David Malet: “IŞİD’lilerin ülkelerine dönmeleri engellenmemeli, zira doğru olan düşmanlarınızı kendinize yakın tutmaktır”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

IŞİD’in daha önce hâkim olduğu topraklarda neredeyse tamamen yenilmesinin ardından şimdi de örgütün yabancı savaşçılarının ülkelerine dönme süreçleri tartışma konusu. Bu konuda Internationalaffairs.org’da, yabancı savaşçılar konusunda önde gelen uzmanlardan olan Washington’daki Amerikan Üniversitesi öğretim üyesi, siyaset bilimci David Malet imzasıyla 28 Şubat’ta yayımlanan makaleyi Okan Yücel çevirdi.

David Malet

IŞİD üzerine gerçekleştirilen onlarca konuşmaya ve analize rağmen pek çok hükümet kendi vatandaşları içinden IŞİD’e katılanların ülkelerine geri dönüp yargılanmaları konusunda çekingen davranıyor. Geri dönen insanlar hakkında sağlıklı bir analiz yapmak demek geçmiş hataları tekrarlamamak ve terörle mücadelede yeni yollar ve fırsatlar yaratmaya çalışmak demektir.

Trump yönetimi kısa zaman önce yaptığı açıklamayla Avrupa ile olan ilişkilerin gerilmesine neden olmuştu. Trump diğer ülkeleri de IŞİD’e katılan militanları ülkelerine kabul ederek yargılamaya davet etmişti. Ancak bu açıklamadan sonra ortaya çıktı ki aynı durumdaki ABD’li bir kadın ve küçük çocuğunun da ABD’ye girme imkânları yok. ABD’nin Hüda Muthana, İngiltere’nin Şamima Begüm ve küçük kızı, Avustralya’nın IŞİD’e eleman almak ile görevli olan Neil Prakash üzerinden yasal manevra ile aldıkları, ülkelerine geri dönüşlerine izin vermeme kararları politik olarak “benim arka bahçemde olmaz” mesajını vermesi açısından önemli olsa da şu ana kadar yaşananlara bakıldığı zaman yabancı savaşçılarla ülke içindeyken mücadele edilmesi çok daha iyi bir strateji. 

Trump’ın yaptığı çıkış Batılı güçlerin çekilmesine karşılık serbest bırakabileceği 800 yabancıyı elinde tutan Kürt ve Suriyeli isyancıların tehditlerine verdiği bir reaksiyondu. Bu gelişme Fransa’yı da savaşçıların kendi ülkelerine iade edilmesi konusunda harekete geçirdi. Fransa’yı en fazla korkutan şey umudunu kaybetmiş vatandaşlarının kaçarak diğer militanlara katılması ve döndükleri zaman da ülkedeki aşırıcılığı temsil etmeye başlamaları ihtimaliydi. Bir başka ciddi tehlike ise tahminen Halifelikten kaçan 1300 çocuğun şu anda mülteci kamplarında bulunuyor olmaları. 

Diğer ülkelerin pek çoğu da ülke içindeki terör eylemlerinin artabilecek olmasından çekiniyorlar ve bu yüzden katı önlemler alıyorlar. Kanadalı yetkililer ABD’nin bu konuyla ilgili verdiği teklifi reddederken İngiltere ve Avustralyalılar yalnızca kendi vatandaşlarını mahkemeye çıkartmak için geri dönmelerini dahi reddetmekle kalmadı, aynı zamanda onların vatandaşlıklarını da iptal etti. 

Aslında, şu an yürürlükte olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına göre her ülke, kendi vatandaşlarının terör örgütlerine katılmak için yapacakları seyahatleri engellemekle, bu kişileri bulup ülkelerine iade etmekle ve yargılamakla yükümlü. Dahası, BM sözleşmeleri her ülkeye yabancı uyruklu insanları sınır dışı etme hakkını tanıyor. Yani ülkeler, eğer suçlu olan kendi vatandaşı ise, bu kişilerin dönüşlerini engelledikleri takdirde komşu ülkelerin egemenlik haklarını da ihlâl etmiş oluyorlar. Hükümetler yurttaşlarına karşı sahip oldukları uluslararası yükümlülüklerin farkındalar ve tam da bu yüzden kendi ülkelerinde doğan ve IŞİD’e katılan yurttaşlarının aslında kendi vatandaşları olmadığını iddia edebilmek için son derece yaratıcı teknikler icat ediyorlar.

Abartılan tehditler ve kaçan fırsatlar

Bu politikalar yabancı savaşçılara karşı oluşan uluslararası mutabakatların ruhunu zedeliyor. Ancak hükümetler de güvenlik odaklı bakış açılarıyla kendi yaklaşımlarını haklı göstermeye çalışıyorlar. Bunun için de ortalama olarak ülkeye geri dönen savaşçıların yaklaşık yüzde 10’unun ülke içinde faaliyet gösteren teröristler haline geldiklerini savunuyorlar. Ancak bu istatistik 2013 yılında büyük ses getiren bir araştırmanın yanlış bir şekilde yorumlanmasından kaynaklanıyor. 2 yıl sonra aynı araştırmacının yaptığı bir başka çalışmaya göre, IŞİD dönemine ait bu istatistik aslında yüzde 0.002. Ancak bu sonuç, politikacılar üzerinde bir önceki araştırma sonucu kadar büyük bir etki bırakmadı. Batıdan gidenlerin yaklaşık üçte birinin geri döndüğünü düşünürsek -ki bazıları döneli uzun zaman geçti- en kötü senaryolara inanmak gittikçe zor bir hale geliyor. 

Benim yakın zamanda gerçekleştirdiğim çalışmaya göre ise savaşçıların teşebbüs ettiği pek çok saldırı bu kişiler ülkelerine döndükten sonraki bir sene içinde yaşanıyor. Bir başka deyişle, vatandaşlıktan çıkarma veya geri dönüşleri engellemenin bu potansiyel tehditleri ortadan kaldırabileceği düşüncesini bir tarafa bırakmalıyız ve ev sahibi ülkenin yasaları ve güvenlik politikaları ile bu saldırıların önüne geçilebilineceğinin bilincinde olmalıyız.

Daha derin bir araştırma yapıldığında da şunu görmekteyiz ki yabancı savaşçı konumundaki binlerce insan ülkesine iade edildikten sonra yerli militan haline geliyor. Esas büyük tehlike ise dönmeleri engellendiği için kendi ülkelerine gidemeyen insanların durumundan kaynaklanacak gibi duruyor. Arap devletlerinin 1990’lı yıllardaki Afganistan savaşından sonra, Afganistan’daki militanların kendi ülkelerine dönmelerini yasaklamaları sonucunda çok sayıda yabancı militan farklı savaş alanlarına yayılmış ve bu durum da dünya genelinde çok sayıda “başarısız devlet” (failed state) ortaya çıkartmaya başlamıştı. Bir yabancı savaşçının kimliğini yırtarak bu insanın artık sizin için bir problem teşkil etmeyeceği saçmalığına inanmanın yanıltıcılığının en büyük örneği ise Usame bin Ladin’dir.

Geri dönenler için ne yapılmalı?

Geri dönen insanları yargılamayı veya yeniden topluma kazandırmaya çalışmayı reddetmek demek aynı zamanda terörizmle mücadelede de fazlasıyla etkili olabilecek bir silahtan yeterince faydalanamamak demek. Yüzlerce insan IŞİD’in yalan dolu distopik hilafet hikâyelerinden ve barbarlıklarından geri döndü. Pek çoğu travma sonrası stres bozukluğu ile mücadele ediyor. Bu insanlar IŞİD ile mücadelede, herhangi bir hükümetten çok daha güçlü ve güvenilirler. Bu insanların söyleyeceklerinin sınırları devletlerin ulaşabileceği sınırlardan çok daha ötede. 

Bazı ülkeler, yabancı savaşçıların ülkelerine dönmeyi “hak etmediklerini” iddia ediyorlar. Teröristleri cezalandırmayı arzu etmeleri tabii ki anlaşılabilir bir durum. Ancak ulusal güvenlik ile ilgili kararlar seçilmiş politikacıların hesapları veya toplumun öfkesi üzerinden değil, maliyet-fayda değerlendirmeleri üzerinden alınmalıdır. Hükümetlerin kaynakları verimli şekilde kullanması ve eski hataları tekrarlamaması toplumun esas hak ettiğidir; çünkü bu strateji önünde sonunda hepimizin çok daha güvenli bir ortamda yaşamamızı sağlar.

IŞİD ve cihadcılık ile mücadelede zaferi getirecek şey düşmanın ideolojisinin yok edilmesidir. Ülkelerine geri dönen insanlar da burada kullanılacak en potansiyelli silahtır. “Dostunu yakın, düşmanını daha da yakın tut” sözü hiçbir zaman bu kadar doğru olmamıştı. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus