Mesut Özil: “Kazandığımızda Almanım, kaybettiğimizde göçmen” (Açıklamanın tam metni)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türk kökenli futbolcu Mesut Özil’in Almanya Milli Takımı’nı bırakma kararını açıkladığı metnin tamamını aşağıda yayınlıyoruz:

Son haftalar bana, geçtiğimiz aylarda yaşanan olaylar üzerine düşünme fırsatı verdi. Bu yüzden, yaşananlar hakkındaki düşünce ve hislerimi paylaşmak istiyorum.
Çoğu insan gibi benim köklerim de birden fazla ülkeye uzanıyor. Almanya’da büyümeme rağmen, ailemin kökleri sıkıca Türkiye’ye dayanıyor. Biri Türk, diğeri Alman olmak üzere iki kalbim var. Çocukluğum boyunca, annem bana nerden geldiğimi asla unutmamam gerektiğini ve buraya saygı duymam gerektiğini öğretti; bunlar hâlâ üzerinde düşündüğüm değerlerdir.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan ile buluşmamın siyasi bir amacı yoktu”
Mayıs ayında, Londra’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir hayırseverlik ve eğitim etkinliğinde bir araya geldik. Kendisiyle ilk defa 2010’da, o ve Angela Merkel Berlin’de Türkiye-Almanya maçını izlediklerinde bir araya gelmiştik. Bu tarihten itibaren yollarımız dünyanın pek çok yerinde defalarca kesişti.

Screen Shot 2018-07-23 at 17.04.52

Fotoğrafımızın Alman medyasında muazzam tepkiye sebep olduğunun farkındayım. Bazı kişilerin beni yalan söylemekle ve namussuzlukla suçlamasına rağmen, çektirdiğimiz fotoğrafın hiçbir siyasî maksadı yoktu. Dediğim gibi, annem hiçbir zaman ecdadımı, kültürümü ve aile geleneklerimizi unutmama izin vermedi. Benim için, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğrafımın olmasının siyasetle ya da seçimlerle ilgisi yok; yalnızca ülkemin en yüksek makamına saygı göstermemle alakası var. Benim işim futbolculuktur, siyasetçilik değil; buluşmamız da onun hiçbir politikasını onaylamak anlamına gelmiyor. Aslında, her buluşmamızda olduğu gibi aynı konudan konuştuk: Futbol. Zaten kendisi de gençliğinde futbolcuydu.

Screen Shot 2018-07-23 at 16.24.24

Alman medyasının olduğundan farklı bir imaj çizmesine rağmen; Cumhurbaşkanı’yla görüşmemek, bugün durduğum noktayla gurur duyacaklarına inandığım ecdadımın köklerine saygı göstermemek olacaktı. Benim için Cumhurbaşkanın kim olduğu önemli değildir, önemli olan makamın kendisidir. Siyasî makama saygı göstermek, eminim ki Kraliçe’nin ve Başbakan Theresa May’in de Erdoğan’ı Londra’da ağırlarken paylaştıkları bir görüştür. Alman ya da Türk Cumhurbaşkanına karşı benim eylemlerim farklı olmayacaktı.

Bunu anlamanın zor olduğunun farkındayım ancak çoğu kültürde siyasî liderler kendi kişiliklerinden ayrı düşünülemiyor. Fakat buradaki durum farklı. Bundan önceki ya da iki önceki seçim sonucu her ne olsaydı bile, o fotoğrafı çektirirdim.

“Bazı Alman gazeteleri benim geçmişimi sağcı propaganda aracı olarak kullandı”
Dünyanın tartışmasız en zorlu üç liginde oynamış bir futbolcu olduğumu biliyorum. Bundesliga’da, La Liga ve Premier League’de oynarken takım arkadaşlarım ve teknik kadrodan büyük destek gördüğüm için şanslıydım. Buna ilave olarak, kariyerim boyunca medyayla baş etmeyi de öğrendim.

Performansım hakkında çok insan konuştu, kimi beni alkışladı kimiyse eleştirdi. Bir gazete ya da yorumcu oynadığım oyunda hata bulursa, kusursuz bir oyuncu olmadığımı kabul edebilirim ve bu durum beni daha çok çalışmaya ve antrenman yapmaya motive eder. Ancak Alman basın kuruluşlarının Dünya Kupası’ndaki kötü performans için tüm takım adına, benim kökenlerimi ve basit bir fotoğrafı suçlamalarını kabul edemem.

Belli Alman gazeteleri geçmişimi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğrafımı, sağcı propaganda aracı olarak ileriki politik amaçları için kullanıyor. Yoksa başka niçin Rusya’daki yenilginin doğrudan açıklaması olarak ismimin geçtiği manşetler ve fotoğrafları kullansınlar? Benim performansımı eleştirmediler, takımın performansını eleştirmediler; yalnızca Türk kökenimi ve yetiştirilme tarzıma duyduğum saygıyı eleştirdiler. Böylece Alman ulusunu bana karşı çevirerek bugüne kadar hiç geçilmemesi gereken kişisel çizgiyi aştılar.

Medyanın çifte standartları da beni hayal kırıklığına uğratan bir başka şey oldu. Lothar Matthaus (Alman millî takımının fahrî kaptanı), birkaç gün öncesinde pek çok dünya lideriyle görüştü fakat medyadan hiçbir eleştiri almadı. DFB’deki (Alman millî takımı) rolüne rağmen kimse ona kamuoyu önünde eylemlerini açıklaması gerektiğini söylemedi ve herhangi bir kınamaya uğramadan Almanya oyuncularını temsil etmeye devam etti. Eğer medya Dünya Kupası ekibinden çıkmam gerektiğini hissetiyse, Matthaus’un da fahrî takım kaptanlığını bırakması gerekmez mi? Yoksa benim Türk kökenim hedef gösterilmeye daha mı uygun?

“Cumhurbaşkanıyla olan fotoğrafım nedeniyle ortaklarım tarafından terk edildim”
Daima, iyi zamanda ve bundan daha zorlu durumlarda, “ortaklığın” desteği beraberinde getirdiğini düşünmüşümdür. Geçenlerde, iki hayırsever ortağımla birlikte, Gelsenkirchen, Almanya’daki eski okulum Berger-Feld’i ziyaret etmeyi planlamıştım. Göçmen çocukların, fakir ailelerden gelen çocuklarının ve diğerlerinin birlikte futbol oynayabileceği ve toplumsal kuralları öğrenebileceği bir projeyi, bir yıllık süreyle finanse ettim. Bununla birlikte, ziyaret planımızdan birkaç gün önce, artık benimle çalışmak istemeyen sözde “ortaklarım” tarafından yalnız bırakıldım. Dahası, okul yönetimi de artık orada olmamam gerektiğini; çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğrafım yüzünden “medyadan korktuklarını” söyledi. Özellikle de “Gelsenkirchen’deki sağcı parti yükselişte”yken. Dürüstçe söyleyeyim, bu beni yaraladı. Gençliğimde onların öğrencilerinden biri olmama rağmen, bu sefer istenmeyen ve zamanlarını harcadıklarına değmeyecek biri gibi hissettirilmiştim.

Buna ek olarak, bir başka ortağım tarafından da terk edildim. Bu sonuncusu, aynı zamanda DFB’nin sponsorudur ve benden Dünya Kupası reklam videolarında oynamamı talep etmişlerdi. Ve yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğrafım sonrasında beni reklam kampanyalarından çıkardılar ve önceden ayarlanmış tüm reklam aktivitelerini iptal ettiler. Benimle daha fazla birlikte görünmek onlar için iyi değildi ve bu durumu “kriz yönetimi” olarak adlandırdılar. Bu da oldukça ironik bir olay çünkü Almanya’daki bir bakanlık bunların ürünlerinde tüketiciyi tehdit eden yasadışı ve izinsiz aparatlar olduğunu ilan etti. Ürünlerinden yüz binlercesi piyasadan geri çekildi. DFB beni eleştirip eylemlerimi açıklamamı isterken; kendi sponsorları hakkında hiçbir resmî ve umumî bir açıklama yok. Neden? Bunun, ailemin ülkesinin Cumhurbaşkanıyla fotoğrafı olmasından daha kötü olduğunu düşünmekte haksız mıyım? DFB bu konu hakkında ne demeli?

Önceden dediğim gibi, “ortaklar” her durumda sizinle birlikte olmalı. Adidas, Beats ve BigShoe fazlasıyla sadık ortaklar ve onlarla bu defa çalışmak muhteşem. Alman basını ve medyasının saçmalıklarının üstesinden geldiler ve parçası olmaktan mutluluk duyduğum projeleri profesyonel bir şekilde gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Dünya Kupası süresince BigShoe ile birlikte çalıştık ve Rusya’da 23 çocuğun hayat değiştiren ameliyatlara girmesini sağladık, tıpkı daha önceden Brezilya ve Afrika’da yaptığım gibi. Bu iş benim için bir futbol oyuncusu olarak yaptığım en önemli şey ancak gazetelerin bu konuda duyarlılığı artırmak için yeterli yeri yok. Onlar için yuhalanmam ve bir cumhurbaşkanıyla fotoğraf çektirmem, dünya genelindeki çocukların cerrahi operasyona kavuşmasından daha kayda değer. Gazeteler de duyarlılığı ve bağış fonlarını artırmak için platforma sahipler ama bunu yapmayı seçmiyorlar.

“Federasyon Başkanı Grindel’in kötü yaklaşımı beni hayal kırıklığına uğrattı”
Beni son aylarda tartışmasız en çok hayal kırıklığına uğratan şey; DFB’nin, özellikle de federasyon başkanı Reinhard Grindel’in, bana kötü yaklaşımı oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la olan fotoğrafımdan sonra Joachim Low tatilimi yarıda kesip Berlin’e gitmemi ve tartışmaları bitirmek ve olası yanlış anlamaları önlemek için bir ortak açıklama yapmamı önerdi. Grindel’e soyumu, kökenimi ve böylece fotoğrafın arkasındaki mantığı açıklamaya çalıştığımda, başkan kendi siyasî görüşlerinden bahsetmekle daha çok ilgilendi ve benim görüşümü küçümsedi. Kendisinin tepeden bakan tavırlarına rağmen yapılacak en iyi şeyin futbola yoğunlaşmak ve yaklaşan Dünya Kupası’na hazırlanmak olduğunda anlaştık. Bu sebeple Dünya Kupası hazırlıklarındaki DFB basın toplantısı gününe katılmadım. Bütün meselenin Oliver Bierhoff’un Suudi Arabistan maçı öncesi Leverkusen’de bir televizyona verdiği röportajla kapandığı varsayılmasına rağmen; gazetecilerin futbol değil siyaset tartıştıklarını ve bana saldıracaklarını biliyordum.

Bu sürede Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’le de bir araya geldim. Grindel’in aksine Cumhurbaşkanı Steinmeier, profesyonel biriydi ve ailem, köklerim ve kararlarımla ilgili söyleyeceklerime önem veriyordu. Görüşmenin yalnızca ben, İlkay ve Cumhurbaşkanı Steinmeier arasında olduğunu hatırlıyorum. Grindel ise toplantıya alınmayarak siyaset gündeminde yükselemediği için üzgündü. Cumhurbaşkanı Steinmeier’la konu hakkında ortak basın açıklaması yapmak ve ileri gitmek, futbola odaklanmak üzere sözleştik. Ancak Grindel ilk açıklama takımdan gelmediği için üzülmüştü, Steinmeier’in basın ofisi meseleye yön verdiği için sinirlenmişti.

Screen Shot 2018-07-23 at 16.25.50

“İnsanlar neden Alman olduğumu kabul etmiyor?”
Dünya Kupası bittiğinden beri, Grindel turnuva öncesi kararlarıyla ilgili, olması gerektiği gibi, büyük baskı altına girdi. Geçenlerde, açık bir şekilde, eylemlerimi izah etmem gerektiğini söyledi ve Berlin’de konunun kapanmasına rağmen, Rusya’daki takımın aldığı berbat sonuçlarla ilgili beni suçladı. İşte şimdi konuşuyorum; fakat Grindel istedi diye değil, kendim istediğim için. Kendi beceriksizliği ve işini düzgünce yapamamasının günah keçisi olmayı artık kabul etmiyorum. Fotoğraf sonrasında beni takımdan atmayı istediğini biliyorum. Düşünmeden ya da danışmadan, görüşlerini Twitter’da kamuoyuyla paylaştı. Fakat Joachim Low ve Oliver Bierhoff arkamda durdular ve beni desteklediler. Grindel ve destekçilerinin gözünde, ben kazandığımız zaman Alman’ım fakat kaybettiğimizdeyse göçmen oluyorum. Bunun nedeni de Almanya’da vergi ödememe, Alman okullarına bağışta bulunmama ve 2014’te Dünya Kupası’nı kazanmama rağmen Alman toplumuna kabul edilmememdir. “Farklı” biri olarak muamele görüyorum. 2010’da Alman toplumuyla başarılı bir bütünleşme örneği olarak “Bambi Ödülü”nü aldım, 2014’te Almanya Federal Cumhuriyeti’nden “Gümüş Laurel Yaprağı Ödülü”nü aldım, 2015’te “Almanya Futbol Elçisi”ydim. Ama kesinlikle Alman değilim? Yoksa uygun olamadığım tamamıyla Alman olma kriterleri mi var? Arkadaşım Lukas Podolski ve Miroslav Klose hiçbir zaman Alman-Polonyalı olarak anılmamışken, ben niçin Alman-Türk’üm? Bunun sebebi bir kökenimin Türkiye olması mı? Müslüman olmam mı? Bunun altında önemli bir mevzunun yattığına inanıyorum. Alman-Türk şeklinde anılarak, ailesi birden fazla ülkeden gelen insanlara ayrım yapılıyor. Almanya’da doğdum ve eğitimimi burada aldım, o hâlde insanlar niçin Alman olduğumu kabul etmiyor?

Screen Shot 2018-07-23 at 16.26.28

“Böyle bir Almanya’yla gurur duymuyorum”
Grindel’in görüşleri başkalarınca da paylaşılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğrafım ve Türk kökenim sebebiyle Bernd Holzhauer (bir Alman politikacı) bana “keçi s*ken” dedi. Dahası, Werner Steer (Alman Tiyatrosu Genel Müdürü) Türkiye’den gelen pek çok göçmenin memleketleri olan “Anadolu’ya s*ktirip gitmemi” söyledi. Önceden söylediğim gibi, aile köklerim yüzünden beni eleştirip taciz etmek onursuzca aşılmış bir çizgidir. Ayrımcılığı siyasal propaganda aracı olarak kullanmak ise bu onursuz kişilerin derhal istifasıyla sonuçlanmalıdır. Bu insanlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğrafımı önceden sakladıkları ırkçı eğilimlerini ortaya çıkarmak için bir fırsat olarak kullandılar. Bu durum toplum için tehlikelidir. Bunlar, İsveç maçından sonra bana “Ozil, verpiss Dich Du scheiss Türkensau. Türkenschwein hau ab,” ya da İngilizce “Özil, s**tir git seni Türk pisliği, s**tir domuz Türk” şeklinde sözler sarf eden Alman taraftardan daha iyi değiller. Nefret dolu mailler, tehdit dolu telefonlar ve sosyal medyada ailemin ve benim aldığımız yorumlardan bahsetmek bile istemiyorum. Bunların hepsi geçmişteki Almanya’yı temsil ediyorlar; yeni kültürlere kapalı olan ve kendisiyle gurur duymadığım bir Almanya’yı. Açık toplumu kucaklayan pek çok şerefli Alman’ın benimle aynı fikirde olacağından eminim.
Size gelince, Reinhard Grindel, hayal kırıklığına uğradım ama yine de hareketlerinize şaşırmadım. 2004’te Alman Parlamentosu’nun üyesiydiniz. “Çokkültürlülük gerçekte bir mitostur ve yaşam boyu süren bir yalandır” demiştiniz ve çifte vatandaşlıkla ilgili mevzuata ve rüşvetle ilgili cezalara karşı oy verdiniz. Aynı zamanda İslamî kültürün Alman şehirlerine aşırı şekilde sirayet ettiğini söylemiştiniz. Bu unutulmaz ve affedilmez.

“Başardıklarım çabuk unutuldu”
DFB’den ve başkalarından gördüğüm muamele bende artık Alman millî takım formasını taşıma arzusu bırakmadı. Kendimi istenmeyen biri gibi hissediyorum ve 2009’da uluslararası sahalara çıkışımdan beri başardıklarımın unutulduğunu düşünüyorum. Çok sayıda çift kültürlü ailelerden gelen oyuncuya sahip olan dünyanın en büyük futbol federasyonunda, ırkçı zihniyete sahip insanların çalışmalarına izin verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Onlardaki tavır ve tutum, temsil ettikleri düşünülen oyuncuları yansıtmıyor.

Irkçılığa ve saygısızlığa maruz kaldığımdan, zorlukla ve son zamanlarda yaşananlar üzerine uzunca düşündükten sonra, uluslararası seviyede Almanya için artık oynamamaya karar verdim. Alman formasını büyük gurur ve heyecanla taşırdım; ancak artık bu duyguları hissetmiyorum. Bu kararı vermek benim için oldukça zordu çünkü her zaman takım arkadaşlarıma, yönetici kadroya ve Almanya’nın güzel insanlarına her şeyimi vermiştim. Fakat DFB’nin üst kademeleri bana bu şekilde muamele ettikten, Türk köklerime saygısızlık ettikten ve beni bencilce siyasal propaganda aracına çevirdikten sonra: Artık yeter. Ben bunun için futbol oynamıyorum, asla yerimde oturup hiçbir şey yapmadan durmayacağım. Irkçılık asla ve kat’a kabul edilmemelidir.

Mesut Özil

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus