Modern proletarya: “Gig-ekonomi” çalışanları

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Klasik işçi-işveren ilişkisini ortadan kaldıran gig-ekonomi* modeli işgücünün mobil hale gelişi ve esnek çalışmanın yaygınlaşmasına paralel olarak hızla büyüyor. Ancak gig-ekonomi çalışanları sadece asgari ücretin altında kazanmakla kalmıyor, paralarını alamadıkları takdirde onların hakkını savunacak bir oluşum da yok!

* Gig-ekonomi kavramını “esnek”, “bağımsız” ya da “yeni nesil” ekonomi olarak çevirenler var. Tam karşılığı olmadığı ve dilimizde de epey dolaşımda olduğu için aynen koruduk.

Rusya’nın önde gelen ekonomi gazetelerinden Vedomosti ile Slon.ru internet sitesinin kurucusu Leonid Bershidsky’nin 25 Eylül 2018’de Bloomberg.com’da çıkan yazısını Okan Yücel çevirdi.

Leonid Bershidsky

Karl Marx, makineleşmenin artmasıyla giderek yoksulluğa mahkûm edilen işçileri, “bütün üretim araçlarından serbestleştirilmiş” emekçiler olarak tanımlamıştı. Eğer “gig-ekonomi” olarak adlandırılan kavramı hariç tutarsak klasik formuyla Marx’ın favori sınıfı günümüzün zengin dünyasında aslında mevcut değil.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve JP Morgan Chase Enstitüsü’nün raporları, ülkelerinin asgari ücretinin ileri teknoloji platformlarına emek vermesi için mücadele eden ve farklı gig-ekonomi kollarında çalışan işçilerin durumlarını anlatıyor.
Gig-ekonominin iki farklı kolu var: i) ağ tabanlı (web-based) ve ii) lokasyon tabanlı (location based). Ağ tabanlı işler herhangi bir yerden yapılabilirken lokasyon tabanlı işler için fiziki alan ön plana çıkıyor. ILO raporları, Amazon Mekanik Turk (Amazon Mechanical Turk) ve daha küçük rakipleri gibi en düşük ağ tabanlı işleri irdeliyor.
ILO 75 ülkede 3500 kişi ile yaptığı ankete dayandırdığı raporda geçen yıl bu platformlarda çalışan işçilerin saatte 4.43 dolar kazandığını belirtiyor. Hatta kendilerine para ödenmeyen zamanı (ki bu bir saat içinde 20 dakikaya tekabül ediyor), iş ve müşteri bulmak için harcanan süreyi, yeterlilik sınavlarını da hesaba kattığımızda saati 3.31 dolara geliyor. Bu nispeten cömert bir hesaplama bile sayılabilir. Geçen yıl yayınlanan başka bir çalışma, Turker’lerin (Amazon platformunda çalışanlara bu isim veriliyor) saatte 2 dolar kazandıklarını tahmin ediyor.
ILO’nun çalışmasına göre, ABD’deki neredeyse her üç Turker’den ikisi asgari ücret olan saatte 7.25 dolardan daha az kazanıyor. Almanya’daki benzer oluşum olan Clickworker platformunda çalışanların ise yalnızca yüzde 7’si asgari ücret olan saatte 8.84 euroyu (10.40 dolar) kazanabiliyor.

Kalıcı psikolojik hasarlar

İnternet çalışanlarının çok küçük bir kısmı bu kazancı başka işlerden gelir sağlayarak tolere edebilir. Ancak ILO’nun yaptığı ankete göre bu işçilerin yüzde 32’sinin en önemli gelir kaynağı zaten bu iş. En eğitimli olanları zamanlarının çoğunu akademik araştırma yazıları için soru yazıp cevap doldurarak, ses kayıtlarının kopyalarını çıkartarak, hatta şiddet içerikli videolar ve öfke dolu mesajlar okuyarak, yani sosyal medya ağlarındaki içerikleri kontrol ederek harcıyor.
Bu işlerin bazıları kalıcı psikolojik hasarlar bırakabiliyor. Ve bu işçiler gerçek dünyadaki en alt düzey meslekte çalışanların sahip oldukları korumalardan dahi faydalanamıyorlar. Sadece asgari ücretten düşük kazanmakla kalmıyorlar, paralarını alamadıkları takdirde onların hakkını savunacak bir oluşum da yok. Bir testten geçemedikleri, gerçekleştirdikleri çalışmalar reddedildiği veya düşük bir puan aldıkları zaman hiç kimse onlara herhangi bir açıklama yapmakla mükellef değil.
Bu işçilere hastalandıkları zaman izin vermek veya bu işçilerin ücretli izinlere ayrılması gibi konulardan bahsetmek bile oldukça abes olur. Yine de ILO, bu işlerde çalışanların en azından bir kısmının bağımsız olarak sözleşmeye bağlı iş yapanlar olarak değil, doğrudan çalışan veya işçi olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor; çünkü işleri kötü gittiği zaman cezalandırılabiliyorlar ve müzakere dahi edilemeyecek çalışma standartları ve ücretleri karşılığında iş yapıyorlar. Benzer kriterler bazı ülkelerin mahkemeleri tarafından, özellikle Uber ve Lyft gibi lokasyon bazlı çalışanlara, genellikle başarılı bir şekilde uygulanıyor.

Uber sürücülerinin durumu

JP Morgan’ın raporu ise ağ tabanlı çalışanlardan daha görünür olan ve Marx’ın tarif ettiği yoksullaştırılma yolunu daha hızlı kat eden lokasyon bazlı platformlarla ilgileniyor. İnternet üzerinden çalışanlar daha iyi şartlarda çalışabilme taleplerinin rekabeti arttırdığını ve bunun da kendileri yeni platformlar bulmaya yönlendirdiği söylüyorlar. JP Morgan’ın bu platformların ödeme verilerinden yola çıkarak gerçekleştirdiği çalışma gösteriyor ki lokasyon bazlı bütün çalışanlar, geçen yıl, 2015’te kazandıkları gelirin fazlaca altında kaldılar. Özellikle de Uber sürücüleri.
Gelirlerdeki düşüşler çalışma saatlerinin azalmasından veya ücretlerin düşmesinden kaynaklanıyor olabilir. Ancak her ne sebeple olursa olsun JP Morgan’ın raporu pazara daha fazla sürücü katıldıkça, sürücülüğün son beş yılda tam zamanlı bir meslek haline dönüşme ihtimalinin fazlasıyla azaldığını belirtiyor.
İşçilerin korunmadan yoksun olduğu gerçeğiyle de birleştirildiği zaman tıpkı Turker ve diğer internet çalışanları için olduğu gibi lokasyon bazlı işçiler için de gig-ekonomi meslekleri oldukça berbat hale gelmiş durumda.
Elbette gig-ekonomi platformlarının, hiçbir zaman, araba taksitlerinin ödeneceği veya çocukların bakılacağı tam zamanlı işler yaratmak için dizayn edilmedikleri ortada. Eğer sadece ek gelir olarak fırsat geldiği zaman çalışılıyorsa, bu işçilere uygulanan “ya al ya bırak” yaklaşımının makul sebebini oluşturabilir. Ancak böyle mi olmalı? Modern toplumlar herhangi bir işçi hakkının olmadığı ve başka iş bulamayan insanların onuruyla nasıl hayatta kalabileceğini belli olmadığı işleri tolere mi etmeli? Ve eğer bu tip işlere müsaade edilse bile, kâr edilmemesine rağmen paydaşlarına ciddi miktarda getiri sunmayı vaat eden ileri teknoloji firmaları tarafından mı oluşturulmalı?
Marx dönemindeki en saf, en bozulmamış haliyle piyasa, bütün bunlara tatmin edici cevaplar sağlayamaz. JP Morgan raporuna göre; gig-ekonomi çalışanları, işçi sayısı olarak kabaca ABD’nin enformasyon sektöründe çalışanların sayısına yakın. Bu sektördeki bütün çalışanlar emek ve sermayenin yüzyıllardır süren bütün barışçıl veya şiddet içeren etkileşimlerinden meydana gelen insani normlardan muaf tutuluyorlar. Bu kanun koyucuların ve düzenleyicilerin kesinlikle düzeltmesi gereken bir anomali. Çözüm olarak daha az çalışmanın mümkün olunduğu kabul edilse bile, ki yapılacak işler devam ettiği müddetçe bu ihtimal zayıf görünüyor, gig-ekonomi çalışanları Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’yu yayınladığı 1848 yılında değil, içinde bulunduğumuz 2018 yılında yaşamalılar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus