Mahkemeye 15 sayfalık dilekçe verdi: “Nişanlımla tehdit edip beni itirafçı olmaya zorladılar”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

DHKP-C soruşturması kapsamında sekiz ay cezaevinde kalan Cavit Yılmaz, mahkemeye gönderdiği dilekçede savcı, istihbarat görevlileri ve polisler tarafından gerçeğe aykırı ifade vermesi için tehdit edildiğini anlattı.

Cavit Yılmaz, 30 Haziran 2017’de İzmir’de sosyal medya paylaşımlarıyla “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, örgüt propagandası yapmak ve cumhurbaşkanına hakaret” suçlarını işlediği iddiasıyla tutuklanarak Şakran Cezaevi’ne konuldu. 11 Mart 2018’de serbest bırakılan Yılmaz, Almanya’ya iltica etti. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savcı Mehmet Selim Kiraz’ın makamında öldürüldüğü eylem için silah temin etme davasında tanık yapıldı. Mahkemeye gönderdiği dilekçede; Cumhuriyet Savcısı C.T., bir istihbarat görevlisi ve terörle mücadele polisleri tarafından CHP’li belediyeleri, sendikaları ve kendisine gösterilen fotoğraflardaki kişileri suçlaması için yönlendirildiğini söyledi. Bu kişilerin söylediklerini yapması için kendisine nişanlısının plajda çekilmiş fotoğraflarının gösterildiğini anlattı. Yılmaz’ın 15 sayfalık dilekçesinden öne çıkan kısımlar şöyle:

Polis ve “Abi” takma adlı ziyaretçiler

“Tutuklanmamın üzerinden bir ay geçmemişti ki gözaltında ifade vermem için benimle konuşan polis memuru ve onun ‘Abi’ diye tanıttığı biri görüşe geldi. Polis memuru ‘Abi seninle ilgilenecek. Abi tam yetkilidir, güvenebilirsin’ dedi. Abi masaya bir not defteri ve büyük ebatlı kalemi (tahminimce ses kayıt cihazını) koydu. Bu kişi bana ‘Dosyana baktık. Hiç illegal işin yok. Bu zamana kadar silah da kullanmamışsın. Bize yardımcı olmanı istiyoruz ki biz de sana yardımcı olalım’ dedi. Görüşmeyi sonlandırıp koğuşa döndüm.

Devlet arkamızda”

45 gün sonra ‘Abi’ denilen kişi tek gelmişti. Gömleğinin üst cebinden çıkardığı bir zarfı uzattı ve ‘Sana yazıldı. Oku bir istersen’ dedi. Berk Ercan (DHKP-C soruşturmalarının itirafçı tanığı) tarafından kaleme alındığını anladım. Mektupta ‘Bizi kandırdılar. Artık geleceğe daha iyi bakıyorum. Gençliğimizi kullanarak kendi çıkarları için bizi hapislere, ölümlere atanlar şimdi zevk içinde yaşıyorlar. Senin yanına ziyarete gelen arkadaşlara yardımcı ol. Her şey daha güzel olacak. Devlet arkamızda’ diye yazmıştı. Berk Ercan ile aynı dosyada yargılandık, bu yüzden yazısını biliyorum. ‘Abi’ adlı kişiye ‘Ben Gençlik Dernekleri Federasyonu’nda basın açıklamalarına katılan, yaz kamplarına katılan, sistem karşıtı, sol görüşlü biriyim. Bahsettiğiniz gibi silah, bomba, eylem bilmem. Tasvip de etmiyorum’ dedim. O arada araya girip ‘E, tamam işte biz de bunu istiyoruz. Gençlik Federasyonu, 2012 yaz kampına hangi belediyenin otobüsleri ile gitti. Ataşehir, Şişli ve Beylikdüzü. Tamam bu belediyeler size olanak sunuyor, bu bir gerçek. Çünkü istihbarat raporlarında var. Bize, şu belediye şu kadar verdi, şu sendika şu kadar verdi, demen yetiyor. Biz de hemen senin sevkini İstanbul’a aldıralım. Sen de rahatla biz de rahatlayalım’ dedi.”

Ankara’daki çiftlik

“Kendilerini MİT personeli olarak tanıtan kişiler bir kez daha ziyaretime geldi. Bu sefer yanlarında 40-45 yaşlarında esmer tenli saçlarının ön kısmı dökülmüş ve kendini İstanbul TEM Şubesi’nde görevli bir polis olarak tanıtan kişiler de vardı. Bu kişi bana ‘Seni buradan alırız. Ankara’ya götürürüz ve çiftliğimizde misafir etmesini biliriz. Ama sana insan gibi söylüyoruz. Bize yardım et, biz de sana yardım edelim. Yoksa iş farklı boyutlara kayacak. İçişleri de, Adalet Bakanlığı da bu iş ile ilgili bizleri tam yetkilendirdi. ‘Ya konuş ya da olacaklara katlanırsın’ diyerek sarı bir zarftan nişanlımın evinin önünde, işe giderken, dolmuşta, markette ve Balıkesir’in Akçay ilçesinde ailesiyle birlikte tatil yaparken çekilmiş bikinili fotoğraflarını gösterdi. ‘Berk Ercan ifade vermek için dilekçe yazıyor bize. İfadelerin arasına bu kişinin de girmesini istemezsin değil mi’ diyerek önüme dört sayfalık bir dosya koydular. Dosyaya baktığımda altı-yedi kişinin isminin geçtiğini gördüm. Bu isimlerden dördü için savcı Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesi eylemine yönelik ifade vermemi istediler. Artık kimseye sesimi duyuramadığım ve psikolojik olarak bitik bir hâlde olduğum için bu doğrultuda ifade vermeyi kabul ettim”

Cezaevi çıkışı gözaltı

“11 Mart 2018’de çıkarıldığım mahkemece serbest bırakıldım ve cezaevi kapısından gözaltına alındım. Önce Aliağa Terörle Mücadele Şubesi’ne, sonra da İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’ne getirildim. Gözaltına alındıktan üç ya da dört gün sonra yukarı çıkartıldım. Yedi-sekiz adet bilgisayarın olduğu bir odaya götürüldüm. Tanıdığım kişileri not etmem istendi. Bilgisayarda İdil Kültür, OKM, FOSEM, TAYAD, HHB gibi isimler olduğunu ve bu isimlerin altında fotoğraflar olduğunu gördüm. Yüzlerce fotoğraf ve isim olduğu için not almaya başladım. 10-15 kişinin ismini hiç tanımadığım hâlde not aldım.”

Tamam, şimdi terör dosyasına benzedi”

“Gözaltına alındıktan 14 gün sonra, dördüncü kata çıkarıldım. Daha önce not aldığım isimlerin fotoğraflarının word belgesine yapıştırıldığını gördüm. Bir polis memuru sormaya başladı. Ben de bu kişiler hakkında ‘Dernekte gördüm, bildiri dağıtırdı, basın açıklaması düzenlerdi” diye ifade vermeye başladım. Bu duruma sinirlenen polis ‘Böyle olmaz ama. Basın açıklaması, dergi, bildiri, yürüyüş. Bu nasıl terör dosyası! Biz bunu savcıya böyle sunamayız ki. Biraz illegallik katmalısın’ diyerek ifademde geçen sokak olayları, korsan gösteriler ve silahlı yürüyüşleri ekledi. Sonra bana okuyarak ‘Tamam, şimdi terör dosyasına benzedi’ dedi. Sonra bir avukat kimliği getirilerek ifademin bu avukat nezaretinde alındığını eklediler. Ben ifademi avukat nezaretinde vermedim.” 

Telefonumu dinlediler”

Gözaltından çıktıktan sonra ifademi geri çekebilmek için neler yapabilirim diye düşünmeye başladım. Avukatım Atilla Akın’ın ofisine gitmeye karar verdim ve bir gece öncesinden onu arayarak, yarın müsait ise yanına uğramak istediğimi söyledim. Bir gün sonraya randevulaştık. Sabah uyandığımda telefonumda gizli numaradan gelmiş dört cevapsız arama olduğunu gördüm. Evden çıkarken gizli bir numaradan arandım. Kendisini İsmail olarak tanıtan bir kişi bana ‘Cavit sana avukat tuttuk, tekrardan avukatına gitmene gerek yok. Bu tür ihtiyaçlarını bize ilet, biz hâllederiz’ dedi ve kapattı. Avukatımla görüşmeye gidemedim. 

Dosya seninle de kalmaz, uzar gider”

Bu olaydan 10-15 gün sonra avukatım beni arayarak, Çankaya Terörle Mücadele Şubesi’ne gitmemiz gerektiğini söyledi. Bir gün sonra gittik. Burada bana ‘Senin ifade verdiğin bir kişi yakalanmış, teşhisin gerekiyor’ dediler. Dosyanın savcısı Can Tuncay, şubede bulunan bir polis memurunun telefonundan benimle görüştü. ‘Cavit, devlet arkanda. Savcımızın katilleri bu kişiler. Ne oldu tanımıyor musun? Yoksa sen bize yalan beyanda mı bulundun? Eğer öyle ise bu kişiyi serbest bırakacağım ve senin hakkında yalan beyandan yakalama kararı çıkartacağım. Dosya seninle de kalmaz, uzar gider’ dedi. Fotoğraf teşhis tutanağını kabul ettim. Artık olaylar içinden çıkılmaz bir hâl almıştı.

Peruklu, bıyıklı, şapkalı koruma

Mahkemenizde tanık sıfatı ile dinlendiğim ilk duruşmadan yarım saat önce sivil polis aracında sanıkların resimleri gösterildi ve ‘Merak etme biz de salonda olacağız. Hakkında Tanık Koruma Kanunu’na istinaden tedbir kararı aldık. Yüzün salona gösterilmeyecek. Kamerayı çevireceğiz. Zorlanırsan bu kâğıtlara bak. Bunlar senin ve Berk Ercan’ın beyanları. Bu fotoğraflar da sanıkların fotoğrafları’ dediler. Mahkeme salonu dışında 10-15 polis memuru arasında bekletildim. Tanık koruma polisi, mahkemeniz kâtibini arayarak ‘Yüzü gösterilmeyecek, kesin karar’ dedi. Beş-altı telefon görüşmesi sonrası kâtip arayarak ‘Mahkememize böyle bir karar tebliğ edilmedi. Mahkeme başkanı kabul etmedi’ dedi. Salonda bulunan polis memurları panik hâlinde telefon görüşmeleri yapmaya başladı. Bana yanlarında getirdikleri peruk, bıyık, sakal ve şapkayı takmaya başladılar. Duruşma başladı ve ben salona alındığımda SEGBİS kamerası duvara döndürülmüştü. Salonda 10’a yakın polis memuru bulunuyordu. Polis, tanığın yüzünün mahkemeye gösterilmeden ifadesinin alınmasına yönelik ellerinde karar olduğunu söyledi. Siz de avukatlara sordunuz. Bu duruma itiraz edildi. Siz de ‘Elimize böyle bir karar ulaşmadı’ diyerek yüzümün mahkeme salonuna yansıtılmasını ve salondan polis memurlarının çıkmasını istediniz. Bu emriniz üzerine paniğe kapılan tanık koruma memurları, acele bir şekilde benim üstümdeki bıyık, peruk ve şapkayı alarak salondan dışarı çıkartıldı. Bu baskı altında ifademi doğruladım.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus