Finlandiya da cinsiyetsiz giyim anlayışını benimsiyor, dünyanın geri kalanı onu takip edecek mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Vox’un haberine göre, Finlandiya’nın en büyük giyim zincirlerinden Stockmann, Helsinki’deki mağazasının bir katını tamamen ‘cinsiyetsiz’ kıyafetlere ayırdı. Stockmann’ın başkentteki merkez mağazasında, kadın ve erkek katlarının arasında Acne Studios, Calvin Klein, Marimekko, Burberry ve Kenzo gibi ünlü markaların kıyafetlerinin satıldığı ‘One Way’ olarak adlandırılan bölümde cinsiyetsiz kıyafet satışları başladı.

Stockmann ana operasyon sorumlusu Anna Salmi, Avustralyalı SheSociety dergisine verdiği röportajda şunları söyledi: “Amacımız müşterilerimize kuralları unutmaları ve önyargıdan uzak bir şekilde alışveriş yapabilmeleri için ilham vermektir. Erkek ve kadın bölümlerinin takip edilmesi gereken kesin kurallar koymaktan çok, tarzınıza ve vücudunuza daha uygun kıyafetler bulabilmenize yardımcı olma işlevi görmesi gerektiğine inanıyoruz”.

Bu hamle daha geniş bir trendin parçası. Hâlihazırda geçmişte daha önce hiç olmadığı kadar mağaza ve marka ‘cinsiyetsiz giyim’ anlayışını destekliyor. Fakat şimdilik bu durumun anlık bir hareket mi olduğu yoksa giyiniş biçimlerimizi radikal şekilde etkileyecek bir hareket mi olduğu net değil.

2015 yılında market araştırması yapan NPD araştırma grubu, önümüzdeki zamanlarda modadaki en büyük trendlerden birinin cinsiyete dayalı giyinmeden uzaklaşmak olacağını ve genç müşterilerin toplumsal normları yıkmaya yönelik kolektif bir isteğe sahip olduklarını düşündüklerini açıkladı.

NPD tarafından yapılan açıklamada “Giysilerden ayakkabıya, ayakkabıdan teknolojiye; ileri görüşlü şirketler müşterilerin de isteklerini göz önüne alarak daha az ikili cinsiyete bağlı bir alışveriş, giyim ve yaşam anlayışını benimsiyorlar. Milenyumda doğanların neredeyse yarısı cinsiyetin sadece kadın ve erkek olarak ayrılmadığına; çok daha geniş bir yelpazede görülmesi gerektiğine inanıyorlar. Bu nedenle üreticilerin tüketicileri sadece erkek ve kadın olarak görmek yerine onları çok daha kompleks ve çeşitli varlıklar olarak görmeye başlamaları gerekiyor” denildi.

New York Times tarafından ‘büyük cinsiyet bulanıklığı’ olarak adlandırılan androjen moda akımı hâlihazırda yükselişte. Alexander Wang, H&M, Zara, Marc Jacobs, Burberry, Tom Ford, Gucci gibi markaların androjen koleksiyonları mağaza raflarını süslüyor. 2016 yılında ise Will Smith’in oğlu Jaden Smith, Louis Vuitton’un kadın giyim reklamlarına etekle çıkarak gündemi uzun süre meşgul etti. Bu anlayışın yükselmesi, Telfar ve 69 Worldwide gibi cinsiyetsiz markaların da yolunu açtı.

2015 yılında İngiliz mağazası Selfridges, mağazalarının içinde üç kattan oluşan cinsiyetsiz kıyafet konseptine sahip olan Agender’ı gündeme getirdi. 2017 yılından beri İngiltere, Galler, ve İskoçya’da şubeleri bulunan mağazalar zinciri John Lewis, çocuk giyim bölümündeki cinsiyetleri kaldırarak cinsiyetsiz bir biçimde satış yapmaya devam ediyor. Ayrıca bu bahar başlarında cinsiyetsiz moda markası Phluid Project, New York’ta mağaza açtı.

Akışkan cinsiyet algısı moda şirketleri tarafından benimsendiği zaman genelde olumlu dönüşler aldığı için çekici olmasına rağmen hala bir norm haline gelebilmiş değil. Moda endüstrisi konu toplumsal cinsiyet olduğunda hâlâ çok katı; kadın vücudunun objeleştirilmesinden besleniyor ve ataerkil bakış açısı tarafından tanımlanmış bir kadınlık anlayışına sahip. Önemli tasarımcılar ve markalar tarafından çıkarılmış Agender koleksiyonlar ise genellikle bir defaya mahsus olmak üzere çıkarılıyor.

Konu pazarlama alanına geldiğinde, ana akım giyim markaları hâlâ fazlasıyla ikili toplumsal cinsiyet ayrımına bağlı durumda; bu da kendini gerek mağazalarda farklı bölümler olarak gerekse internet sitelerinde başka linklerden giriliyor olmasıyla gösteriyor. Konunun içerisine para girdiği zaman, markaların bu hamlelerinin içten gelen gerçek bir değişime önderlik etmek ve cinsiyetin akışkan olabileceğini kabul etmek anlamına mı geldiği yoksa başka bir pazarlama ve reklam stili mi olduğuna karar vermek zor olabiliyor.

Stockmann ise modadaki androjen akım için her şeyini ortaya koymuş gibi gözüküyor. Mağazanın web sitesine göre “unisex düşünme” hakkında tartışmalara mağazasında ev sahipliği yapıyor ve bir defaya mahsus bir koleksiyon çıkarmaktansa tarzını kalıcı bir şekilde değiştirmiş gibi gözüküyor. Yine de Stockmann kendisiyle pazarlama taktikleri konusunda övünen bir kuruluş. Geçtiğimiz Uluslararası Kadınlar Günü’nde, bu güne özel olarak adını Stockwomann olarak değiştirmişti. Stockmann’in sonundaki “man” İngilizcede erkek demekken Stockwomann’ın sonundaki woman da kadın demek.

Doğru yolda atılmış bir adım olsa da cinsiyetsiz giyim alışveriş bölümleri bütün sorunları tek başına çözebilecek güce sahip değil. Şu anda piyasada olan cinsiyetsiz giysiler, zayıf olmayan ya da Calvin Klein gibi fahiş fiyatlı markalardan giyinmeye gücü yetmeyen müşterilere hitap etmiyor. Ayrıca maskülene karşı feminen şeklinde kodlanmış giyim anlayışı da hâlâ sorun yaratıyor. Auckland Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim görevlisi olan trans kadın Ciara Cremin “Mağazaların cinsiyetsiz bölümlerini mutlulukla karşılasak da asıl sorun zaten mağazalar değil fakat erkekler arasındaki kadınsı olan her şeye karşı duyulan tiksinti” açıklamasını Yeni Zelanda’daki internet sitesi Stuff’a yaptı.

Her ne kadar Finlandiya’daki tek bir mağazanın tek bir katındaki cinsiyetsiz giyim bölümü toplumsal cinsiyet devriminin önünü tek başına açamazsa, daha az kurallı bir geleceğe doğru daha büyük bir değişimin parçası olabilir.  Finlandiya zaten hâlihazırda iyi bir sağlık sistemi ve doğum sonrası ebeveyn izni için çokça cömert davranan bir ülke iken, neden sırada herkes için etek veya ısmarlama elbiseler olmasın?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus