Robert Kagan: ABD ve Rusya müttefik değil ancak Trump ile Putin öyleler

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD’nin önde gelen siyaset tarihçisi ve dış politika yorumcularından Robert Kagan’ın 17 Temmuz 2018’de çıkan yazısını Oğul Tuna çevirdi.

robert kagan
Yeni-muhafazakâr çizgideki Robert Kagan Brookings Enstitüsü’nde görev yapıyor

Dünyayı anlamak için kullandığımız eski kalıpları bir kenara atmak zor olduğundan Donald Trump’ı ve neyin peşinde olduğunu yanlış anlamakta inat ediyoruz. Bu yüzden Helsinki Zirvesi gözlemcilerinin çoğu —muhalifler de destekçiler de— Amerikan ve Rus liderler arasındaki geleneksel görüşmelerin bir başka versiyonunu bekliyorlardı: İki düşman bir araya gelip ortak endişelerini ifade edecekler, itirazlarını dile getirecekler ve olası çözümler hakkında konuşup ortak zemin arayacaklardı.
Üzerinde ilerleme sağlanıp sağlanamayacağı meçhul, standart bir sorun listesi mevcuttu: Suriye, Ukrayna, nükleer silahlar. Standart endişeler de söz konusuydu: Trump aşırı saflıktan ya da daha alçakça sebeplerle bir şeylerden ödün verecek miydi? Ve yine standart gerekçeler vardı: Düşmanların bir araya gelip farklılıklarını tartışmasının neresi yanlıştı? Neden gerilim azaltılmaya çalışılmasındı?
Zirveyi izleyenlerin göremedikleri ya da görmeyi reddettikleriyse; bu buluşmanın iki düşman arasında gerçekleşmemesiydi. Bu zirve; müttefikler arasında gerçekleşen, birbiriyle örtüşen çıkarların ve ortak hedeflerin buluşmasıydı.

Liberal dünya düzenini yıkmak istiyorlar

Zirve boyunca 2016 seçimlerinden laf arasında bile bahsedilmedi. ABD’nin yetmiş yıl önce yaratılmasında katkıda bulunduğu liberal dünya düzeniyle ilgili yapılması gereken şeyler vardı. İşte iki lider de bu düzenin yıkılmasını istiyor.
Putin’in bu husustaki çıkarları kimse için sürpriz değil. Kendisi tüm hayatı boyunca, ABD’nin başını çektiği liberal dünya düzenini Rusya’nın en büyük düşmanı olarak gördü. Bu düzen, Sovyetler Birliğini çevreledi ve onun dağılmasına sebep oldu. Sovyetlerin parçalanması için “20. yüzyılın en büyük trajedisi” demişti Putin. Çünkü liberal dünya düzeni, Sovyetler-sonrası Rusya’yı Doğu ve Orta Avrupa’daki nüfuz alanından mahrum bırakmıştı.
Liberal dünyanın zaferi 1989 sonrasında Rusya’yı zayıf bir ekonomiyle ve utanç verici biçimde uluslararası nüfuzu azalmış, ikinci dereceden bir güç hâline getirdi. Bu nedenle Putin, tıpkı geçmişteki Rus liderleri gibi, özgür dünyayı bölmeye ve yıldırmaya girişti. Avrupa genelinde sağcı milliyetçi partileri destekledi. Avrupa Birliğini ve NATO’yu zayıflatmayı ve yıkmayı denedi. Bu eylemlerinin sebeplerini anlamak o yüzden zor değil.
Batı güçlü olduğunda ve birleştiğinde, Rusya’nın hareket alanı daralıyor. Ancak daha önce Napolyon Savaşlarında ya da 1930’lar ve 1940’larda olduğu gibi kargaşa içine düştüğünde ise Rusya, büyük bir küresel güç olma ve böylece Büyük Petro’ya dek tarihlenen emperyal hayallerini gerçekleştirme imkanı bulabiliyor. Yalnızca böyle durumlarda Putin gibi Rus liderler, gözleri içerdeki başarısızlıklarından uzaklaştırıp jeopolitik zaferlere yelken açabiliyorlar.

Kurumları tahrip etmeye uğraşıyorlar

Rusya’nın liberal dünya düzeniyle bütünleşmesi; ortalama bir Rus vatandaşına en azından maddi katkı sağlayabilirdi. Fakat Putin’in bu konuda hiçbir zaman çıkarı olmadı. Rus lider, bunun yerine Batı’daki ihtilaflara ve kaosa bel bağlamakta.
Aynı şekilde Trump da. Bu strateji, onun iç siyasetteki kuvveti oldu ve burdaki modus operandi’sini dünya sahnesine taşıdı.
Trump’ın iç politikadaki başarısı; kendisinin ve taraftarlarının kökleşmiş kozmopolit elit tabaka olarak gördüğü kesime karşı popülist ve milliyetçi ihtirasları kışkırtmaktan kaynaklanıyor. Avrupa’daki popülist, milliyetçi hareketleri desteklemesi, bunlarla dünyaya aynı mercekten bakması ve liberal dünya düzenini savunan geleneksel partilere karşı çıkması bu yüzden şaşırtıcı değil.
Trump sadece Avrupa Birliği’ni düşmanı olarak görmüyor. O, aynı zamanda, hem Demokrat hem Cumhuriyetçi Partilerden çıkmış Amerikan başkanlarının bağlı kaldığı özgür dünyanın tüm kurumlarına ve tanzimine düşman. Bütün bu oluşumları kendi hareket özgürlüğüne müdahale aygıtları, kendisinin ve takipçilerinin doğuştan hasımı olarak görüyor. Gerçekten de hasımlar aslında. Dolayısıyla, sadece NATO zirvesinde değil, tüm başkanlık süresinde açıkça sergilediği üzere, bu kurumları tahrip etmeye uğraşıyor.
Putin gibi o da Macaristan Başbakanı Viktor Orban’a; Fransa, İtalya, Birleşik Krallık ve tüm Avrupa’nın sağcı ve milliyetçi partilerine desteğini sundu. Putin gibi o da Brexit’i savundu ve bunu AB’nin parçalanması için bir yol gibi gördü. Putin gibi o da Angela Merkel’den nefret ediyor ve Almanya’da Merkel yerine sağcı partilerin zafer kazanmasını tercih ederdi.

Trump çoktan her şeyi Rus lidere verdi

Zirve öncesinde pek çok kişi Putin’in Trump’tan ne isteyeceğini merak ediyordu. Daha sonra Trump’ın hiçbir şeyden ödün vermediğii anlaşılınca rahatça soluk alındı. Aslında iki lider de bu buluşmanın insanların alıştığı tarzda; düşmanların görüş farklılıklarına çözüm bulmak için bir araya gelip başarısız oldukları bir zirve olduğu imajını çizmek için çok çalıştılar.
Çok az kişiyse, Putin’in açıkça Trump’la kendisinin Kırım konusunda anlaşamadıklarını ifade edişindeki garipliği fark etti. Halbuki Trump’ın zirve öncesindeki demeçlerinden temelde karşılıklı anlaşmanın var olduğunu biliyorduk. Putin, büyük güçlerin anlaşmazlıklarını gözler önüne sermeye çalıştı; böylece Trump’ı eleştirenler ve savunanlar, Başkan’ın gerçekten de bazı konularda kendisine karşı çıktığına inanacaktı. Bunun üstüne Trump karşıtları, emin bir şekilde, Başkan’ın kayda değer bir zemin kaybına uğramadığını söylemekte gecikmediler. (Putin bile Trump’ın seçimlere müdahale sorusunda kendisiyle aynı safta duracağına bu kadar ihtimal vermezdi.)
Gözlemcilerin fark etmekte başarısızlığa uğradıkları nokta, Trump’ın çoktan her şeyi Rus lidere vermesiydi. Putin’in gözlerinde Suriye ve Kırım, liberal Batı’nın çöküşüyle kıyaslandığında gayet önemsiz. Putin, zirvede 2016’da seçilmesini istediği Trump’ı gördü. Batılı yorumcular Putin’in hayal kırıklığına uğradığı şeklindeki analizlerinde ısrar ededursunlar; intikamı, muhtemelen Putin’in hayallerini bile aştı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus