Emmanuel Macron yazdı: Yeni bir Avrupa rönesansı için

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 4 Mart 2019’da project-syndicate.org’ta çıkan yazısını Okan Yücel çevirdi.

2. Dünya Savaşı’ndan beri hiçbir zaman Avrupa bu kadar önemli olmamıştı. Yine aynı şekilde bu kadar tehlike altında da kalmamıştı. Brexit kararı bunun bir sembolü olması açısından son derece önemli. Modern dünyanın şoklarından korunmak için toplumların ihtiyaçlarına cevap veremeyen Avrupa’nın krizinin en somut göstergesi Brexit kararıdır. 

Brexit sonrası gelecekleri için güvende olmalarını Britanya halkına kim söyledi? Avrupa pazarına daha rahat grime haklarını kaybedecek olmalarından onlara kim bahsetti? İrlanda ile yeniden sınır çatışması yaşayabileceklerini kimden duydular? Milliyetçilerin geri çekilme vaatleri hiçbir çözüm vaat etmiyor: bu hiçbir alternatif belirlemeden reddetme tavrı göstermektir. Ve bu tuzak bütün Avrupa’yı tehdit ediyor. 

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki günümüzün Avrupa’sı bir başarı hikâyesidir. Dünyanın yıkıma uğramış bir coğrafyasının daha önce eşi görülmemiş bir özgürlük, barış ve zenginlik içinde bir arada yaşamasının hikâyesidir. Bu proje bizi bugün de korumaya devam ediyor. 

Euro olmadan bugün bütün Avrupa’yı zorlayan finansal kapitalizm krizine nasıl direnebiliriz? Avrupa aynı zamanda pek çok bölgenin çehresini değiştiren binlerce projeye ev sahipliği yapmıştır: Yenilenmiş okullar, inşa edilen yollar, yüksek hızlı internete erişim. Bu mücadele her gün devam etmelidir. Çünkü Avrupa, tıpkı barış gibi, varoluşsal olarak bu durumda değildi. Ben Fransa adına, yorularak da olsa Avrupa’yı ileri taşıyacak bu modeli savunmaya devam ediyorum.

Avrupa’nın savunma kapasitesi ve sosyal hakların korunması yıllarca “ulaşılması mümkün olmayan hedefler” olarak tanımlanmıştı; ancak bunların aslında mümkün olduğunu hep beraber kanıtladık.

Yine daha fazlasını yakın zaman içinde başarmalıyız; çünkü başka bir tuzak ile karşı karşıyayız: statüko tuzağı ve istifa mekanizması. Dünyadaki büyük krizleri gördükçe yurttaşlarımız bize şu soruları soruyorlar: “Avrupa neresi? Avrupa ne yapıyor?” Onların güzünde ruhsuz bir pazar haline gelmeye başladı. 

Yine de Avrupa yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda bir proje. Pazar tabii ki kullanışlıdır; ama bizi birleştiren değerlerin ve bizi koruyan sınırların önemini de azaltmamalıdır. Avrupa projesinden geri çekilmekle kimliğimizi savunduklarını iddia eden milliyetçiler bilmeliler ki bizi özgürleştiren, birleştiren ve koruyan Avrupa medeniyetidir. Ancak bazı şeylerin değiştiğini görmeyenler de hata yapıyorlar; çünkü insanlarımızın hissettiği korkuları, demokrasimizi örseleyen şüpheleri inkâr ediyorlar. Kıtamız için hayatî bir eşikteyiz. Değişmekte olan dünyada bir araya gelerek, medeniyetimizin biçimini siyasî ve kültürel yeniden keşfetmemiz gerekiyor. Avrupa rönesansının zamanı geldi. Bölünmelerin ve izole olmak istemenin çekiciliğine direnerek bu yenilenmeyi üç büyük tutkumuzun çevresinde geliştirmeyi öneriyorum: özgürlük, koruma ve ilerleme.

Özgürlüğümüzü savunalım

Avrupa modeli insanların özgürlüğü ve fikir çeşitliliği ile yaratıcılık temellerinde şekillenmiştir. İlk özgürlüğümüz demokratik özgürlüktür: yabancı güçlerin her seçimde oylarımıza nüfuz etmeye çalıştığı bir ortamda bizi yönetecek liderleri seçmektir. Demokrasilerin korunması için bir Avrupa Ajansı kurulmasını öneriyorum. Bu kurum Avrupalı uzmanlarla birlikte her üye ülkenin seçim süreçlerini siber saldırılardan ve manipülasyonlardan koruyabilir. Bağımsızlık ruhu ile birlikte, Avrupalı siyasî partilere yabancı ülkelerin yaptıkları maddî yardımları da yasaklamalıyız. Bireye saygı göstermek medeniyet haysiyetimizin temel taşı olduğu için, internetteki şiddet ve nefret dolu tahrikleri ortadan kaldırmak için Avrupa kurallarına sahip olmalıyız.

Kıtamızı koruyalım

İçsel bir uzlaşı ile kurulan Avrupa Birliği dünya gerçeklerine bakmayı unuttu. Eğer koruyacak bağları yoksa, hiçbir topluluk bir aidiyet duygusu yaratamaz. Dolayısıyla Schengen bölgesini yeniden tahayyül etmemiz gerekiyor: Bölgeye katılmak isteyen ülkeler sıkı bir sınır kontrol sistemine sahip olmalılar ve üye ülkelerle aynı iltica politikasını benimsemeliler. Ortak bir iltica ofisine ve Avrupa sınır gücüne ihtiyacımız var. Göç konusunda hem kendi değerlerini hem de sınırlarını koruyan bir Avrupa’ya inanıyorum.

Aynı standartlar savunma için de olmalı. Son iki yılda ciddi ilerlemeler kaydedildi. Yine de daha net bir rotaya sahip olmalıyız. NATO ve Avrupalı müttefiklerimizle birlikte savunma ve güvenlik alanlarında gerçekleştireceğimiz antlaşmalar temel yükümlülüklerimizi yeniden düzenlemeli. Savunma harcamaları artmalı, tamamen operasyonel bir karşılıklı savunma ibaresi olmalı ve bir ülkeye saldırı olduğunda bütün ülkelerin yardıma gideceğini belirten yasalarımız bulunmalı. Ortak kararlar almak için İngiltere’nin de işbirliği halinde olacağı bir Avrupa Güvenlik Konseyi oluşturulmalı.

Sınırlarımız aynı zamanda adil bir rekabetin de garantörü olmalı. Dünya üzerindeki hangi güç ticaretin hiçbir kuralına saygı duymayan ülkeler ile ticarî ilişkilerini devam ettirmeyi kabul eder ki? Sessizlik içinde acı çekemeyiz. Rekabet politikalarımızda reforma gitmeliyiz. Bizim stratejik çıkarlarımız ile çevre standardı, veri güvenliği ve vergilerin adil bir şekilde ödenmesi gibi kriterlerimize uymayan şirketlerin yasaklanması ya da cezalandırılmasını öneriyorum. Ayrıca, Çinli ve Amerikalı rakiplerimizin yaptığı gibi, stratejik endüstri alanlarında ve kamu satın alımlarında Avrupalı firmaları tercih ederek ticaret politikamızı yeniden şekillendirmeliyiz.

İlerleme ruhunu canlandırmak

Avrupa bir “ikincil güç” değildir. Avrupa öncü güçtür. Her zaman ilerlemenin standardını tanımlamıştır. Sosyal güvenliğin yaratıldığı bu coğrafyada doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün işçiler için yeni bir sosyal savunma kalkanı gerekli. Aynı iş yerinde, aynı işi yapana farklı ödemeler yapılmamalı, her ülkeye uygun asgari ücretler saptanmalı ve her sene toplu olarak tartışılmalı.

İlerleme yoluna girmek ekolojik meselelerde de öncü olmayı gerektiriyor. Eğer iklimle ilgili sorunları aşamazsak çocuklarımızın yüzüne bakabilecek miyiz? AB hedefini belirlemeli, 2025’e kadar ziraî ilaçların kullanımı yarıya düşürülmeli ve 2050’ye kadar da karbon kullanımı sıfırlanmalı, ekolojik hedefler için Avrupa İklim Bankası’nın finansörlüğünde ve politikalarıyla uyumlu şekilde önlemler alınmalı. Avrupa Merkez Bankası’ndan Avrupa Komisyonu’na, Avrupa Bütçesinden Avrupa için Yatırım Planı’na kadar her kuruluş iklim sorunlarını önceliği haline getirmeli.

İlerleme ve özgürlük kişilerin hayatlarını sürdürebilecekleri işler bulmalarıyla da ilintilidir. Avrupa, iş alanları yaratmak için daha fazla sorumluluk almalı. Tam da bu yüzden Avrupa, küresel dijital devleri kendi denetimi altında yönetmek ile yetinmemeli, teknolojik gelişmelere ve yapay zekâ icatlarına öncü olabilmek için Avrupa İnovasyon Konseyi’nin bütçesine, en azından ABD’nin yaptığı kadar katkıda bulunmalıdır.

Dünyaya yönelmiş bir Avrupa, Afrika’yı da göz önünde bulundurmalıdır. Yatırım, akademik ortaklık ve kız çocukların eğitim alması gibi meselelerde kararlı bir şekilde Afrika’nın kalkınmasını desteklemelidir.

Özgürlük, koruma ve ilerleme. Avrupa rönesansını bu üç sütun üzerine inşa etmeliyiz. Milliyetçilerin, hiçbir çözüm üretmeden insanların öfkelerini sömürmelerine izin vermemeliyiz. Etkisi en aza indirgenmiş bir Avrupa’da uyurgezer olarak hareket edemeyiz. Genelde yaptığımız gibi iş dünyası ile bütünleşerek her şeyin iyiye gitmesini ummamalıyız. Avrupa hümanizmi bizden aksiyon talep ediyor. Ve her yerde, toplumlar bu değişimin bir parçası olabilmek için ayağa kalkmış durumdalar.

O zaman, bu yıl sonuna kadar, üye ülkelerin ve Avrupa kurumlarının temsilcileri ile birlikte, açık fikirlilikle, politik projelerimizin ihtiyaçları doğrultusunda yapmamız gereken değişiklikleri -belki buna mevcut antlaşmalarda gerçekleştirilebilecek değişiklikler de dâhil- görüşeceğimiz bir Avrupa Konferansı düzenleyelim. Bu konferans halkın farklı kesimleriyle etkileşim içinde olmalı, akademik dünyaya kulak vermeli, iş adamları ve işçi temsilcileri ile konuşmalı, dinî liderlerin katılımına da açık olmalı. AB için bu kilit öncelikleri somut aksiyona dönüştürebilecek bir yol haritası çizmeli. 

Böyle bir Avrupa’da, insanlar geleceklerinin kontrolünü gerçekten yeniden ellerine alabilirler. Eminim ki böyle bir Avrupa’da, Birleşik Krallık da kendi için en doğru yeri bulacaktır.

Brexit çıkmazı hepimiz için bir ders niteliğinde. Bu tuzaktan kurtulmamız ve yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimlerini ve projemizi anlamlı hale getirmemiz gerekiyor. Avrupa’yı ve Avrupa’nın temsil ettiği değerleri, yalnızca tarihin bir parçası olmaktan kurtarmak Avrupalı yurttaşların kararını verecekleri bir durum. Benim tercihim ise şu: Avrupa rönesansına giden yolu hep beraber çizelim.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus