşmüyoruz, telefonunu değiştirmiş. Bulursam tekrar check edeceğim. Eğer oysa, işin ilginç tarafı, hayatımda Erbakan’ın elini ilk kez sıkmamı sağlayan kişi olsa gerek. O da ilginç bir anekdot.

Ödülün benim için anlamı

Şimdi buradaki mesele ne? Buradaki mesele şu: Bugünün Türkiye’sinde, Erbakan Ödülleri veren, Saadet Partisi içerisinden bir grup yapıyor Saadet Partisi’nin bilgisi dahilinde. Ve bana ödül veriyorlar. Ben açıkçası şaşırdım. Ama sevindim de. Çünkü ben hayatı boyunca İslamî hareketler üzerine yazmış çizmiş solcu bir gazeteciyim. Eğer belli bir aşamadan sonra, geçen otuz küsur yıldan sonra bu Türkiye’de İslamî hareket denen, siyasî İslam denince ilk akla gelen kurum ve kişi adına bir ödülün bana verilmiş olması aslında bir anlamda özgür düşünceye, basın özgürlüğüne yönelik çok olumlu bir adım. Normal şartlarda zaten itiraz edenlerin büyük bir kısmı da bu adama nasıl verirsiniz derken bunu kastediyorlar. Bu adam bizden değil, sizden değil, nasıl veriyorsunuz diyorlar. Bu anlamda da bence Erbakan Ödülü’nün bir gazeteci olarak bana, –ki bu bugünüme verilen bir şey değil anladığım kadarıyla–, otuz küsur yıldır yaptığım işlere yönelik olarak bir ödül verilmesi gerçekten beni onurlandırdı. Ve buradan yönelik siyasî hesaplarla yapılan şeylerin benim açımdan çok fazla bir etkisi olmayacaktır. Ama yine de maalesef bu tür şeylerin gündeme geliyor olması acı.
Şimdi Erbakan denince benim aklıma bizim ilk gençlik yıllarımızdaki Milli Selamet Partisi dönemindeki çıkışları gelir. Kadayıfın altının kızarması gelir. Ağır sanayi hamlesi gelir, şu gelir bu gelir. Ama onun ötesinde, daha sonrasında baktığımız zaman Türkiye’de İslamî hareketi, siyasî İslam’ı gerçek anlamda inşa etmiş nevi şahsına münhasır bir isim gelir. Erbakan’ın birçok şeyine benim gibi insanların katılması ya da söylediklerinin çoğuna katılması mümkün değildir. Ama özellikle bir gazeteci olarak benim için Erbakan incelediğim bir siyasî kişilik olarak çok zengin bir kişilik, çok önemli bir kişilik. Ve kendi yaşadığım deneyimden de biliyorum ki gazetecileri çok fazla sevmeyen, çok fazla konuşmayan, sorulan sorulara çok fazla cevap vermeyen, ama hiçbir zaman da gazeteci düşmanı olduğunu görmediğim birisidir.
Onun şu anda Türkiye’de yaşanan şu basın özgürlüğünün feci durumuna bakıldığı zaman, bu anlamda gazeteciler için, eleştirenler de dahil gazeteciler için Erbakan’la çok kötü anısı olan insanlar olduğunu sanmıyorum. Polemiği olanlar vardır ama ondan canı yanmış gazeteci bilmiyorum, varsa da istisnadır, kendileri kusuruma bakmasınlar. Olayın böyle bir boyutu var, ikincisi Erbakan sadece Türkiye anlamında değil; dünya anlamında çağdaş İslamcı siyasî hareketi inşası konusunda gerçekten farklı bir kişiliktir, önemli bir kişiliktir. Her ne kadar onun Milli Görüş Hareketi başka ülkelere mesela bir Müslüman Kardeşler’in dünyanın dört bir tarafına yayılması gibi yayılmasa da Erbakan’ın dünyadaki İslamî hareketler nezdinde bir saygınlığı vardır, takdir gören bir kişidir. Buna değişik vesilelerle dünyanın değişik yerlerinde İslamcı şahsiyetlerle yaptığım röportajların hepsinde ayrı ayrı tanık oldum, –Mısır’da, Pakistan’da, İran’da– bunu biliyorum. Küresel anlamda da belli bir ağırlığı olan birisidir.

Erbakan-AKP ilişkisi

Bir diğer husus da tabii şu anda Türkiye’yi yıllardan beri yöneten kişilerin önemli bir kesimi, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erbakan’ın okulundan yetişmiş kişilerdir; ama onu ne derece takip ettikleri çok ciddi bir şekilde tartışmalıdır. Erbakan’la vefatından önce galiba son röportajı biz NTV’de o sırada çalışırken Mirgün Cabas’la beraber Ankara’da SP Genel Merkezi’nde bir yazı işleri özel yayınında yapmıştık. Bizden sonra televizyon röportajı verdi mi bilmiyorum, vermiş de olabilir; ama sonuncu ya da sondan bir öncekiyizdir. O tarihlerde Erbakan, kolay kolay medyada yer bulamazdı; nitekim en çok eleştirilen, ödül törenine katıldığı için eleştirilen Uğur Dündar da o tarihte Erbakan’la yayın yapmıştı, onu da biliyoruz Arena adındaki programında, Erbakan’ı çıkarmıştı oraya. O dönemde de Erbakan sağken, kendisine karşı bir hareket içerisine girilmemişti; ama kendisinin hareket alanının siyasî iktidar eliyle alabildiğine kısıtlanmış olduğunu bizzat biliyoruz. O tarihte biz kendisiyle röportaj yaptığımızda –çok ilginç bir röportaj, hâlâ o kaydın dolaşımda olduğunu, bayağı izlendiğini biliyorum–, o röportaj benim aslında Erbakan’la yaptığım tek röportaj. Daha önce bir keresinde Milliyet’te çalışırken 95 seçimlerinin ardından bir grup Milliyet yazarı-çizeri olarak Ankara’da RP Genel Merkezi’nde bir masa etrafında kendisine bir-iki soru sorma –diğer yazarlarla birlikte– imkânım olmuştu; onun dışında Erbakan’la böyle bir soru-cevap yapma imkânı olmamıştı, onu da özellikle vurgulamak istiyorum.

Bana saldıranların birçoğu Erbakan’a benim atfettiğim önem kadar önem atfetmez

Şöyle bir husus var; bu ödülü vereceklerini, vermeyi düşündüklerini söyledikleri zaman tertip komitesindeki kişiler geldiler Medyascope’a kendileriyle sohbet ettik, ben açıkçası hayatım boyunca başıma gelen olay bu olduğu için, kendi mahallemden tepkilerin olabileceğini düşündüm ama nasıl olsa artık o konuya çok alışık olduğum için “ne olacak ki?” dedim ve hiç de tartışmasız “çok iyi olur, çok memnun oldum” dedim ve ödülü kabul ettim ve ona göre de hazırlıklar yaptık vs. Ama sonuçta kendi mahallem diye adlandırdığım yerden hemen hemen hiçbir şey –bir-iki tane adını anmaya gerek olmayacak insanı saymazsak– hiçbir şey gelmedi, buna karşılık iktidar partisinden geldi. Burada tabii ilginç olan şu, genellikle Aktrol denen insanlar var, kim oldukları belli değil, bir kişi aynı anda yüz hesap birden yapıyor; ama bu sefer ilginç bir şekilde bu Erbakan ödülleri meselesinde adlarıyla, sanlarıyla, titrleriyle mesela AKP bilmem ne gençlik kolları vs. gibi insanlar böyle bir şeye yöneldiler.
Burada da açıkçası bu kişilerin Erbakan’ı çok fazla sahiplendiklerinden ve onun anısına bir saygısızlık yapılıyor olmasından rahatsız olduklarından falan değil, buradaki esas rahatsızlık aslında SP’nin bir müddettir sergilediği duruş ve onun Abdullah Gül’le birlikte hareket edebilme ihtimali olduğunu görüyorum; yoksa Erbakan’ı çok fazla umursadıklarını açıkçası sanmıyorum. Hatta şunu özellikle söyleyeyim: Birçoğunun Erbakan’a benim atfettiğim önem kadar önem atfettiğini açıkçası sanmıyorum. Tabii bu lafları ettiğim için birtakım kendini solda tanımlayan insan daha önce Said Nursi üzerine söylediklerimden sonra yaptıkları gibi birtakım şeyler yapabileceklerdir, yapacaklardır, umurumda değil. Şunu Türkiye’nin görebilmesi lazım ki özellikle şu günlerde şunu görebilmesi lazım; bu ülkede demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hak, hukuk, hukuk devleti herkes için lazım ve şu anda görüyoruz ki hemen hemen toplumun tüm kesimleri, tüm farklı ideolojik yapıdaki insanlar bundan çok ciddi bir şekilde şikâyetçi. Dolayısıyla bu eski tip, tamamen kutuplaşmış, herkesin sadece kendi mahallesinden konuştuğu ve diğerlerine tamamen gözünü kapattığı, İsmet Özel’in o söylediği “başkalarına sağır” olma halini Türkiye’nin çoktan aşması gerekiyor. Bu nedenle de bu tür faaliyetler, bu etkinlikler, bu tür ödül törenleri, buluşmalar şunlar bunlar daha sahici. Geçmiş yıllarda, hatırlıyorum 80’li yıllarda, 80’li yılların ortalarından itibaren Türkiye’de bir paneller dönemi vardı ve paneller döneminde farklı farklı kesimlerden insanlar aynı platformda buluşup tartışırlardı, çok ilginç bir geçiş süreciydi bu 12 Eylül’den geçiş süreci. O dönemde İslamcılık adına ortaya çıkan isimlerin önemli bir kısmı –özellikle Abdurrahman Dilipak geliyor aklıma, şu anda tamamen toplumsal uzlaşma vs. çizgisinin tam zıttı bir konumda–, kutuplaştırmayı artırıcı bir şey yapıyorlar; ama dönüp baktığınız zaman, o kadar süre geçtikten sonra baktığımız zaman SP’nin şu andaki duruşunun, birçok anlamıyla, tabii ki onların da hataları vs.leri herkes için vardır ama baktığımız zaman, en azından İslamî kesimde SP’nin toplumda bu kardeşlik vurgusunun, bir arada yaşama konusuna en çok vurgu yapan parti, hareket olduğu dikkatimi çekiyor ve bu anlamda bir ölçüde Erbakan’ın da payı olduğunu düşünüyorum. Evet, çok uzattım farkındayım, bu kişisel bir olaydı, bunu söyleme ihtiyacı hissettim. Erbakan’a tekrar saygı ve sevgilerimi, rahmetli Erbakan’a söylüyorum, ödül için herkese, bu ödülü bana layık görenlere çok teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Davası

Son olarak tabii Cumhuriyet Gazetesi Davası’na da kısaca bir değinmek istiyorum; verilebilecek en yüksek cezaları veren mahkeme heyetinin Türkiye’nin adalet tarihine, basın özgürlüğü tarihine çok kötü bir leke indirmiş oldukları açık bir şekilde ortada. Bu kararın normal şartlarda olmaması lazımdı, bu kararın bir sonraki aşamada bozulacağını düşünüyorum; ancak karar ne olursa olsun orada yargılanan ve çoğu mahkûm olan arkadaşlarımızın, meslektaşlarımızın duruşunu da özellikle takdir ediyorum, özellikle onların duruşunun kendilerini yıldırmak isteyen mahkeme eliyle, yasa, yargı eliyle susturmak, hizaya getirmek isteyenlerin kaybettiğini göstermesi adına ayrıca kendilerine şükran duygularımı iletmek istiyorum.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus