Açık Oturum (184): Yerel Seçim Özel

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Açık Oturum Yerel Seçim Özel’de Sedat Pişirici’nin konukları Prof. Ersin Kalaycıoğlu, Kadri Gürsel, Kemal Can, Prof. Haluk Levent, Suat Kınıklıoğlu ve Ruşen Çakır’dı.

Yayına hazırlayan: Tania Taşcıoğlu Baykal

Sedat Pişirici: İyi geceler. 31 Mart’ın 1 Nisan’a döndüğü gecede, yerel seçime özel açık oturum 184’le karşınızdayız. Yerel seçimin sonuçlarını değerlendirmek üzere uzun bir açık oturum yapmayı planlıyoruz. Stüdyoda üç konuğumuz var; hemen sol tarafımda Kadri Gürsel ve Kemal Can oturuyorlar, hoş geldiniz. 

Kadri Gürsel-Kemal Can: Hoş bulduk. 

Pişirici: Sağ tarafımda Prof. Haluk Levent oturuyor, hoş geldiniz.

Prof. Haluk Levent: Hoş bulduk.

Pişirici: Skype üzerinde de Prof. Ersin Kalaycıoğlu ile Suat Kınıklıoğlu bizimle beraber olacaklar. Hoş geldiniz. Suat Beyin ve Ersin Kalaycıoğlu’nun beni duyduklarını varsayıyorum. 

Suat Kınıklıoğlu: Hoş bulduk. 

Pişirici: Kısa bir video izlediniz. Medyascope, 4 Ocak 2019’dan bu yana, Türkiye’de 28’i büyükşehir olmak üzere 50 şehirde, bu 50 şehrin 46 ilçesi de dahil olmak üzere 36 muhabiriyle, 3 ay boyunca sahada bizzat yüz yüze, hem seçmenlerle, hem adaylarla görüşerek, hem siyasi liderlerin mitinglerini izleyerek yerel seçimin nabzını tutmaya ve sizlere aktarmaya çalıştı. Döndük, dolaştık geldik 31 Mart gecesine. Medyascope ekipleri, biraz önce izlediğiniz videoda da gördüğünüz üzere, hummalı bir çalışma içindeydiler. Gece yarısına kadar yaptığımız haber özel yayınlarımızda sizlere gelişmeleri aktarmaya çalıştılar. Gece yarısından sonra, gün nisana devrildiğinde, biraz önce de söylediğim gibi Skype’taki ve stüdyodaki konuklarımızla birlikte gelişmeleri değerlendirmeye devam edeceğiz. Önce, bir kısa tur atalım istiyorum. Bütün günü izlediniz, oy verdiniz, şu ana kadar olan gelişmeleri izlediniz. Bana kalırsa şu anda, -birazdan ayrıntısıyla konuşmamız gereken şey- bir taraftan, AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın ‘’Ben kazandım’’ açıklaması yapması, diğer taraftan, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu’nun ‘’Ben kazandım’’ açıklamasını yapması, buna mukabil, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara’ya gitmek üzere Tarabya’daki Huber Köşk’ünden ayrılmadan önce, İstanbul ve Ankara’nın adını anmadan yaptığı ihtiyatlı konuşmada söylediği  ‘’Kazandığımız yerlerde milletimizin gönlüne girdiğimizi, kaybettiğimiz yerlerde de yeteri kadar başarılı olamadığımızı kabul edeceğiz’’açıklaması. 

Stüdyodaki arkadaşlarım izin verirse, Ersin Kalaycıoğlu hocayla başlamak istiyorum.  Hocam, bugün seçime doğru ne gördünüz? Sizi ne şaşırttı? Sizin açınızdan öne çıkan şey neydi? Bu kısa turda özet bir değerlendirmenizi alabilir miyim?

Kalaycıoğlu: Efendim, bu enteresan bir yerel seçim oldu. Tartışılan konular pek de yerel seçimle ilgili değildi. Parti liderleri, özellikle cumhurbaşkanı çok geniş bir yer kapladı. Tartışmaların odağında beka meselesi diye bir mesele tartışıldı. Sorunun tam ne olduğu da anlaşılmadı. Sorun TBMM’ye getirildiği zaman, TBMM’de açılması gereken derecede vahim bir sorun olmadığı neticesine varılıp, özellikle AK Parti ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Yerel seçimle ilgisi olmayan birçok konu tartışıldı; bunların içerisine Yeni Zelanda’daki o katliamla ilgili vahim gelişmeler birdenbire gündeme konuldu.  Böyle enteresan bir süreçten geçtik. Bir de, seçime hangi illerde, ilçelerde ittifak halinde giriliyor, hangilerinde girilmiyor, o da pek belli olmadı. Dolayısıyla, daha önceki hiçbir yerel seçime benzemeyen nitelikte bir seçim süreci yaşadık. 

Pişirici: Kemal Can ile devam edelim. 

Can: Söylemem gereken birkaç şey var ki Ersin Hoca da bundan bahsediyordu. Bağlantı sağlandığında belki tekrar bu konudan bahseder. Bir tanesi, bu seçimin, seçim süreci ve seçim öncesiyle ilgili tuhaflıkları var. Bu, seçim sonuçlarında çıkan tablonun okunması açısından da önemli. Senin de işaret ettiğin ve cumhurbaşkanının söylediği o ‘’Bazı yerlerde eksiklerimiz olduğu için kaybettik’’ cümlesinde, aslında ölçülen şeyin, partilerin, iktidarın performanslarından başka bir şey olduğunu görmemiz lazım. Çünkü seçim öyle yaşanmadı. Ne sadece iktidarın memnuniyet oylamasıydı ne de yerel seçime çıkan adayların vaatlerinin yarışmasıydı. Dolayısıyla, sonuçları okurken de öyle davranmak lazım. Dolayısıyla, sadece bir yerel seçim tablosu olarak okuduğumuzda çok olağanüstü şeyler görmüyoruz. Büyük oy oranları değil. Ama çok önemli, çok sembolik değişimler var. Eğer İstanbul ve Ankara -şu yayını yaptığımız sırada İstanbul hâlâ kritik ve tartışmalı- Adana, Mersin ve Antalya el değiştiriyorsa, bunlar sembolik önemi olan, bir yerel seçim açısından üzerine çok konuşulabilecek şeyler. 

Biraz önce Bahçeli’nin açıklamasını da gördüm, Erdoğan’ın yaptığı açıklama da ‘’birinci parti olduk. İttifak hedeflerine ulaşmıştır’’ gibi sınırlarda. İktidar açısından bu, neredeyse 5 yıldır devam eden referandumlardan bir referandumdu; kendisini oylattığı, kendi destek çıtasını ölçtürdüğü bir sayım gibi değerlendiriyor. Hâlâ tam rakamları bilemiyoruz. İktidar arkasındaki seçmen desteğinin ne kadar devam ettiği, hangi bölgelerde, nasıl erimeler yaşandığını, sayılar ve kesin sonuçlar ortaya çıktığında daha net göreceğiz. Ama çıkan tabloya baktığımızda -zaten hava da öyle- iktidarın ‘’Evet, bir yenilgi almadık, hedeflerimizi tutturduk. Hâlâ birinci partiyiz. Hâlâ yüzde 50’nin üzerinde bir desteği arkamızda tutuyoruz’’ vb. cümleler kurabileceği ama bir zafer gibi politikleştiremeyeceği, zaten var olan, sadece yavaş gelişen trendin, ya da başındaki derdin -kampanyanın başında Erdoğan’ın söylediği ‘’Konsolidasyonu korumamız lazım’’ değerlendirmesiyle ilgili sıkıntının devam ettiğini gösteriyor. Zaten, metropollerde, referandumda, hatta 24 Haziran’da da gördüğümüz eğilimin devam ettiği, buna karşılık, bu sıkıntılı yerlere kısmen Akdeniz ve Karadeniz’in de katıldığı görülüyor. Yani, ittifak sıcak ve soğuk denizlerle ilişkisini iyice kesmiş ve artık ittifak olarak bile desteğini sürdürmekte zorlanan bir pozisyonda. Dolayısıyla, çıkan resim seçmen dâhil herkesin dersler verdiği, dersler çıkartması gerektiği ve farklı farklı yorumlara açık olabilecek bir genişlikte. 

Seçimin bütün kampanyasında ve seçimden önceki çok net ikili tabloyla açıklanamayan, Türkiye’nin de sadece ‘’yerli ve millilerle diğerleri,’’ ‘’birileri ve ötekiler’’ şeklinde ayrılabilecek ikili blok siyasetiyle devam edemeyeceği, bunun, başka bir takım politik dertler anlatmaya çalışan bir dinamiğin üzerinde bir zorlama olarak durduğunu fazlasıyla gösteren bir tablo. 

Pişirici: Kadri?

Gürsel: İktidar ittifakı açısından bakacak olursak, ‘’bardağın yarısı dolu, yarısı boş gibi bir ayırıma gidebilir miyiz’’ diye kendimi bir zihin egzersizi yapmaya zorluyorum. Alsında bu kadar da yarı yarıya bir ayırım yapamıyorum kafamda. Çünkü birincisi, henüz eldeki veriler yetersiz. Eğer bu seçime bir referandum hüviyetinde gidildiyse, Cumhur İttifakı’nın, henüz yüzde 50’yi geçip geçmediği belli değil. Yüzde 50’nin altına düşmesi, yani AK Parti ve MHP’ye toplamda ve Cumhur İttifakı çatısı altında verilen, büyükşehirlerdeki ilçe meclis oyları ve illerde de belediye meclis oylarının toplamını bilmemiz lazım. Ama gördüğümüz kadarıyla, radikal, dramatik bir düşüş yok. Bu düşüşün olmaması, akla şunu getiriyor: Birincisi, Türkiye’de uzun yıllardır sürdürülen kutuplaştırma politikası ve iktidarın daha önce dayandığı toplumsal ve kültürel taban ile girmiş olduğu ilişkinin tarihsel sağlamlığı açısından da gerçekten dirençli bir tabana oturduğunu da gösteriyor. Krizin etkisi 2001’deki gibi ani ver sert olmadı belki, daha çok, baskısı, rahatsızlığı, sıkıntısı giderek artan ve hissedilir hale gelen bir kriz. Ama 2001’de Türkiye’nin yapmış olduğu mali reformlar sayesinde ani bir kırılma yaşamadı.Dalgalı kur rejimine geçilmesi sayesinde de oldu bu biraz.  Evet, ekonomide kötüleşme ve bir resesyon var, doğru ama net bir kırılma olarak ortaya çıkmıyor. 2009’daki gibi yüzde 8 ani bir küçülme, 2001’deki gibi dolarda muazzam bir artış, daha çok, ani ve sert dalgalı bir hareket izliyor. Bu krizin etkisi, bu seçimde bir kırılmaya neden olmadı. Kırılma oy oranında olmadı. Fakat seçimin siyasi ve psikolojik eşiklerin oluştuğu büyük iller var. İktidar, İstanbul ve Ankara’da ciddi bir sorunla karşı karşıya, bunu görüyoruz. Bana ulaşan son AK Parti verilerine göre, İstanbul’da İmamoğlu 16000 oyla önde bitirmiş bulunuyor. Ankara’da da Mansur Yavaş tartışmasız bir şekilde almış bulunuyor. Türkiye’nin bütün büyük şehirlerinde Cumhur İttifakı Bursa hariç kaybetmiş bulunuyor. Bu da, yeni bir siyasi dinamiğim aktive olmasını sağlayacak şartların oluştuğunu bize gösteriyor. Bir kırılma şeklinde cereyan etmedi. İktidar oy tabanı itibariyle hâlâ güçlü, arkasında toplumsal bir destek var. Bunun nedeni de muhalefetin hâlâ etkisiz olması ve kutuplaşma nedeniyle geçişkenliğin minimum düzeyde cereyan etmesi. Ama AK Parti-MHP ittifakında da yönetilmesi güçleşecek olan sorunların olduğunu görüyoruz. AK Parti ve MHP’nin ayrı ayrı seçime girdiği yerlerde beka söyleminin doğrudan MHP’ye hizmet ettiğini, AK Parti’den MHP’ye kayma olduğunu ve MHP’nin belediyeler kazandığını görüyoruz. Mesela Kütahya ve Erzincan’da olduğu gibi. MHP bundan sonra bu ittifakta daha güçlü olacaktır. Erdoğan ve saray çevresi tarafından bu pozisyonun kabul edilmesi ne kadar mümkün olacaktır, bu bir soru işareti. 

Artı, İstanbul ve Ankara 25 yıldır -mesela İstanbul 25 yıldır siyasal İslam tarafından yönetilen bir şehir. Ankara Melih Gökçek ne kadar onu temsil eder bilmiyorum- AK Parti tarafından yönetilen iki şehir.  Biri başkent, diğeri Türkiye’nin en önemli ve en büyük kenti. İstanbul’da da sonucu kabullenecekleri varsayımıyla kabul edersek, bunların kaybı iktidar ittifakında ciddi ve telafisi güç bir kayıp oluşturacaktır.  

Pişirici:  Tekrar Ersin Hocaya dönmek istiyorum. Deminki değerlendirmenize devam eder misiniz?

Kalaycıoğlu: Memnuniyetle. Benim gördüğüm bu manzara, 2017 referandumunda çıkan manzaraya bir hayli benziyor. Cumhur İttifakı’nı “Evet’’ oyları, Milet İttifakı’nı ‘’Hayır’’ oyları olarak düşünecek olursanız, bunlara paralellik gösteriyor. Ama ona nazaran, Cumhur İttifakı o tarihte aldıkları oy oranına nazaran biraz seviye kaybetmiş gibi görünüyor. Tabii resmi sonuçlar yayınlandığı zaman kesin konuşabileceğiz. Bunlar ne de olsa bir ölçüde spekülatif sonuçlar. Fakat İstanbul, Ankara ve İzmir’in sonuçları şu anda göründüğü gibi çıkarsa, İzmir’den güneye doğru ve aynı zamanda Akdeniz kıyılarını ve Trakya’yı da içerecek şekilde bakarsanız, ülkenin batısı ve Orta Anadolu’da Ankara civarında Eskişehir, Bilecik, Bolu gibi yerlerle birlikte Doğu Anadolu’da, özellikle Ardahan ve Artvin’de , Millet İttifakı ve CHP adına enteresan bir manzara ortaya çıkıyor. İYİ Parti’nin çok etkili olduğu bazı yerlerde de, muhtemelen normal zamanda HDP’ye oy verecek seçmenin bu sefer Millet İttifakı’nı desteklediği görülüyor. Ama böyle ikiye ayırdığınız zaman ortaya çıkan manzara, temel itibariyle bu. Bu manzara da ilk defa karşılaştığımız bir görüntü arz etmiyor. Bunu daha önce de görmüştük. Referandumla karşılaştırmak makul gibi görünüyor çünkü hem saflar aynı görüntüde, hem de, aynı zamanda parti liderleri ve bilhassa Cumhurbaşkanı’nın çok merkezi bir rol oynamış olması sanki onun bir rövanşıymış gibi görünüyor. Görüntü genel itibariyle bu. Ortaya yavaş yavaş kalıcı ittifaklar gibi bir şey çıkmaya başladı. Bunun ne kadar süreceğini tahmin etmek mümkün değil. Ama sonuçta, bir tarafta daha otoriter bir Türkiye özlemi, öbür tarafta daha demokratik parlamenter bir yapı içerisinde Türkiye’nin devam etmesini özlemini duyanların birleştiği bir yeni fay hattının oluşmaya başladığını görüyoruz Türkiye’de. Bunun ne kadar devam edeceğini kestirebilmek şu anda mümkün değil kanımca.

Pişirici: Bu yerel seçimde MHP daha belirgin oldu. AK Parti’den belediye başkanlıkları aldı. HDP’den bir tane aldı. Bu ittifakta MHP’nin AK Parti’ye göre daha kârlı olduğu söylenebilir mi? Hal böyleyse, bu ittifak devam eder mi?

Kalaycıoğlu: Şu anda kesin sonuçlar yok geçici veriler var. O verilerde MHP’nin oyu da düşmüş gibi gözüküyor. Kârlı olabilmesi için oyunu yükseltmiş olması lazım. Kesin sonuç olmadan kesin bir şey söylemek zor. Fakat hem AK Parti, hem MHP oylarının bir miktar indiği görülmekte. Ne kadar indi bu doğru mu bilmiyoruz. Nasıl tespit edilecek sonuç, ona bakacağız ve ona göre söyleyeceğiz. Ama oy oranı değil, kazanılan sandalyeler açısından bakarsanız bazı değişiklikler var. Güneyde, Adana, Mersin gibi yerlerde başarılı olamadı, -en azından şimdilik öyle görünüyor- buna karşılık, Manisa’da Uşak’ta başarılı olmuş gibi görünüyor. Çünkü oralarda AK Parti’ye oy veren seçmenin bir kısmı da kendilerini resetlemiş gibi görünüyor. Dolayısıyla manzaranın tamamına bu şekilde bakmamış lazım. Oy oranlarını henüz bilmiyoruz. Bu nedenle genel bir sonuca varmak istemem doğrusu.

Pişirici: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk açıklamasından haberdar mısınız? Dinlediniz mi ya da okudunuz mu?

Kalaycıoğlu: Açıklamayı yaptığı zaman yoldaydım o nedenle şöyle bir izleyebildim. 

Pişirici: Bana itidalli bir açıklama gibi geldi. ‘’Kazandığımız yerlerde milletimizin gönlüne girdiğimizi, kaybettiğimiz yerlerde de yeteri kadar başarılı olamadığımızı kabul edeceğiz’’ dedi ve bu ilk açıklamada İstanbul ve Ankara’yı anmadı. Bunun bir anlamı var mıdır?

Kalaycıoğlu: Yok, zannetmiyorum. Bu açıklamaların hiçbir anlamı olmuyor, iki gün sonra bunlar tamamen kenara konuluyor. Manzara tamamen ortaya çıksın, ondan sonra bir değerlendirme yapacaklardır diye varsayıyorum. O değerlendirmeye göre daha sertleşmeyi veya daha yumuşamayı tercih edeceklerdir. Ama şu anda ortaya çıkmış net bir manzara yok çünkü seçim sonuçları henüz resmi tescil edilmemiştir. İtirazlar da olacaktır muhtemelen. Ondan sonra bekleyip görmemiz lazım. Ama manzara böyle çıkarsa, yani, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya gibi illerin el değiştirmesi hasebiyle ve önemli ölçüde nüfusun en etkili olduğu, üretken olduğu ve ekonomik krizden ciddi darbe yemiş olduğu bölgelerde AK Parti’nin ciddi sorunları var. Ekonomi gündemi ağırlığıyla ön plana çıkıyor ve ekonominin, ekonomi kurallarının ne olduğunu bilerek, anlayarak ve ona göre yaklaşarak çözümü düşünebilirler. Bunu düşünürlerse ve o tarafa doğru yönelirlerse -önümüzde 2023’e kadar bir süre var- çok daha farklı bir noktaya gelebiliriz. Ama bu şekilde düşünmeyip, yine çeşitli komplo teorilerinin ekonomiye yansıması diye düşünmeye devam ederlerse, bugün içinde bulunduğumuz ekonomik krizin daha derinleşeceğini, daha vahim bir noktaya savrulacağını düşünmek mümkün.

Pişirici: Sizin yarın sabah erkenden bir işiniz olduğunu biliyorum. O nedenle soracağım son soruya ne kadar yanıt vereceğinize siz karar verin. Her ne kadar sonuçları kesinleşmemişse de bu seçimin, şu ana kadar gelen sonuçlar bir fikir veriyor. Aynı zamanda cumhurbaşkanı ilk açıklamasında bir sonraki seçimin 2023’de yapılacağını ısrarla hatırlattı. Daha önce de ‘’Ben 4,5 yıl daha iktidardayım’’ demişti. Sonucu kesinleşen bir yerel seçim, önümüzdeki 4,5 yıla ilişkin Türkiye siyasetine dair nasıl ipuçları verir? Nereye bakmalıyız ve ne beklemeliyiz?

Kalaycıoğlu: Bundan sonra önümüzde ciddi bir siyasi kriz ve ciddi bir iktisadi kriz var. Şu anda yüz yüze olduğumuz durum bu. Ayrıca uluslararası ilişkilerde ne tür değişiklikler olacağını kestirmek mümkün değil, orada da çok ciddi bir takım sorunlarla karşı karşıyayız. Onu da eklersek üç tane krizle karşı karşıyayız. Bu üçünün siyasetimizi, toplumumuzu ve iktisadi hayatımızı nasıl etkileyeceğini görmeden erken seçim kararı alabileceklerini düşünmüyorum. Şu anda erken seçime gitmeleri için bir neden yok. Tabii cumhurbaşkanı sürece bu kadar dahil olduğu için, bu sürecin kaybedeni kendisi oldu aynı zamanda. Bu kadar öne çıkmasaydı ve tamamen bu sürecin dışında kalsaydı, İstanbul, Ankara, İzmir gibi önemli illere tamamen kendisini temsil edecek mahiyette kişileri tercih edip onları başkan adayı olarak seçmek yerine, il teşkilatlarının kendi içinden seçeceği adaylarla bu seçime girmiş olsalardı ve yerel meseleler konuşulsaydı, o zaman ‘’bunun sonucu hiçbir şekilde beni etkileyen bir şey değildir, bu bir yerel seçimdir’’ diyebilirdi. Ama şu anki sonuç öyle değil. Kendisinin de müthiş bir seçim kampanyası vardı. Medyada ve basında muazzam derecede yer aldı. Günde 7-8 tane televizyon ekranlarına çıktı. Dolayısıyla bu verilen oyun kendisine bir ihtar mahiyetinde olduğunu düşünmesi lazım diye varsayıyorum. Öyle olursa, ona göre buradaki sorunun, hem iktisadi meselenin derinleşmesine neden olan, uygulamakta olduğumuz yeni rejimin iyi çalışmadığını, bu nedenle ekonominin de iyi çalışmadığını, ekonominin iyi çalışması için ekonomik kurallara uygun ve o şekilde faaliyette bulunacak bir takım adımların atılması gerekir. Şu anda finansal piyasalara ve yargıya olan güven bir hayli sarsılmış durumda. Bunun yeniden ihdası gibi yollara gitmesi düşünülebilir. Türkiye böyle bir gelişme içine girecek olursa, nereye gideceğini nasıl bir evrim göstereceğini şu andan kestirmek mümkün değil. Önümüzdeki krizler 2023’e kadar ne şekilde yol alacağımızı, ne yapacağımızı tayin edecek. Seçim sonuçlarının gösterdiği gibi, bugüne kadar sürdürdükleri yöntem özellikle bundan derin bir şekilde etkilenenleri tatmin etmedi. Dolayısıyla bu insanları tatmin edecek gayet somut iktisadi iyileşme lazım. Şu anki negatif durumu pozitife çevirmek gerekiyor. Enflasyon çok kötü, işsizlik ayrıca bir problem. Dışarıdan gelen fonlarda ciddi açıklar var. Dolayısıyla bizi son derecede yoğun ve ağır bir gündem bekliyor. Bununla ne şekilde uğraşacaklarını, nasıl yaklaşacaklarını göreceğiz. Bu hedeflerin teşhisi için atacakları adımlar, bunların başarılı olup olmayacağı, seçmenin davranışını değiştirecektir diye düşünüyorum. 

Pişirici: Hocam çok teşekkür ediyorum değerlendirmeleriniz için.

Kalaycıoğlu: Rica ederim. İyi geceler dilerim. Bu gece için de başarılı bir organizasyon dilerim.

Pişirici: Teşekkür ederim, sağolun. Ersin Hocanın özel bir durumu vardı, ayrılması gerekiyordu. O nedenle yayında onu uzun tuttuk. Kısa değerlendirmelerimize devam edelim. Haluk Hocam?

Levent: Ben krizin etkili olduğunu düşünüyorum. Kadri bir şok halinde yaşamadığımızı söyledi. Evet, hemen hemen bütün iktisatçıların üzerinde anlaştığı konu bu. İktisatçılar herhangi bir konu üzerinde nadiren anlaşırlar biliyorsunuz. Daha önce yaşadığımız krizlere benzemeyen bir kriz. Daha önce yaşadığımız finansal krizde bir şok geliyordu -hatta ‘’V’’ diye benzetirler- ve çabucak çıkıyorduk. Çünkü dengeyi kurunca sonrası geliyordu. İyimser iktisatçılar bu defa bir ‘’U’’ olacağını söylüyor. Kötümser iktisatçılar ise ‘’L’’ olacağını söylüyor. Yani nerede duracağı belli değil. Ben daha da kötümserim, o ‘’L’nin kırılacağını düşünüyorum. Bu ekonomi yönetiminin bugüne kadarki performansını ve uluslararası gelişmeleri de düşünecek olursak, ‘’L’nin sonunu görmediğim gibi, aşağı doğru kırılma ihtimalinin de yüksek olduğunu düşünüyorum. Bunun etkileri aslında görünmüş durumda. Çünkü Adana, Antalya, İzmir, Ankara, İstanbul olarak bakacak olursak, bu beş il Türkiye ekonomisinin %50’den fazlasının döndüğü yerler. 

Gürsel: Araya girebilir miyim? ‘’Etkili olmadı’’ demedim, beklenen ölçüde etkili olmadı. Yaşananla, krizin yol açtığı vahamet tablosuna denk düşen bir siyasi gerileme içinde değil, bunu kastetmek istedim. Yoksa iktidarlar değişiyor. 

Levent: Bunda belki de bir ölçüde siyasal kutuplaşmanın getirdiği konsolidasyonun etkisi var. Karşıda gerçekten bir muhalefet yoktu. Bu kopmayı değerlendirebilecek, onu kalıcı bir kazanıma dönüştürebilecek ve bu yolla da siyaseten bir kazanıma çevirmeyi sağlayacak bir örgütlenme göremedik. Zaman kısaydı, bir seçimden çıkılmıştı, orada bir hayal kırıklığı olmuştu, toparlanması zor olmuştu gibi bir takım nedenler söylenebilir ama daha başka nedenleri de aramak gerekiyor burada. Ama bir unsurun da altını çizmek gerekiyor: Bence, AK Parti örgütünde de bir yarılma var. Bunun etkilerinden bir tanesi Cumhurbaşkanlığı Sistemi. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Sistemi yerelde siyasi çalışmanın önemini sıfıra yaklaştırıldı. Eskiden siyasi çalışma dediğimiz zaman, bir milletvekili seçilirdi, iş halletmek için o milletvekilinin peşinden gidilirdi. Şimdi milletvekili seçilecek ama gittiği zaman onun peşinden koşmanın bir anlamı yok. Onun yerine ne geldiği de tam anlaşılabilmiş değil. Bir iş takibi nasıl yapılacak gibi çok önemli bir unsuru yitirmiş oldu. 

İkincisi, bu sonuçlarla önemli belediyelerde bir kayıp yaşanacak olursa, bu belediyelerin sağlayacağı imkânlar -mesela İstanbul’da İSKİ ve Sular İdaresi’nin dışında belediyenin 30 şirketi var. Bu belediye şirketlerinin hepsi, çok büyük ihtimalle AK Parti profesyonellerinin beslendiği yerler. Parti çalışmasının finansmanı için önemli unsurlar bunlar- gidecek olursa, geleceğe yönelik bazı ciddi sıkıntılar yaşanabilir o çatlağı derinleştirmek açısından diye düşünüyorum.  

Pişirici: Suat Kınıklıoğlu’na dönelim, çok beklettik kendisini. Suat Bey sizden de bir kısa değerlendirme alalım bu bölümde. Uzunca bir süredir yurtdışındasınız ve halen İngiltere’desiniz. Yanlış hatırlamadıysam bugün BBC televizyonuna konuk oldunuz orada, değil mi?

Kınıklıoğlu: Evet. 

Pişirici: Onlar yerel seçimle ilgili neyi merak ediyorlardı? Oradan baktığınızda siz ne gördünüz?

Kınıklıoğlu:Ben BBC’ye bağlandığımda saatler henüz erkendi ve Anadolu Ajansı marifetiyle İstanbul’da Binali Yıldırım’ın kazandığı ilan ediliyordu. Dolayısıyla bir netlik yoktu, o yüzden biraz temkinli bir görüşme oldu. Ankara netleşmişti. Ankara benim için özel. Biliyorsunuz, 2014’te Mansur Beyin kampanyasını ben yönetmiştim. O yüzden bu akşam biraz duygusallığım var, beş yıl sonra hakkın yerine geldiğine ve cumhuriyetimizin başkentinin tekrar sahiplerine teslim edilmesini büyük bir sevinçle karşılıyorum. Bu yüzden duygusallığımı da maruz görün. 

Bu seçimle ilgili mutlaka altını çizmem gereken şeylerden bir tanesi şu: Ben ömrü hayatımda bu kadar -hangi kelimeyi seçeceğimi bilemiyorum- pis bir kampanya hiç görmedim. Seviyenin bu kadar düştüğü, kutuplaşmanın en son sınırına kadar zorlandığı, siyasetle uğraşan veya siyaseti takip eden insanların ‘’illallah’’ dediği, her gün okumakta, anlamakta, izlemekte zorluk çektiği bir kampanya yaşandı. Bu seçimle birlikte Türkiye’nin artık bunları geride bırakacağını ve ihtiyacı olduğu toplumsal yaraların sarılabileceği bir siyasi iklimin başlangıcına geldiğini umuyorum.

Bu akşamki sonuç, özellikle İstanbul’da ne olacağı ile ilgili. Halen bir takım belirsizlikler var. Bizim beş yıl önce Ankara’da yaşadığımızın hemen hemen bir benzerini yaşıyoruz İstanbul’da. Umarım, İstanbul halkının iradesi Anadolu Ajansı’nın ve Yüksek Seçim Kurulu’nun ekranlarına nihayet yansır ve milli iradeye dayandığını iddia ettiğimiz siyasal rejimimizin gereği yerine getirilir. 

Seçimden önce, bu seçimde çok büyük bir sürpriz olmayacağı yönünde yurtdışında bizlerin de paylaştığı bir kanaat vardı. Özellikle son yıllardaki birçok seçimde -geçen seneki seçim, ondan önceki referandum- büyütülen emeklerin boşa çıkması sonucu, benim çevremde, Oxford’da veya başka yerdeki Türkiye çalışanlarında, oldukça temkinli, çok büyük bir değişikliğin olmayacağı yönünde bir beklenti vardı. Özellikle doğu illerinde gördüğümüz gib, bazı belediye başkanlarının kayyum marifetiyle görevden alınmalarının getirdiği örneklerin var olduğu ve sayın cumhurbaşkanının kampanya esnasında buna sürekli vurgu yapması, bu belediyeler kaybedilse bile, bunların, bir şekilde bir takım hukuki sebepler öne sürülerek bu kişilere belediye başkanlığı yaptırılmayacağı yönünde yabancı çevrelerde yaygın bir algı vardı. Fakat bu akşam olup bitenler, benim gibi, yabancıları da öneli oranda şaşırttı. Çünkü CHP’nin durumu malum, liderlik yapısında çok sıkıntıları olan bir parti. Fakat hakkını da teslim etmek lazım; her ne kadar CHP’nin geleneksel tabanlarına veya geleneksel kimliklerine çok yakın kişilikler olmasa bile, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş kişiliğindeki aday tercihleri, sonuçta seçim kazanmak ve bu şehirleri tekrar CHP belediyeciliği altında yönetilmesini sağlamaktı amaç. Burada Ekrem İmamoğlu’na büyük saygı duyuyorum. Seçimden önce kendisini tanımıyordum ve ismini de duymamıştım. Bu kadar kısa zamanda, üstelik Binali Yıldırım gibi yılların siyasetçisi, başbakanlık, Meclis başkanlığı yapmış ve bu kadar marka bilinirliği ile tanınan birine karşı -kazanması ilan edilemiyor maalesef- kazandığı anlaşılıyor. 

Mansur Yavaş’ın adaylığı ile ilgili olarak da, -CHP’li olmayan birinin aday gösterilmesi nedeniyle 2014’te çok eleştiri almıştı Kemal Kılıçdaroğlu- CHP’nin, yeniden geleneksel CHP kitlelerinin ötesinde seçmen kitlelerine ulaşabilme konusunda bir irade gösterilmiş olması ve bunun başarıyla sonuçlanması, -umarım İstanbul da bu başarıya eklenir- önümüzdeki süreçte Ana muhalefet partisinin siyaset yapma tarzının değişeceği, bu belediye başkanlarının artık önemli bütçelere hâkim olması, partide sözlerinin geçecek olması, belki de CHP’nin sağlıklı bir dönüşümün arifesinde olabileceğini göstermesi açısından önemli.  

Ben Ankara sonuçlarını takip etmekten, en son ulusal rakamları pek takip edemedim. Stüdyodaki konuklarınız belki o analizi daha iyi yapabilirler. Son olarak şunu söyleyeyim: Yurtdışında da gerçekten bir şaşkınlık var; pek beklenen bir sonuç değildi. Biraz önce Ruşen Çakır bir tweet atmıştı; bu seçimin, 25 yıl önce, 1994’te, Refah Partisi’nin İstanbul ve Ankara’yı alması kadar önemli bir tarih olduğunu söylemişti. Ben de Ruşen’e katılıyorum. Gerçekten de 31 Mart 2019, siyasi tarihimizde önemli bir anlamı olacak bir tarih olarak tarihe geçti. 

Pişirici: Lütfen hattan ayrılmayın. Birazdan, hem Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamasının anlamını, hem de AK Parti’nin bundan sonra ne yapacağını sizinle konuşmak istiyorum. Birazdan, CHP’nin İstanbul’daki Seçim Koordinasyon Merkezi’ne ve AK Parti’nin İl Başkanlığı’na bağlanıp, oradakiarkadaşlarımızla konuşmak istiyorum. O bağlantıları beklerken yine stüdyoya döneyim. İzninizle Haluk Hocayla devam edeyim. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘’Serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeden, güçlü ekonomi programını dikkatle hayata geçireceğiz’’ dedi.

Levent:Evet. İlk yumuşama sinyalini vermiş oldu. 

Pişirici: Ne demek bu?

Levent: Daha önce söylediğim gibi, içinde bulunduğumuz kriz, bildiğimiz, tanıdığımız bir kriz değil. Bir enflasyon problemi var, aynı anda da büyümeyle, dolayısıyla işsizlikle ilgili bir problem var. Yani, işsizliğin artması, gelir kaybı ve büyümenin de düşmesiyle birlikte hem iç talep çökmüş durumda, hem de bir enflasyonist süreç içerisindeyiz. Bu enflasyonist süreç de dış şoklardan kaynaklanıyor. Bu dış şokların da epeyce nedeni var. Geriye doğru gidecek olursak, aslında önümüzde çok büyük bir şans vardı.  Uluslar arası koşulların uygun olduğu bir dönemde ciddi reformların yapılmıştı. İktisadi anlamdaki o tutarlılık sürdürebilseydi belki de bir sıçrama gerçekleştirme olanağı bile bulabilirdik. Ama burada tercihler son derece kötüydü, bunun üzerinde fazla durmak istemiyorum. Ve sonuçta bugüne geldik. Özellikle bu seçim döneminde, ekonomi yönetimi bir takıntı düzeyine gelen doların belli bir seviyeyi aşmaması gibi bir mesele üzerine odaklandığı için, swap meselesi olarak bilinen kritik önemdeki çıkışı kapatmış oldu. Bu içinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için fona ihtiyacımız var.

Pişirici: Çok affedersin, şu anda muhabirimiz Canan Coşkun hatta.

Coşkun:Merhaba Sedat Pişirici.

Pişirici: Şu anda neredesin?

Coşkun:CHP Seçim Koordinasyon Merkezi’ndeyim. Ekrem İmamoğlu burada ve ara ara açıklamalar yapıyor. Biz de durumu takip ediyoruz. 

Pişirici:Ekrem İmamoğlu herhalde dört kere çıkıp açıklama yaptı. Özellikle AA’nın veri trafiğinden yakındı.  Kazandığını söylüyor. Binali Yıldırım da kazandığını söylüyor. CHP’deki hava nedir? İmamoğlu kazandığından ne kadar emin?

Coşkun:İmamoğlu kazandığından oldukça emin. Hatta ‘’Kazandığımı biliyorum ama bu benim ahlakıma, devlet adamlığıma, siyasi duruşuma yakışmadığı için henüz açıklama yapmıyorum, tutanakları bekliyoruz’’ dedi. Veri girişinin devam ettiğini -bu açıklaması 1-1,5 saat önceki açıklamasından gelen bilgilerdi- ve yaklaşık yüzde 80 veri girişinin tamamlandığını söyledi. ‘’Aldığımız oy oranı yüzde 50,36, rakibimiz Binali Yıldırım’ın oy oranı da yüzde  46.70’’ dedi. Gazeteciler kendisine Binali Yıldırım’ın ‘’İstanbul’da seçimi kazandık’’ açıklamasını hatırlatması üzerine Ekrem İmamoğlu, bu açıklamayı ayıpladığını ve ‘’Uzun yıllardır devlet görevi yapmış, devlet adamı kimliğiyle onu sorumluluğa davet ediyorum’’ dedi. Açıklamalarının hepsinde Anadolu Ajansı’nı sert bir şekilde uyardı: ‘’Birilerinden talimat mı bekliyorsunuz? Bir yere mi ulaşamıyorsunuz? Bu bir demokrasi sürecidir. Bu demokrasi mücadelesinin karşısında ezilirsiniz. Yarın bu toplumun yüzüne bakamazsınız, lütfen tarihinize yakışan şekilde davranın!’’ diyerek Anadolu Ajansı’na veri girişi yapması yönünde uyarı yaptı. Aynı zamanda Yüksek Seçim Kurulu’na da seslenerek, ‘’YSK’yı göreve davet ediyorum’’ açıklamasını yaptı. Burada ilçe teşkilatından gelen birçok partili de vardı. Bu partililere ‘’eğer burada işiniz yoksa lütfen görev yerinize dönün’’ diye seslendi. Okullarda ve ilçe seçim kurullarında bekleyen partililere de ‘’Lütfen görev yerinizi terk etmeyin, bu çok önemli ve tarihi bir görevdir’’ dedi.

Burada moraller oldukça yüksek. Ama AA’nın veri girişi yapmaması, bekleyişi uzatacağa benziyor. Burası hâlâ oldukça kalabalık. Avukatlar görevlerini yapmaya devam ediyor. Sandıklardan gelen bilgilerle bir koordinasyon sağlıyorlar. Bizim de bekleyişimiz devam ediyor. Dediğim gibi, Ekrem İmamoğlu her saat başı açıklama yapıyor ve her açıklamasında da AA ve YSK’yı sorumlu olmaya ve görevini yapmaya davet ediyor. 

Pişirici: Canan Coşkun çok teşekkürler. Birazdan AK Parti İl merkezinden Fırat Fıstık’a bağlanacağız. Biz bağlanana kadar Haluk Hocanın değerlendirmesini almaya devam edelim. 

Levent: İçinde bulunduğumuz durum şu: Daha önceki programlarda da dile getirmiştik aslında. Yurtdışı üretici fiyatları yüzde 75’e kadar yükseldi ve bu henüz daha çok yeni yüzde 38’e indi. Aslında 6-7 aylık bir sürede dış şok yaşadı bütün sanayi. Çünkü bizim herhangi bir maliyet üretebilmemiz için 0,6 civarında ithalat yapmamız gerekiyor. Dolayısıyla bunun getirdiği bir maliyet var. Durgunluk olduğu için bunu fiyatlara yansıtamadılar. Dolayısıyla şirketler kendileri taşımak zorunda kaldı. Bunu taşıması da şu anlama geliyor: İşletme sermayesini büyük ölçüde yemiş bulundular. Bunu yerine koymak için de başvurulacak tek yer finansal piyasalar ama kredi kanalları kapalı. Çünkü bankacılık sisteminin içinde bulunduğu durum ortada. Bu oynaklıkla yurtdışından borç bulmak çok kolay değil. Dolayısıyla bir çözümsüzlük meselesi var. Bunu aşmak için, her şeyden önemlisi bir güven vermeniz gerekiyor. Bir de ekonomi yönetiminde yüksek düzeyde bir koordinasyon gerekiyor. Ama her ikisi de şu anda zaaf taşıyor. Gerçekten önemli bir koordinasyon problemi var. Birisi ‘’IMF’ye gidelim’’ diyor. Birisi ‘’IMF’ye gitmemek gerekir’’ diye açıklama yapıyor. Arkasından, bir başka grup daha var ki onlar daha radikal düşüncelere sahip. Bunlar birbirileriyle kavga ediyorlar. Ekonomi yönetiminde bürokrasi içerisinde de bunu hissetmemiz mümkün. Dolayısıyla bu, piyasadaki oyunculara pek güven veren bir durum değil.

Pişirici: Çok özür dilerim sizi gene kesmek durumunda kalıyorum. Fırat Fıstık hattımızda. Fırat merhaba. Erdoğan, balkon konuşması yapıyor. O esnada sana bağlandık. Arkandagördüğüm kadarıyla, AK Partililer genel başkanlarını izliyorlar. Binali Yıldırım’ın çok kısa olarak yaptığı ‘’Seçimi kazandık’’ açıklaması orada nasıl karşılandı? Bir ikinci açıklama yaptı mı? Şu anda neler oluyor orada?

Fıstık: AK Parti İstanbul İl Başkanlığı önünde yüzlerce partili, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’da şu anda gerçekleştirdiği balkon konuşmasını dinliyorlar. Binali Yıldırım buraya yaklaşık olarak iki saat önce geldi ve hemen basının karşısına çıktı ve çok kısa olarak 5-6 cümlelik bir açıklamada bulundu ve şunu söyledi: “Biz İstanbul’u kazandık. Bu uğurda seçim sürecinde, bize yardım eden tüm il yöneticilerimize ve  Cumhur İttifakı’ndaki Milliyetçi Hareket Partisi’nin yöneticilerine teşekkür ederim” dedikten sonra yoğun alkış aldı ve konuşmasını sonlandırdı. Dediğiniz gibi, çok kısa, yaklaşık olarak beş dakika süren bir konuşma yaptı. Binali Yıldırım, şu anda hâlâ AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nda bekliyor. Biz de burada, yüzlerce partiliyle birlikte Binali Yıldırım’ın açıklama yapmasını bekliyoruz. Henüz ikinci açıklamayı yapmadı, ancak yetkililerin söylediğine göre Binali Yıldırım, arkamda gördüğünüz otobüse çıkarak bir konuşma gerçekleştirecek. Türkiye’nin tüm gözü kulağı İstanbul’daki seçimde ve burada da çok yoğun bir tempo vardı. Partililer akşam 19.00’dan itibaren burayı doldurdular. Önce meraklı bir bekleyiş vardı. Herkes telefonlarına bakarak haber almaya çalışıyor ve seçim sonuçlarını dev ekranlardan takip ediyordu. Binali Yıldırım’ın buraya gelmesiyle birlikte coşku daha da arttı. Binali Yıldırım’ın açıklamasından sonra, partililer otobüsün önünde yerlerini alarak şu anda gördüğünüz ve duyduğunuz gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını dinliyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının ardından da, AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın buraya, otobüse çıkarak bir konuşma yapmasını bekliyoruz.

Pişirici: Son bir soru: Binali Yıldırım’ın “kazandık” açıklaması oradaki kitle için inandırıcı oldu mu? Bununla ilgili bir izlenimin var mı?

Fırat Fıstık: Dediğim gibi, kitlenin gerçekten çok meraklı ama biraz da tedirgin olduğunu söyleyebiliriz. Çok meraklı ve tedirgin bir bekleyiş vardı, ancak Binali Yıldırım’ın ‘’kazandık’’ açıklaması gerçekten burada coşkuyu arttırdı. Şu anda partililer de kendi aralarında konuşuyorlar bu sorunu. Herkes bu durumu takip ediyor. Ancak Binali Yıldırım’ın açıklaması buradaki kitleye yeterli geldi gibi bir hava yarattı ve buradaki coşkuyu arttırdı. Partililer hala bekleyişlerine devam ediyorlar ve kendi aralarında da bunu konuşuyorlar. Bizler de burada gelişmeleri takip etmeye devam edeceğiz. Binali Yıldırım’ın ilk açıklaması beş dakika sürdü demiştik. En önemlisi de Binali Yıldırım’ın yapacağı ikinci açıklama. Çünkü çok fazla spekülasyon ve çok fazla açıklama var. Buna karşı Binali Yıldırım ne söyleyecek, bunu merak ediyor kitle. 

Pişirici: Binali Yıldırım’ın ikinci açıklamasından sonra da umarım sana bağlanacağız. Haluk hocamın değerlendirmesini tamamlamasını bekleyelim. O esnada Bedirhan arkadaşımız da bize Türkiye genelindeki son duruma ilişkin bilgi vermek üzere hazır olsun. Ardından Kemal Can ve Kadri Gürsel ile değerlendirmelere devam edeceğiz. Hocam buyurun.

Levent: Çok özet geçeyim o zaman; Son derece kırılgan bir ekonomi yapısı var Türkiye’de. Bu kırılganlık içerisinde ekonomi yönetimi bu seçim öncesinde ne yaptı? Çeşitli komplo teorileri üretti. Zaten bu kırılganlık, bir spekülatif atağa da zemin hazırlıyor. Bu spekülatif atak sadece Türkiye’ye karşı yapılmıyor. Finansal piyasalarda bulunmanın ya da finansal piyasadaki işleyişin ana unsurlarından bir tanesi budur; eğer bir zayıflık gösterirseniz, o zayıflığı değerlendirmek isteyen pek çok kişi ya da kurum atakta bulunur. İngiltere’ye bile zamanında atak yapmışlardır. Halen de bu risk bulunuyor. Bu komplo teorilerinden vazgeçip, spekülatif atakları, “Ona soruşturma açarım, bunu şöyle yaparım. Bizim ekonomimizi yabancılar -ya da ne olduğu tam olarak hiçbir zaman açıklanmayan bir takım kişi ve kurumlar- bilerek ve isteyerek zora düşürmek istiyorlar” gibi açıklamalar yaptığı için de, bu kırılganlık giderek büyüyor aslında. Fon bulma ihtiyacımız varken, fon bulma imkânlarımız da daralıyor. Hem de pahalılaşıyor. Bu fonu bulsak da, bu krizden çıkma ihtimalimiz o kadar açık ve net değil. Çünkü iktisatta bu tür bir krizin bilinen bir çözümü yok. Yani IMF’ye gitsek de, IMF gelse de, IMF’nin elinde, bu krizi çözmek üzere hemen hazır bir reçete yok. Dolayısıyla bu ortamda, belki de normal bir işleyişe döneceğimizi, yani, o yöneltilen tehditlerden vazgeçileceğine dair bir işaret gibi değerlendirebiliriz bunu. Serbest piyasaya bağlıyız. Demek ki normal piyasa işleyişi koşulları içerisinde bir parça anlaşarak, koklaşarak bu işi yapacağız demek istiyorum. 

Pişirici: Bu saatten sonra ikna edici olur mu?

Levent: Bana göre olmaz. Benim düşüncem, artık IMF’nin ülkeye bir şekilde girmeden Türkiye’ye başka herhangi bir ödünç fon verebileceğini düşünmüyorum.

Pişirici: Bedirhan’a dönelim. Benim gördüğüm kadarıyla, bir süredir Anadolu Ajansı’nın verileri akmıyor. En son İstanbul’da AK Parti yüzde 48.71, CHP yüzde 48.65’te kalmıştı. Hala öyle mi Bedirhan? Bir onu söyle bize, bir de, Türkiye genelinde son duruma ilişkin bir bilgi ver.

Bedirhan Muhsin Aybar: Genel bir Türkiye panoraması sunayım Sedat Pişirici. Sonuçlara göre, Türkiye haritası epey renkli. Ama şöyle bir hususu belirteyim: Açılan sandık oranı bir saat önce de yüzde 91,15’ti, hâlâ böyle. Dolayısıyla Anadolu Ajansı’na veri girişi durmuş vaziyette. 

Ben size hemen son rakamları söyleyeyim: İstanbul’da açılan sandık oranı yüzde 98. Bu bir saat önce de böyleydi. Binali Yıldırım yüzde 48,71, Ekrem İmamoğlu yüzde 48,65. Başkent Ankara’ya bakalım; el değiştirdi. Mansur Yavaş yüzde 50, Mehmet Özhaseki yüzde 47. İzmir’de, Tunç Soyer ipi göğüslemiş durumda. yüzde 20’lik bir fark var. Nihat Zeybekçi yüzde 38. 

Akdeniz’e, kıyı illerine inelim; AK Parti’nin denizle bağlantısı koptu gibi görünüyor. Adana’da, Hatay’da, Mersin’de ve Antalya’da CHP kazanmış görünüyor. Diğer çekişmeli büyük şehirlere bakalım arzu ederseniz. Ama dediğim gibi, şöyle bir husus var. Buralarda da veri akışı durduğu için, tam olarak net, sağlıklı bir bilgi veremiyoruz. Sözgelimi, Bursa’da ya da Balıkesir’de yüzde 1’lik farklar vardı. Hâlâ yüzde 10’luk açılmayı bekleyen sandık vardı. Bunlar girilmeyi bekliyor. 

Öte taraftan, Bolu’da CHP’nin yüzde 53 ile kazandığı belli oldu. Bir de MHP’nin görünürlüğüne bakalım; MHP Kütahya’da, Manisa’da, Zonguldak’ta, Bartın’da, Kastamonu’da, Çankırı’da, Karaman, Osmaniye, Erzincan, Bayburt ve Iğdır’da belediyeleri kazanmış gibi görünüyor. Kazandığı parti ise, AK Parti genelde. 

HDP’ye de bir göz atalım. HDP, Diyarbakır’da, Mardin’de, Siirt’te, Batman’da, Van’da, Hakkâri’de ve Kars’ta kazanmış durumda. Parti bazında kazanılan belediye sayılarını hemen geçeyim: AK Parti 40 belediye, CHP 20 belediye, MHP 12, HDP 7 belediye kazanmış durumda. Şu an kazananlar CHP ve MHP. Sedat Pişirici, aktaracaklarım şimdilik bunlar.

Pişirici: Şu anda Erdoğan balkon konuşmasını yapıyor ve aynı anda da adeta yağmur gibi bilgi yağıyor. Demiş ki cumhurbaşkanı: “İstanbul’da büyükşehiri vermiş olsak da, ilçelerde öndeyiz.” Binali Yıldırım “Biz kazandık” demişti, şimdi cumhurbaşkanı balkondan “İstanbul’da büyükşehiri vermiş olsak da…” diyor. Dinleyen arkadaşlarıma sordum “Evet öyle dedi” diyorlar. Kemal Can ne diyorsun?

Can: Yani, bu tereddüt yaratsa bile, en azından Binali Yıldırım’ın ‘’İstanbul’u kazandık’’ demesi, balkon konuşmasına çıkan cumhurbaşkanının, tamamen kendisini bu seçimin eksenine yerleştirmiş bir cumhurbaşkanının, Türkiye’nin en büyük şehrini kazanmış olsa, balkon konuşmasında bunu ilan etmesi beklenir. Bu kadar tartışma varken bunu yapmamış olması bile zaten önemli bir gösterge. Bu konuşma yapılana kadar Anadolu Ajansı’nın bir saattir, -neredeyse uçak yolculuğu kadar bir süre- veri durdurmuş olması da bir karine oluşturuyor. Bütün bunları alt alta koyduğumuzda, bu saatten sonra kazandığı açıklansa bile, AK Parti İstanbul’da kaybetmiştir. Bu, ilanen, tıpkı bundan beş sene önce Ankara’nın kazanılması gibidir. 

Pişirici: Çok affedersin, devam edeceğiz. Murat Utku bağlandı bize. Murat Merhaba.

Murat Utku: Merhaba Sedat Pişirici.

Pişirici: Şu anda Ankara’dasın. Cumhurbaşkanının balkon konuşmasında yaptığı açıklamalardan bilgin var mı?

Murat Utku: Söylediklerini duymadık, ancak biz hâlâ CHP Genel Merkezi’nin önündeyiz.

Pişirici: CHP’liler duymuş gibi görünüyorlar mı?

Murat Utku: CHP’liler de yavaş yavaş buradan ayrılıyorlar. Buradaki CHP’lilerin, CHP Genel Merkezi’nin önünden ayrılıp, İstanbul’a doğru ya da başka bir yere doğru gidecekleri bilgisi geliyor kulağımıza. Dolayısıyla buradaki coşku, buradaki kalabalık azaldı ve buradan yavaş yavaş ayrılıyorlar.

Pişirici: CHP Ankara’yı almış olduğunu hazmetti mi? Ankaralılar bunu hazmetti mi? AKP’liler hazmetti mi? Nasıl bir bilgi ulaştı sana?

Murat Utku: Şöyle söyleyeyim. Öncelikle biz daha…

Pişirici: Murat Utku ile bağlantımız düştü. Kadri ile devam edelim. Cumhurbaşkanı, “Şahsım dahil kimse davamızdan büyük ve önemli değildir”demiş. “İstanbul’da büyükşehiri vermiş olsak da, ilçelerde öndeyiz.” dedikten sonra, ‘’Şahsım dahil kimse davamızdan büyük ve önemli değildir.” Nasıl yorumlamalıyız bunu?

Gürsel: Açıkçası, retorik olarak görüyorum ben bu sözlerini. Cumhurbaşkanı’nın bu son cümlesine çok büyük bir mana atfetmemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü seçim sonuçları ne olursa olsun, şu ana kadar yaşadıklarımız, Türkiye’nin gerçeklerini değiştirmiyor. Türkiye’nin gerçeği de, Erdoğan’ın merkezinde olduğu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen bir başkanlık rejimi ile yönetilmekte olduğumuzdur. Ben anlaşılsın diye buna “rejim” diyorum. Bu bir rejim değildir, bu bir fiili durumdur. Ve Türkiye’deki ekonomik krizin yapısal nedenini oluşturmaktadır. Erdoğan serbest piyasalardan bahsediyor ve serbest piyasa kurallarından taviz vermeyeceğini söylüyor. Ama tam tersine, 2017’de bu başkanlık rejimi için referanduma giderken, gidileceği anlaşılmışken, serbest piyasa kurallarından taviz verilmemek şöyle dursun, serbest piyasa, hukuk devletine dönülmeyeceğini kavradığından, algıladığından, ilk tepkisini 2017 Şubat’ında Türk Lirası’nın değerinin düşmesiyle sonuçlanan bir reaksiyon ile vermişti. Yani o reaksiyon ile 3,8-4 TL’yi görmüştü dolar, malumunuz. Dolayısıyla, esas mesele şimdi güvenin nasıl verileceğidir. Ben güven verilemeyeceği kanaatindeyim. Güvenin verilmesi için yapılması gereken şey, bundan sonra oyunun hukuk kuralları ile oynanmasıdır. Yani hukukun üstünlüğüne geri dönüştür. Hukukun üstünlüğüne geri dönülmedikçe, Türkiye’de hukuk devleti ihdas edilmedikçe, bu krizden çıkılması mümkün olmayacaktır. Bu kadar net ve açık. Çünkü krizin nedeni budur. Onun dışındaki her şey, Türkiye’nin kaynaklarının ve kredibilitesinin israfına yol açacak -ki kalmamıştır kredibilitesi- kalanın da israfına yol açacak bir zaman kazanma tedbiri olarak kayda geçecektir. 

Müsaade ederseniz, şu son iki saatte yaşadıklarımızı, daha önce de bu Açık Oturumlardan birinde kullandığım ‘’futbol maçı’’metaforuyla anlatmak istiyorum. Yani, bir rekabetçi otoriter durum altındayız. Bu durumdayken İstanbul’da İktidarspor ile Muhalefetspor arasında derbi maçı yapılıyor. İktidarspor sahada 11 kişi, Muhalefetspor 6 kişi veyahut kırmızı kartlarla 6 kişiye düşürülmüş. İktidarspor’un kalesi küçücük, ötekisininki nizami kaleden daha büyük, hakem taraflı, seyirciler İktidarspor’un taraftarı oldukları için alınmışlar sahaya. Güvenlik taraflı, yayın taraflı. Her şey çok taraflı. Ve bu sırada birdenbire oyunun normal süresi bitti. Yani, oylar sayıldı aslında. Fakat bir baktık ki, skorboardda skor yazmıyor. Ya da, gol atıldı, son gol atıldı. Oyunun gidişini değiştiren gol atıldı. Misal, İktidarspor 1-0 öndeydi, sonra  durum 1-1 oldu. Muhalefetspor ikinci golü attı. Bu şartlarda nasıl gol atabildi peki? Atabilir, çünkü bu gerçek bir maç. 

Bakın; Seçimler adil değil, seçimler serbest de değil, ama gerçek. Ve rekabet var. Rekabet de gerçek. Bu şartlarda muhalefet gol atabilir. Attı da. Ama skorboarda bakıyoruz, yazmıyor; hâlâ 1-1 gösteriyor sonucu. Anadolu Ajansı’nda karşılaştığımız durum bu.  2-1 olarak yazmıyor! O sırada da maçın normal süresi bitti. Yani, bütün sandıklar sayıldı.. Fakat hakem oyunu durdurmuyor, yani sonucu ilan etmiyor. Ne oldu? Sonucun başkası tarafından ilan edilmesi bekleniyor. Böyle bir anomaliyle karşı karşıyayız. 

Buradan gerçeğe dönelim: Boşuna ‘’tek adam rejimi, şusu, busu’’ denilmiyordu Türkiye’de. Kadıköy’de Galatasaray şampiyonluğu kazandığında, ‘’kupayı verin’’ talimatı Ankara’dan geldi. Burada da şimdi ne oldu? Biraz önce alıntıladığın cümlede olduğu gibi, YSK’ya mesaj Ankara’dan verildi. Yani Binalı Yıldırım küçük düşürüldü. Basbayağı ezildi burada Binali Yıldırım.

Kemal Can: Kaçıncı kere…

Gürsel: Ve kaçıncı kere! Ama ona alışık. Şimdi oradaki kareografiye bakalım. Önce, Anadolu Ajansı’ndan ve YSK’dan yayın akışı durdu. Yayın akışı diyorum özür dilerim. Veri akışı. Cümleye Anadolu Ajansı’yla başladığım için karıştırdım. YSK’dan veri akışı durdu. Niye durdu? Çünkü bir yerlerde birileri ‘’Durun bakalım ne olacak, ne yöne doğru gidiyor, nasıl pozisyon alacağız?’’ diye düşünmek için süreye ihtiyaçları olduğunu gördüler ve “Durdurun!” dendi. Durdu veri akışı. O sırada bir değerlendirme yapıldı, kaybedileceği görüldü. Ona uygun bir konuşma yapıldı. İstanbul’daki ilk konuşma. O konuşmadan sonra, İstanbul’da o hani İktidarspor 1-0 galipken, skorboard 1-0 gösterirken, 1-1 oldu falan derken, hop! veri akışı yine durduruldu. Yayın akışı da durduruldu. ‘’Şimdi 2-1 yazabilirsiniz’’ talimatı geldi. Bu, şu demek: “İstanbul’da büyükşehiri kaybetmiş olsak da, ilçeler bizdedir.” 

Pişirici: Tam olarak şöyle demiş zaten. Örneğin Demirören Haber Ajansı’nın geçtiği haberi okuyayım:  “Şu anda bakıyorsunuz, Ankara’da ilçelerin çoğu AK Parti’de, Cumhur İttifakı’nda.. Şu anda İstanbul’da mevcut ilçe sayısından daha fazlası Cumhur İttifakı’nda veya başa baş. Bu ne demektir? Halkımız büyükşehiri belediye başkanı olarak verse dahi, ilçeleri yine AK Parti’ye vermiş.

Gürsel: Şimdi bir de şu var tabii. Ama yani, bu bir yenilginin -demokratik diyelim biz- teamül muvacehesinde kabulü anlamına mı geliyor? Yoksa 16000 ya da 20000’lik bir farkla kaybeden AK Parti, buna itiraz edecek mi? İtiraz eder mi? Onu dagöreceğiz. Belki böyle bir değerlendirme yapılacaktır Oyların yeniden sayımı da gündeme gelebilir. Çünkü demin Haluk Hocamın da belirttiği gibi, İstanbul başlı başına bir ülke. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesi, bir ülkenin bütçesi gibi, küçük bir ülkenin bütçesi gibi, şirketler, 25 yıllık kayıtlar var burada. Yani bu kayıtları ortadan kaldıramazsınız. Kaldırsanız bir türlü, kaldırmasanız bir türlü. Ve bu kayıtlardan neler çıkar. 

Levent: Sayıştay’ın tespitleri de var zaten daha önceden. 

Gürsel: Yani bunlar çok zor şeyler.

Pişirici: Anadolu Ajansı’ndan bir açıklama var: “Biz bu verileri sahadan elde edip, sizlere sunmuyoruz. YSK’dan gelen verileri sizlere sunuyoruz. YSK’dan veri geldiği sürece, devam edeceğiz’’ diyor.

Gürsel: Çok güzel. Biz Anadolu Ajansı’nın, hep AK Parti’den veri alarak yayınladığını biliyoruz. Bugüne kadar, daha önceki seçimlerde de hep bunu yaptılar. 1 Kasım 2015 seçimlerinde bunu yapmışlardı. Doğrudan AK Parti’den alıp veriyorlardı verileri ve AK Parti’deki verilerde, -yayınlanmayan, açıklanmayan verilere göre- oy oranı yüzde 0,1 farkla İmamoğlu’nun lehine gözüküyor. Aradaki sayı farkı da 1600. Ve bu açıklanmıyor şu an. 

Pişirici: Haluk Hocama son bir söz vereceğim, ondan sonra kendisini uğurlayıp yerine Ruşen Çakır’ı alacağız. Erdoğan’ın son açıklaması bağlamında ne söylenebilir? Binali Yıldırım’ın, Bayburtlular’la yaptığı kahvaltı sırasında, ekonomik krizi kabul edip, “Krizi İstanbul’un ekonomisini geliştirerek aşacağız, İstanbullu gençlere iş bularak aşacağız” dediğini hatırlıyorum. Öyle görünüyor ki, eğer olacaksa, onu CHP’li belediye başkanı yapacak. Ardından da şunu hatırlıyorum; Tayyip Erdoğan da iki gün önce, “Belediye başkanları krizi falan önleyemezler. Önleyecek olursam, ben önlerim” diyerek, o da bir başka türden krizi kabul etmişti. 

Levent: Aslına bakarsanız burada iki tane yolu var. Ya işbirliği, bir ortak çalışma zemini bulmaya çalışacak. Çünkü CHP tarafından gelen sinyaller bunun olabileceği doğrultusunda. Yani CHP ve diğer muhalefet partileri, erken seçim talebinde bulunmayacaklarını, uyumlu bir çalışma içerisinde olabileceklerini ima ettiler. Daha doğrusu, erken seçim talebinde bulunmayacaklarını söylediler zaten. Sayın Ekrem İmamoğlu zaten hep yapıcı bir şey yapıyor. Asla bir negatif kampanya yürütmedi, hep pozitif bir kampanya yürüttü. Hep işbirliğinden bahsetti. Sayın Cumhurbaşkanı’nı ziyarete gitti. Bir işbirliğine hazır olduğunu göstermiş oldu. Bunun önemi şu aslına bakarsanız ki ben başka bir yerde söylemiştim bunu: “Ben sayın cumhurbaşkanının yerinde olsam, Ekrem İmamoğlu’na oy verirdim.” Çünkü düşünün, İstanbul gibi önemli bir ekonomi var, sonuçta milli gelirin yüzde 30’nun üretildiği bir yerden bahsediyoruz ve bunun başında bir muhalif belediye başkanı var. Onunla işbirliği yaparak bir krizle mücadele programı konursa, bu, toplumsal kapsayıcılık bakımından da hem yurtiçinde, hem yurtdışında iyi bir mesaj olacaktır. 

İkincisi, zaten bir ölçüde de, Kadri’nin de bahsettiği o tek adam rejimi  iktisadi krizin önemli sorunlarından, nedenlerinden bir tanesidir. Ancak, aynı zamanda bu aşırı merkezleşme, bu kadar büyüklükte bir ekonominin aşırı merkezleşmesi, üstelik dünyada Adem-i Merkeziyetçilik iktisadi planda çok ön plana çıkarken, bizim tam tersi bir yönde gitmemiz de önemli bir problem. Dolayısıyla, belki bu tür bir muhalefetin elinde olmasına rağmen, yerel bir dinamiğin öne çıkması sağlanabilirse, bu da yine krizle mücadele anlamında bir kolaylık yaratacaktır. 

Ekrem İmamoğlu’nun açıklamış olduğu programda başlıklar neydi? Yoksullukla mücadele. Yoksullukla mücadele, -üstelik bugüne kadar yürütülen mücadelelerden, yani merkezi düzeyde yürütülen mücadelelerden bir parça farklı- uzun vadede yoksulluğun kaynaklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir şeydi. 

İstanbul İstatistik Ofisi’nin kurulması. Bu da önemli bir adım. Gıda krizini yönetmek için, bir yerde Tarım Bakanlığı’nın üstlendiği işlevlerin belli ölçüde -kolaylaştırıcılık anlamında sadece tabii- belediye tarafından üstlenilmesi veya organize edilmesi. Bir anlamıyla da müdahale edilmesi tabii bu. Regülasyon anlamında söylüyorum. 

İstanbul Tanıtım ve Yatırım Ajansı’nın kurulması ve bu yolla İstanbul Kalkınma Ajansı ile rekabet edecek ya da onunla beraber çalışacak bir başka kurumun oluşturulması. Bütün bunlar aslında, bu yerel dinamiğin ön plana çıkması için bir fırsat da yaratacaktır. O yüzden, merkezi yönetim eğer bir uyum sağlamak istiyorsa, bu uyumun altyapısı burada var. 

Ama buna karşılık, çatışma da söz konusu olabilir. Erdoğan, bir seçim döneminin başlarında “Belediye bütçelerini artık biz buradan belirleyeceğiz” demişti. Dolayısıyla, sanki ‘’Belediyeler muhalefetin eline geçerse, ona oy veren halk da sıkıntı çekebilir’’ demeye getirmişti. O bütçelerin belirlenmesini hakikaten kendisi uhdesine alacaksa, o bir sıkıntı olacak ve çatışmanın da temelini oluşturacak etkenlerden bir tanesi olacaktır. Ama İstanbul’da, bir avantajı var İstanbul Belediyesi’nin. Az önce söylediğim gibi, 30 tane şirket var. Bu 30 şirketin bütçesi iyi yönetilirlerse, belediyenin bütçesine katkı sağlayabilecek duruma gelebilirler. Sadece bir tanesini bir parça izleme şansımız oldu; İSPARK. İSPARK’a iyi bir yönetim gelirse, 1-1,5 milyarlık bir ekstra gelir sağlanabileceğini düşünüyorum şahsen. Bu bir imkan. Bugün İSPARK’ın bütçesinden öyle bir gelir elde edilmiyor. 

Tabii bir de meclisteki orana bakmak lazım, onu henüz görme şansımız olmadı. Meclisteki oran ne olacak? Yani, AK Parti herhalde orada önde olacak. 

Pişirici: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi. 

Levent: Evet, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi, herhalde öndeydi. Eğer o meclis de AK Parti’de ya da Cumhur İttifakı’nda kalırsa, o zaman bir yönetim zorluğu çıkacaktır tabii. Ama Eskişehir’de yıllardır öyle.

Gürsel: İttifaklar oluşabilir, yeni ittifaklar.

Levent: Yeni İttifaklar oluşabilir. Bir de Eskişehir’de de zaten her zaman öyle yürüdü. 

Gürsel: Ankara için de aynı durum söz konusu.

Levent: Evet. Dolayısıyla bu ilginç bir dönem olacak.

Pişirici: Peki. Haluk Levent, çok teşekkür ederim, çok sağolun. Rejiden arkadaşlar birazdan gelip sizi yolcu edecekler. Çok sağolun katıldığınız için, yorumlarınız için.

Levent: Rica ederim.

Pişirici: Kemal Can’la devam edelim. Şu dikkatimi çekti: Anadolu Ajansı Cumhurbaşkanı’nın konuşmasından başlıklar vermiş. Cumhurbaşkanı diyor ki: “Halkımız bizi 15’inci defa sandıkta birinci yaptı. Türkiye belediyelerinin yüzde 56’sını AK Parti yönetecek.” Yine, 4,5 yıl iktidarda olacağının altını çizmiş ve şu söylediği enteresan: “Yüksek Seçim Kurulu neticeleri açıklayacak, Açıkladığı zaman veya açıklayacağı ana kadar, itirazlarımız varsa nerede olursa olsun bu itirazlarımızı yapacağız’’ . Bu nasıl bir ruh halidir?

Kemal Can: Şimdi hatırlayalım. Daha önceki bazı balkon konuşmalarında, hatta sıkıntılı sonuçların sonrasında yaptığı konuşmalarda bile, bu tonu çok görmedik. Hatta hatırlayalım, meşhur “Atı alan Üsküdar’ı geçti” mevzuu var. Yani ‘’Yüzde 51 yeter, nedir fazlası?’’ Ama bugün, hem kendi konuşma tonu, hem onun etrafında gelişen hadiseler ve biraz önce Kadri’nin anlattığı tabloyu yaratan durum; aslında, kabul edip etmemesi, itiraz edip etmemesinden bağımsız olarak, ciddi bir hasar aldığını düşündürtüyor zaten. Bunu kampanyanın kavramlarıyla konuşursak,  dersi sonraya bırakın ricası karşılık bulmuş değil ve çok açık bir dersle yüz yüze. Şimdi karşı karşıya kalacağı şey şu: Bu dersi bildiği ezberle mi geçmeye çalışacak? Bu dersi sahiden alacak mı? Şimdiye kadar, daha önceki bazı seçim derslerinin hepsinde “Mesajı aldık” cümlesi kurulmuş olmasına rağmen, bilinen ezberle o dersten geçilmeye çalışıldı, bu denendi. Ben açıkçası bunun bir niyet meselesi de olmadığını düşünüyorum. Evet, teorik olarak önünde ancak yeni bir rotayla, bir makas değişikliğiyle çıkabileceği krizler silsilesi var. Hem ekonomik kriz, hem siyasi kriz anlamında. Ama kriz yönetme pratiği açısından eli bu kadar rahat değil. Hele bu seçimde çıkan tablo, çok net bir şey yaratmadığı için… Mesela, biz aslında hep iktidarı konuşuyoruz -ben de Ersin Hocaya katılıyorum- henüz rakamsal verileri görmediğimiz için, gerçek gerilemeyi de ölçemiyoruz. Şu anda fiktif yüzdeler üzerinden bir şey konuşuyoruz. 

Gürsel: Aldı mı, almadı mı, bilmiyoruz. Yani yüzde 50’yi geçti mi, geçmedi mi bilmiyoruz.

Kemal Can: Evet bilmiyoruz. Onu da zaten söylemiyor. Bugün konuşmasındaki en tipik durum, bir oranla konuşmuyor. Mevcut durumdaki üstünlüğünü anlatıyor. ‘’Belediyelerin yüzde 56’sı’’ diyor. Kaçıydı da, 56’sı oldu gibi bir kıyasla değil. ‘’Biz oyumuzu arttırdık, biz belediyelerimizi arttırdık, biz oy oranımızı koruduk’’ gibi cümleler yok. Tıpkı, ekonomide yaptıkları gibi, işe yarayacak iki-üç veriyle, hatta işte esprisi konusu da olan, yüzde 10’luk işsizliği, yüzde 90’lık işle karşılamak gibi bir tuhaf çözümlemeye gidiyor. Ama konuşmasında bir oransal kıyas yok. “Biz ilerledik” yok. “Biz durumumuzu koruduk” yok. Dolayısıyla bu hal, bütün kampanyaya yayılan yetersizlik hissinin sonuçları itibariyle de devam ettiğini gösteriyor bize.

Pişirici: Ruşen Çakır hoş geldin. 

Çakır: Hoşbulduk.

Pişirici: Fırat Fıstık’a bağlanacağız birazdan. Bir son dakika gelişmesi var AKP İstanbul İl Başkanlığı’nda. Ona bağlanana kadar, senden yorumlarını almaya başlayalım. Hatırlar mısın, ortaokul yıllarımızda tarih kitaplarında, Osmanlı İmparatorluğu için, kuruluş, yükseliş, duraklama ve çöküş dönemleri diye tarif edilirdi. Tabii TRT’ye bakarsanız, Osmanlı İmparatorluğu bir türlü çökmüyor, Abdülhamid’te takıldı kaldı. Aklıma şimdi o geldi. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı açısından böyle bir noktada mıyız?

Çakır: Tabii ki. Ben bunu uzun zamandır söylüyorum. Bugün Müge’yle buraya gelmeden önce sohbet ederken, şöyle bir şey söyledim. ‘’Bir gazeteci olarak, Erdoğan’ın doğuşunu ve yükselişini gördüm. Şimdi de inişine tanık oluyoruz.’’ Bu çok net bir şekilde bir kayıp. Düşüş başladı. Biraz önce Twitter’da onu yazdım: ‘’25 yıl önce, 94 seçiminde bir sayfa açılmıştı. Şimdi o sayfanın kapandığını görüyoruz.’’

Pişirici: Bir izin istiyorum. Fırat Fıstık’la bir bağlantımız var. Fırat Merhaba.

Fıstık: Merhaba, iyi yayınlar.

Pişirici: Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nda herhalde bir gelişme oldu herhalde, bize aktarır mısın?

Fıstık:Evet, bir son dakika gelişmesi oldu. İzleyicilerimiz hatırlayacaktır, 20 dakika önce yayına bağlanmıştık. Burada Binali Yıldırım’ın açıklama yapması bekleniyordu. Yetkililerin verdiği bilgiye göre, Binali Yıldırım otobüsün üzerine çıkarak seçim sonrası bir açıklama yapacaktı.  Ancak şu anki durum şöyle: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasının ardından partililer alanı boşalttılar. AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın yapması planlanan konuşması, parti tarafından iptal edildi. Şu anda burada 100’e yakın partili kalmış vaziyette.

Can: Kabul etti. 

Fıstık: İl yöneticileri hâlâ burada. Sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın il başkanlığından ayrıması bekleniyor. Bağlantı yaptığımızda da alanı görmüşsünüzdür, tamamen doluydu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması dinleniyordu. Bir coşku hâkimdi. Ancak Erdoğan’ın konuşmasında söylediği ‘’Büyükşehiri versek de ilçeleri kazandık’’ açıklamasının ardından, burada ani bir karar alındı ve Binali Yıldırım’ın konuşması iptal edildi. Partililer de buradaki bekleyişlerini sonlandırmış durumdalar. 

Pişirici: Fırat çok teşekkür ederim.

Fıstık: İyi yayınlar.

Pişirici: Binali Yıldırım’dan bir ‘’Adam kazandı’’ açıklaması bekler miyiz?

Can: Belki İsmail’e (Küçükkaya) bir mesaj atmıştır. 

Çakır: Binali Yıldırım zaten baştan aday olmak istemedi. Aday olduktan sonra Erdoğan’ın üslubunu kullanmamaya çalıştı. Mesela Trabzonlular Gecesi’ne giden arkadaşlarımın izlenimlerine bakıyorum; Binali Yıldırım iş sağlayacağını söylüyor. Ardından çıkan Süleyman Soylu Millet İttifakı’na ‘’Zillet İttifakı’’ diyor. Bir başkası, PKK’lı diyor. Binali Yıldırım ise HDP’lilerin oylarına talip oldu. HDP, İstanbul’da bu stratejik tercihi yapmamış olsaydı, Binali Yıldırım rahat bir şekilde kazanmıştı. HDP, -kim olursa olsun, parlak ya da değil- bir aday gösterseydi oraya bir oy giderdi ve bu kıl payı seçimi CHP’nin alması diye bir şey mümkün olmazdı. Binali Yıldırım, doğru bir şekilde HDPlilerin oyunu istedi. Ama o oy isterken, yanı başında, başta cumhurbaşkanı olmak üzere bir yığın AK Parti sözcüsü HDP’li ile terörizmi eşleştiren açıklamalar yaptılar. Binali Yıldırım, cumhurbaşkanlığı dışında siyasette gelebileceği en yüksek yerlere geldi. Meclis başkanlığından sonra geldiği bu hal… Eğer seçimi kaybettiyse -belli ki kaybetmeyi kabul etmek üzereler-…

Gürsel: İtiraz edebilirler ama.

Çakır: Edebilirler, o ayrı. Ama sonuçta, her türlü güç elinde olan bir hareket itiraz edecek olsa, bu gece o itirazı bağırır. Bir de, neye itiraz edeceksin? Her şeyi sen kontrol ediyorsun zaten. İmamoğlu’nun itirazını anlayabiliriz. AK Parti neye itiraz edecek? ‘’CHP’liler oy çaldı’’ mı diyecek? Kimle çalacak CHP oyu? Mükerrer oy mu diyecek? Çok zor. Söylendiği gibi kıl payıysa bir şeyler olur tabii.

Senin demin söylediğin Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘’Yükseliş Dönemi’’ örneğinde olduğu gibi, Erdoğan’ı Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğundan beri biliyoruz. ‘’İstanbul’u almak Türkiye’yi almaktır. Türkiye’yi almak, dünyayı almaktır’’ sözünü hep kullandı. ‘’Dünyayı almak’’ ayrı ama ‘’Türkiye’yi almak’’ anlamında doğruydu. Hakikaten de, o seçimi kazandıktan sonra ki hapse de girdi, partileri de kapandı, ama sonuçta geldi aldı. 94’te İstanbul’u Belediye Başkanı olarak almamış olsaydı, bu siyasi kariyer olmazdı. Şimdi en güçlü olduğu ve bütün iktidarı kontrol ettiği zamanda, üstelik 24 Haziran seçimlerinde Başkan seçilmişken, en güvendiği adamını da İstanbul’a aday göstermişken, her türlü imkân elinde varken -cumartesi günü İstanbul’da üst üste iki miting, bir günde sekiz miting, TRT’yi resmen kapatması- yine de olmadı. Bunları neden yaptılar? Çünkü kaybedeceklerini anlamışlardı, biliyorlardı. 

Şimdi ne olacak? ‘’İstanbul’u kaybettik ama şu kadar ilçe kazandık’’ diyor. Tamam, ama İstanbul’dan sonra bu ilçeler çok da önemli değil. Artık bu düşüş başladı. Düşüş çoktan başlamıştı ama muhalefetin çok ciddi stratejik yanlışlıkları nedeniyle, bu düşüşün görünürlülüğü gecikmişti. İmamoğlu gibi bir siyasetçi, bu sakin, birleştirici üslubuyla 24 Haziran seçimlerinde aday olsaydı, kazanamazdı ama ikinci tura bırakmış olsaydı, bu seçim çok daha net bir şekilde kaybedilirdi.  

Az önce AK Parti’ye yakın bir arkadaşla mesajlaştık. Bana ‘’Aldığı yüzde 45’i ne yapacaksın?’’ diye sordu. Ben de ona ‘’Peki, Tayyip Bey yüzde 45’i ne yapacak” diye sordum. Şu anda o yüzde 45’in hiçbir anlamı yok. 

Yurtdışındaki finans çevrelerinde -seçimden önce konuştuğum insanlardan biliyorum- İstanbul veya Ankara’dan bir tanesini kaybeder mi?’’ diye soruyorlar. İkisinin birden kaybı değil de, birinin kaybı…

Can: O yüzde 45 değil. Yanlış bir nokta o. 

Çakır: Neyse, diyelim ki yüzde 43, yüzde 46, önemli değil. Cumhurbaşkanının İstanbul’da yaptığı ilk açıklamadaki bence en önemli cümle, ‘’Serbest piyasa kurallarına tabii ki bağlıyız’’ cümlesiydi. Çünkü yaşanması dondurulmuş bir kriz var. Yine yaşandı ama seçime kadar ertelenmiş bir kriz bu. Dünyada da İktidarın, hükümetin, global piyasada serbest piyasanın kurallarına aykırı hareket ettiği yönünde de bir düşünce var. Şimdi o kriz açılacak ve o yüzde 43, yüzde 45 her neyse, bir de ‘’ Adam kaybetti’’ bilgisiyle beraber o çözülmenin önüne geçmesi gerekiyor. Bence artık bir çözülme başladı. Başkanlık sistemi diye bir sistem var. Başkanlık sistemi için yüzde 50+1 oy gerekiyor. Yüzde 50+1 oy var mı? Yok. Tamam, MHP’nin desteğiyle oluyor ama MHP’nin desteğinin garantisi ne? 

Can: MHP’nin desteğiyle olup olmadığı da kesin değil. 

Gürsel: Onu da bilmiyoruz. 

Çakır: Şu gün itibariyle aynı seçmen tercihiyle başkanlık seçimi olsaydı, AK Parti’nin tek başına aldığı oyu Erdoğan’ı başkan seçmiyordu. MHP’ye ihtiyacı var. Daha öncekinde de böyleydi. Ama burada çok daha net bir şekilde gördük. Nasıl sürdürülecek bu? Bunun pazarlığı nasıl olacak? Bir de, en önemlisi şu bence: Burada kaybeden ‘’beka’’ söylemi aynı zamanda. Dilini alabildiğine milliyetçileştirmiş, içeride ve dışarıda herkesi tehdit eden olarak gören ve gösteren bir Erdoğan’ın oradan çıkması lazım. Çıktığı zaman da MHP’yi dışlaması lazım. O zaman da yeni bir ortak ihtiyacı olacak. Bu ortağı nereden bulacak? 

Artık bundan sonraki kara soruların hepsi Erdoğan’ın önünde duruyor. Kaç seçimdir Kemal Kılıçdaroğlu’nu gece görebildik? Bu akşam çıktı. Ekrem İmamoğlu da sürekli çıkıyor. Dik duruyor ve o dik duruşuyla, oyuna sahip çıkarak, eğer kazandıysa -ki işaretler onu gösteriyor- kazandığını alacak. Özellikle son beş-altı yıldır izlediğimiz seçimlerin hepsinden farklı bir seçim yaşadık. Bu bence çok tarihi, çok büyük bir dönüm noktası. Artık bundan sonra sorunlar Erdoğan’ın önünde. Çözebilecek mi, sanmıyorum.

Pişirici:‘’Dönüm noktası’’ lafından alalım ve Suat Beye dönelim. Demin yayından düşmüştü, şu an hattımızda sanıyorum. Suat Bey?

Kınıklıoğlu: Evet, buradayım. Merhaba tekrar.

Pişirici: Sizin yayında olmadığınız sırada, Erdoğan Ankara’da bir balkon konuşması yaptı ve orada söylediklerine bakılırsa, bir kez daha İstanbul ve Ankara’yı kaybettiğini ifade etti. Ruşen’in ‘’dönüm noktası’’ lafından alarak şunu sorayım: İzleyicilerimiz biliyor zaten, siz daha önce AK Parti’de milletvekilliği yaptınız, o kadroyu tanıyorsunuz. Bundan sonra, gerek Tayyip Erdoğan’ın, gerekse bir parti ve bir örgüt olarak AK Parti’nin ne yapması beklenir?

Kınıklıoğlu: Bu konuda yorum yapmak için biraz erken. Parti bir yana, eskisi gibi parti içerisinde karar verme organlarının merkezinde olmayıp, uzun süre partide ve farklı hükümetlerde görev almış birçok AK Partili var. Biliyorsunuz bunların birçoğu artık karar verme mekanizmasının çok dışında, küskün veya uzaklaşmış durumda. Açıkçası, bu gece olanlar bana da büyük oranda bir sürpriz oldu ve bunun üzerinde çok düşünecek zamanım da olmadı. Ama ben Ruşen’in biraz önce söylediklerine katılıyorum, bir tarihi gece yaşıyoruz. Bir dönüm noktası bu. Belki 1994 seçimiyle karşılaştırılabilecek bir gece. Binali Yıldırım’ın da biraz önce AK Parti İl Başkanlığı binasından ayrılması da herhalde İmamoğlu’nun kazandığının kabulü anlamına geliyor. Herhalde bu gece ilan edilecektir. 

Bu, Türk siyaseti için yeni bir sayfa. AK Parti içinde görev almış, bunu yakından izleyen, partinin 2002-2009 arasındaki performansını arayan, özleyen, tek bir kişinin değil de, o zamanki gibi ortak aklın muteber olduğu bir siyasi yapılanmayı, ekonomik başarıyı, örneğin Ali Babacan kişiliğinde sağlanan ekonomik büyümeyi, Avrupa Birliği sürecini- yaşayan, bütün bu süreçleri taşıyan, o süreçlerin kolonları olan kişiler, bu olup bitenleri değerlendireceklerdir muhtemelen. Ben uzun bir süredir AK Parti üyesi değilim, açıkçası o kadar yakından da takip edemiyorum. Ama muhtemelen orada yeniden bir değerlendirme süreci olacaktır. Bu gece olan bitenin, parti için, Türkiye için ne anlama geldiği tartışılacak. Çünkü bir sıkışma var. Aşırı milliyetçi duruş, söylem, Süleyman Soylu’nun kişiliğinde cisimlenen bu siyasi propaganda, Türkiye’yi çok daralttı. Çok telaffuz edilmiyor ama HDP’nin de stratejik konum alması ve taraftarlarına Batı’da muhalefet adaylarını desteklemesi yönündeki telkini, Demirtaş’ın hapisten yolladığı en son mesaj, bu gece elde edilen sonuçta etkili olmuştur diye düşünüyorum. Ben bu sonucun Türk demokrasisi için, belki kısa vadede çalkantılı ama sağlıklı, orta ve uzun vadede ümitlendiğimi söyleyebilirim. Çünkü milli iradeye bu kadar vurgu yapılan bir siyasi iklimde, ilk kez, bu seçimde -aslında 2014’te Ankara kazanılmıştı- seçmen bir değişiklik sinyalini çok net olarak verdi. Sayın cumhurbaşkanı biraz önce yaptığı konuşmada her ne kadar zevahiri kurtarmak istese de İstanbul, Ankara, Antalya, Adana -Bursa’nın durumunu henüz bilmiyorum- Türkiye’nin en önemli şehirleri. Türkiye’nin en önemli ekonomik faaliyetlerinin olduğu, nüfusun çok olduğu yerler. Yeni bir Türkiye var ortada.

Parti için ne olacağı konusuna gelince. Dediğim gibi ben artık partide değilim. Onu partide olanlar ve kendini halen partiyle ilişkilendirenler değerlendirecektir. Bu onların bileceği iş. Ama ben Türkiye demokrasisi açısından ümitlendim bu gece. Çünkü Türk halkı, bu gece halk iradesiyle, bu beka söylemini, aşırı milliyetçiliği, hiçbir şekilde çoğulculuğu ve farklı seslerin ifade edilmesini, normal demokratik siyasetin icra edilmesine bile yapılan itirazları, ‘’Zillet İttifakı, teröristler’’ gibi aşağılayıcı tanımları, bütün bu söylemleri reddederek, bu tür bir siyaset türüne kırmızı kart verdi diye düşünüyorum. Bundan sonra nereye gideceğimizi önümüzdeki günler belirler. Bu gece ne olup bittiğinin hazmedilmesi için, hem kamuoyuna, hem de siyasi aktörlere, biraz süre tanınması lazım. 

Pişirici: Suat Bey yayına katıldığınız ve değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim. İyi akşamlar dilerim size.

Kınıklıoğlu: Rica ederim. Herkese iyi akşamlar. 

Pişirici: Sağolun. Enteresan bir durum; Biraz önce Demirören Haber Ajansı’nın haberini okumuştum, tekrar okuyayım: Erdoğan balkon konuşmasında “Şu anda bakıyorsunuz, Ankara’da ilçelerin çoğu AK Parti’de, Cumhur İttifakı’nda. Şu anda İstanbul’da mevcut ilçe sayısından daha fazlası Cumhur İttifakı’nda veya başa baş. Bu ne demektir? Halkımız büyükşehiri belediye başkanı olarak verse dahi, ilçeleri yine AK Parti’ye vermiş” demiş. Bu böyle. Biraz önce de Fırat Fıstık’a bağlandık. O da ‘’Binali Yıldırım beklenen ikinci konuşmayı yapmadan buradan ayrılıyor. Partililer de ayrılıyor’’ dedi. 

Buna mukabil, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, beş dakika önce şöyle bir tweet atmış: ‘’Sayın cumhurbaşkanımızın bu geceki balkon konuşmasında, İstanbul’la alakalı Sayın Binali Yıldırım’ın açıklamasıyla çelişen herhangi bir ifadesi olmamıştır. Kamuoyunun bilgisine.’’

Şimdi bir son tur atalım ve bunu derin derin değerlendirelim. Önce Kemal’den başlayalım. Biz şimdi daha çok Ankara’ya odaklandık. CHP açısından Ankara’da bir sıkıntı yok gibi görünüyor. Kimse de ‘’Mansur Yavaş kazanmamıştır’’ demiyor. İstanbul’da böyle bir durum var. Anadolu Ajansı’nın haritasına baktığımızda, örneğin Antalya’da CHP’nin aldığını görüyoruz. AK Partililer’den ‘’Hayır, almadı’’ diye bir şey görmüyoruz. Anadolu Ajansı’nın haritasına göre -ki “Biz YSK’den veri alıyoruz’’ diyor-   Adana’da CHP’nin aldığını görüyoruz. Orada da AK Partililer ‘’Hayır, CHP almadı’’ demiyor görüldüğü kadarıyla. Galiba, bu durumu İstanbul haricinde bir kabullenme var. Bunu neye yormalıyız? Daha genel olarak değerlendirmen nedir Kemal? 

Can: Ruşen’in söylediğinden devamla, bu bir tür sonuçları kabullenme ama sonuçların gereğini kabullenip kabullenmeyecekleri ile ilgili yeterince veri vermiyor, bunu söylemem lazım. 

Şimdi şöyle bir şey var: Bu söylediğin merkezlerin el değiştirdiğinin bir tür kabul edilmesinin dışında, el değiştirmemiş olan merkezlerde de son derecede sıkıntılı yerler var. Mesela, Bursa şu anda kaybedilmemiş görünüyor. Ama geçmiş seçimlere göre oy farkları açısından bugün gelinen noktada ciddi bir kayma var. Çünkü Bursa’da bir önceki seçimde Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasındaki oy toplamı 20 puanken, bugün bir puana inmiş durumda. Bu, kazanılmış, ‘’Bursa bizde kaldı’’ diyebileceğin bir sonuç değildir. İster kabullen ister kabullenme, o haritada ne renkle boyarsan boya. 

Bütün bunları alt alta koyduğumuzda, çok net bir kayıp tablosu var. Aslında en belirleyici olan mesele de, devam eden trendin, aslında daha önce işaretlerini veren, iktidarın da durdurmaya değil, sadece yavaşlatmayı başarabildiği bir sürecin yeni bir aşamasını görüyoruz. Geri döndürülemez bir resmin geldiği yeni bir durumu yaşıyoruz. Bu donmuş, ‘’hiçbir şey değişmiyor, hiçbir şey olmuyor’’ tablosunun arkasında, en iyi iktidarın ve Erdoğan’ın fark ettiği büyük bir tehlikeyi, sadece yavaşlatarak, durdurarak, sadece sonuçlarını engelleyerek, sorunun kaynağında bir şeyi değiştiremeden, -siyasi kriz tablosu da ekonomik krizin tablosuyla aynı- sorunun yaratabileceği sonuçları kontrol etmeye çalışıyor. Şimdi artık bunda da zorlandığını, partisinin imhasından sonra, tabanının da çözülmeye ve dağılmaya başlamasını engelleyemediğini, özellikle de büyükşehirlerde bütün dinamizmi taşıyan, daha önce de bu partiyi iktidar yapan ana dinamiği kaybettiğini… Büyükşehirleri ve ekonomik hareketliliğin olduğu metropolleri ki İstanbul bu konuda en çarpıcı mesele olacak. Neredeyse bütün kıyı şehrini kaybeden, İç Anadolu’ya sıkışmış…

Çakır: İç Anadolu’da da ciddi bir fire var.

Can: Evet. Memleketi koalisyondan kurtarmak için koalisyonla bile devamda zorlanan bir iktidar pratiği tablosu ortaya çıkmıştır. Bunun sayısal verilerini gördüğümüzde daha net analizler yapabileceğiz çünkü genel tablo hiçbir yerde de netleşmiş değil. Bir tek Bahçeli ‘’biz hedefimize ulaştık’’ diyor ama o kendi hedefini kastetmiş olabilir. Sayısal hedefler anlamında da söylenmiş bir şey yok. Erdoğan da konuşmasında ‘’Biz birinci parti çıktık’’ diyor ama ‘’Biz hâlâ yüzde 51’iz ve çoğunluğuz’’ açıklamasını duymuş değiliz. Galiba durum da öyle değil zaten.

Pişirici: MHP ile ilgili ne söyleyebilirsin? Ne görüyoruz orada? Belediye başkanlık sayısını artırmış görünüyor, ittifaktaki eli mi güçlendi? Devlet Bahçeli’nin bundan sonra nasıl bir tavır almasını bekleriz?

Can: Bir kere, söylem etkisi açısından zaten seçim sürecinin tamamını kontrol etti.Tamamen kendine bağlı ve onun belirlediği sınırlar içerisinde devam etti. Erdoğan neredeyse MHP sözcüsüne dönüştü.

Çakır: Şöyle diyebilir miyiz? Bence, beka meselesini ciddiye alanlar, MHP’yi oya boğdu. Çünkü o beka meselesi koalisyonun sözüydü. Ama sonuca bakarsak, AK Parti’nin belediyeleri kazanma ve kaybetme performansı çok kötü. MHP’ye bakıyoruz, il sayısı yaklaşık 15. Öte yandan, en büyük rakibi İYİ Parti’nin, an itibariye aldığı bir il yok görünüyor. 

Can: Oy sayıları nasıl etkilendi ona bakıp görmemiz lazım. 

Pişirici: Şu anda 12 tane MHP belediyesi görünüyor.

Çakır: Ama ilden bahsediyorum. Yerel seçim nedir? İstanbul, Ankara, İzmir. Sonra büyükşehirler, sonra iller. Sonra da Çankaya gibi büyük ilçeler. Sonuca baktığın zaman MHP’nin kaybettiği Adana ve Mersin var ama kazandığı bir yığın yer de var.

Can: Ama zaten MHP, Erdoğan tekrar ittifakla seçime girme kararını açıkladığında kazanmıştı. Erdoğan, tekrar ittifaka mecbur olduğunu açıkladığı gün, Bahçeli’nin söylediği hedefler itibariyle, MHP hedeflerine varmıştı.

Gürsel: Artı, sadece büyükşehirlerde değil, her yerde ittifak yapılması gerektiğini de yolun ortasında kararlaştırdılar.

Çakır: Mesela iki partiden bir tanesinin aday göstermediği yerlere baktığımızda, MHP neredeyse hepsini alıyor. Ama mesela Ankara’da MHP aday göstermediği halde AK Parti de alamadı. 

Gürsel: Madem konu açıldı şunu da söyleyeyim: AK Parti-MHP ittifakı kendi içinde ciddi sorunlar yaşıyor ve aslında konsolide olmadı. AK Parti-MHP ittifakının olmadığı illerde ise bu iki parti arasındaki blok içinde -Sünni muhafazakâr, İslami Türk bir blok diyelim- AK Parti’den MHP’ye geçiş var. O nedenle bu tablo ortaya çıkıyor. Beka meselesinin gündeme getirilmesi, daha önceki seçimlerde olduğu gibi yine MHP’ye yaradı. Bu beka konusunu bu kadar dillendirmedikleri zamanda da seçmen bir beka tehdidi algısına kapılmıştı, 7 Haziran 2015 seçiminin öncesinde.  O zaman MHP’ye kaymıştı. ‘’Türkiye bölünüyor’’ algısı nedeniyle MHP yüzde 15’lere çıktı. Daha sonra tekrar terörle mücadele başladığında…

Can: Ama bu geleneksel olarak böyle. Daha önce, 70’lerde de böyle. 90’larda da böyle. Bugün de böyle. Milliyetçiliği hangi tonda söylemin ana eksenine yerleştirirsen, bundan MHP faydalanır. 

Gürsel: Doğru.

Can: MC’lerde de (Milliyetçi Cephe) kârlı çıkmıştır. Hatırlayın, DYP’nin bir tür gizli ortağı pozisyonundaki MHP, 90’ların o sertleşme sürecinin bütün nimetini toplamıştır. Şimdi de aynı tablo var.

Gürsel: Yani bir ateş yükselmesine neden olan bir araz, bir sıkıntı varsa vücutta, o ateşin göstergesi, MHP’nin oylarının artmasıdır. Yaratabiliyorsanız bu efekti, misal, ‘’Türkiye’nin ekonomisine kumpas kuruyorlar, komplo ile ekonomimizi mahvetmek istiyorlar’’ dediğiniz anda da, bu bir beka meselesi olarak algılanır, MHP’nin oyu artar. Burada aslında şöyle bir tablo çıkıyor: MHP’nin yerinde olsaydınız ne yapardınız? İttifaktaki eliniz güçlendi. Artık sizsiz hiçbir şey yapamayacak. Kararları tek başına alamayacak. O halde bu ittifakı bozmaya ne gerek var? İçinde güçlü olduğum bir ittifakı devam ettiririm. Fakat ortağınız acaba bu yeni ortaklık biçiminden -ki öyle olacağı anlaşılıyor-  ne kadar memnun kalacak? Yani fıtrat meselesi. 

Çakır: Haziran seçimi sonrasında, AK Parti- CHP formülü ortaya atılmıştı ya, Davutoğlu da niyetlenmişti aslında. Türkiye’nin önümüzdeki süreçte, bir tarafta Cumhur İttifakı’nı, Erdoğan’ı sürdürme zorunluluğu, ama Cumhur İttifakını sürdürmenin ekonomik bedelinin ve olumsuz siyasi sonuçlarının çıkışı olarak da, o büyük koalisyon gibi bir şeyi tekrar ısıtabilir diye düşünüyorum.

Gürsel: Bu arada, aldığım duyumlara göre Davutoğlu bir hayli arzulu ve istekli gidiyormuş bu parti kurma konusunda. 

Pişirici:  Bu sonuçlar Davutoğlu’nu daha da cesaretlendirir mi?

Gürsel: Bu sonuçlar daha da cesaretlendirir galiba. Bu sonuçları tanımama eğilimi. Fahrettin Altun’un tweeti aslında odur. Bütün otoriter iktidarlarda olan şey bu. Sonucu tanımama eğilimi. 

Can: Bence o, Binali Yıldırım’ın reaksiyonu ile ilgili bir açıklama. 

Çakır: Kesinlikle.

Can: Bu, başka bir şey. Bu o kadar yüksek politik bir şey değil. 

Gürsel: İnce ayar. 

Can: Telefon açıldı ‘’Beni burada kötü durumuna düşürdünüz. Ben burada açıklama yapacaktım, cumhurbaşkanı açıklama yaptı.’’ Bu, böyle bir şey. 

Çakır: Tam da öyle. 

Can: Fahrettin Altun da bunu düzeltiyor. 

Çakır: Kayıp anlarında artık her şey fevri gider. Mesela cumhurbaşkanının ettiği laf söylenecek şey mi? Şu açıklıkta da söylemiyor: “Arkadaşlar, İstanbul gitti ama merak etmeyin ilçelerimizin çoğu var” da demiyor. İnsanlar ‘’herhalde bunu demek istedi’’ diye arkeoloji yapıyorlar. Bu normalde edilecek bir laf değil. Bence bu kayıbı farkında olduğunu gösteriyor.

Can: Daha önce net olarak ‘’Atı alan Üsküdar’ı geçti’’ dediği cümle var. Almış olsaydı derdi yani. ‘’Geçtik biz, aldık İstanbul’u’’ demedi.

Gürsel: Hatırlatılması gereken bir husus daha var: Enformasyona göre, Bursa’da veri akışının durduğu açılmış sandık oranı yüzde 89,9. Yani daha aktarılmamış, veriye dönüştürülmemiş yüzde 10’luk sandık var. Ve aradaki puan farkı iki gibi gözüküyor.

Çakır: Onların da Nilüfer’den olması muhtemel. 

Gürsel: Nilüfer de CHP belediyesindedir. Şimdi Bursa’yı da kaybederse o zaman şöyle bir tablo çıkacak ortaya: Cumhur İttifakı ve AK Parti’yi, Türkiye’nin bütün metropollerinde seçmen tarafından cezalandırılmış ve Türkiye’nin taşra partisi konumuna itilmiş, fevkalade darbelenmiş bir halde göreceğiz. Bunun artık tarihsel bir kırılma olduğunu söyleyebiliriz. Çözümü de, bu ekip, bu kadro ve bu yaklaşım ile mümkün olmayan ekonomik krizin çaresizliği içinde tarihi bir kırılmadır. Bu açıdan da Türkiye’nin tarihi günlerinden birin yaşadık. Bunu tespit etmek lazım.

Can: Şu notu da koymak istiyorum: Seçimden önce ‘’Ne yapılırsa yapılsın, değişmez. Her şey ayarlanmış’’ gibi şeyler çok söylendi. Koca İstanbul’u ayarlayabiliyor, ayarlayabiliyor, 5000 oyu ayarlayamadığı için AK Parti kaybediyor. Bu tezi savunanların, takkelerini önüne koyup düşünmeleri lazım.  

Çakır: Bunun üzerine konuşmaya değmez bile. 

Can: Bunu sadece bir politika belirleme ya da strateji belirleme meselesi haline getirenlerin… Bu doğru bile olsa şunu görebiliyoruz. Kadri Gürsel’ in başta söylediği ‘’Maç gerçek’’ cümlesi. Tabela ile oynayabiliyorlar. Onunla oynayabiliyorlar. Bununla oynayabiliyorlar. Ama “maça çıkmanın anlamı yok”un çok doğru olmadığını görebiliyoruz. 

Çakır: Bu aslında gizli AK Partililik gibi bir şey. Ben son yorumlarımdan birisinde ‘’Muhalefetin en büyük hatalarından birisi, AK Parti’ye, -geçmişte Refah Partisi’ne- oy veren insanların rasyonelitesini anlamak istememesi, onların bütün oy vermelerini bir irrasyonelite olarak değerlendirmeleridir’’ demiştim. Neler neler söylediler.  ‘’Patatese oy veren, makarnaya oy veren, göbeğini kaşıyan adam’’ diye neler neler söylediler. Dün gördük işte; oy veren insanların bir kısmı bu seçimde sandığa gitmedi. Niye gitmedi?

Gürsel: Tabii yüzde 83 katılma oranı düşük. Bu kadar kutuplaşmış bir yüzde 83 düşük, yüzde 90’lar seviyesinde olması lazım.

Can: Hep öyleydi zaten. 

Çakır: ‘’Küskün AK Partililer sandığa gitmeyecek” diye çok söylendi. Bir önceki seçimde AK Parti’ye oy vermiş çok sayıda insanın da Ekrem İmamoğlu’na, Mansur Yavaş’a, Adana’daki Karalar’a verdiklerini tahmin ediyorum. ‘’CHP’ye oy vermedim’’ diyor ama veriyor. Böyle birkaç insanla tanıştım, ‘’Ekrem İmamoğlu’na vereceğim’’ diyor. ‘’CHP’ye vereceğim’’ demiyor. ‘’Neden?’’ diye soruyorsun, ‘’İyi bir adam, temiz bir adam’’ diyor. CHP’li olduğunu biliyor. Ama ‘’Ben CHP’ ye oy vereceğim’’ demiyor, Ekrem İmamoğlu’na vereceğim’’ diyor.  Bu anlamda Kemal Kılıçdaroğlu, bir başarı öyküsü olan ilçe belediye başkanlarını, büyükşehir adayı göstererek çok isabetli bir şey yaptı. AK Parti’den, hatta belki de MHP’den kaçmak isteyen insanlara şu opsiyonu tanıdı: “Partime vermeyin, adayıma verin. Adam, temiz adam, başarılı.’’ Yanlış anlaşılmasın, erkek olduğu için ‘’adam’’ diyorum. Bursa’da Nilüfer, Antalya’da Konyaaltı örnekleri var. Bu iş böyle yürüdü. Böylece bazı AK Parti seçmeni, ‘’CeHaPe zihniyeti’’ne değil adaya oy verdi. Bu bir kaçamak imkânı sağladı. Burada bence akıllı bir strateji var. 

Mesela, Gürsel Tekin adaylığını açıkladı. Muharrem İnce adaylığını açıkladı.  İstanbul’da onların profilinde birisi aday olsaydı ne olurdu? Hiç bunları yaşamazdık. ‘’Ankara’yı kaybetti ama İstanbul’u yine korudu’’ derdik. Ama burada başka bir şey oldu; Politik olarak bilinmeyen, diğer kutbu korkutmayan, sakin birisi, adıyla, soyadıyla, üslubuyla, namaz kılmasıyla da aslında pekâlâ onlardan birisi olarak da görülebilecek birisi çıktı. AK Parti’ den, Erdoğan’dan yorulmuş olan insanlar da ‘’Bir de buna oy verelim bakalım” dedi. Ben çok sayıda insanın böyle oy verdiğine eminim. 

Gürsel: Bir şey eklemek istiyorum; Burada geçen perşembe akşamki açık oturumda Mesut Yeğen’in söylediği önemli bir tespit var: Ekonomik kriz faktörü seçimlerde ne kadar etkili olur, olmaz bunu konuşuyorduk. Ama o da, 2013’ten beri iktidarın, özellikle Erdoğan’ın çok fazla öfke yüklediğini söyledi. Ben daha fazlasını söyleyeyim, nefret enjekte etti. Çok fazla nefret söylemi kullandı. Ve insanlar bundan da yoruldu. Çünkü bu kadar nefret söyleminin, bu kadar düşmanlaştırmanın sokakta karşılığı yok. Gerçekten yok. Türkiye’de toplumu toplamlara ayırmak, yani birbiriyle alakasız, birbirine yabancılaşmış gruplara ayrıştırmak mümkün, ama bunu yaparken o grupları fevkalade yoruyorsunuz. İnsanlar da yoruldu artık. Yani bu kadar çok nefret söylemi, bu kadar çok kutuplaştırıcı söylem, kavga dili, bu baskı, bu psikolojik tahakkümle bir toplumda ilelebet yaşanmaz. Bunun süresi de altı yıl. Altı yıl sürdü bu da. Bence insanlar bundan da bıktılar.

Çakır: Kesinlikle. Yoruldu artık.

Gürsel: Buna reaksiyonu ne olacak Erdoğan’ın?” tartışmasında, buna her zamanki gibi, güç kaybetti, elinde kalan gücü kullanarak yahut daha da otoriterleşerek, baskı tedbirleriyle, yani bildiği yöntemlerle cevap vererek bu gücü geri alması yahut ‘’sonuçları tanımıyorum -ki 2015’te o lüksü vardı- ben bu sonuçları beğenmedim. Gidin bir daha seçim yapın, öyle gelin. Bak böyle olmazdı. Bak yine seçime gideceğiz”  manasında konuştuğunu da hatırlıyoruz- Şimdi artık bugünkü şartlarda, bu zor ittifak koşullarında, ekonomik kriz şartlarında artık bunu yapma imkânı yok. İstese de yapamayacağı şeyler var. Bu, kesin ve net bir güç kaybıdır. Umarım farkına varırlar ve bu manada ülkeye daha fazla zarar vermezler. 

Pişirici: Anadolu Ajansı’nın seçim haritasında, AK Parti’nin kazandığı düşünülen iller, sarı- kahverengi  bir renkle gösteriliyor. Şöyle bir saydığımda, orada 42 tane görüyorum. Recep Tayyip Erdoğan balkon konuşmasında, “16 büyükşehir, 24 il kazandık’’ demişti. Toplamı 40 ediyor. İki tanesi neresi? Bir tanesi İstanbul, bir tanesi Bursa olabilir. 

Çakır: Neyse artık bu saatten sonra spekülasyon yapmaya gerek yok. Zaten çıkacak ortaya. Ya bazı yerler karakolluk olacak. Ama şöyle bir durum var: İstanbul’u allem edip kallem edip alsalar bile, bu konu, geçen seçimde Mansur Yavaş’ın Ankara’da kaybetmesinden de öte bir şey olacak. Uluslararası kamuoyunda da Türkiye ile ilgili çok ciddi meşruiyet kaybı olur. Hem bir taraftan serbest piyasa diyip, hem bir taraftan göstere göstere böyle bir şeyin olması zor. 

Can: Zaten bir siyasi iletişim mantığıyla bakarsak, şu anda İstanbul özelinde “Adam kaybetti” yi yönettiler. Tıpkı, 24 Haziran gecesi İnce’nin durumundalar şu anda. Şu andan itibaren kazansa da, borsa tabiri ile ‘’kaybetti’’yi satın alınmış durumda. İstanbul’da kaybedebilirliği…

Çakır: İnce onu yönetememişti.

Can: Bunlar da, eğer kazandılarsa, eğer itiraz ederek kazanmayı ya da sonuçta İstanbul’u vermemeye niyet ediyorlarsa, onu da kötü yönetmiş durumdalar.

Pişirici: Açık oturumu sonlandıracağım burada.  Son olarak İsmail Küçükkaya’nın tweetlerine baktım orada “Adam kazandı” diye bir şey görmedim. Küçükkaya öyle bir tweet atmamış. 

Gürsel: Bir şey daha söyleyeyim. İmamoğlu’nun kampanyasına başladığı günlerde CHP‘nin bir küskünler sorunu vardı. İktidar, bu kampanyayı iktidar alabildiğine çirkinleştirdi, alabildiğine zehirledi. Alabildiğine kirli bir söylemle, o kadar gerdi ki kendi kendine, CHP’nin bu sorunu çözmek için hiçbir şey yapmasına gerek kalmadı. İktidar çözdü CHP’deki küskünler sorununu. Bunu da unutmadan belirtmek lazım. Eğer CHP seçmeni sandığa gittiyse, bu, CHP’nin başarısı değildir. 

Çakır: Tabii. Bu Erdoğan’ın başarısıdır. 

Gürsel: Yaniburada hiç kimse kendine başarı payı çıkartmasın.

Can: Aynı şekilde, AK Parti’nin kaybı ya da yenilgisi de, muhalefetin başarısı değil, kendi beceriksizliğindendir. 

Gürsel: Kendi politikalarının neticesidir. 

Pişirici: Çok teşekkür ederim Kemal Can, Ruşen Çakır, Kadri Gürsel. Seçime özel açık oturum’’ burada sona eriyor. Bizden sonra, İngilizce haber bültenini, Kürtçe haber bültenini, Farsça haber bültenini ve Almanca haber bültenini izleyebilecek izleyicilerimiz. Ve yerel seçimle ilgili bilgileri, bu dillerde de bu yayında elde edebilecekler.

Çakır: Bir şey daha yapacağız, o da birazdan gerçekleşir herhalde. Bu kavganın, en büyük çekişmenin yaşandığı İstanbul’da, AK Parti ve CHP’de olayı yerinde izleyen, merkezlerinde izleyen arkadaşlarımız da kısa bir süre sonra gözlemlerini burada, canlı yayında anlatacaklar. AK Parti kazanmış gibiydi. Sonra geri adım attı. Neler yaşandı, nasıl yaşandı, an be an aktaracaklar.  Bütün bunları arkadaşlarımız yayında değerlendirecekler.

Pişirici: Açık oturum sona erdi. Yarın görüşmek üzere. İyi akşamlar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus